Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

BasketbolZeljko Obradovic: Prestij

Zeljko Obradovic'in dehasını bir çırpıda anlatmak zor.

“Her sihirbazlık numarası üç bölüm ya da perdeden oluşur. Birincisi ‘vaat’ bölümüdür. Sihirbaz size sıradan bir şey gösterir. İskambil destesi, bir kuş ya da bir insan… İncelemenizi ister. Fakat gerçek, farklı olabilir. İkinci perdeye ‘dönüşüm’ ya da ‘dönüm noktası’ denir. Sihirbaz, olağan bir nesneyi alır ve onu olağanüstü bir şeye dönüştürür. Hilenin sırrını arar ama bulamazsınız. Çünkü dikkatli bakmazsınız. Siz sırrı bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuzdur. Henüz alkışlamazsınız; çünkü bir şeyi yok etmek yeterli değildir, bir de onu geri getirmek gerekir. İşte bu yüzden, her sihirbazlık numarasında üçüncü bir perde bulunur. İçlerinde en zorlusu. Bizlerin deyişiyle; ‘prestij’.”

Christopher Nolan’ın The Prestige adlı filmi bu sözlerle başlar. Filmde Robert Angier ve Alfred Borden adlı iki sihirbazın çekişmesi ve insanoğlunun tüm gelgitleri anlatılır. İkisi de hırslı ve sihirbazlığın en üst mertebesine ulaşmak isteyen illüzyonistlerdir ancak Angier, Borden’dan daha başarılı olma ihtirasıyla dünyayı dolaşır. Çok para harcar. Nikola Tesla’nın teknolojik dehasından dahi yararlanır. Borden ise işin temellerine iner. Farklıdır. Farkı, zor olanı yapmaktır. Yani basit olanı.

Evet, basketbol koçu Zeljko Obradovic’ten önce bu filmden bahsetmek istedim. Lütfen sabredin. Çünkü Angier ve Borden arasındaki bir konuşma Obradovic ile ilgili bakış açımı anlatabilmem için mühim.

Robert Angier: Bunu neden yaptığımızı hiçbir zaman anlamadın. İzleyici gerçeği biliyor. Dünya basit, rezil, en başından beri böyle. Ama onları bir saniye bile şaşırtabilirsen, merak etmelerini sağlayabilirsin. Ve çok özel bir şey görürsün, sen bilmesen de yüzlerinde o bakış oluşur.

Alfred Borden: Aslında sır, kimseyi etkilemez. İnsanları etkileyen, o sırrı yapmak için kullandığın yöntemdir. Fedakârlık… İyi bir numaranın ardındaki sır budur.

Zeljko Obradovic, basketbol tarihinin en büyük koçlarından biri. Avrupa basketbol tarihinin ise en büyüğü. Koçların büyüklüklerini tanımlarken farklı parametrelerle yaklaşabilirsiniz bu değerlendirmeye, illa ‘en çok kupa’ istatistiğine bakmak gerekmez. Ekipçe yaptığımız bu listeyi bırakın 1997’den, daha geriden, 1987’den itibaren alsak da Obradovic’in bir numaradaki yeri değişmez. Bu nedenle, onun yerini bu yazıya sığmayacak başarılarıyla açıklamaya kalkmak haksızlık olur. Genel basketbol felsefesi, sezonluk A planı, eşleşme hazırlığı ve maç sırasındaki hamlelerin hepsinde kutuları doldurabildiğim tek koç belki de… Koyulan hedefi, yani ‘vaat’ kısmını; ulaşmak için yapılan A planı ve takım mühendisliğini, yani ‘dönüşüm’ü iyi yapan çok iyi koçlar var elbette. Ama Obradovic’i onlardan ayıran, işin ‘prestij’ bölümü. 2002 finalinde genç Papadapoulos’u Rashard Griffith ile eşleştirmesi, 2011’de tarihin en iyi kadrolarından birine sahip Barcelona’yı box-and-one savunma ile alt etmesi ya da Fenerbahçe’de Real Madrid’i elerken Nikola Kalinic’e verdiği özel görev, ilk aklıma gelen örnekler… Ama hiçbiri bir çılgınlık anının eseri değil. Evet, risk söz konusu. Ama hepsi detaycı ve mükemmeliyetçi kişiliğinin yansıması olarak daha önce idmanlarda yaptırdığı çalışmalardan kaynak buluyor. Daha da önemlisi, oyuncuları ile kurduğu güven ve dürüstlük ilişkisi…İnşa ettiği ana yapı çok sağlam. Onları mental olarak hep en zoruna hazırlıyor. Zor anlarda yapılacak kritik hamlelere adaptasyonları için hem kendini hem de oyuncularını bu esnekliğe hazır tutuyor. Hataları olmadı değil ama bunları hep kendini geliştirmek için kullandı. Bu sihir gibi gözüken taktiksel müdahalelerin, 21 sezonda oynadığı 15 Final Four’un, 17 playoff serisinden 16’sını kazanmasının ardında, fedakârlık ve çok çalışma yatıyor.

Kendisiyle röportaj yapmak için Uğur Ozan Sulak ile yanına gittiğimizde, bize günde 16 saat sadece basketbolu yaşadığından bahsetmişti. Kafasını yastığa koyduğunda bile hâlâ basketbol düşünmesi de cabası. Diğer koçların onun yarattığı setleri oynaması ile ilgili bir soru üzerine, bir anda çekmecelerine ve dolabın tüm raflarına bakıp bir önceki yılın Fenerbahçe setlerinin bulunduğu dosyayı aramasını ise hiç unutamıyorum. “Geçen sezon, bu yıldan daha kalın bir dosyamız vardı. Set oyunları, felsefemiz falan. Bu yıl, bu dosyaya ihtiyacım yok. Çünkü yeni bir sezondayız. Yeni oyuncular var. Kadro yeni. Geçen sezondan elbette birkaç oyun planı geçerliliğini koruyor ama takımın tamamı değişmişken ben nasıl geçen yılki setleri oynatayım?” demişti bize.

Bu sayede, henüz profesyonel basketbolcuyken 22 yaşında 15 yaş altı takımını yöneten, 31 yaşındayken Yugoslavya ile Eurobasket oynamak yerine Partizan’ın koçu olmayı kabul eden, risk alan ve sorumluluktan kaçmayan bir adamın psikolojisini daha net anlama şansım olmuştu. Bunun için yaşıyordu. İyisiyle ve kötüsüyle.

Şimdi de Fenerbahçe ile bir başka üçüncü perdenin peşinde, izlediğimiz zaman bizlere sihir gibi gelecek prestij anlarını yaratmaya devam ediyor. Bir sohbetlerinde Jasikevicius’a söylediği gibi: “Basit olanı yapmak en zorudur.” Obradovic’in farkı da bu zaten.

Bu röportaj, Socrates Dergi’nin Mayıs 2017 sayısında yayımlanmıştır. Bütün sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz. 

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kalıplar

Kalıplar

2 hafta önce
Uzun Yürüyüş

Uzun Yürüyüş

4 ay önce