Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolZamanı Geldi

Megan Rapinoe'nun özgür ruhu etkisini sadece sahada göstermiyor. O duruşuyla, açıklamalarıyla ve eylemleriyle de gerçek bir öncü. Göksu Bulut'un kaleminden...

Megan Rapinoe ismine birçok farklı mecrada denk gelmiş olabilirsiniz. Amerika Birleşik Devletleri Milli Takımı’nın orta sahasında görev alan yıldızın ünü 2011 Dünya Kupası’ndan beri platin sarısı saçlarıyla, 2012 Olimpiyat Oyunları’nda kornerden attığı tarihi golle veya Nike’ın geçtiğimiz aylarda piyasaya sürülen “Dream Crazier” reklam kampanyasıyla gittikçe arttı. Sahada elde ettiği dünya ve olimpiyat şampiyonluklarını saha dışındaki güçlü karakteriyle tamamlayan ‘özgür ruh Rapinoe’, cinsiyet ayrımcılığı konusundaki tartışmaların baş aktörlerinden biri olarak adından her geçen gün daha fazla söz ettiriyor.

Elbette bu hikâyenin bir de başlangıcı var. Noktaları geriye doğru birleştirmek için Kuzey Kaliforniya’ya uzanmak gerekiyor. Seattle Reign’in orta sahası Rapinoe, üniversite yıllarına kadar beş kardeşiyle, doğayla ve sporla iç içe bir hayat sürdü. Daha sonra futbol kariyerinin ilk büyük adımlarını 2005 yılında Portland’da okurken Kolej Ligi’ni kazanarak attı. Bu süreçte, hislerini ve düşüncelerini somut bir dünya görüşüne oturtmasında ve sporun tarih boyunca örtülü kalan bir penceresinden sesini yükseltmeye başlamasında aldığı sosyoloji ve siyaset bilimi eğitimi şüphesiz bir ilham kaynağı olmuştur.

Kadınlar Günü’nde Amerikan Futbol Federasyonu’nu ‘kurumsal cinsiyet ayrımcılığı’ sebebiyle mahkemeye veren son dünya şampiyonu kadrodaki 28 kadından biri olan Rapinoe, bahsi geçen davanın aslında çoktandır bir neferi. 2016 yılında dört takım arkadaşıyla birlikte erkek meslektaşlarıyla aralarındaki maaş eşitsizliğini gerekçe göstererek ABD Eşit İstihdam Fırsatı Komisyonu’na (Equal Employment Opportunity Commission) bir dilekçe vermişti. Futbol federasyonunun 2015 finansal raporunun verilerine göre 2015 Dünya Kupası’nı kazanan kadın futbolcular federasyona erkeklerden 20 milyon dolar daha fazla gelir sağlarken bunun karşılığında elde ettikleri kazanç erkeklerinkinin dörtte biri kadardı. 

Aralarında futbolun gözde kalecilerinden Hope Solo, kaptanlar Carli Lloyd ve Becky Sauerbrunn ile forvet Alex Morgan’ın da yer aldığı kadınlar grubunu harekete geçiren tek sebepse maaş eşitsizliği değildi. Bu noktada, görüşlerine başvurduğumuz spor sosyoloğu İlknur Hacısoftaoğlu konuya açıklık getiriyor: “Çim sahada oynama sayısından saha kullanım adetine ve maaşlara kadar baktığımızda Amerika Birleşik Devletleri gibi kız çocuklarının futbolda daha aktif olduğu bir ülkede bile erkeklerin avantajlı konumda olduğu görülüyor.” Keza futbolcular da ayrımcılığın sadece maaşlarda değil; antrenman koşulları, tıbbi destek veya maç seyahatleri gibi sporun kalbinde yer alan önemli noktalarda da ortaya çıktığını dile getiriyor.

Davanın bir parçası olan ABD’li kadınlar için güzel bir haberse yalnız olmamaları… Özellikle de tarih, yakın ve uzak yıldızlarıyla, onların yanında. Kendi branşında eşitlikçi bir ortam sağlamak için yıllarını veren Billie Jean King, Twitter hesabı üzerinden “Bu davayı açmak için Kadınlar Günü’nden daha güzel bir gün mü var?” diye destek verirken spor ve kadın konulu tartışmaların odağında sıkça yer almış olan bir başka tenis efsanesi Serena Williams ise Rapinoe ve yoldaşlarının hareketinin bir kıvılcım olabileceğini düşünüyor: “Ücretler arasında saçma bir fark var. Bu bir savaş, bir mücadele. Sanırım her spor dalında bir noktada birilerinin öncülük etmesi gerekiyor. Belki futbol için de bunun zamanı gelmiştir.”

İlknur Hacısoftaoğlu ise son gelişmelerin önemine şu şekilde dikkat çekiyor: “Tarihin hiçbir noktasında gücü elinde tutanlar gücü bir anda elden bırakmamış. Spor alanında da erkeklerin çok büyük bir gücü var. Bir şeyleri harekete geçirmek için kadın sporcuların, antrenörlerin ve yöneticilerin talep etmeye devam etmesi gerekiyor. Amerikan Kadın Milli Futbol Takımı’nın yaptığı, mücadeleyi görünür kılmak adına çok önemli bir hareket.” 

Nasıl ki başta sözünü ettiğim reklam kampanyasını seslendiren Serena, tam da “Peki ya fırsat eşitliğini hayal edersek? Bize hayalci derler” derken sapsarı Rapinoe’nun gözükmesi anlamlı bir mesaj içeriyorsa; Indian Wells CEO’su Raymond Moore’un “Kadın sporcu olsam her gece dizlerimin üstüne çöker, Roger Federer ve Rafael Nadal’ı yarattığı için Tanrı’ya şükrederdim çünkü onlar bu sporu yukarı taşıdı” sözlerine 2016’da tırnaklarını çıkaran Serena ve sporunda eşitsizlikle başa çıkan diğer tüm kadınların yarattığı dalgacıklar da gelecek için önemli bir hareket olabilir. Zira o bakış, sadece tenise veya Moore’a özgü değil. Dolayısıyla mücadele de yalnızca kortlarla sınırlı kalmayacak. Williams’tan Rapinoe’ya uzanan çizgi de bunu doğruluyor.

Yine geçtiğimiz ay Avusturya’nın Tirol bölgesinde düzenlenen Kuzey Disiplinleri Dünya Şampiyonası’nda ödül dağılımındaki eşitsizlik bu kez kayakla atlamada gündeme geldi. Takım yarışlarında iki zafer birden elde eden Alman takımında, erkeklere yaklaşık 31 bin Euro’ya yakın bir ödül dağıtılırken kadınlara toplamda 4 bin 400 Euro verilmesi dikkat çekmiş; Alman Spiegel gazetesi aradaki uçurumu ‘Weltmeisterin zweiter Klasse’ (İkinci sınıf dünya şampiyonu) başlığıyla çarpıcı bir şekilde özetlemişti. 

Farklı sporlarda örneklerine rastlanan cinsiyet ayrımcılığı, temelde sporun da toplum gibi ataerkil bir yapıda olmasına dayandırılıyor. Hacısoftaoğlu, karşılaşılan durumları kadın futbolu özelinde şu şekilde özetliyor: “Spor gibi erkeğe uygun görülen bir alana girmeye cüret eden kadınlar, kadınsılıklarını ve cinsel kimliklerini ispat etmek durumunda kalıyor. Röportajlarda, futbol takımı seçmelerinde bunları ispat etmeye mecbur kalan kadınlar ya bu konuda belli bir strateji geliştiriyor ya da baskılara uygun şekilde hayatını sürdürüyor. Yeterince kadınsı gözükebilmek için oje sürmesi, makyaj yapması ve saçlarını uzatması isteniyor. Röportajlarda parfüm sıkıp sıkmadıkları sorulabiliyor veya kadınlar kendi stratejilerini belirleyerek bunu önden ifade etme gereği duyuyor. Cinsel kimlikleri sorulduğunda ise heteroseksüelliklerini ispat etmeleri gerekiyor. Evlilikleriyle, erkek arkadaşlarıyla ilgili sorgulamalara maruz kaldıklarını da söyleyebiliriz.”

2012 Londra Olimpiyat Oyunları’na iki hafta kala eşcinsel olduğunu açıklayan, kısa saçlı ve ‘kadınsılıktan’ uzak sayılabilecek bir görünüm sergileyen Rapinoe ise herhangi bir baskıya aldırış etmeyenlerden… ESPN’e verdiği röportaj da mücadelesine hiçbir şeyin engel olamayacağını net bir şekilde vurguluyor: “Özel hayat denen şey cinselliğimiz ile ilgili bilgiler değil, doğru bildiklerimiz ve eşitlik için mücadele etmektir.”

Rapinoe, beyaz ve eşcinsel bir kadın sporcu olarak sıradışı bir tip olduğunun farkında. Lakin ‘özgür ruh’ kendi yolunda ilerliyor ve yeterince kadın olup olmadığını ispat etmesini bekleyenlere inat, basketbol yıldızı kız arkadaşı Sue Bird ile ESPN’in ‘Body Issue’ ekine çıplak poz verebiliyor. Ulusal marş esnasında tek dizi üstüne çökerek, Colin Kaepernick’in başlattığı protestoya eşlik ediyor. 2011 Dünya Kupası’nda Kolombiya’ya attığı golü tüm stada dinlettiği Born in the USA serenadıyla kutluyor. LGBTQIA örgütlerinin de yer aldığı organizasyonlarda eşitliği ve insan haklarını savunmayı sürdürüyor, aynı zamanda da kısa saçlarını iyice örten beresinden asla vazgeçmeyeceğe benziyor. Bir şeyden daha emin olabilirsiniz, o kesinlikle ‘ikinci sınıf dünya şampiyonu’ olmayı kabul etmeyecek.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler