Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolUnutulmaz Anlar #4: Yürüdüğümüz Yollar

Dünya Kupası'na bir hafta kala kupa tarihinin önemli anlarını hatırlamaya devam ediyoruz. Sırada, 1994 Dünya Kupası ve Roberto Baggio'nun kaçan penaltısı var.

* Bu yazının da yer aldığı “50 Unutulmaz An” dosyası, Socrates’in 192 sayfalık Dünya Kupası özel sayısında. Özel sayımıza buradan ulaşabilirsiniz.


Bob Dylan, 6 Haziran 1982’de, Joan Baez ile birlikte Pasadena’daki Rose Bowl Stadyumu’nda sahne aldı. Yedi şarkılık performansın son parçası, Blowin’ In The Wind’di… “Bir adamın aşması gereken ne kadar yol vardır, ona erkek dememiz için?” sözleriyle başlayan şarkının ilerleyen satırları, şu ifadeleri içeriyordu:

“Bir adamın kaç kulağı olmalı, insanların ağladığını duyabilmek için? / Bir adam kaç kez başını eğebilir, görmemiş gibi yapmak için? / Ve bir insan kaç yıl yaşayabilir, özgürlüğü elinden alınmışken? / Cevap, rüzgârda savruluyor…”

O günden 12 yıl sonra, 17 Temmuz 1994 günü yine Rose Bowl Stadyumu’nda, İtalya ve Brezilya, Dünya Kupası finalinde karşı karşıya geldi. 120 dakikanın sonunda gol sesi çıkmadı. Kazananı penaltı atışları belirleyecekti ve İtalya adına son penaltıda topun başına Roberto Baggio geçti. Gök Mavililerin kupa umudunun sürmesi için tek ihtimal vardı: Baggio’nun golü ve Brezilya’nın son penaltıyı kaçırması… Bu baskıyla beyaz noktaya doğru hareketlenen Baggio, topu Taffarel’in koruduğu kalenin üzerinden auta gönderdi…

Sanki o an, zaman durmuştu. Baggio adeta, şarkıda bahsedilen yolu aşamamış ve bir ‘erkek’ olamamıştı, iki kulağı İtalyanların ağlayışlarını duymaya yetiyordu, penaltıdan sonra Brezilyalıların sevincini görmemek için başını eğmişti… Yeniden özgür olmak için önünde kaç yıl olduğunu ise bilmiyordu. Öğrenecekti…
2002 yılında yayımladığı otobiyografisinde o günü ve o anı şu sözlerle anlattı:

“Penaltıcılar belirlenirken biraz gergindim ama sorumluluktan kaçamazdım. Penaltıları ancak sorumluluk alabilenler kaçırırdı ve ben de bu kez batırmıştım.

O güne dek başka penaltılar da kaçırmıştım ama hepsini kaleciler kurtarmıştı. Asla dışarı vurmamıştım. Bu yüzden, o gün Pasadena’da yaşadığım şeyin basit bir açıklamasının olmadığını anlamanız lazım. Topun başına gelirken kafam çok netti; Taffarel’in iki köşeden birine yatacağını bildiğim için topu bel hizasının biraz üstünden hafif ortaya gönderecektim. Top ayağımdan çıkarken bu mantıklı bir çıkarım gibi görünüyordu çünkü Taffarel tahmin ettiğim gibi soluna yatmıştı. Ancak… Vuruşum planladığım gibi gerçekleşmedi. Maalesef ve anlamadığım bir biçimde, top kalenin üstünden dışarı gitti. O penaltı, yıllar boyunca hayatıma etki etti. Kariyerimin en kötü ânı, şüphesiz. Hayatımdan tek bir ânı silebilecek olsam, mutlaka o penaltıyı silerdim.”

Budizm’in ‘Dört soylu gerçek’ öğretisindeki maddeler sırasıyla Dukkha, Samudaya, Nirodha ve Magga’dır. Bunlar yine sırasıyla şu gerçekleri temsil eder: “Yaşam ızdırap doludur”, “Her ızdırabın bir sebebi bulunmaktadır”, “Izdırap durdurulabilir” ve “Izdırapsızlığa giden bir yol vardır.” Kendisi de bir Budist olan Roberto Baggio, o gün ızdırapla yüzleşti, kaçırdığı penaltı ızdırabının sebebiydi, bunu durdurmak içinse dört yıl beklemesi gerekti.

1998 Dünya Kupası gruplarında Şili ile İtalya karşı karşıya gelirken, maçın 84. dakikasına 2-1’lik Şili üstünlüğüyle girilmişti. O sırada İtalya bir penaltı kazandı. Herkes topun başına kimin geçeceğini merak ediyordu. Teknik
direktör Cesare Maldini, Baggio’yu işaret etti. ‘Kutsal At Kuyruğu’ topu aldı, beyaz noktaya dikti, biraz gerildi ve hafif adımlarla gerçekleştirdiği koşunun ardından vuruşunu yaptı. Top, kaleci Tapia’nın sağından ağlarla buluştu… Baggio, ızdırabından kurtulmuştu.

Turnuva sonrasında Johnnie Walker, reklam yüzü olarak Roberto Baggio’yu seçti. 1994’te ABD’de kaçan bir penaltıyla başlayan reklam, 1998’de Fransa’da golle sonuçlanan bir diğer penaltıyla sona eriyordu. “Dört yıl boyunca, her gün o penaltıyı kaçırdım” diyordu Baggio en başta… Ve son sahnede, markanın “Keep walking” (Yürümeye devam et) sloganıyla gözden kayboluyordu.

Baggio nihayet, Blowin’ In The Wind’deki son sorunun cevaba ulaşmış, dört yıl sonra özgürlüğüne kavuşmuş ve dördüncü soylu gerçeği bulmuştu; gerçekten de ızdırapsızlığa giden bir yol vardı ve o rüzgârlı yolu yürümeye devam edecekti…

İlginizi çekebilecek diğer içerikler