Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolYeni Dünyanın Kupası: Süper Kupa

Süper Kupa, sportif amaçlar barındıran bir unvan maçı mı yoksa yurtta ve cihanda yer alan 'futbol ailesi'nin işine gelen tek maçlık bir gelir kalemi mi?

Mayıs ayının sonunda lig şampiyonu olan Galatasaray, 3 Haziran’da Bursa’da Bursaspor ile karşılaştı. Kıran kırana geçen maçı Galatasaray kazandı ve sezonu iki kupayla tamamladı. Fakat iki takım arasındaki hesap henüz bitmedi. Ligin ve kupanın en iyi takımı; bir kez daha, bu sefer Süper Kupa için karşı karşıya gelecek. İki farklı ama hemen hemen denk organizasyonu önde bitiren takımlar birbirlerine üstünlük kurmaya çalışacak. Fakat Haziran’da oynanan finalin iki ay sonrasında!

İki ay futbol açısından kısa bir süre olarak gözükebilir ama bu iki ay sezon arasına denk geliyorsa sanıldığından daha uzun bir süreyi ifade eder. Mesela, finalin taraflarından biri olan Bursaspor bu sefer Galatasaray’ın karşısına bambaşka, yepyeni bir takım olarak çıkacak. Takımın teknik direktörü değişti. Golcüsü takımdan ayrıldı. Onun dışında da gidenler ve gelenler arasındaki trafik oldukça yoğundu. Galatasaray ise nispeten daha az değişime uğradı. Durumu hâlâ netleşmeyen Felipe Melo dışında önemli ‘giden’ yok. Ama olabilirdi de… Peki o zaman bu nasıl bir unvan maçı olarak düşünülebilir? Unvanı elde edenler ve yaratanlar yoksa, ortaya çıkan maça ne diyebiliriz? Eğer bir unvan maçı havasının oluşması öncelikli hedef değilse, sezonun başlamasına bir hafta kala bu maç da ne oluyor şimdi?

Türkiye, lig şampiyonu ve Türkiye Kupası’nı kazanan takımları karşı karşıya getirmeye eskiden beri alışkın. 1959’da profesyonel lig, 1962’de Türkiye Kupası başladı. 1966’dan itibaren ise kazananları karşı karşıya getiren yeni bir final türedi: Cumhurbaşkanlığı Kupası. Galatasaray ile Beşiktaş arasında oynanan ilk final bir Eylül günü sahnelendi fakat sonrasında takvimdeki yeri değişti. Şimdiki gibi bir sezon galası değil, sezon finaliydi. 1967 yılından 1989’a kadar aralıksız olarak haziran ayında oynandı. 1989’da eylülü gördü. 1996’nın lig ve kupa şampiyonları Fenerbahçe ile Galarasaray ise ancak 1997 yılının Mart ayında karşılaşabildi. Türkiye senelerden sonra milli takımını bir turnuvaya uğurladığı için sezon sonunda kulüpler arası çekişmenın pek faydası olmayacağı düşünülmüştü. 1998’de ise Beşiktaş ve Galatasaray karşılaştı ve Cumhurbaşkanlığı Kupası adı altında oynanan turnuva sona erdi.

Artık futbol değişiyor, takvim yoğunlaşıyor, organizasyonlar artıyor, maddi gelirlerin önemi giderek ön plana çıkıyor. Haliyle sembolik bir değeri olan Cumhurbaşkanlığı Kupası, bir zamandan sonra angarya haline geldi. Bir de üstüne devlet büyüklerinin arz-ı endam ettiği bir final maçında tribün olaylarının yaşanması, küfürlerin havada uçuşması yetkilileri zor durumda bırakıyordu. Bürokrasi zorlukla karşılaştığı zaman, olayı kökünden halleder. Hemen yasaklar ve baş ağrısından kurtulur. Deplasman yasağından seneler önce Cumhurbaşkanlığı Kupası’nın başına gelen de buydu. Zaten getirisi olmayan, hatta prestij zedeleyen bir maçı oynatmanın kimseye yararı yoktu. Bir de kazananlarla yenilenlerin oynadığı Başbakanlık Kupası vardı. Aslında onun geçmişi daha eskiye dayanıyordu. 1944-1950 yıllarında oynanmış, Şükrü Saracoğlu (CHP) döneminde başlayan organizasyon Adnan Menderes’in (DP) başbakan olmasıyla sona ermişti. 1966 yılında ise ‘Madem cumhurbaşkanın adına bir kupa var, başbakana da bir kupa verdirelim’ denilerek, yeniden hatırlandı. Cumuhurbaşkanlığı Kupası sona erince o da tarihten silindi.

Cumhurbaşkanlığı Kupası’nın, bir sonraki sezonun başında oynanmasına gerek yoktu, zaten takvimin o döneminde TSYD vardı (Anadolu’da hâlâ var). Fakat TSYD’de ezeli rakiplere yenilme ihtimaliyle sezona başlamak oldukça riskliydi. Sezonun bütün yatırımının ilk günden çöpe atılmasına neden olabilirdi. Yatırıma zarar veren bir turnuvanın devam etmesi hayalcilik olurdu. 2000 yılında da TSYD kalktı ve Türkiye futbolu o günden sonra maddi değeri arka planda bırakılan prestiji yüksek kupalara sahip olamadı. Oysa ‘gelenek’, ‘marka değeri’ne en büyük katkı yapan olgulardan biridir.

2000 sonrasında; daha net ifadeyle 2001 krizinden ve 2002 seçimlerinden sonra, Türkiye’de değişimler yaşandı. Kültür ve spor alanlarında öncelikler ve anlayışlar değişti. Artık yayın ihalesi, sponsor katkısı, hatta store geliri gibi kavramlar türemiş; türemekle kalmayıp kulüpler ve taraftarlar için önemli hâle gelmişti. Bir de futbol ailesi oluştu. Futbolu yönetenlerin kurduğu önce soyut bir anlam ifade eden sonrasında resmen somutlaşan birlik, ‘Yeni Türkiye’ algısıyla ortak amaçlara hizmet etti. Bu birlik Süper Kupa fikrini de ortaya attı. Siyasi atmosferde ‘vesayet’ kalkmış, ‘Cumhurbaşkanı’ makamı tartışılan bir konu hâline gelmişti. ‘Süper Kupa’ ismi oldukça basit ve risksizdi. Kolay pazarlanabilecek, kendi kârını oluşturacak hatta geçmişten koparak kendi tarihini oluşturacaktı, Tıpkı ‘yeni Türkiye’ gibi. Oysa planlanan organizasyon, ismi değişse de Cumhurbaşkanlığı Kupası’nın aynısıydı. Ligin kazananını ve kupa galibi, bu sefer yeni sezonun öncesinde karşılaşacak. Fazladan bir maça kimse hayır demez! Üstelik yaz aylarında, ülke tatil atmosferindeyken ve futbola ilgi en alt seviyedeyken, kupayı ve takımları gurbetçilerin yoğun olarak yaşadığı yerlere götürmek, parlak bir fikirdi. Bir taşla iki kuş; hem pazara ve marka değerine yeni katkıların girişi sağlanacak hem “Sizi düşünüyoruz” izlenimi verilecek, hem de yeni kupaya karşı ülke içinde olabilecek soğukluk engellenmiş olacak.

İlk üç Süper Kupa Almanya’da oynandı. Ardından ülke içine geldi ama rastgele şehirler seçilmedi. Son 10 yıla damga vuran stadyum hamlesinin reklamı için bundan daha iyi bir fırsat olamazdı. Olimpiyat Stadı, Erzurum, Kayseri… Soma faciasının ardından yapılan Manisa ziyareti de futbol ailesinin ne kadar duyarlı olduğunun göstergesiydi. Ve bu sene Cumhurbaşanlığı Kupası’nın devamı olan Süper Kupa, yeniden Ankara’da… Fakat 2000 öncesinin vazgeçilmesi olan 19 Mayıs Stadı’nda değil, yeni yapılan ve ismi değişen Osmanlı Stadı’nda…

Süper Kupa, bir unvan maçının çok uzağında. İşin maddi kısmı her ne kadar diğer yerel organizasyonlar dahi kazanç getirmese de bir sıfırdan büyüktür. Aslında tam bu noktada, bu zihniyete sadece Türkiye’de tepki göstermek haksızlık olur. Benzer kaygılar artık Avrupa’da da hâkim. 1908’den beri savaş dönemleri dışında devamlı oynanan ve hala Ada dışına çıkmayan Community Shield’i ve 1982’den beri devamlı düzenlenen ama sezon başı olmasına rağmen iki ayaklı haliyle heyecanı üst düzeyde tutan İspanya’yı bir kenara bırakmak lazım. Fakat diğer ülkelerin de Türkiye’den farklı olmadığı söylenebilir. İtalya Kupası, son sekiz senede Çin’de İtalya’dan daha çok oynandı. Fransa Kupası 7 senedir Fransa’ya uğramadı ve son olarak Kanada’da az seyirci önünde oynandı. Almanya daha önce önemsemediği kupaya 2010’dan beri sarılmaya başladı. İsveç, Danimarka gibi kuzey ülkeleri de bu maçlara yeni yeni başladılar. Ve hemen hepsi de sezon öncesi… Aslında bu bağlamda sadece yerel federasyonlara topu atmamak lazım. Takvimde bu maçları oynatacak başka yer pek kalmadı. Galatasaray – Bursaspor örneğinden gidersek; 3 Haziran’da kupayı kaldıran Burak Yılmaz, Selçuk İnan gibi isimler ertesi gün eleme grubu maçları için milli takım kampına girdi. Muslera yazın bir ayını Copa America’da geçirdi, Chedjou da Afrika’da olmak zorundaydı.

Durum böyle olunca, gerçek anlamda bir unvan maçından söz etmek de mümkün olmuyor. Hem zaten genelde, Süper Kupa’yı oynayan takımlar sezonun sonunda bir kez kritik bir mücadele oynamış oluyor. 3 Haziran’dan bir hafta sonra yeni bir Galatasaray – Bursaspor maçını kim izler ki? Aynı ürünün yeniden pazarlanması için aradan zaman geçmesi lazım. Üstelik zaman geçince ürün de değişiyor, yeni bir versiyon hâline geliyor ve Süper Kupa sayesinde ilk kez görücüye çıkıyor.

Sonuç olarak; dünya artık sezon öncesinde Süper Kupa’ları izliyor. Şu an biraz uzaktan izliyor ama olsun. Bir İtalyan, Juventus – Lazio maçı için Çin’e gidemez ama ekrandan göz ucuyla bile olsa bakar. Belki, (büyük ihtimalle) bu dönemin ardından gelen kuşağın futbolseverleri, bizim küçümsediğimiz bu finalleri ‘geleneksel’ bulacak. Tabi, dünya ve futbol bir kez daha çok hızlı bir şekilde değişmezse…

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Başkalarının Hayali

Başkalarının Hayali

1 hafta önce
Doğru Zaman

Doğru Zaman

2 ay önce
Bielsa Gibi

Bielsa Gibi

2 ay önce