Justine Henin: “Tek el backhand’in kaybolduğunu görmek beni üzüyor”

5 dk

Eski dünya 1 numarası ve yedi kez Grand Slam şampiyonu, şimdilerin Eurosport yorumcusu Justine Henin ile Iga Swiatek’in Amerika Açık’taki şansını, kadın tenisindeki rekabeti, Linda Noskova’nın yükselişini ve modern teniste giderek kaybolan tek el backhand’i konuştuk. Amerika Açık’ı Eurosport ve HBO Max ekranlarından takip edebilirsiniz.

Iga Swiatek’i Amerika Açık’ın favorilerinden biri olarak görüyor, baskı altında sezonun önceki bölümlerine kıyasla daha sakin olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet, onu favorilerden biri olarak görüyorum. Kadınlar tablosu gerçekten heyecan verici ve oldukça açık. Öne çıkan isimler var fakat şu anda hiçbiri diğerlerinden kesin biçimde ayrılmış değil. Oyuncular kortta hem rakipleriyle hem de üzerlerindeki baskıyla mücadele ediyor. Üstelik dünya 1 numarası olma yarışı da devam ediyor. Bütün bunlar turnuvayı daha heyecanlı hale getiriyor. Iga’nın son maçından çok etkilendim. Maç başa baş ilerledi, set puanları kurtarmak zorunda kaldı ama bunların üstesinden geliş şekli çok etkileyiciydi. Bazen fileye ideal olmayan pozisyonlarda gelmesine rağmen yapabileceklerine inandı. Son birkaç haftada önemli bir değişim geçirdiğini düşünüyorum. Kortta kendisini çok daha rahat hissettiğini görebiliyoruz. Ekibinin ve koçunun da bunda büyük payı var. Turnuvanın başlangıcından bu yana izlediğim oyuncular arasında mücadele gücü en yüksek isimlerden biri kesinlikle Iga.

Andy Roddick, Iga Swiatek’in ABD’de hak ettiği değeri görmediğini söylüyor. Katılıyor musunuz?

Büyük ölçüde katılıyorum. Oyunculuk dönemimde ben de buna benzer bir şey yaşadım. Amerika Açık’ı iki kez kazandım, Arthur Ashe’te çok büyük mücadeleler verdim ve seyirci zamanla beni daha fazla desteklemeye başladı. Iga’yla kişiliklerimiz arasında bazı benzerlikler olabilir. İkimiz de gösteri yapmaya çalışan insanlar değiliz, yalnızca işimizi mümkün olan en iyi şekilde yapmak istiyoruz. Kendimi doğrudan Iga’da gördüğümü söylemiyorum ama dışarıdan gelen baskıya karşı kendisini koruma biçimini anlayabiliyorum. Şapkasıyla kendi dünyasına çekilmeye, çevresindeki her şeyi biraz olsun dışarıda bırakmaya çalışıyor. ABD’de kabul görmek, kişiliği nedeniyle onun için biraz daha zor olabilir. Amerika Açık yalnızca tenisle ilgili bir turnuva değil, çevresinde çok fazla şey yaşanıyor. Benim de bu atmosfere alışmam birkaç yılımı aldı fakat sonunda turnuvayı çok sevdim. Dolayısıyla Andy’ye katılıyorum. Iga orada gösteri yapmak için değil, işini yapmak için bulunuyor.

Sorana Cirstea’nın kariyerini ve son dönemde yakaladığı formu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uzun kariyerlere sahip olan, yıllar boyunca motivasyonunu koruyabilen ve sürekli ilerlemenin bir yolunu bulan sporculara her zaman hayranlık duymuşumdur. Cirstea’nın bu yıl ortaya koydukları gerçekten etkileyiciydi. Kariyerinin sonuna yaklaştığını açıklamış olması üzerindeki baskıyı da değiştirmiş olabilir. Böyle bir noktaya geldiğinizde kalan zamanınıza farklı bakıyor, kortta oyununuzu daha özgür biçimde oynamak istiyorsunuz. İlerleyen yaşına rağmen fiziksel ve zihinsel olarak hâlâ neler yapabileceğini gösterdi. Onu izlemek ilham verici. Uzun bir kariyerde yönetmeniz gereken çok fazla şey vardır. Belki bu kadar iyi oynadıktan sonra kararını değiştirir, kim bilir? Tecrübesiyle birlikte kariyerinin son bölümünü nasıl yaşamak istediğini sorgulaması ve kortta bu özgürlüğü bulması gerçekten çok güzel.

Bir tenisçinin emeklilik kararını vermesi ne kadar zor?

Kendi dünyanızın içinde kalmalı ve gerçekten ne istediğinizle bağ kurmalısınız. Emeklilik kolay bir karar değil. Ben çok genç yaşta bıraktım, ardından geri döndüm ama herkesin hikâyesi ve yolu farklıdır. Bir yandan geleceğe dair korkularınızı da yönetmeniz gerekir. Tenis hayatınızın tamamı haline gelir, çok güzel fakat aynı zamanda son derece talepkâr bir yaşamdır. Kimliğinizin çok büyük bir parçasını oluşturur. İlk kez bıraktığımda, “Artık tenisçi değilsem yarın kim olacağım?” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Bu nedenle sporu bırakıp başka bir hayata geçmek çok zor olabilir. Şimdi uzun zamandır yeni hayatımın içindeyim. Tenise duyduğum tutkuyu koruyorum ve akademim sayesinde her gün tenisin içindeyim. Benim için tenis yalnızca topa vurmak değil, çocuklara kattıklarıyla çok daha büyük bir şey. Bununla birlikte hayatın sunabileceği başka pek çok güzellik de var. Cirstea’nın geleceğinin güzel olacağına eminim.

Kadın tenisinde farklı oyun tarzlarının bulunması rekabete ne katıyor?

Her nesilde farklı kişiliklere ve farklı oyun tarzlarına ihtiyacımız var. Bir maç izlediğimizde birbirine karşı duran iki ayrı yaklaşım görmek isteriz. Tenis zaten rakiple ve onun yarattığı zorluklarla yüzleşmek üzerine kuruludur. Sizin bir planınız vardır, karşınızdaki oyuncunun da sizi yenmek için başka bir planı vardır ve mücadele giderek stratejik bir hal alır. Günümüzde oyun çok hızlandı ve herkes topa çok sert vuruyor. Bununla birlikte çeşitliliğin yeniden önem kazandığını düşünüyorum. Oyun bu kadar hızlıyken, oyuncular bu kadar iyi hareket edip savunma yapabiliyorken puanı almak için daha fazlasına ihtiyacınız oluyor. Bugünün oyuncuları kort dışında da çok fazla şeyi yönetmek zorunda. İletişim hiç durmuyor, talepler çok fazla ve dünya büyük bir hızla değişiyor. Bir yandan hedeflerine ve tenislerine odaklanıp diğer yandan bütün bunlarla başa çıkabilmelerine hayranlık duyuyorum. WTA’in şu anki dönemini seviyorum. Dünya 1 numarası yarışı da yeniden açıldı. Hem Amerika Açık’ta hem de önümüzdeki aylarda çok büyük bir rekabet izleyeceğimizi düşünüyorum.

Büyük turnuvaların çevresindeki gösteri giderek büyüyor. Bu durum oyuncuların konsantrasyonunu zorlaştırıyor mu?

Dünya pek çok açıdan değişiyor ve her şey çok hızlı ilerliyor. Tenisin de genç nesiller için çekici kalabilmek adına bu değişime ayak uydurması normal. Küçükken ailemle Roland Garros’a giderdik, çantamızda sandviçlerimiz olurdu ve yalnızca tenis izlemek için saatler boyunca yerimizden kalkmazdık. Bugün deneyim tamamen farklı ve 2026’da buna uyum sağlamamız gerekiyor. Yine de doğru dengeyi bulmalıyız. Tenisin merkezinde korttaki rekabet ve oyuncuların seyirciye geçirdiği duygular bulunuyor. İnsanlar hâlâ esas olarak bu duygular için tenis izliyor. Turnuvanın çevresinde yaratılan her şeyin kontrollü ve dengeli olması gerekiyor. Bazı turnuvalar geleneklerini daha fazla koruyor, Amerika Açık ve Avustralya Açık ise her yıl yeni bir şey yaratmaya, farklı seyirci gruplarına ulaşmaya çalışıyor. Bunu seviyorum fakat oyuncuların ellerinden gelenin en iyisini ortaya koyabilecekleri şartları da korumalıyız. Çünkü tenis tarihini sonuçta büyük maçlarla yazmaya devam edeceğiz. Teniste sessizliğe ve yüksek konsantrasyona ihtiyaç vardır. Arthur Ashe’te en son 19 yıl önce oynadım. Başlangıçta o kortta kendimi çok küçük hissetmiştim ama zamanla enerjinin içine girdim ve atmosferi çok sevdim. Amerika Açık’ın bu enerjiyi doğru dengeyle koruyabileceğine inanıyorum.

Linda Noskova’nın Amerika Açık performansını ve Aryna Sabalenka’yla oynayacağı maçı nasıl görüyorsunuz?

duygular bana kendi hikâyemi hatırlattı, onun zaferini izlerken gerçekten çok duygulandım. Bir oyuncunun gelişimini takip edip bir turnuvada her şeyin yerine oturduğunu ve ilk büyük şampiyonluğuna ulaştığını görmek çok özel. Wimbledon’dan sonra Amerika Açık’ta da hâlâ ayakta kalmayı başarıyor. Sezon uzun, Amerika Açık yılın son Grand Slam’i ve enerji açısından çok talepkâr bir turnuva. Yazın başında çok iyi oynayan tenisçiler için sezonun bu bölümünü yönetmek her zaman kolay değildir. Noskova, Kostyuk karşısında çok zorlanmasına rağmen hayatta kaldı. Güçlü bir karakteri ve son derece modern bir oyunu var. Her vuruşunda büyük bir etki yaratıyor, topların sorumluluğunu almaktan çekinmiyor. Wimbledon’ı bu şekilde kazandı ve Amerika Açık’ta da bu sayede yoluna devam ediyor. Sabalenka’yı daha önce hiç yenemedi ve bu yıl Indian Wells’te de ona kaybetti. Ancak bugünkü Noskova’nın birkaç ay öncekinden farklı bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Sabalenka’yı çok büyük bir mücadele bekliyor. İlk birkaç vuruşta üstünlüğü ele geçirmeye çalışan, gücü çok yüksek iki oyuncu izleyeceğiz.

İlk Grand Slam şampiyonluğunun ardından gelen baskı ve yoğun ilgiyle başa çıkmak ne kadar zor?

Bu çok önemli bir dönemdir ve vereceğiniz tepki büyük ölçüde kişiliğinize bağlıdır. Oyuncunun çevresindeki insanların yaklaşımı da bu anlarda büyük önem taşır. Bir turnuvayı kazandığınızda elbette tadını çıkarmalısınız fakat bir tenisçi olarak sıradaki mücadelenin çok hızlı geleceğini bilirsiniz. Bazı oyuncular zaferin yarattığı duygunun içinde daha uzun süre kalır ve yeniden toparlanmaları zaman alır. Bazılarıysa sakin kalıp, “Bu bir Grand Slam’di ama arkasından yenisi geliyor,” diyebilir. Ben ilk Grand Slam’imi kazandığımda bu duyguyu çok sevmiş ve yeniden yaşamak istemiştim. Her gün çok çalışıyor, turnuvadan turnuvaya gidiyorsunuz. Tenis hayatımı çok sevdim ama bunun alışılmadık bir yaşam olduğu da doğru. Grand Slam’ler sporumuza ayrı bir anlam kazandırıyor. Başka turnuvaları da kazanabilirsiniz fakat bir Grand Slam şampiyonluğu tamamen farklıdır. O duyguyu sevdiyseniz zihniniz çok geçmeden bir sonrakine yönelir. Medya ilgisi konusunda da oyuncular kendi önceliklerini belirlemeli. Her talebe sürekli “evet” diyemezsiniz. Sorumluluklarınızı yerine getirirken kendinizi koruyabilmeli, zaman zaman geri çekilip yakın çevrenizle birlikte kendi dünyanıza dönebilmelisiniz.

En iyi döneminizde bugünün tenisinde dünya 1 numarası olabilir miydiniz?

Ben 20 yıl önce oynuyordum ve o zamandan bu yana çok şey değişti, pek çok şey gelişti. Bugün oynasaydım güçlü rakiplere ve oyunun hızına karşı çeşitliliğimi, süratimi ve ayaklarımı kullanmaya çalışırdım. Bugünün kadın tenisinde oyun çok hızlı. Oyuncular hem çok iyi servis atıyor hem de çok iyi karşılıyor. Ben de hızlıydım, reaksiyonlarım iyiydi ve tekniğim sayesinde güçlü vuruşlar yapabiliyordum ama oyun 20 yıl öncesine göre daha süratli. Öte yandan çok özel bir nesilde oynama fırsatı buldum. Serena Williams hepimiz için muazzam bir ilham kaynağıydı. Diğer oyuncuların çoğundan farklı bir tenis oynadığım için mutluyum ve bununla gurur duyuyorum. Bugünün dünya 1 numarasını yenebileceğimi söyleyemem ama ayaklarım ve oyun çeşitliliğimle sonuna kadar mücadele ederdim.

Tenis tarihinde ilk kez bir takvim yılı, tek erkeklerde hiçbir Grand Slam yarı finaline tek el backhand kullanan bir oyuncu çıkmadan tamamlandı. Tek el backhand’in modern tenisten giderek kaybolmasının sebebi nedir?

Bu gerçekten korkunç bir istatistik. Kariyerimi büyük ölçüde o vuruş üzerine inşa ettim, dolayısıyla bugün geldiğimiz noktayı görmek beni biraz üzüyor. Oyunun çok hızlanması elbette bunun nedenlerinden biri ancak geçmişte de Roger Federer, Stan Wawrinka ve başka pek çok oyuncunun bulunduğu dönemde tenis oldukça hızlıydı. Birkaç yıl öncesine kadar Stefanos Tsitsipas da en üst seviyede önemli bir rol oynuyordu. Lorenzo Musetti sakatlıklarla uğraşsa da çok iyi sonuçlar aldı. Wawrinka’yı ve backhand’ini de çok özleyeceğiz. Bugün tek el backhand öğreten çok fazla antrenör kalmadı. Çünkü bu vuruşu hem teknik hem de fiziksel açıdan geliştirmek daha uzun zaman istiyor. Yerine oturması gereken pek çok unsur var ve günümüzde bu süreyi bulamıyor ya da ayırmıyoruz. Dokuz yaşındaki oğlum da akademimde tenis oynuyor. Antrenörü, ona tavsiye vermemi istemiyor. Başlangıçta tek el backhand kullanıyordu, bunun benimle ilgisi yok çünkü beni oynarken hiç görmedi. Ancak altı buçuk yaşlarındayken antrenörlerinden biri onu çift ele geçirdi. Günümüzde iki elle daha fazla güç ve kontrol sağlanabileceğine inanılıyor ve oyuncuların çoğu açısından bu doğru. Yine de dikkatli olmalıyız, bazı genç oyuncular tek elle daha rahat edebiliyor fakat onları çok erken yaşta değişmeye zorluyoruz. Oyun hızlanmaya devam ettikçe tek el backhand kullanan daha az oyuncu göreceğiz. İlk 100’de yalnızca birkaç isim tek el backhand’i tercih edecek.

Socrates Dergi