Devir Teslim
Türkiye bayrak yarışlarına takım sokma konusunda pek başarılı bir ülke değildi. Rio 2016, bu durumu değiştirmek için ilk adım olabilir.

İsmail Akçay, Veli Ballı, Mehmet Terzi… Türkiye atletizminde bugüne kadar ön plana çıkan isimler hep uzun mesafecilerdi. Fakat 2016 Rio, bu gelenekte değişimler olabileceğini gösterdi. Yasmani Copello’nun 400 metre engellideki bronz madalyası ve Ramil Guliyev’in 200 metrede final koşması da bu durumun en belirgin göstergeleriydi. Belki de bunların arasında en gelenek dışı görünen ise 4x100 bayrak takımının olimpiyatlarda boy gösterip finali küçük bir farkla kaçırmasıydı. Bu fikir nasıl çıktı, olimpiyat vizesi nasıl alındı, Rio’da neler yaşandı ve sistemin devamlılığı için neler yapılıyor? En yakın tanıklarına sorduk...

Ahmet Ali Baş (Milli Takım Antrenörü): 1948 Londra’da 4x100’de bir bayrak takımımız yarışmış ama o zamanlarda bugünkü gibi bir baraj yoktu. Başvuran ülkeler, istediği branşta yarışabiliyordu. Şartlar o zaman öyleydi.

Reşat Oğuz (100 Metre Türkiye Eski Şampiyonu): İki defa Balkan şampiyonu olmuş, üç defa Avrupa Şampiyonası’nda çeyrek final koşmuş bir atlettim. Akdeniz Oyunları’nda birinciliklerim vardı ama para kazanamadım. Bu nedenle iyi bir hayat yaşayamadım, kendime bakamadım. Yokluklar, malzeme sıkıntısı… Bu nedenlerden dolayı kendimizi geliştiremedik.

Şevket Furkan Erbay (Spor Gazetecisi): Destek verilme konusu bence popülariteyle alakalı. Eskiden beri daha başarılı uzun mesafeciler çıktığı için onlar daha fazla ödenek alıyordu, daha fazla yurt dışına gönderiliyordu. Atıyorum maratoncuysan 2.25 koştuğunda, Türkiye’de bir yerlere gelebiliyordun ve yurt dışındaki yarışlara gönderilebiliyordun. Ama önceki jenerasyonun önemli kısa mesafecileri ne kadar uğraşsalar da Avrupa’da herhangi bir yarışa gönderilebilecek bir seviyeye gelemeyecekleri için biraz geri planda kaldılar.

İzzet Safer (4x100 Bayrak Takımı) Atletizmde kısa mesafeye bu kadar ilgi gösterilmiyordu o zamanlar. Bu tür projeler de yoktu. Bayrak takımı projesi çıkınca bizim için her şeyi yaptılar gerçekten. Kamplar olsun, yarışlar olsun, ilgi alaka olsun… Önceki senelerde mesela bu kadar ön planda değildi, takımla ilgili bir proje yoktu.

Önder Özbilen (Atletizm Menajeri): Uzun vadeli düşündük, hiçbir mucize tek günde olmuyor sonuçta. Tümevarım değil de tümdengelimdi; yani önce başarılı bir takım oluşturalım, dünya arenasında yarışabilsin, gitsin Stockholm’de Diamond Lig koşsun. Bunun için de ikisi yedek üç Türkiye doğumlu -ki bence Ramil’i de Türkiye doğumlu sayabiliriz- sporcu olsun, dört sene sonra da bu takım böyle gider, insanlar da heveslenirler belki imkanlar artar diye düşündük.

Ayşegül Baklacı (ENKA Spor Koordinatörü): Ülke olarak bir bayrak yarışmasında katılım hakkı elde edebilecek performans ortaya koyarsanız 4’ü yarışan olmak üzere 6 sprinterinizle birlikte bu organizasyonda temsil edilebilirsiniz. Birbirine denk ve uyumlu bir takım ile sprint branşlarında ferdi olarak elde edilmesi zor gözüken bir başarıyı takım olarak yakalayabilirsiniz.

Ahmet Ali Baş: Başkan göreve geldikten sonra Aydın Çetin arkadaşımız koordinatör görevine geldi. Birlikte yol alabileceğimiz yönünde ortaklaşa bir karar aldık ve elimizdeki sprintle alakalı sporcu portföyünü inceledikten sonra, neler yapabiliriz diyerek yola çıktık.

Aydın Çetin (Milli Takım Sprint Koordinatörü) : Bakanlık ve federasyonla birlikte oturduk; elimizde sporcular var, ülke değiştiren sporcularımız var. Bunlarla birlikte bizim kendi sporcularımızı da buna adapte ederek 4x100 ve 4x400'den böyle bir bayrak takımı oluşturabilir miyiz, olimpiyata gidebilir miyiz diye planlarımızı yaptık.

Şevket Furkan Erbay: Jak ligde yarışmaya başladığı 2013 yılında bu fikir oluştu, “Olimpiyata bayrak takımı sokabilir miyiz?” diye. Bayrak takımının olimpiyatta final yarışmasının büyük sükse yapacağı düşünüldü.

Önder Özbilen: Jak Ali’yi zaten önceden tanıyorduk, sevdiğimiz bir sporcuydu. Onu Türkiye’ye kazandırdık. Sonra da Emre Zafer Barnes’i kazandırdık, benim çok sevdiğim Paul Doyle’dır menajeri. Asafa Powell, Ashton Eaton gibi büyük sporcuların da menajeri.

Jak Ali Harvey (4x100 Bayrak Takımı ve 100 Metre Türkiye Rekortmeni): Karar verme sürecinde birçok faktör vardı elbette. Yetenek seviyesi önemliydi, çünkü gelecekte kendimi ne kadar geliştirebileceğimi görmem gerekiyordu. Ayrıca kültürel açıdan da Akdeniz kültürünün bana daha yakın olduğunu hissettim. Buradaki yetkililerin bana karşı gösterdiği ilgi de kararımda etkili oldu. Almanya da ilgilenen ülkelerden biriydi ama orada olmak istememiştim çünkü kültürel açıdan çok farklıydı ve adaptasyon sorunu yaşayacağımı düşündüm.

Şevket Furkan Erbay: Bu takımı bir araya getiren Önder Abi oldu. Önder Abi bir proje yapıp sundu federasyona “İki tane adam getirdim size Jak ve Emre Zafer, zaten Ramil’imiz var, İzzet de şu kadar koşuyor” diye ikna etti. Sonrasında da Jak ve Emre Zafer Türkiye vatandaşı oldu.

Ayşegül Baklacı: Ortak görüşler bunlar sonuçta; birden, birinden çıkan görüşler değil. Devamında da gelişen projeler şeklinde düşünebilirsiniz. Bunlar yaklaşık son üç yılda yapılan çalışmalarla oldu. Bayrak geleneği oluşmaya başladı Türkiye’de. Jak Ali ve Ramil’in ortaya koyduğu performanslarla tetiklenen durumlar bunlar. Biz de bunu federasyon ve kulüp olarak iyi değerlendirdik ve bugünkü ortam oluştu.

Ahmet Ali Baş Son yıllarda gerek Japonya gerek Belçika’nın bayrak takımları ile ilgili yaptıkları yatırımları da örnek aldık biraz. Daha önceki yıllarda da Polonya böyle bir ekole sahipti. Elimizdeki sporcu portföyünü ortaya koyarak bu yola girdik.

Şevket Furkan Erbay: Madalya başka bir şey ama sürekli orada olmak bireysel gelişime de katkı yapar. Avrupa’da böyle örnekler var. Mesela Polonya diye bir takım var 4x400’de gerçi geçen madalya da aldılar arada bronz koparıyorlar ama Avrupa, dünya şampiyonalarına ve olimpiyatlara bakın, belki iki tane kaçırmıştır, neredeyse hepsinde yer alır.

Furkan Şen (4x100 Bayrak Takımı): Bireyselde çok iyi olmasanız da bayrakta bir yere gelebiliyorsunuz. Mesela Polonya’nın 100 metrede 10.40 altında bir ismi yok ama bayrakta sürekli takım çıkartırlar. Bence bayrak takımlarının sürekli olimpiyatta yer alması lazım.

Ahmet Ali Baş : Dünyada bazı gerçekler var. 10 saniyenin altında sprinteriniz yoksa bireyselde olimpiyat finali şansınız yok gibi. 44 saniye civarında 400 koşan yoksa aynı şekilde… 200 metrede 20 saniye ve altı yoksa da… O sebeple bu yola girdik.

“Jak ligde yarışmaya başladığı 2013 yılında bu fikir oluştu, “Olimpiyata bayrak takımı sokabilir miyiz?” diye. Bayrak takımının olimpiyatta final yarışmasının büyük sükse yapacağı düşünüldü.”

İLK SİNYALLER

Şevket Furkan Erbay: Bu çocukların motivasyonu Avrupa Şampiyonası’na ve olimpiyata gitmekti. “Bayrak takımında yedek de olsa yer alayım” düşüncesi. Furkan’ın derecesi 0.3-0.4 saniye indi bu yıl, Aykut Ay, 0.3 indi, İzzet yıllardır yerinde sayıyordu, yine çok iyi bir derece koştu bu yıl.

Ayşegül Baklacı : Bayrak takımımızın özellikle Avrupa şampiyonası, olimpiyat ve dünya şampiyonası gibi büyük organizasyonlarda yarışabilme potansiyeli sprinterlerimiz için ayrı bir motivasyon kaynağı oluşturdu.

İzzet Safer: Jak, Emre, Ramil, ben hepimiz iyi derecelere sahibiz. Bunları birleştirip bir noktaya koymak istedik. Hepimiz bireysel olarak çok iyi bir sene geçirdik bu yıl ve bunu da bayrak takımına yansıttık.

Furkan Şen: Bayrak havası, bize takım ruhunu işleten bir durum. Altı kişi ısınırken, bir takım olduğumuzu hissediyoruz. 4x100 biraz farklıdır, daha yoğun duygular vardır, daha istekli yarışırız.

Jak Ali Harvey: İlk bayrak koştuğumuz yarışı hatırlıyorum, 39.70 civarı koşmuştuk ve durup ‘Tamam, kendimizi geliştirmemiz lazım’ dedik. Takımdaki herkes çok daha iyi çalışmaya ve birbirine güvenmeye başladı. Bayrak geçişlerini daha pürüzsüz yapmaya başladık. Birbirimize güvenerek ‘sen şu noktada hareketlenmeye başla, işini kolaylaştırmak için ben kolumu kaldırıp bayrağı sana teslim ederim’ şeklinde birbirimizle konuşarak kendimizi geliştirdik. Her yarıştan sonra dikkat etmemiz gereken noktaları belirleyip oralarda ilerleme kaydettik.

Aydın Çetin: Takım olma bilincini oturtabilmek için bizim biraz daha fazla birlikte olmamız, o coşkuyu, sevinci, kazanma ruhunu yerleştirmemiz gerekiyordu. O yüzden diğer ülkelere göre daha fazla koşmasını sağladık takımın açıkçası. Bizim olimpiyata gitmemizin asıl sebebi de o oldu.

İzzet Safer: Kotayı alabilmek için çok fazla yarışa girdik bu sezon, çok çalıştık. 38.31 koştuk, Türkiye rekoru kırdık birkaç kez. Diamond Lig’de yarış kazandık. Daha çok koştukça daha çok verim alabileceğiniz bir branş bayrak yarışı. Fazla yarış koşmak bizi olumsuz etkilemedi.

Aydın Çetin: İlk yarış deneyimi olarak çocukları Bahamalar'daki Dünya Bayrak Şampiyonası'na götürdük. 2-3 Mayıs 2015'teki şampiyonaya bayrak havasını teneffüs etsinler diye katıldık. İki ay içerisinde konuşup şu kanaate vardık: Evet, biz olimpiyata gidebiliriz. En azından deneriz, bir yerden başlamak gerekiyor dedik. Ondan sonra çocuklar Bahamalar'da dünya dokuzuncusu oldular, finali kıl payı kaçırdılar 4x200'de. Orada daha 4x100'de bir hazırlığımız olmadığı için 4x200'de koşturduk çünkü 4x100'e göre biraz daha rahattır bu branş, bayrak değişimleri daha yumuşaktır. Atletleri yıpratmamak adına böyle bir karar aldık. Çocuklar dünya dokuzuncusu olunca orada, demek ki biz de buralarda olabiliriz dediler. Heveslendiler ve buna hazır oldular.

Furkan Şen: Ben normalde 200’ü daha iyi koşuyorum, bireyselde ona hazırlandım ama bayrak takımı kuvvetli olunca 100’e ağırlık verdim, derecemi aşağıya çektim ve takıma dahil oldum.

Aydın Çetin: Geçen sene birkaç özel yarışa katıldık. Sonrasında 38.79 koşunca çocuklar biz 38.50'nin altı olimpiyatlara katılır dedik. Çok az bir fark var. Ona göre kamplarımızı ve çalışma programlarımızı düzenledik. Erzurum'da uluslararası bir yarış planladık, tüm takımları da davet ettik ve 38.37'lik o dönemki Türkiye rekorunu da orada koştuk. Erzurum'dan sonra derecemiz neticesinde Diamond Lig'e çağrıldık. 16 Haziran’da çok yağmurlu ve fırtınalı bir havada, Stockholm'de o yarışı kazandık. Sonraki Balkan Şampiyonası'nda genç takımımızı koşturduk, asları dinlendirdik. Avrupa Şampiyonası'nda hedefimiz madalyaydı ama Barnes son anda sakatlandı ısınırken, çıkarmak zorunda kaldık son bir saatte.

Cumali Umutcan Emektaş (4x100 Bayrak Takımı): Avrupa Şampiyonası’nda hem Ramil’in hem de Jak’ın sakatlığı vardı o yüzden randımanlı koşamadılar. Sağlam olsalar madalya şansımız vardı. Olmadı.

Aydın Çetin: Ramil'in, Jak'ın beşinci altıncı yarışı oldu orada. Avrupa Şampiyonası beş günlük bir takvim. Bizim elimizde de asları dinlendirip onların yerine yarı finale çıkarabilecek atlet derinliğimiz henüz yok. As atletlerimizi koşturmak zorunda kalıyoruz. Yıpranmış bir vücutla oraya çıkınca -Ramil'in o beş gün içindeki yedinci yarışıydı- zor tabii bunlar. Avrupa'da madalya alabilirdik ama bizim ana hedefimiz o değildi, asıl hedefimiz Rio’ya gitmekti. Bunu da başardık. Bayrak takımlarında katılma geleneğimiz yok. Bu hakkı elde edebilmek için de çok çaba sarf etti çocuklar.

“Bayrak havası, bize takım ruhunu işleten bir durum. Altı kişi ısınırken, bir takım olduğumuzu hissediyoruz. 4x100 biraz farklıdır, daha yoğun duygular vardır, daha istekli yarışırız.”

“HEDEFİMİZ FİNALDİ”

Ahmet Ali Baş: 2014’te olimpiyatları hedeflediğimizi açıkladığımızda bazı antrenör arkadaşlarımız bize inanmadı ama teknik ekip ve federasyon başkanımız olarak biz her zaman inandık. Süreç bizi ciddi anlamda zorladı aslında.

Ayşegül Baklacı: Olimpiyat katılım süreci diğer organizasyonlardan farklı bir prosedürle gerçekleşiyor. Derece olarak belirlenmiş herhangi bir katılım barajı yok ancak katılım için ya Dünya Bayrak Şampiyonası’nda yarışan ilk sekiz takım arasında olmanız ya da bu sekiz takıma ilaveten belirlenecek ikinci sekiz takımın içinde yer alabilmeniz için en iyi iki derece ortalamasına sahip dünyadaki ilk sekiz takım arasına girmeniz gerekmekte. Özellikle 2015-16 sezonunda yoğunlaşan çalışmalarla milli takımımız 14. sıradan – Dünya Bayrak Şampiyonası’ndaki ilk 8 + altıncı en iyi ortalama- 2016 Rio’ya katılım hakkı elde etti.

İzzet Safer: Birçok yarışta bulunduk, tecrübeliyiz elbette ama olimpiyat farklı. O stada girdiğinizde dünyanın en iyileriyle yarışacağınızı biliyorsunuz. Kendinizi onlardan biri olarak düşününce ayrı bir hissiyata kapılıyorsunuz.

Furkan Şen: Yedektim ama piste çıkmış kadar oldum. Isınırken o ortamda olmak bile büyük bir tecrübe.

İzzet Safer: Fransa’da önemli atletler vardı, Kim Collins vardı, Amerika’dan Tyson Gay’ler falan hepsi bizim serimizdeydi…

Aydın Çetin: Hayaller kurarken birkaç kişiyi diskalifiye edersiniz. Birkaç kişi bayrağı düşürür madalya bile alırsınız. Hayaller uzun ve derindir... Ama gerçekleşmeyecek şeyler de değildir bunlar. Atletizmin özellikle de bayrak takımının içerisinde diskalifiyeler olur değişim yapamaz rakibiniz... Çok riskli bir yarış 4x100.

Cumali Umutcan Emektaş: . Madalya şansımız yoktu olimpiyatta; hem rakipler güçlü, hem de biz yeniydik. İlk hedef olarak final belirlemiştik.

Ahmet Ali Baş: Emre Zafer ile Jak Ali’nin üniversite yıllarından gelen aynı takımda koşma özellikleri de var. İkili çalışmaları nedeniyle onları ilk ve ikinci ayak olarak tercih ettik. Üniversitede böyle 1-2 koşmaları, elimizi kuvvetlendirdi. Sporcuların hızlarını algılaması, birbirlerinin hızını algılayıp senkron çalışmalarına katılması, bizi güçlendirdi. Biz de o pozisyonları korumamız gerektiğini düşündük.

Aydın Çetin: 4x100’de bir sporcu 95 metre koşabiliyor, ikinci sporcunuza 117-118 metre koşturabiliyorsunuz. Orada sporcularınızın takoz çıkışından tutun da ivmelenme, dayanıklılık, kimden nerede ne kadar verim alırım, kim daha fazla koşmalı... Bunları hep planlı yapıyorsunuz. Tabii ki bunları tahminen yapmadık; testlerin birçoğunda arkadaşımız doktor Işık Bayraktar, saniyede 200 kare fotoğraf çeken kameralarla çekimler yaptı. Hem yarışlarda hem de antrenmanlarda uyguladık. Kim nerede hızlanabiliyor, kimin nerede hızı düşüyor, tam orada değişim olması gerekiyor ki saniye kaybı yaşanmasın... El ne kadar kalktı, veren sporcu neyi görebildi, bir seferde verebildi mi, doğru yerde doğru değişimi yapabildik mi, bu konulardaki tüm çalışmaları detaylı analizlerle yaptık.

Furkan Şen: 100 metreyi tek koşuyorsun, bir hata yaparsan senin hatan ama bayrakta 400 metre paylaşılıyor ve saatte 30-35 km’lik hızla koşuluyor. Ufak bir adım kaçırma bile sıkıntı çıkarabilir. Bir anlık dalgınlık, iki hızlı sporcu arasında sorun yaratabilir.

İzzet Safer: İlk ayakta koşmak büyük bir baskı, her şey seninle başlıyor sonuçta… Yarış başladı, ilk çıkışta fodepar yapıldı. Orada herkeste farklı bir his oluştu ‘Acaba ben mi yaptım?’ diye. Biraz stres oldu ama ben emindim fodepar yapmadığımdan.

Aydın Çetin: Sporcular normalde fodepara dikkat etmez. Fodepar yapan da, diğer atletler de yalnızca çıkışa odaklanmış vaziyettedirler. Ancak fodepar yaşandıktan sonra tüm sporcularda bir panik havası oluşuyor, biz antrenörler bile “Acaba bizimkiler mi?” deriz. Koşacak sporcuyu hata yapacağını düşünmeden hazırlayıp piste gönderirsiniz. Öyle bir hava oluştuğunda herkes panikliyor.

Ahmet Ali Baş: Fodepar sporcular üzerinde büyük bir etki yaratıyor kuşkusuz. Daha temkinli olmaları için baskı unsuru oluyor. Final için mücadele eden sporcular bunlar.

İzzet Safer: İkinci start verildi ve yarış başladı. Sporcular kendilerini garantiye almak adına biraz daha geç ve dikkatli çıkmaya dikkat ettiler ki ben de öyle. Belki de o açıdan ikinci seriye göre yavaş kaldı bizim seri.

Aydın Çetin: İkinci adama Jak’ı koymak şöyle bir avantaj getiriyor: Jak 100 metresi 10 saniyenin altında olan tek sporcumuz. O 100 metrede bayrağı erken alıp, 100 metreyi en hızlı koşan atlet orada koştuğu zaman diğer sporcuların motivasyonu da artıyor. Diğer takımların omzuna da baskı yüklüyor bu durum, o yüzden en iyi atletimizi ikinci ayağa koyup bayrağı alıp gitsin, üçüncü ve dördüncü ayaktaki sporcularımızda o şevki yakalasın istedik.

Jak Ali Harvey: Ben ikinci ayakta koşarken gayet rahat hissediyorum. Bu şekilde takımı öne taşıma şansı yakalıyorum. Bu sayede takım arkadaşlarımı da rahatlatıp kalan bölümde rekabetçi şekilde koşmalarına yardımcı olabiliyorum. Genelde ben bayrağı teslim ettiğimde yarışın içinde kalmayı başarıyoruz, bu sayede kalan iki arkadaşım daha rahat koşabiliyor.

Ahmet Ali Baş: Jak Ali Harvey’nin de son 15 metrede hamstring kasında çekme oldu ve ciddi bir spazm vardı yarışma sonrasında emarında. Bayrağı arkadaşına zor verdi zaten.

Aydın Çetin: Jak Ali'nin son 25-30 metrede bir sıkıntısı oldu. Ağır çekimde daha iyi belli oluyor, 2-3 değişiminde olduğum için daha net görebildim. Bayrağı vermekte çok zorlandı, yavaşlamak zorunda kaldı çünkü kasığında yırtık oluştu.

Ahmet Ali Baş: Emre Zafer Barnes’ın Avrupa Şampiyonası’ndan beri devam eden ciddi bir kasık sorunu vardı. Zaten orada da finalde son anda çekmiştik yarıştan. Sonra İstanbul’da doktoruyla görüştük ve sporcunun da isteğiyle olimpiyat sonrasına kadar operasyonu öteledik. Kotayı almıştık ama olimpiyat koşmak istediğini söyledi. Yüzde yüz sağlıklı değildi. Birinci ayaktaydı normalde ama takoz çıkışında ağrı hissettiği için sıralama değişikliğine gidildi.

Aydın Çetin: Olimpiyata gitmeden önce de konuşmuştuk, “Beni isterseniz 100 metreye hiç yazmayın, orada bir sakatlık yaşayıp bayrak takımını yalnız bırakmak istemiyorum. Benim 100 metre koşmam önemli değil ama bayrak takımının orada koşması çok önemli. 100 metre hakkımdan vazgeçiyorum, sadece bayrakta koşmak istiyorum” şeklinde bir teklifte bulundu; biz de peki dedik. Sonuçta bir sporcu, orada bir 100 metre barajı geçmiş, koşmak ister. Sağ olsun böyle bir fedakarlıkta bulundu. “Ama takozda bir sıkıntım oluyor, bilginiz olsun” dedi. Peki dedik biz de çünkü Rio’ya gitmeden de bunlar üzerine çalışılmıştı herhangi bir sakatlık durumunda yapılacak sıra değişikliklerinde senaryolarımız hazırdı.

Ramil Guliyev (4x100 Bayrak Takımı): Alıştığımız sırayla koşsaydık derece daha iyi çıkardı ama çocuğun sakatlığı olduğu için takozdan çıkamadı. O halde takozdan çıksa daha kötü olurdu.

Ahmet Ali Baş: Ramil’in o akşam 200 finali vardı. Akşam onun antrenörüyle sabah seansında yarıştırılıp yarıştırılmamasıyla ilgili bir koordinasyon toplantısı yapıldı. İyi bir ekip çalışmasıydı aslında.

Aydın Çetin: Orada final koşacak 200, olimpiyatta en iyi sekiz kişi arasına kalmışsınız, onun da psikolojisi var. Kendine göre kafasında o yarışı koşuyor elbette her zaman.

Ramil Guliyev: Akşam 200 finalim vardı ama bayrak takımıyla da final yapabilirdik, onun için denememiz gerekiyordu. Biz de denedik, olmadı.

Cumali Umutcan Emektaş: Orada basit birkaç hatadan finali kaçırdık, hedefimiz finaldi.

Aydın Çetin: Olimpiyatta 14.olarak oraya gitme hakkı elde ettik, orada da onuncu olduk, bizim için büyük başarı.

İzzet Safer: Çok küçük bir farkla finali kaçırdık Rio’da. Finale çıkmış olsaydık iki takım diskalifiye olmuştu; en kötü ihtimalle altıncı oluyorduk. Çok güzel bir şey başarabilirdik ama ufak bir farkla kaçırdık.

Ramil Guliyev: Yeni takım olunca hatalar da olur, büyük yarışlarda çok koşmadığınız için tecrübe eksikliği de vardı. Bir de Emre sakattı, Jak Ali’nin hamstring’inde sorun vardı; takım çok iyi durumda değildi. Daha iyi derece de kesin çıkar ama biraz zaman lazım.

Aydın Çetin: Biz geçen sene 38.79 koştuk, “bizim potansiyelimiz bu değil, 38.20” demiştim. Bu olimpiyatta bunu koşacağımızı hesaplamıştık ama sapmalar olabiliyor. Çok riskli bir dal, dört kişinin aynı anda orada hazır olması gerekiyor. Hatta yedeklerle birlikte altı kişiyi oraya hazırlamak zorundasınız. Hem psikolojik olarak hem fizyolojik olarak hem de antrenman temposu olarak hazır halde olmalılar. Biz bunu başardık ama bu tür küçük aksaklıklar, sakatlıklar sporun içinde olan şeyler.

“Hayaller kurarken birkaç kişiyi diskalifiye edersiniz. Birkaç kişi bayrağı düşürür madalya bile alırsınız. Hayaller uzun ve derindir...”

“Çok küçük bir farkla finali kaçırdık Rio’da. Çok güzel bir şey başarabilirdik ama ufak bir farkla kaçırdık.”

KARDEŞ GİBİ

Reşat Oğuz: Bir tek İzzet var içimizden gelen. Onun yaptığı dereceler benim için çok değerli. İki siyahi atletimiz var. Bu çocuklar kulüplerin aracılığıyla vatandaş olmuş, en azından bizim milli duygularımıza uygun düşmeyen şeyler. Fakat Ramil uzun süredir Türkiye’de ve kanuni düzenlemelerden sonra vatandaş olmuş. Onun yarışmasını daha çok içime sindiriyorum.

Ramil Guliyev: Benim kulağıma pek tepki gelmiyor. Ben Türk milletinin içinden biri gibiyim. Ayrıca hep burada çalışıyorum ben, sürekli iletişim halindeyiz. Bir problem olmuyor o yüzden. Onlar gidip geldikleri için, farklı bakıyor olabilir insanlar.

Jak Ali Harvey: Başlarda birçok şey anlatmak istesem de dil problemi araya giriyordu ve iletişim kurabilmek için yanımda birisi olması gerekiyordu. Ben Türk vatandaşı olduğum için Türkçe öğrenmeye de çalışıyorum. Diğer atletlerin yanındayken pek İngilizce konuşmuyoruz, bu sayede onlar benim Türkçe’min gelişmesine yardımcı oluyorlar, ben de onlara aynı şekilde İngilizce konusunda destek oluyorum. Bu sayede daha rahat iletişim kurmaya başladık.

Reşat Oğuz: Balkan ülkelerine baktığınız zaman, onlar da devşirip iyi dereceler yapabilirler. Fakat onlar kendi çocuklarını yetiştirerek aldıkları derecelere razı oluyorlar.

Ahmet Ali Baş: Hem ülke vatandaşlığını kazanmış, hem de ENKA ve Fenerbahçe için yarışan sporcular bunlar. Biz zaten var olan sporcu grubumuzla ne yapabiliriz planını yaptık. Dışarıdan alalım falan demedik. 10 kişilik bir havuzdan yaptık bu çalışmayı ve bu arkadaşlarımız da hali hazırda ülkemizde bulunan isimlerdi.

Aydın Çetin: Bilimsel olarak 10.12 koşabilecek Türkiye doğumlu atletimiz şu an elimizde yok. Çalışmalarımız sürüyor elbette yapılmayacak bir şey değil ama şu anki durumdan bahsediyorum. Ramil, Jak ve Emre’yle birlikte bayrak takımımızın Avrupa ve dünya şampiyonalarına katılma, olimpiyat kotası alma gibi hedefleri ortaya çıkınca, diğer sporcularımız da “hem kendi bireysel derecemi geliştireyim hem de bayrak takımında yer alayım” diye düşündüler.

Cumali Umutcan Emektaş: Bizim derecelerimizin düşmesinde Türkiye vatandaşlığı alan sporcuların ufak da olsa bir katkısı olmuştur ama zaten bizim aramızda bir rekabet vardı. Bireysel derecemizin düşmesini onlara bağlamıyorum. Olimpiyata gittik, katkıları oldu ama katkıları kadar götürüleri de oldu diye düşünüyorum. Altını çiziyorum, katkısı var, ama olumsuz etkileri de olacaktır.

İzzet Safer: Hem Jak olsun hem Emre olsun çok da iyi insanlar Türkiye açısından, bizlere çok da iyi etkileri var. Her şekilde yardım ediyorlar, sporcularla ilgileniyorlar, doğruları söylüyorlar ediyorlar... İletişimimiz de dolayısıyla çok iyi, onlar Türkiye’deyken hep birlikte vakit geçiriyoruz, kardeş gibi olduk diyebilirim.

Jak Ali Harvey: Kesinlikle pozitif etkilediğini düşünüyorum. Burada ilk tanıştığım atlet İzzet’ti (Safer). Çoğu zaman birlikte antrenman yapıyorduk ve ona ancak kendinden daha hızlı atletlerle koşarak sınırlarını zorlayabileceğini ve rekabetçi hala gelebileceğini söyledim. Onu her zaman zorlamaya çalışıyorum.

Cumali Umutcan Emektaş: Aramız iyi hepsiyle, yarışlardan sonra falan hep birlikte yemek yeriz. Benim özellikle Emre ile aram çok iyi. Diğerleriyle de problemim yok.

Furkan Şen: Yaşım ufak ama 8-9 senedir milli düzeydeyim ve tecrübelerim yüksek. Mesela bayrak değişimi yaparken kol aşağıda kaldığı zaman Aydın Çetin’den önce biz uyarıyoruz birbirimizi. 0.1’lik değişim bile çok önemli.

İzzet Safer: Onlar gelmeden önce Türkiye rekoru bendeydi. Onlar benim rekorumu kırmış oldu. Ama ben bu olaya o şekilde bakmıyorum sonuçta sen de iyi koşabilirsin, onların rekorunu kırabilirsin. O arkadaşların sayesinde, hepimizin emekleri sayesinde olimpiyata gitme şansı yakaladık. Olumsuz olarak bakmıyorum bu konuya. Önemli olan ülkemizi en iyi şekilde temsil edebilmek.

“ Hem Jak olsun hem Emre olsun çok da iyi insanlar Türkiye açısından, bizlere çok da iyi etkileri var. Her şekilde yardım ediyorlar, sporcularla ilgileniyorlar, doğruları söylüyorlar...”

UFUK ÇİZGİSİ

Ayşegül Baklacı: Takımın potansiyel dörtlüsü Emre, Jak Ali, İzzet ve Ramil gibi dursa da bu takıma kanalize olabilecek Yiğitcan, Aykut, Furkan, Umutcan gibi bir dörtlü daha var. Ayrıca tabii alt yaş gruplarından geleceğin milli takımı için yetişen çocuklarımızı da unutmamak gerek. 2-3 sezon sonra üç tane 38 saniyelerde koşan takımımız olursa şaşırmamak lazım.

Jak Ali Harvey: Hepimiz sağlıklı kalır ve iyi çalışırsak derecemizi çok daha aşağıya çekebileceğimize inanıyorum. Beni asıl mutlu eden şey ise ülkemizde bizi takip eden bayrak takımlarının ortaya koyduğu gelişme. 40 saniyenin altında koşan 3-4 takımımız, aynı şekilde 39’un altına inebilen de 1-2 ekibimiz var. Tüm bunlar da yaptığımız olumlu etkinin göstergeleri bence.

Aydın Çetin: 10.40’lar ben sporculuk yaptığım dönemde ülke rekorlarıydı. Şimdi o rekorlara yakın, o potansiyelde 3-4 sporcumuz var. Sonradan Türkiye vatandaşlığına geçen sporcularımızın dışında bu isimler. Artık 10.40’ların altı önümüzdeki yıl kimsenin gözünde çok büyük dereceler olarak kalmayacak.

Ahmet Ali Baş: Sadece A takıma değil; ümit, genç, yıldız kategorilerinde de bayrak kültürünün yaygınlaşması için çalışmalar yaptık. Bütünsel olarak bu çalışmayı sağlayabilirsek ekol olan ülkelerden biri olabiliriz. Birkaç yıl evvel bu hayalimizden bahsettiğimizde, “sprintte bu kadar güçlü ülke varken biz mi?” dediler ama gerçekleştirdik. En güzel tarafı da, önümüzdeki yılki Dünya Şampiyonası’nın kotasını da şimdiden almaları oldu

Aydın Çetin: Geçen sene genç sporcularımıza üç tane sadece bayrak kampı yaptık. 19 yaşın altındaki atletlerimize hem kamplar yaptık, hem de bayrak festivalleri koyduk. Önümüzdeki yıllarda da bu şekilde sürerse birkaç yıl sonra 10.30’ları koşan sporcularımızla çok iyi bayrak değişimleri de çalıştırdıktan sonra olimpiyata gidebileceğimizi düşünüyorum ben.

Şevket Furkan Erbay: Sprint tam bir bilim, çok teknik bir branş. El yordamıyla yapılacak bir şey değil. Bir sürü ince hesabı var. Özel sprint beslenme uzmanı olmadan sprint takımının çalışması çok zor. O yüzden yabancı bir sprint uzmanından destek alınabilir. Bu gelen adam muhtemelen fizyoterapisti, psikolojik danışmanı, beslenme uzmanı gibi tüm ekibiyle birlikte gelecek. Tabii ki bu ekibe eskiden Türkiye’de sprint yapmış şu anda mesela koordinatör pozisyonundaki Aydın Çetin, yardımcısı Ahmet Ali Baş gibi isimlerden bu konuda aklı başında, ilerleyebilecek isimleri yanına koyup beş yıl bu gelen adamla çalıştırdıktan sonra o yabancı antrenör gitmeli. Futboldaki Sepp Piontek - Fatih Terim ilişkisi gibi.

Önder Özbilen: Bayrak takımı için tamamı Türkiye doğumlu bir takım bile final koşabilir iyi projelense. En fazla bir destekle final görebilir, örnek de bu yılki Japonya. Onlarda bir tane babası Ganalı bir çocuk vardı, kalanı Japon atletlerdi. Onun dışında 10 saniyenin altına beyazlar çok çok zor inerler. Ama atletlerin 10.10 - 10.15 koştuğu bir takım final yapar.

Şevket Furkan Erbay: Yabancı sprint uzmanından dinledikleri şeyleri bizim antrenörler öğrenecekler ancak bundan sonra belli bir sistem oturabilir. Yoksa sadece Jak Ali Harvey, Ramil Guliyev koşar, üç sene sonra o takım bitince Türkiye de eski yerine döner. Bir altyapı ve plan, en önemli eksiği Türkiye’nin. Bu başarının henüz bir sistem oturtulmadığı için devamlılığı olmaz bence şu anki haliyle kalırsa.

Furkan Şen: Genç nüfusu olan bir ülke olarak projenin alt yaş gruplarına da uygulanması lazım. Fransa, Jamaika, İngiltere, ABD gibi ekollerde sistem hemen hemen aynı… Yıldız, genç ve A takım birlikte antrenman yapıyor bayrakta. Herkes birbirini görüyor, herkes birbirini tanıyor. Bir ruh oluyor orada. Bunun burada da olması lazım.

Cumali Umutcan Emektaş: Atletizm sporun temeli. Atletizm çökerse bütün sporlar zarar görür. ABD, İngiltere, Almanya örneği verebiliriz, bir ülkenin atletizmi ne kadar iyiyse, sporu da o kadar iyidir. Şu an bayrak takımına da gösterilen ilgi alaka arttı. Popülaritesi arttı. Piste çıkan, yarışan Türklerle beraber daha da artacaktır. Bu sayede gençlerin atletizme olan ilgileri de artacaktır.

Ahmet Ali Baş: Balkan Şampiyonası’nda Piteşti’de sadece Emre Zafer Barnes’lı farklı bir takım koşturduk. Onlar da 39.69 koştular. 21-22 yaş grubundan iyi bir sprint grubu geliyor. 10.40 koşan dört-beş sporcumuz var. 10.25-10.20 koşmaya başladıklarında 38 saniye altında koşacak bir ekibimiz oluşacak diye düşünüyorum.

Furkan Şen: İnşallah bizden sonraki nesil, Avrupa ya da dünya şampiyonasında altın madalya alır, biz de “Bayrak takımının temellerini attık” deriz…

“İnşallah bizden sonraki nesil, Avrupa ya da dünya şampiyonasında altın madalya alır, biz de 'Bayrak takımının temellerini attık' deriz...”