Unutulan Dahi

Lionel Messi, Arjantin Futbol tarihinin Diego Maradona ile birlikte en büyük iki figüründen birisi. Ancak tangocular diyarında, spot ışıklarının altına giremeyen futbol tanrıları da vardı.

11 Nisan 2018

İlk defa Guillem Balague imzasıyla Yahoo Sport’ta yayınlanan yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.


Birkaç yıl önce yazdığım Leo Messi biyografisini, İspanyolca, İtalyanca ve İngilizce (Dünya Kupası’ndan önce çıkarılacağı için) dillerine uyarlamak için tekrar gözden geçiriyordum. Ve adeta bir elmas buldum: Dahi denilen Trinche Carlovich’in hikayesi. Belki de ismini hiç duymadığınız en iyi oyuncu. Onun hikayesini farklılaştıran şey ise başka; gerçek dâhilerin önüne koyulan her türlü engeli aştığını ve Trinche’nin bunu yapamadığını hatırlatan bir şey. İşte o hikâye…

Diego, Diego, gelmiş geçmiş en iyi futbolcunun şehrimize gelmesi büyük bir onur. Rosario’da oynamış en iyi oyuncu! Onun ismi Carlovich.

1993 yılında, Newell’s’daki kısa süreli macerasına başlamak üzere Rosario’ya geldiğinde Maradona onun için bu sözleri söylemişti. Carlovich, dışarıdan, herhangi bir Yugoslavyalı’nın, bir göçmenin ismi gibi gözüküyor; ki öyleydi. Rosario caddelerinde, insanlar boşlukları dolduruyor: Carlovich! Futbol efsanesi, topu bacak arasından geçirme kralı. Topu ayağına aldığında zamanı adeta donduran kişi. Bir keresinde üç rakibi tarafından kendisine kurulan tuzağı, topuk pasıyla topu rakiplerinin üzerinden atarak bozmuştu. Onun gibisi yoktu. Messi’nin, Redondo’nun veya Maradona’nın yaptıkları, onun DNA’sının da bir parçasıydı. Ne Diego, ne Leo… Carlovich’ti. En iyisiydi.

Onun hakkında bunlar söyleniyor.

Trinche Carlovich dedikleri, 1970’li yıllarda futbol oynamış bu Arjantinli’nin en ufak videosu yok. Gazete küpürlerinde ise uzun bacaklarıyla ve favorileriyle garipsenecek fotoğraflarını bulabilirsiniz. Bele konulmuş kocaman eller. Mahallenizden bir futbolcu. Bu makaleler, zamanla ve dilden dile yayılan güzel anlardan bahsediyorlar. Ve tabii ki efsane bir maçtan.

Çok önce değil, zamanında topla yaptıklarını artık yapamayacak durumda olan Trinche’ye onun hakkında söylenenleri duyduğunda, tribünlerde ona tezahürat yapıldığında ve onu görmek için Santa Fe’ye gelenleri hatırladığında ne hissettiği soruldu: “anlat bize, geçmişe dönseydin, farklı yapacağın bir şey olur muydu?”  Birinci ligde sadece iki maçta forma giymişti. Carlovich’in dudakları büzüldü. “Hayır.” Kafasını çevirdi. “Hayır bayım, bana bunu sormayın.” Dudağını ısırdı, yüzünü buruşturdu. “Hayır, bunu sormayın.” Ve ağladı.

Yirminci yüzyılın başlangıcıyla beraber Arjantin’e, Avrupa’nın birçok yerinden göçmen akını başladı. Ülke ekonomisinin yaşadığı patlama bunun en önemli sebebiydi. Bunlardan biri de Yugoslav Mario Carlovich’ti. Birçok vatandaşı gibi o da Balkanlar’da devam eden karışıklıklardan kaçanlar arasındaydı. Rosario’nun batısındaki Belgrano bölgesine yerleşti ve ailesiyle burada yaşamaya devam etti. Yedi erkek çocuğu oldu. Aralarında en genç olanı 1948 doğumlu Tomas Felipe’ydi. Daha sonrasında ince ve uzun bacaklarından dolayı “çatal” manasına gelen “el Trinche” lakabını alacaktı. Her ne kadar bu lakabın çıkış noktasını ve anlamını önemsemese de. Mahallesindeki herkes gibi onun da en büyük tutkusu futboldu. 15 yaşındayken, Rosario Central’in gençler takımına çağrılmıştı. Beş yıl sonrasında ise as takımla ilk maçına çıkmıştı. İkinci bir maça daha çıkacaktı. Hepsi bu kadardı.

Carlovich, Arjantinliler’in “volante” olarak adlandırdığı bir futbolcuydu; sol ayaklı defansif bir ortasaha oyuncusuydu. Tekniği ve oyun görüşü çok iyiydi; fakat o kadar hızlı değildi. Bu muazzam tekniğiyle zamanın antrenörlerini etkilemeyi başaramamıştı. Fiziksel özelliklere daha çok önem veren Carlos Grignol da onlardan biriydi. 1.83 metrelik boyuna rağmen, hava toplarında mücadele etmek için yaratılmamıştı. “Standart” futbolcu tipine uygun değildi.

Sahip olduğu özellikler, zamanın çok ötesinde ve alışılageldik değildi.

Maç günlerinden birinde, takım Rosario’dan Buenos Aires’e gitmek için hazırlanıyordu. “Küçük bir çantayla gelmişti. Otobüse binip, sürücüye selam verdikten sonra etrafındakileri umursamadan en arkaya doğru geçmişti.” Ünlü Santa Fe gazetecisi Eduardo Amez de Paz o günleri çok iyi hatırlıyor. O zamanları, “La Vida Por El Futbol” (Futbol için Yaşam) adlı kitabında detaylı anlatmış. “10-15 dakika sonra, hiçbir oyuncunun yerinden kalkmadığını görünce, ön tarafa gidip şoföre otobüsün ne zaman kalkacağını sormuştu. Şoför de “Her zamanki gibi, iki buçuk veya üçe çeyrek kala.” cevabını vermişti. Beklemekten sıkılıp otobüsten inmiş ve geri dönmemişti. Günler sonra ise Belgrano bölgesindeki Rio Negro kulübüyle beraber amatör bir turnuvada oynadığı ortaya çıkmıştı.”

O günler için “Bazı durumlar vardı.” diyor Carlovich gizemli bir şekilde ve ekliyor: “Central’de sevmediğim ve beni dışlanmış hissettiren birkaç şey vardı. Bu yüzden ayrılma kararı aldım.” Birkaç ay sonra on yılı aşkın süre boyunca “evi” olmuş, Rosario’nun üçüncü kulübü Central Cordoba’da tekrar ortaya çıkacaktı. Burası “leproso” ve “canalla” ların gölgesinde kalmış bir yerdi. 1973 yılında C Ligi’nde bu takımla şampiyonluk yaşayıp, bir üst lige çıkma başarısı göstermişlerdi. Burada, dört ayrı dönemde toplamda 236 maça çıktı ve 28 gol kaydetti. Juan Roman Riquelme’ye benzeyen sihri ve tekniği Belgranolu’ların hafızasında asla silinmeyecek şekilde yer etmiş durumda. Aynı durum, Central Cordoba’nın stadı Gabino Sosa’nın bulunduğu La Tablada bölgesindekiler için de geçerli. Athletic Bilbao’nun eski teknik direktörlerinden Marcelo Bielsa’nın dört yıl boyunca düzenli olarak onu izlemeye geldiği yer de burasıydı. Günümüzde ise bu stadyumun girişinde Carlovich’in bir tablosu bulunuyor. Canal + , birkaç yıl önce onun hakkında belgesel yapmak için Madrid’den buraya geldiği zaman, yapımcılar bu resmin yapılması için ricada bulunmuş.

Central Cordoba’da geçirdiği yıllar boyunca, Carlovich’in efsanesi Güney Amerika’nın her yerine yayılmaya devam etti. Buenos Aires takımlarından Los Andes karşısına çıkacakları günün ortasında, Carlovich, maça çıkmak için hakemlere verilmesi gereken zorunlu belgelerin yanında olmadığını fark etmişti. Hepsi, Rosario’da kalmıştı. Onun ismini duymuş fakat onu bir türlü görme şansını bulamamış (Lig B maçları televizyondan yayınlanmıyordu) yerel direktörlerden biri, görevlilere basit bir istekle gelmişti: “Oynamasına izin verin. Uzun saçlı ve bıyıklı bu adamı biliyorum. İsmi Trinche. Oynamasına izin verin, çünkü bundan sonra onun gibi birini buralarda görebileceğinizi düşünmüyorum.”

Tarihler 17 Nisan 1974’ü gösterdiğindeyse, Newell’s’in sahasında, Trinche Carlovich efsanesi ulusal bir statüye ve tarihin sonsuzluğuna erişecekti. Başında Vladislao Cap’in bulunduğu Arjantin takımı, Dünya Kupası için yapacakları Batı Almanya seyahatinin hazırlıklarını tamamlıyordu. Spor Gazetecileri Derneği’nin bağış etkinliği için onlarla dostluk maçı yapacak bir takım aranıyordu. Bunun için Rosario’nun en iyi oyuncularından karma bir takım oluşturuldu. Birinci ligden on oyuncu (Rosario’nun iki kulübü Newell’s ve Rosario Central’den beşer oyuncu) ve ikinci ligden bir oyuncu bu takıma seçildi; ki bu isim Cordoba’nın 5 numaralı oyuncusu Carlovich’ti. Beraber antrenman yapma fırsatı bulamayan bu 11 oyuncu, sahaya da maç başlamadan iki saat önce geldi.

Tribünler tıklım tıklımdı. Televizyon kameraları yoktu. Maç kayda alınmıyordu. Fakat oradakiler (futbolcular, antrenörler, taraftarlar) ve LT8’de akıllardan çıkmayan radyo sunumuyla Oscar Vidana, “Rosarino’ların dansı”na tanık oluyorlardı. Tüm ihtişamıyla. Carlovich’i durdurabilen yoktu. Trinche o anları şöyle anlatıyor: “Savunmacının bacakları arasından topu geçirmiştim. Döndüğü anda ise bir kez daha aynısını yaptım. Bu oyunu ben hep böyle oynuyordum; fakat o gün stadyumdakiler çılgına dönmüştü.” Bahsi geçen bu “çifte bacak arası”, sıradan bir oyuncuya yapılmamıştı. Tarihte Libertadores Kupası’nı en fazla kazanan savunmacı Pancho Sa, Trinche’nin kurbanı olan isimdi. En nihayetinde, milli takım oyuncuları işlerin kendi istedikleri gibi gitmediğini anlayınca ve gerilince karşı takıma laf atmaya başlamıştı. İlk yarı skoru 3-0’dı. Soyunma odasında Vladislao Cap, Rosario takım heyetine gidip, “5 numaralı oyuncu”nun oyundan çıkarılmasını istemişti. Ve bu konuda gayet ciddiydi. Buna rağmen Carlovich, ikinci yarıda da sahadaydı.

Bu unutulmayacak maç 3-1’lik Rosario üstünlüğüyle sonlanmıştı. Milli takım ise bir kereliğine de olsa “canalla” ve “leproso”lara bakmadan stadyum tarafından yuhalanmıştı. İhtişamlı ve basit futbolun en saf hali görülmüştü. Trinche için bu maç elit kulüplerde oynayabilmenin kapısının ardına kadar açmış olabilirdi. Fakat o hep, Amez de Paz’ın tabiriyle “ilk aşkı”, “mahallesi” olarak nitelediği, arkadaşlarına geri döndü. Hiçbir şey ispatlamaya ihtiyacının olmadığı amatör turnuvalarda oynamaya devam etti. Sadece bu oyunun tadını sonuna kadar çıkarmaya baktı. Bu turnuvalarda, hep en iyi oyununu sergiledi, rekabet etmekten ve eğlenmekten hiç vazgeçmedi. Özellikle de daha önemli Rio Negro turnuvalarında. Belgrano’daki evinin komşuları onun, antrenman veya maç sonrası bile caddede top oynamaya devam ettiğini görüyorlarmış. Zaman, yaş veya saha ayırmadan…

“Gençlerin bu oyunu oynama şeklini seviyorum.” diyor Trinche. “Bugün onlardan çok azı kaldı. Artık suni çimde oynamaya başlıyorlar. Eskiden her yer çimdi. Artık şehirde boş alan yok. Rosario gün geçtikçe küçülüyor. Önceden her köşe başında çim saha görürdünüz. Şimdiyse böyle bir şey söz konusu değil. Size caddede futbol oynamayı neden bu kadar sevdiğimi söyleyeyim: bir oyuncu sahaya çıkıyor ve stattaki yüz bine yakın insanı görüyor. Bunu gördükten sonra oyundan nasıl keyif alacak? Yapamaz, hem de hiç. Tribünlerdeki o insanlar, onların istekleri, yuhalamaları…”

Trinche, 1976 yılında, Mendoza’daki Independiente Rivadavia kulübüyle sözleşme imzaladı. Bir Cumartesi günü, devre arasından önce bilerek kendini sahadan attırmıştı. Yapmak zorundaydı. Çünkü yapmasaydı, Rosario’ya giden otobüsü kaçıracaktı ve Pazar günü Anneler Günü’ydü. Başka bir vakada, sıcak ve evde hiçbir şey yapmadan oturmak isteyeceğiniz bunaltıcı bir günde, Trincheri ve arkadaşları yine sahadaydı. Birkaç ağacın sahadaki gölgesine geçip oynamaya başlamışlardı. Topu sadece birbirlerine veriyorlardı ve topu onlardan kapmak imkansızdı. On dakika sonra hakem maçı durdurdu. “Hadi ama çocuklar, futbol oynayın!” demişti. Trincheri ise şöyle cevap vermişti: “Hava çok sıcak!”

“Trinche, bir futbol anarşistiydi. Sanki onu daha önceden birinci ligde oynamaktan alıkoyan bir şeyler vardı.” diye kaleme almış Amez de Paz. “21 yaşına gelene kadar bu durum gerçekleşmedi. Onun sadece istediği veya oynayabileceğini hissettiği zaman oynadığını söylerlerdi. Bunun tam olarak doğru olduğunu düşünmüyorum. Oynamaktan keyif alıyordu. Bu, kanında vardı. Fakat futbola hiçbir zaman bir yaşam tarzı olarak bakmadı veya bir kontrat için pazarlık yapmakla ilgilenmedi. Bu oyunu kendisi için oynamak istiyordu ve onun için tek önemli şey buydu. Futbol oynamanın saf eğlencesi.”

Santa Fe’ye dönmeden önce Trinche Mendoza’da sadece bir sene kaldı. Bu sefer Colon için oynayacaktı. Sadece iki resmi maçta görev alabilmişti; zira kas sakatlıkları artık onu da etkilemeye başlamıştı. Central Cordoba’ya döndü ve burada takımıyla bir kez daha üst lige çıkma başarısını gösterdi. Antrenman yapma ve hırs konusunda eksiklikleri daha fazla görülüyordu. Rosario dışında oynadığı kulüplerden birinden sözleşme imzalamak için araba talep ettiği onun hakkında anlatılanlar arasında. İsteği yerine getirilince de arabasına atlayıp Belgrano’daki evine gitmiş ve asla dönmemiş.

Bir maç gününün sabahında, Central Cordoba takımı Buenos Aires’e gitmeden önce Gabino Sol’de bir araya gelmişti. Trinche orada değildi; uyuyakalmıştı. Ona bakmak için gelen takım arkadaşlarını, merdivenlerde iç çamaşırlarıyla ve saçları taranmamış bir halde karşılamıştı. Buenos Aires’e az çok bu şekilde götürülmüştü. Kimse o gün rakibin kim olduğunu hatırlamıyor. Belki de Almagro’ydu; fakat Central Cordoba o maçı 1-0 kazanmıştı. Golün altında ise Trinche’nin imzası vardı. Hikayelerin gerçek olmasını isteriz. Bunun olması için de birilerinin bu hikayeleri anlatması gerekiyor, değil mi?

Trinche emekli olmuştu; fakat üç yıllık bir aranın ardından sahalara geri dönecekti. 1986 yılıydı. Maçlarda yürümeyi tercih ederdi; fakat eğer bir pas gelecekse, herkesten önce o pasın nereye gideceğini tahmin ederdi. Son bir sezon daha oynadı. Sonraki birkaç yıl ise mahallesinde, attığı uzun paslarla ve klasik top sürüşüyle görüldü.

Gençlerin bu oyunu oynama şeklini seviyorum. Artık suni çimde oynamaya başlıyorlar. Eskiden her yer çimdi. Artık şehirde boş alan yok. Rosario gün geçtikçe küçülüyor.

Carlovich, Leo Messi’nin adeta bir antiteziydi: Ünü ve kariyerinin en iyi zamanları Santa Fe’de kaldı ve bu yüzden çok seviliyor. Efsanesi hala Rosario’da. Nesli tükenmiş, sanatçı diyebileceğimiz oyunculardan biri. Ve bu, Cesar Luis Menotti, Jose Pekerman, Carlos Grignol, Aldo Poy, Marcelo Bielsa, Enrique Wolff, Carlos Aimar ve Mario Killer gibi Arjantin futbol efsanelerinin onu anlatış şekli. “Eşi benzeri olmayan Trinche’nin oynadığı zamanlar, genç bir çocuktum.” diyor Rosariolu ve şimdilerde Barcelona’da olan Tata Martino. “Düz ve ters şekilde sürekli bacak araları yapardı. İnsanlar onun sahip olduğu bu amatör ruha ve Rosariolu olmanın getirdiği eşsiz futbol tutkusuna imrenirdi. Onun için bir Dünya Kupası maçıyla arkadaşlarıyla yapacağı herhangi bir maç arasında bir fark yoktu, hepsine aynı motivasyonla çıkardı. Gelmiş geçmiş en iyilerden biri olması için gereken neredeyse her şey onda mevcuttu.” Martino’nun son cümlesindeki vurgu “neredeyse” kelimesinin üzerindeydi.

“En iyi olmak” ne anlama geliyor?” diye soruyor Trinche. “Gerçek şu ki; futbol oynamak dışında asla bir amacım olmadı. Ailemden, evimden, mahallemden ve neredeyse her akşamüstü yanına gittiğim en yakın arkadaşlarımdan biri Vasco Artola’dan uzaklaşmayı hiç istemedim. Öte yandan, çok bireysel bir insanım. Central Cordoba için oynadığım zamanlarda, eğer imkânım varsa kıyafetlerimi soyunma odası yerine malzeme odasında değiştirirdim. Sakinliği seviyordum. Başka bir sebebi yoktu.”

Futbolu bıraktıktan sonra tuğlacı olarak çalıştı; fakat kader bir kez daha ağlarını örecekti. Amez de Paz anlatıyor: “Trinche’nin kemik erimesi hastalığı vardı; ki bu bel kısmını çok etkileyecekti ve onu neredeyse yürüyemez hale getirecekti.” Trinche, bu konuyla alakalı birçok kişinin kapısını çalmış; fakat çok az kişiden yardım görmüş. “Yaptığım ilk iş, iyi bilinen travmatoloji doktoru ve eski futbolcu Carlos Lancelloti ile konuşmak oldu.” diye devam eden ve bu sorunu çözmek isteyen Amez de Paz. “Onu hiçbir ücret almadan ameliyat edebileceğini, operasyon ve sonrasıyla alakalı tüm masrafları karşılayabileceğini söylemişti. Fakat Trinche’nin proteze ihtiyacı vardı. İlk başta, protez için yaptığımız başvuru, kontenjan yetersizliğinden dolayı reddedilmişti. Konuyla alakalı Sağlık Bakanı’na dilekçe yazmıştık. Sonrasında ise Eylül ayının ilk günlerinde, sipariş ettiğimiz protez elimize ulaşmıştı.”

Amez de Paz tarafından iki bağış maçı düzenlendi. Arkadaşları, çocukları, hatta Maradona Kilisesi bile oradaydı. Giriş ücreti sadece 1 Euro’ydu. “Gerçekten çok etkilenmiştik. Birçok efsane futbolcu bu maçlarda oynamak için gelmişti.” diyor tecrübeli gazeteci.

O gün, Tomas Felipe’nin ve Carlovich’in gözünde yaşlar vardı. Yıllar sonra ona geçmişte, kariyeriyle alakalı neyi değiştirebileceği sorulduğunda, “Hayır, bana bunu sormayın…” derken olduğu gibi.

Carlovich’in tek ilgilendiği şey futbol oynamaktı. Sorumluluklar konusunda asla rahat hissetmemişti. Müthiş bir kariyer inşa etmek için gereken özelliklere sahipti. Fakat kendini disipline edecek bir karaktere sahip değildi. “Top Carlovich’i seçerdi. Eğer akıllı bir top olsaydı, göze hoş gelen hareketler yapmayı seven birini seçerdi; bir futbolcunun ayağında sürüklenmeyi değil.” diyor Menotti. Amatör biri.

Futbolu adeta bir sanata dönüştürmeye meyilli Trinche’nin görücüye çıktığı zamanların, antrenörlerin fiziksel özelliklere daha fazla önem vermeye başladığı dönemlere denk geldiği söylenir. Yine aynı zamanlarda, Arjantin’deki futbolun kötüye gittiğinin söylenmesi gibi. Eski futbolcu ve antrenör Carlos Aimar onun hakkında, “Muhtemelen sahip olduğu profesyonellik anlayışı bu düzeyde mücadele etmesi için yeterli değildi.” diyor.

Menotti ekliyor: “Tekniğini destekleyebilecek fiziksel özelliklere hiçbir zaman sahip olmadı. Daha kötüsü, etrafında ona bu konuda yardım edebilecek veya onu anlayabilecek kimse yoktu. Carlovich’in Arjantin futbol tarihinin en önemli oyuncularından biri olma ihtimali düşünülürse bu, gerçekten üzücü. Ona ne olduğunu ben de bilmiyorum. Belki de bu işin profesyonel yanlarından sıkıldı. Sadece güzel zaman geçirmekten keyif alıyordu.”

“Bir numara” ve evrensel bir futbol idolü olmak, herkese göre değil. Pancho Ferraro, “Messi, önüne çıkan zorluklarla yüzleşebiliyor. Öncesinde başından çok şey geçti, bu noktaya gelmesi hiç kolay olmadı; fakat bunu başardı.” diyor ve ekliyor, “Kesinlikle pes etmiyor. Bazı insanlar için belirsizlikler bir sis gibi çöker ve ilerlemek imkansızdır. Bazıları kendilerini büyük bir fırtınanın içinde bulsalar bile bir yolunu bulup devam etmeyi başarırlar. Neden bu kadar genç oyuncu başarısız oluyor? Carlovich, çok iyi bir oyuncuydu. Rodas da öyleydi. Fakat bazı sebeplerden dolayı ikisi de onlardan beklenen başarıyı yakalayamadı. İnsanların bu konuyla alakalı “Şanssızdı.” yorumunda bulunması ise beni rahatsız ediyor. Gerçek şu ki; ikisi de yeterince özveri göstermedi. Çıkıp savaşmadılar. Bu yüzden, en üst seviyeye çıkan ve orada kalan oyuncuların alkışlanması ve takdir edilmesi gerekiyor. Zanetti, Batistuta, Samuel, Crespo gibi oyuncular… Takdir ediyorum. Gelip geçici oyuncular… Hayır!”

Çeviri: Gökhan Önder Aksu

Socrates

Socrates

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN