Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Diğer SporlarÖncü

Spor tırmanışın Türkiye’deki öncü isimlerinden Uğur Yılmaz; Ted Boulder Cup’ı, antrenörlük kariyerini ve Covid-19 salgınının tırmanış dünyasındaki yansımalarını anlattı.

Röportaj: Berkay Beyazkaya

TED Spor Kulübü’nde profesyonel spor tırmanış antrenörlüğü yaparak kariyerinize devam ediyorsunuz. Ülkemizdeki birçok başarılı sporcuda emeğiniz olduğunu biliyorum, peki antrenörlüğe nasıl başladınız?

Doksanlı yılların sonlarında tırmanış yaparak bu işten para kazanmak bir hayaldi. “Acaba nasıl olur?” konusu benim için büyük soru işaretiydi. 1994 yılında girdiğim Marmara Üniversitesi’nde, Beden Eğitimi Öğretmenliği ve Spor Yöneticiliği alanlarında eğitim görürken; Gedik Paşa taraflarında bir ayakkabıcıda ve ardından bir alışveriş merkezinde yarı zamanlı olarak çalıştım. 2000 yılında Ortaköy’de, camiamızın ilk tırmanış salonu ‘Atölye’ açıldı. Bizim kuşak da orada tırmanmaya başladı. Sevgili Öztürk Kayıkçı da tırmanış hocalarından birisiydi. Bizim gibi işin okulundan mezun olanlar için kendi branşında çalışmak önemli bir olguydu. Bir branşta eğitmenlik/hocalık yapmak için çok çalışarak kendinizi geliştirmeniz ve ‘hak etmeniz’ gerektiğine inanırdık. Yani zamanımızdan biraz farklı bir anlayış vardı. Bir yıl kadar sonra Öztürk, Antalya’ya yerleşme kararı aldı ve durumu bana anlattı: ‘‘Ben taşınacağım, Atölye’ deki eğitmenlik işini birine devretmek istiyorum, bunu en iyi sen devam ettirirsin’’ dedi ve ekledi: ‘‘Önemli bir iş bu…’’ Böylece Öztürk Kayıkçı sayesinde kariyerim olacak mesleğe ilk adımımı atmış oldum. Burada 6 yaşından, 70-80 yaşındaki kişilere kadar birçok farklı kişiye eğitim verdim. Çok değerli ve önemli deneyimler kazandım. Asıl önemlisi de kendi mesleğimi yaparak hayatımı kazanmaya başlamıştım… 

Sonrasında iki sene kadar TED kolejinde tırmanış hocalığı ve yarı zamanlı olarak Enka’da okul sonrası tırmanış derslerini yürüttüm. Bir sene askerlik molasından sonra, 2005 yılında Evren Karadağ ile onursal üye ve sporcu olarak TED Spor Kulübü’ne davet edildik. Ben bir yıl sonra onlar tarafından teklif edilen tırmanış antrenörlüğünü kabul ederek, mesleki olarak da işin tamamen sportif tarafına geçmiş oldum. Kariyerime halen TED’de devam ediyorum. Geçtiğimiz senelerde iki yıl kadar milli takım antrenörlüğü yaptım. Şu anda da olimpik tırmanış takımı antrenör ve koordinatörüyüm. Bu yıl tam da Spor Tırmanış Milli Takımlar Direktörlüğü görevine başlarken bu virüs her şeyi etkisi altına alıverdi…

Geçtiğimiz Mart ayında, Petzl Ted Boulder Cup 4 adında bir tırmanış yarışması organize ettiniz TED Spor Kulübü’nde… Dördüncüsü geride kalan bu müsabakaların hikâyesini dinleyebilir miyiz sizden?

TED Boulder Cup, festival tarafının yanında sportif ve ulusal bir kimliği olan, ülkemizde yapılmış en yüksek katılımlı tırmanış yarışmasıdır. Müsabakanın geçmişi 2009 senesine dayanıyor aslında. O yıllarda TED’in ilk tırmanış duvarı yapıldıktan sonra; kulüp yönetimine bu branşı tanıtma amacıyla hem yarışabileceğimiz hem de camiadaki arkadaşlarımızla vakit geçirebileceğimiz formatta bir organizasyon fikri sunduk. Yarışmayı lider duvarında yaptığımız için sadece ‘TED Cup’ diyorduk o zamanlar. Bu organizasyonu ilerleyen yıllarda da yapmaya devam ettik. Daha sonra, kulüpteki salona boulder duvarı yapıldı ve hem bu duvarın açılışını kutlamak hem de lider duvarında yaptığımız yarışmaları devam ettirmek istedik. 2015’te yaptığımız organizasyonla ‘TED Boulder Cup’ doğmuş oldu. O yıl büyük bir kitle katıldı ve ilerleyen yıllarda yarışma katlanarak büyümeye devam etti. Bir anlamda gelenekselleşti… Ne yarışma tonunda aşırı ciddi ne de festival gibi çok rahat bir ortam. Bu ikisinin dengeli bir kombinasyonu diyebiliriz. Bir nevi tırmanıcıların buluştuğu, eğlenerek birlikte tırmanabildiği, tartışma ve çekişmeleri bir kenara bırakıp kucaklaştığı bir ortam. 

Mart ayındaki son edisyonu nasıl değerlendirirsiniz peki?

Üçüncü yarışmamızdan sonra birkaç sene kadar ekonomik şartlardan dolayı ara vermiştik. 2019’un sonlarında kulübümüzün başkanı Prof. Dr. Mehmet Tınaz, Evren ve kulübün branş kaptanı Nilgün Kratzer ile bir toplantı yaptık. Sayın Tınaz toplantıda bizden bu yarışmayı tekrar yapmamızı isteyip her türlü maddi ve manevi destek vereceğini belirtti. Biz de aldığımız motivasyonla Evren’le kolları sıvayıp çalışmalara başladık. İlk iş, yarışmamızın belkemiği ve bizim hem sporcu olarak temel destekçilerimiz hem de dostlarımız olan Yüksek İşler ekibi (Ulaş Ersin, Anıl Şarkoğlu ve Fatih Balcı) ve Red Bull ekibiyle fikirlerimizi paylaşmak oldu. Birlikte planlama üzerinde çalıştık. Onların da yarışma konusunda motive ve istekli oluşu, bizim heyecanımızı artırmıştı. Önceliğimiz yarışmanın tarihini belirlemek oldu. TED Boulder Cup genelde Ekim, Kasım ya da Aralık gibi olur çünkü bu tarihler hem ulusal hem de uluslararası arenada tırmanış yarışmalarının olmadığı, sporcuların ve yurt dışından gelecek misafirlerin rahat katılım gösterebileceği tarihler oluyor. Fakat o tarihlerde biri DuvarX ve biri de Boulderhane’de olmak üzere İstanbul’da iki tane güzel tırmanış yarışması düzenlendi. Hemen peşine üçüncüyü yapmak; güzel iki tane iş yapılmışken, o tadı damaktan silmek istemedik. Ülkemizde zaten az tırmanış yarışması oluyor, bunları da belli aralıklara yaymanın mantıklı olduğu düşüncesindeyim… Normalde 2019 sonu olarak düşündüğümüz yarışmayı bu doğrultuda Mart 2020’ye çektik. Red Bull’daki spor menajeri arkadaşım Kutlu Baklacıoğlu ile bu konuyu konuşurken; ‘‘Mart’ta yapacaksanız 7-8 Mart gibi yapın hem kadınlar günüyle de örtüşür, güzel bir buluşma olur’’ dedi. O tarihlerin tam da hafta sonuna denk gelmesiyle, hâlihazırda kadınları ön plana çıkaracak fikirlerimizin de olmasıyla bu fikri bayağı sahiplendik. 

İlk başta yurt dışından kadın şef rota yapıcı çağırmak istedik ama olimpik dönem olduğundan ve dünya genelindeki az kadın rota yapıcının müsaitlik durumları nedeniyle bu fikirden vazgeçtik. Onun yerine bir tane profesyonel kadın tırmanıcı, bir de halen dünya kupalarında rota yapan, uluslararası arenada çeşitli görevler almış birini çağıralım dedik. Bu arayışlar doğrultusunda şef rota yapıcı olarak Polonyalı Tomasz Oleksy,  profesyonel kadın atlet olarak da Slovenya’dan Mina Markovic’i davet ettik. Bu sene diğer senelerden farklı olarak iki profesyoneli ağırladık. Bunlar ciddi anlamda Avrupa’da kabul görmüş, geçmişi başarılara dolu kişiler. Bu insanların gelme sebebi aslında organizasyonun içeriğiydi. Öte yandan İstanbul, birçok Avrupalı sporcunun gelip görmek istediği bir şehir. Tırmanıcılar için gittikleri yerler, gezdikleri sokaklar çok önemlidir. Uluslararası yarışmalar organize edilirken de şehrin kültürüne, tarihine, dokusuna dikkat edilir. Tırmanıştan arta kalan vakitlerde gezilip görülecek değerde bir şehir olması katılımı artıran önemli bir faktördür. Bu da misafirlerimizin katılım kararını olumlu etkileyen faktörlerden biridir diyebiliriz.

Hazır yarışmalardan konu açılmışken, olimpiyatların ertelenmesi hakkında düşüncelerinizi merak ediyorum. Bu sürecin spor tırmanış dünyasına nasıl yansıyacağı fikrindesiniz?

Gelecekte birçok kişinin çocuklarına, torunlarına anlatacağı bir duruma tanıklık ediyoruz. İşin sportif boyutuyla ilgili kafamda çok fazla soru var, yerine oturtamadığım zor bir konu… Bu yıl Tokyo’ya gidecek sporcular uzun ve zorlu bir süreçten geçerek bunu hak ettiler. Örneğin kadınlardaki favori Janja Garnbret, bu sene olimpiyatta yarışacaktı ama önümüzdeki sene ayağını kırmayacağı ne malum? Ya da antrenman yaparken omuz bağlarının yırtılmayacağını kim bilebilir? Bu sporcuların aynı formda olup olmayacağını kim garanti edebilir? 

Tomoa Narasaki, Alex Megos gibi isimler girdi ama önümüzdeki sene Jernej Kruder’in daha başarılı olacağı tutar mesela… Şartlar değişti mi her şey komple değişiyor, insan istikrarlı bir varlık değil. Evet, kazananların hakları devam edecek oraya dokunulmayacak ama 2021 olimpiyatlarında; bu senenin sonuçlarıyla önümüzdeki senenin performansını göreceğiz. Yani çok enteresan bir süreç bizi bekliyor. Olimpik planlamada sporcuların zirve yapacağı tarihler hesaplanır, Temmuz –Ağustos arasındaki süreçte maksimum performans göstermeleri beklenir. Şu anda bütün sporcuların ayarı bozuldu. Dünya kupalarında nasıl yarışacak merak ediyorum doğrusu; çoğu sakatlanmamak için yarışacak belki de… Normal şartlar altında sezonda 10 yarışmaya katılan bir atleti bu sene iki tane yarışmaya giderken görmemiz muhtemel. Yani hem sporcu hem yönetim hem de spor için arzu edilmeyen bir durum.

O zaman yeni sezonda yepyeni yüzler görme ihtimalimiz hiç az değil…

Dediğin, doğru, bana da bu olabilir gibi geliyor… Mesela Japonya 12 dünya kupası etabına katılacaksa, olimpik kota alan dört sporcuyu iki ya da dört yarışmaya gönderir, ulusal seçmelerin de dışında tutar. Dolayısıyla alttan gelenlere fırsat doğabilir. Zira ülkeler katılacakları yarışmaları kısıtlamazlar, sonuçta hepsi büyük takımlar ve sporcularının deneyim kazanmaları gerekiyor. Bu süreç de onlar için de fırsat olacaktır.

Covid-19 nedeniyle evde olduğumuz süre zarfında tırmanıcıların ne gibi antrenmanlar yapmasını tavsiye edersiniz?

Tırmanış harici antrenman benim yıllardır çalıştığım hatta üzerine kitap yazmaya başladığım bir konu. Kısaca şöyle açıklayabilirim: Özelleşme diye bir sistem vardır, sporcunun özelleşmesi de denir… Sporcu ilk tecrübesizken daha çok genel antrenman yapmalıdır, yıllar geçtikçe ve deneyim arttıkça özel antrenmana doğru evrilmesi gerekir. Bu noktaya gelen sporcular artık evde özel antrenmanlarla işi kurtarabilirler.

Buradan yola çıkarak hemen tüm tırmanıcılar için ‘circuit’ antrenmanları çok verimli olacaktır. Genel kuvvet ve hareketlilik için ve zayıf yönleri de içeren egzersizlerin bulunduğu döngüler planlanabilir. Herkesin bildiği üzere internette tonlarca egzersiz bulunuyor fakat benim tavsiyem temel egzersizlerden başlamak. Yani barfiks, şınav, squat, crunch, dips, burpee, vs… Bunları amaca ve kişiye uygun şekilde dizip sayıları belirlenmeli. Bunlarda iyi bir aşama kaydedildikten sonra egzersizlerin daha zor olanları seçilebilir(Şınav çeşitlemeleri(pike, archer, vs.), leg lift, typewriter, jump squat, pistol squat gibi… Yeni başlayanlar ve 13 yaşın altındaki sporcular için özel antrenmanları tavsiye etmem. Orta ve ileri seviye tırmanıcılar için fingerboard çalışması mantıklı olacaktır fakat frekans ve şiddetini iyi ayarlamak lazım. Unutmayalım ki tecrübesi zayıf olan tırmanıcılar kazandıkları beceri ve kuvvetleri eş zamanlı olarak tırmanışa aktaramazlarsa teknik gelişimleri üzerinde olumsuz sonuçlar doğabilir. Bu kişilerin yapabileceği en iyi genel antrenman tırmanmaktır.

Yani bu tamamen kişinin eksikliklerine ve ihtiyaçlarına göre planlanması gereken bir süreç. Günümüzün en büyük yanılgılarından biri de internette bulunan binlerce farklı çalışmaya bakarak tırmanıcıların antrenman kavramını ve iyi tırmanmanın sırrına erdiklerini düşünmeleridir(!) Oysa metodoloji, bilimsel bakış açısı ve tecrübe bir araya gelmediği sürece denenecek şeyler tamamen parçasal ve dengesiz bir gelişimi kaçınılmaz kılacaktır.

Son olarak, bahsettiğiniz kitap çalışmasından biraz daha detaylı bahsedebilir misiniz?

Tırmanışa ilk başladığım günden beri, bu branşa hep sportif olarak yaklaştım. Benim hayatım antrenman teorisi kitapları okumakla ve onları denemekle geçti. Antrenman planlaması kadar zor bir iş yok. Bunu en yakından eşim, partnerim ve uzun yıllar profesyonel tırmanıcı olan Evren bilir. Şöyle bir şansım oldu,  dönemin en iyi tırmanıcılarından tut, gencinden orta yaşlısına kadar birçok isme antrenman yaptırdım. Onlara çok iyi katkılarımın olduğunu düşünüyorum. Haftanın her günü, günde çift antrenman yapanlar oldu; yıllar içinde öyle bir veri oluştu ki…

Bunun dışında formal anlamda milli takım kampları yönettim. Birçok yabancı, konusunda uzman antrenörle çalışma fırsatım oldu. Yurt dışında tırmanışla ilgili atölyelere katıldım ve yarı zamanlı çalışma fırsatı buldum. Ayrıca yine Türkiye Dağcılık Federasyonu bünyesinde yurt dışında ilk milli takım kampını organize etme şansı yakaladım. Böylece Ukrayna, Slovenya ve Macaristan’da genç milli ve olimpik sporcularımızla kamplar yaptım. Milli takım antrenörü olarak, Dünya Şampiyonası tecrübeleri edindim. 

Ciddi planlamalar, programlar, yıllık planlar, iki yıllık planlar, istatistikler, geri dönüşler, sonraki süreçler… Uzun saatler, günler hatta aylar süren çalışmalar… Tüm bunları aktarmak çok kolay olmayacak ama aktarmak zorunda olduğumu biliyorum. Uzun ve bitmeyen bir yol ama tırmanış adına bu yolu umutla yürümeye değer…

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Neyse O

Neyse O

2 hafta önce
Mutlu Bir Aile

Mutlu Bir Aile

3 ay önce
Bir Efsaneydi

Bir Efsaneydi

3 ay önce