Bardağın Dolu Tarafı

Tommy Haas'ın kariyeri çok büyük beklentilerle başladı, hayal kırıklıklarıyla devam etti ve alkışlarla sona erdi. Kısa süre önce emekli olan Alman raketle, tenisi ve hayatı konuştuk.

3 Nisan 2018

Fotolar: Getty Images

Roger Federer’i anlatabilmek bir ayrıcalık. 2017’de Roger Federer’i anlatabilmek ise kolay kolay unutulamayacak bir onurdu. Ekselansları Avustralya Açık’ı kazanarak beş yıllık Grand Slam hasretine son vermiş, Wimbledon şansını yükseltmek için de toprak kort sezonunu pas geçmişti. Amacı çim üstünde maç pratiği yapmaktı ve bunun için geleneksel hazırlık durağı Halle’nin yanına Stuttgart’ı ekledi. Turnuvanın yayıncısı Eurosport’ta, İsviçrelinin ilk maçında mikrofonda olacaktım; rakibini öğrendiğimde de merakım ve heyecanım ikiye katlandı. Zira o isim çocukluk yıllarımdan beri çok sevdiğim Tommy Haas’tı. Artık emeklilik için gün sayan Almandan kimse bir galibiyet beklemiyordu. İlk seti 6-2 kaybettikten sonra da şansı iyiden iyiye azalmıştı.

Eski dünya 2 numarası Haas profesyonel spor yaşamında 20 küsur yılı geride bırakmıştı. Sakatlık üzerine sakatlık geçirmiş 39 yaşındaki vücudu artık herhangi bir turnuvada birkaç maçtan fazlasını kaldıramayacak kadar yıpranmış durumdaydı. Ama bir yandan da yaptığı işe ilk günkü kadar âşıktı; sahip olduğu tanrı vergisi yetenek de hiçbir yere gitmemişti. Kaybettiği setin ardından sandalyesinden kalktı, kalabalığın güçlü alkışları arasında bir kez daha tarihin en büyük oyuncusunun karşısına dikildi. Bu, onun son meydan okuması olacaktı…

İLK ADIMLAR

Tommy Haas’ı çocukluk yıllarından itibaren çalıştıran ünlü tenis antrenörü Nick Bollettieri, bir keresinde öğrencisi hakkında şunu demişti: “Tommy’de, hayatta çok az insanda bulunan bir içsel enerji var.” Bollettieri’nin ne kadar haklı olduğunu kıtalar arası bir telefon konuşmasında dahi anlamak mümkündü. Zira Haas’la görüşmek için, onu şimdilerde turnuva direktörlüğünü yaptığı Indian Wells’teki ofisinden aradığımda ben de benzer şeyler düşündüm. Kaliforniya saatine göre saat sabah 9:30’du ama karşımda son derece dinamik bir ses vardı. Ben de kendisine Bollettieri’nin sözlerini yönelterek başladım, pozitif tavrının nedenini sordum. “Bilemiyorum” dedi ve devam etti, “Hayatla ilgili en müthiş detaylardan biri, nasıl bir insan olacağımıza karar verme gücüne sahip olmamız. Ben de her zaman bardağın dolu tarafını görmeye çalışan birisi oldum.”

13 yaşında ABD’ye yerleşen Tommy Haas, bu noktadan sonra efsanevi tenis antrenörü Nick Bollettieri’nin kanatları altına girecekti.

Babası Peter Haas’ın tenis antrenörü olması sebebiyle Tommy’nin çocukluğu kulüplerde geçmişti. “Bir erkek çocuğu babasıyla olmak ister. Benim bunu yapabilmemin tek yolu tenis kulübüne gitmekti” diyerek o günleri hatırlıyor Haas. Üç buçuk yaşındayken dahi içinde bulunduğu durumdan en iyisini çıkartma güdüsüne sahipti. Babası kulüpteki işleri sebebiyle onunla çok fazla ilgilenemiyordu ama kendisine küçük bir raket vermiş, onu duvarın karşısına yollamıştı. Yorulmaksızın saatlerce çalışıyor, “Hep benden bir parça iyiydi, ezeli rakibim gibiydi” sözleriyle anımsadığı ablası Sabine’den daha iyi bir oyuncu olmaya çabalıyordu.

1985’in Temmuz ayında, profesyonel tenisçi olma fikri Haas’ın zihnine güçlü bir imgeyle girdi. “Boris Becker Wimbledon’ı kazanırken evde televizyonun başındaydım ve izlerken adeta büyülenmiştim” şeklinde anlattığı gün sonrasında arkasına hiç bakmadı. 11 yaşında, kendi yaş kategorisinde Almanya şampiyonu oldu ve Nick Bollettieri’nin Florida’daki akademisinden davet aldı. O dönem Andre Agassi ve Jim Courier gibi yeni mezunlarıyla dikkat çeken akademi, sağlıklı bir tenis atmosferiydi. Tommy ilk gidişinde oradan pek hoşlanmasa da 13 yaşında babasıyla birlikte ABD’ye yerleşti. Artık dünyanın en ünlü tenis antrenörünün kanatları altındaydı ve Bollettieri onun adeta ikinci babası olacaktı.

HAYAT>TENİS

2002 yılında dünya 2 numarası olmayı başaran Tommy Haas, tenis yaşamında basamakları oldukça hızlı şekilde çıkmaya başlamıştı. Artık Grand Slam kazanıp kazanamayacağından ziyade bunu ne zaman başaracağı merak edilmekteydi. İşler ise hiç plana uygun gitmeyecek, hayat Haas’ı beklemediği mücadelelerin içine sokacaktı. İlk olarak omuzundan bir sakatlık yaşadı ki bu karşılaşacağı problemlerin daha önemsiz olanıydı. Ebeveyninin geçirdiği motosiklet kazası ve babasının bir süre komada kalışı ise onu derinden etkiledi. Bu dönemde hem kortlardan uzak kalacak hem de tenisten daha önemli şeyler olduğunu idrak edecekti.

Dünyanın zirvesine yaklaşırken başlayıp iki yıl kadar devam eden ilk büyük sakatlığı Haas’ın momentumunu yerle yeksan etmişti. Bu noktadan sonra uzun yıllar tenis oynamayı sürdürecek ama asla sağlıklı bir oyuncu olamayacaktı. Kendisini bu bakımdan talihsiz hissedip hissetmediğini sorduğumda önce duraksadı ve söze girdi: “Hayatta birçok şeyden şikayet edebilir, ağlayıp sızlayabilirsiniz. Ben yedi yaşında tenisçi olma hayali kurdum ve az değil, 20 sene boyunca ATP düzeyinde oynama fırsatı yakaladım. Üç farklı jenerasyondan, tenis tarihine iz bırakmış birçok rakibim oldu. Bunlara baktığımda kendimi iyi hissediyorum. Evet, sakatlıklar ve özellikle de kariyerimin en iyi döneminde yaşadığım omuz problemi olmasa belki Grand Slam kazanırdım. Bunu başarmak da harika olurdu ama olmadı. Ne yapabilirim ki?”

“Son yıllarda oynamaya devam edişim biraz da büyük kızım Valentina içindi. Babasını dünyanın en iyi tenisçileriyle rekabet ederken, en büyük turnuvalarda oynarken görmesini istedim. Bunu da başardığıma inanıyorum…”

Tommy Haas geriye dönük ve hafif sitemkâr tonda sorduğu ‘Ne yapabilirim ki?’ sorusunun cevabını aslında bizzat vermişti. Ne hayal kırıklığına kapılıp erken emekli olmayı düşündü ne de bir an olsun çalışmayı bıraktı. Yapılması gereken tam da buydu. Eşi Sara Foster, Instagram hesabından Haas’ın antrenman fotoğrafını paylaşarak altına şunları yazmıştı: “Keşke senin çalışma etiğinin ve adanmışlığının yüzde beşine sahip olsaydım. Umuyorum kızlarımız da bu özelliğini alır.” Foster burada eşine abartılı methiyeler düzme peşinde değildi. Haas geçirdiği sayısız farklı sakatlık ve 15 ameliyattan sonra her seferinde dönmeyi başarmıştı. Kendisine problemli fiziğine rağmen 40 yaşına kadar oynama motivasyonunu nereden bulduğunu sordum:

“Her seferinde geri dönmek için farklı farklı motivasyonlarım oldu” diye söze girdi ve devam etti; “Dünyayı gezip kalabalıklar önünde sevdiğiniz işi yapmanın paha biçilemeyecek bir güzelliği var. Bir noktada biteceğini bildiğim için bunun tadını sonuna kadar çıkartmak istedim. Son dönemi soruyorsan eğer, o da biraz büyük kızım Valentina içindi. Babasını dünyanın en iyi tenisçileriyle rekabet ederken, en büyük turnuvalarda oynarken görmesini istedim. Bunu da başardığıma inanıyorum…”

MİRAS

Nasıl olduysa 6-2’yle kaybettiği ilk set sonrası Tommy Haas kendini biraz daha maçın içinde hissetti. Zaten Roger Federer de sezonun ilk iki ayında oynadığına benzer bir tenis kalitesine henüz çıkamamıştı. Stuttgart tribünlerinde Haas’a ciddi destek vardı. Televizyon yayınından Valentina’nın, “Haydi baba!” nidalarını net şekilde duyabiliyorduk. Haas ailesinden ve seyirciden aldığı motivasyonu çok güçlü kullandı, maç puanı çevirdiği ikinci set tie-break’ini kazanarak durumu 1-1’e getirdi. Kızı onu desteklerken Haas, en iyi tenisçilerden birisiyle rekabet ediyor ve kort üstündeki son arzusunu gerçekleştiriyordu.

Haas, Federer’in her hamlesine tıpkı onun gibi müthiş çeşitli bir repertuvarla karşılık veriyor, hiçbir teknik nüansta efsanevi rakibinden geride kalmıyordu. Bunu da şöyle açıkladı: “Aslında benzer stillere sahibiz. Tabii benim yapabildiğim her şeyi, Roger daha iyi seviyede yapabiliyor. Misal benden daha iyi hareket ediyor, forehand’i biraz daha iyi, servisi daha isabetli… Sadece backhand’imi Roger’ınkine tercih ederim ama onun dışında benden daha iyi bir oyuncu. Hep güzel maçlar oynadık. Tabii bu maçların çoğunu Roger kazandı.”

Fakat Stuttgart’taki son maçlarında, bu tek taraflı rekabete mutlu son yazma fırsatı Haas’ın avuçlarına gelmişti. Zira kendi sözleriyle tarihin en iyisi olarak addettiği Roger Federer önünde maç servisleri kullanacaktı. Bunu da hiçbir baskı ve zorlanma hissetmeden kolaylıkla yaptı, mücadeleyi kazandığı anda yumruğunu dahi sıkmayarak kadim dostuna saygısını gösterdi. Bu galibiyet, Tommy Haas’ın uzun spor yaşamında kazandığı son maç olacaktı. Çok kısa süre sonra sekizinci Wimbledon’ına gidecek Federer’e karşı başardığı şey, Haas gibi kariyerli bir raket için bile çok özeldi. Kızının galibiyet sevinci de belki kaldırdığı tüm kupalara bedeldi.

Tommy Haas küçük bir çocukken eline aldığı tenis raketiyle birlikte bir sporcunun yaşaması gerekenden epey fazla iniş ve çıkış yaşadı. Vücudu, tarihin en iyileri arasına girebilecek seviyedeki yeteneğini hiçbir zaman taşıyamadı. Bugün en azından bir Grand Slam kupasına bile sahip olmayışı da birçokları tarafından ‘şanssızlık’ olarak değerlendiriyor. Haas için ise büyük resme bakmak çok daha önemli:

“Hayatı seviyorum. Evde iki tane sağlıklı ve güzel kızım, harika bir eşim var. Amacım hep iyi bir insan olmak oldu ve bunu yaptığıma inanıyorum. Arkamda bırakacağım iz benim için çok önemli ve bu da korttakilerden fazlasını içeriyor. Saha dışı, yani hayat çok daha mühim. Bu açıdan bakınca, ben şanslı birisiyim. Teniste ise asla başarısız değildim. Sadece bulunduğum noktaya bakıp sana şunu söyleyebilirim: Bir kazanandım ama asla bir şampiyona dönüşemedim. Bununla da hiçbir sorunum yok…”

*Bu röportaj, Socrates’in 2018 Mart sayısında yayımlanmıştır. Bütün sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Aras YETİŞ

Aras YETİŞ
İstanbul Bilgi Üniversitesi'nden mezun oldu. 2015'ten beri Eurosport Türkiye'de spikerlik ve Socrates'te editörlük yapmakta. Tenis ve snooker'la ilgileniyor.

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN