Tepenin Ardı

Formula 1'in iyi çocuğu Nico Rosberg'in emekliliği de nevi şahsına münhasırdı. Alman gazeteci Karin Sturm yazdı.

5 Şubat 2017

Dünya şampiyonu olarak sahneden çekilmek. Hiç kimsenin böyle bir ihtimali aklının ucundan geçirmediği bir anda, kendi başına bu kararı vermek. Modern Formula 1 tarihinde daha önce rastlamadığımız bir şeydi bu… 1958’de Mike Hawthorne’ın vedasında olduğu gibi, işin içine sağlıkla ilgili nedenlerin girmesiyle ya da 1992’de Nigel Mansell’in tecrübe ettiği gibi, doğrudan kendi takımının yardımlarıyla gerçekleştiği olurdu böyle ayrılıkların. Belki Alain Prost’un 1993‘teki vedası Fransız pilotun özgür iradesiyle aldığı bir karar gibi gözükmüştü. Gelgelelim, bunun arkasında da ezeli rakibiyle yeni bir takım içi düelloya girmeye gönülsüz bir şampiyonun psikolojisi vardı. Ama hiç kimse, Formula 1’i bugün Nico Rosberg’in yaptığı gibi terk etmemişti; kariyerinin doruk noktasında, mutlu, kendiyle ve etrafındaki dünyayla barışık bir şampiyon olarak, böylesine kendiliğinden. Öte yandan, bu karar her ne kadar herkesi hayrete düşürmüş olsa da Rosberg’in bugüne kadar çizdiği portreye uygun düşen bir tarafı da vardı. Rosberg'in, en başından beri meseleye rakiplerinden biraz farklı yaklaştığı aşikârdı. 

En başta ona ‘Britney’ adını takmışlardı. Nico, Formula 1’e adım attığında takvimler 2006’yı, yani Britney Spears’ın ve sarı saçlarının hâlâ meşhur olduğu zamanları gösteriyordu. Williams mekanikerlerinin bu lakabı niçin seçtiği anlaşılabilirdi. Ancak bu lakabın ardında gizli bir Rosberg algısı vardı. Onu masum bir ‘kız çocuğu’ olarak ya da iyi huylu, sevimli bir genç adam olarak görüyorlardı. Normal şartlarda yalnızca en sert olanların hayatta kalabildiği bu kurtlar sofrasında fazla uzun yaşayamazdı. İşler zora girdiğinde acımasız yüzlerini gösterebilecek karakterlerle doluydu burası. Çaresizlik anlarında ceplerinden her türlü numarayı çıkarabilirlerdi; tutkulu F1 seyircilerinin bir kısmının ‘kurnaz ve keskin bir zekânın ürünü’, bir kısmının ise ‘sportmenliğe aykırı’ olarak nitelendirecekleri numaralardan söz ediyoruz. Rosberg’in hiçbir zaman pek ilgilenmediği türden numaralar. 

Ve yıllar yılı, Rosberg’e bakan gözler bu kehanetin gerçeğe dönüşmesinden başka bir şey görmediler. Bahreyn’de kariyerinin henüz ilk yarışında en hızlı tur zamanını elde etmesine aldırmadılar. 2008’de pek de rekabetçi sayılamayacak Williams otomobiliyle Singapur’da ilk kez podyuma çıktığında gözlerini kaçırdılar. Yedi kez dünya şampiyonu unvanlı Michael Schumacher ile birlikte geçirdiği üç yıl boyunca ekseriyetle takım arkadaşından hızlı olması da hiçbir şeyi değiştirmedi. 2014 sezonunda çocukluk arkadaşı ve en sıkı rakibi Lewis Hamilton’la girdiği ilk takım içi şampiyonluk savaşını küçük bir farkla kaybetti, teknik açıdan şansı yaver gitmemesine rağmen sonuna kadar pes etmedi. Ama Britney lakabı unutulsa da çağrıştırdığı imaj hiç değişmedi: Formula 1’deki ‘iyi çocuk’ oydu; uysaldı, yumuşak mizaçlıydı ve sadece soyadı bile önünde her kapının sonuna kadar açılmasına yetmişti. Bu yüzden de sert ve cesur çocukların arasında en tepeye çıkmasını sağlayacak o son adımı atacak gücü asla bulamayacaktı. Koca bir yıl boyunca bunları duymak zorundaydı; özellikle de onu takım arkadaşı, büyük şampiyon Lewis Hamilton’la kıyaslayanlardan. 

Hiç şüphesiz, Britanyalı rakibine göre çok daha zahmetsiz bir başlangıç yapmıştı kariyerine. Bundan 34 yıl önce dünya şampiyonluğuna ulaşan babası Keke’nin varlığı, doğal olarak, genç Nico’nun işini kolaylaştırmıştı. 2002 yılında 16 yaşındaki Nico’nun Formula BMW’de şampiyonluğa ulaştığı sezonu, BMW’nin o dönemki motorsporları direktörü Dr. Mario Theissen şöyle anımsıyor: “VIVA gibi büyük bir sponsorla yarışıyordu, o serinin tartışmasız olarak yıldızıydı. Ama bu ‘pop yıldızı’ imajını üzerine pek de yakıştıramıyordu, şimdi olduğu gibi utangaç biriydi.” Rosberg adı bir yandan böyle büyük avantajlar sağlıyor, diğer yandan Nico’nın kendi performansıyla saygı görmesini çok güçleştiriyordu. Neredeyse imkânsız bir görevin peşine düşmüş gibiydi. Ta ki 2016 Kasım sonlarına, Abu Dabi’ye kadar. 

Utangaç, yumuşak başlı, uysal… Nico Rosberg’i tarif etmeye çalışırken hâlâ bu sıfatları ziyaret ediyoruz. Büyüklük taslamak, 31 yaşındaki sürücünün huylarından biri değil. Bunun farkına varan son kişi ise Rosberg’in doğum yeri olan Wiesbaden’ın belediye başkanı oldu. Dünya şampiyonluğunu kutladıktan birkaç gün sonra Facebook hesabına giriş yapan Rosberg, belediye başkanlığının sayfasına bir mesaj bıraktı ve kutlama için eşiyle birlikte Wiesbaden’a ‘bir uğramayı planladıklarını’ iletti. Bu mesaj belediye binasında öyle bir şaşkınlık yarattı ki, bunun sahte bir hesap olabileceğini düşünüp duruma temkinli yaklaştılar ve cevap yazmak yerine Rosberg’e telefonla ulaşmayı denediler. 

Lewis Hamilton için hayati bir ihtiyaçmış gibi görünen tüm o aralıksız gösteriyi bir düşünün; Formula 1’in parlak dünyasıyla yetinmeyip kendi etrafında kurduğu tatlı hayatı, takım garajından eksik olmayan Hollywood yıldızı arkadaşlarını, sosyal medyadaki daimi mevcudiyetini… Bunlar, yeni dünya şampiyonunun gerçekten ilgisini çekmiyor. Yaşam biçimlerindeki bu farklılığın normal olduğunu düşünebiliriz elbette. Siyah bir göçmen çocuğu olarak büyüyen Hamilton, Rosberg’in ilk günden itibaren sahip olduğu imkânlara nihayet ulaştığında bir şeyleri tela etmesi gerektiğini hissetmiş olabilir. Dünya şampiyonu bir yarışçının kurduğu sağlam bir aile, korunaklı bir çevre, kesin bir sosyal itibar, ‘ait olduğuna’ dair güçlü bir bilinç, Monako’nun en iyi okullarında eğitim, 2.1 düzeyinde parlak bir Abitur ve -eğer motorsporlarının dışında güvenli bir yola geçiş yapmak isterse- onu bekleyen zengin kariyer olanakları… Liseden sonra, Londra’nın en iyi üniversitelerinden birinden gelen teklif sonrası kısa bir süre düşündüğü havacılık eğitimi gibi. 

Onun gibi yetiştirilmiş ve huzuru kendi içinde bulabilen birinin sürekli spot ışıklarının altında olmaya ihtiyaç duyması beklenmez. Kendini o ışıkların altında en iyi şekilde sunabilecek olması, beş dili (içlerinde babasının ana dili olan ama öğrenmeye hiç yeltenmediği Fince yok) akıcı olarak konuşabilmesi önemsiz. Zira araya giren başka öncelikler var. Eşi Vivian ve bir yaşındaki kızı Alaia ile geçirdiği zaman, onun için Hollywood yıldızlarıyla birlikte olmaktan daha önemli. Bu sayede, Rosberg ailesi yılın büyük bir bölümünü inzivada geçirebiliyor: Kışları Monako’da, yazları ise Baba Keke’nin de hâlâ ikinci evi sayılabilecek İbiza’da. Vivian’ın burada bir dondurmacı işlettiğini bilen çok az kişi var. Daha az bilinen şey ise Rosberg’in 2015 yazında çok zor bir dönemden geçtiği. Hamilton o sezon dünya şampiyonluğunu erkenden garantilerken, Rosberg’in ailevi sorunlarla da baş etmesi gerekiyordu. Zorlu bir hamilelik geçiren Vivian’ın yanında olmaya çalışıyor, eşinin ve karnındaki bebeğin geleceği hakkında kaygı duyuyordu. Alaia sağlıklı bir şekilde dünyaya geldiğinde, Rosberg de yeniden form yakaladı. Ancak zirve yarışına dönmek için çok geçti. 

Austin’deki yarışta Hamilton, takım arkadaşını henüz ilk virajda, kuralları zorlayan bir güç gösterisiyle geçmişti. Bunu yaparken, belki de Rosberg’in -alışıldığı üzere- kabuğuna çekileceği düşüncesinin rahatlığıyla davranıyordu. Podyum töreninden önce, rakibini bir kez de televizyon kameralarının önünde kışkırtmak istedi, gelişigüzel fırlatılmış bir şapkayla. Ama bu kez beklenen olmadı; Rosberg şapkayı aldı ve Hamilton’a doğru savurdu. Bu jest kısa sürede bir sembole, yeni bir Nico Rosberg’in habercisine dönüştü. “Artık yeter!” diyordu sanki. Ve rakibinin onu alt etmesini sağlayan şeyi bulup kendini bu açıdan geliştirmeyi kafasına koydu. Üst üste yedi yarış kazandı; 2015’in son üç ve 2016’nın ilk dört yarışını. Eskiye nazaran daha fazla kararlılık gösteriyordu, daha rekabetçiydi ve kendine daha fazla güveniyordu. Rakibinin yaz aylarındaki sıkı performansı ve üst üste gelen galibiyetleri de onu çizgisinden ayıramadı. Yazın verilen arayı iyi değerlendirdiği her hâlinden belliydi, geri döndü ve yeniden işe koyuldu. 

Yıllardır triatlon antrenmanlarına vakfettiği disiplin ve ciddiyetle şampiyonluk mücadelesine tutundu. Bu sertliği en çok da kendiyle baş başa kaldığında, işler gerçekten zora girdiğinde gösterdi. Max Verstappen, Abu Dabi’deki sezon finalinde şampiyonlukla arasına giren bir tehdit olarak belirdiğinde yaptığı gibi… Yarış mühendisinden kulağına gelen talimat, Hollandalı rakibini fazla vakit kaybetmeden geçmesi gerektiğini söylüyordu. Tavizsiz ve çoğu zaman öngörülemez sürüş stiliyle rakiplerine korku salan 18 yaşındaki Hollandalı söz konusu olduğunda, temiz bir geçişi kimse garanti edemezdi. “Böyle bir anda duymak isteyeceğiniz son şey, Verstappen’ı geçmeniz gerektiğidir” diyecekti Rosberg yarıştan sonra. Ama o anda yeni Rosberg’e özgü o sertliği cebinden çıkardı ve sonunda şampiyonluğu getirecek geçiş manevrasını başarıyla tamamladı. Bir zamanlar pit alanındaki adı ‘Britney’ olan adam, tereddütsüz, iyi hesaplanmış ve harika bir şekilde kotarılmış bir hamleyle geçti rakibini. Dünya şampiyonlarına özgü bir hamleyle… 

Ve bu gerçekten oldu. 27 Kasım 2016 günü, Abu Dabi’de saatler 18.41’i gösterirken, Nico Rosberg finiş çizgisini Formula 1 Dünya Şampiyonu olarak geçti. O anda telsizinde diğerlerinden ayrılan bir sesi işitti; Vivian onunla ne kadar gurur duyduğunu söylüyordu. Birkaç dakika sonra onun yanındaydı. Vivian ilk kucaklaşma için eşinin Gümüş Oklar’ın kokpitinden ayrılmasını dahi bekleyemedi. Podyumdan indiğinde, henüz ilk şoku atlatamamış annesi Sina’yı gördü. Sina oğlunun yarışlarına hiç gelmezdi. Hatta bu heyecana dayanamayacağını bildiğinden, yarış saatlerinde televizyonu bile açmaz, bunun yerine kafasını dağıtmak için ‘kendini temizliğe verirdi’. Keke, aralarına biraz daha geç katıldı. Nihayet aile bir araya gelmiş, Nico hayatındaki en değerli insanları yanında bulmuştu. 

Hayatındaki en parıltılı anın üzerinden üç saat geçmişti ki Mercedes garajında hislerini tarif edecek sözcükleri ararken buldu kendini: “Finiş çizgisini geçtiğimde hissettiğim ilk şey, büyük bir rahatlamaydı. Sevince benzer bir şey yoktu henüz. Çok zor bir yarış oldu, damalı bayrağı görmek bile çok güzeldi. İlk gözyaşları zafer turu sırasında geldi. Ve bitmek bilmedi. O kadar yoğun hislerdi ki… Baskı üzerinizden tamamen kalkıyor, tarif etmesi çok güç.” 

Daha önce bu tür bir baskının varlığından hiç bahsetmemişti, muhtemelen şampiyonanın son haftalarında zayıf noktalarını açık etmemesi gerektiğini düşünüyordu. Artık birkaç kuralı eğip bükebilirdi. Sadece şu cümlelere kulak verdiğinizde bile Nico’nun bir şeylerin hazırlığında olduğunu ve geleceğe dair çetrefilli düşünceler taşıdığını görebilirdiniz. Bir dünya şampiyonluğu kazanmanın zorluğundan söz ederken sadece son yarışı kastetmediği anlaşılabiliyordu: “Bu sefer gerçekten yaklaştığınızı, her şeyin elinizde olduğunu hissettiğiniz anda, baskı sizi yavaş yavaş çevrelemeye başlıyor.” 

Rosberg, bu baskıya karşı koymayı becerdi. Tüm uzmanların gelmiş geçmiş en iyi pilotlardan biri olduğu konusunda kir birliğine vardığı bir rakibi alt etti. Hamilton o uzmanları haklı çıkaracak ‘tartışmalı’ taktiklerle (gözle görülür biçimde yavaşlayarak arkadaki araçların Rosberg’in ensesine yapışmasını sağlamak gibi) son yarış heyecanını harlamasına rağmen… Bu şartların üstesinden gelerek kazanmak, Rosberg’in sözleriyle, ‘zaferi daha güzel ve anlamlı kılmıştı.’ 

Gelgelelim, tüm bunlar ona artık kimsenin ‘Britney’ demeyeceği anlamına gelmiyor. Zaten Rosberg en başından beri söylenenleri hiç umursamadı. F1 kariyerine son verdiğini açıklamasıyla birlikte başlayan tartışmalara da kulak asmadı. (“Hamilton’ı bir kez daha geride bırakabileceğine inanmadığı için kolay yolu mu seçti?”) Başkalarının yargıları, hiçbir zaman Rosberg’in karar süreçlerinin içine sızamadı. Şimdi de bildiğini okuyor, kendi yolundan gidiyor. F1 dünyasında herkesin peşinden koştuğu mutlak başarı için kendi önerdiği yolun da bir seçenek olduğunu nihayet kanıtlamış biri olarak, içinde bulunanlardan her saniye yüzde yüzlerini talep eden, ailelerini önceliklendirmelerine izin vermeyen o dünyayı artık istemediğine karar verdi. Onun gittiği yoldan giden biri için doğru karar da buydu. 

“Şimdi ânı yaşamaya çalışıyorum,” diyor sahneyi terk ederken ve ekliyor: “Bu kararın verdiği huzurun tadını çıkarmaya bakıyorum. Birkaç hafta içinde bu yıl yaşadığım her şeyi daha iyi anlamaya başlayacağım. Ve ardından hayatımda yeni bir sayfa açabileceğim. Gelecekte beni neyin beklediğini çok merak ediyorum.” 

Onun gibi farklı meziyetlere sahip birini bekleyen çok fazla seçenek olmalı. Nico Rosberg’i diğer tüm şampiyonlardan ayıran bir başka özellik daha!

Çeviri: Cem Pekdoğru

İlişkili makaleler

F1, Türkiye’den Neden Gitti?

Formula 1 Türkiye Grand Prix’si neden sona erdi? Bu sorunun yanıtını F1’in patronu Bernie Ecclestone’a sorduk…

Ölümün Kıyısında Bir Tutku

İstesek de istemesek de kazalar Formula 1’in bir parçası. Jules Bianchi de bize tarihi hatırlatıyor.