Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Vodafone İstanbul MaratonuTeknoloji İle İlişkiler

Özel spor saatleri artık koşunun vazgeçilmezlerinden. Kendi cihazınızı seçerken, işinize yarayacak birkaç bilgi ve deneyimse burada.

Uzun süre direndikten sonra kaderime boyun eğdim ve geçen sene ilk düzgün spor saatimi aldım. Ondan öncesinde koşarken ve bisiklete binerken ya standart dijital saatimi ya da cep telefonumu kullanıyordum. Cep telefonu kullanmanın hem iyi hem de kötü yanları vardı. Pozitif tarafta, telefonumu yanımda taşıyabilmem ve işle ilgili aramaları cevaplayabiliyor olmam yer alıyor. Negatif yandaysa, gelen aramaların 3G’yi engellemesi ve GPS’in kafayı yemesi ile ilgili sıkıntılar mevcut. Gelen arama, Strava’nın durmasına da yol açabiliyor. Böyle olunca antrenman kesiliyor, kayıt yanıyor, daha da önemlisi fiziken çalışmaya ara verme zorunluluğu doğuyor.

Düzgün antrenman yapmak ve bu antrenmanları kayıt altında tutmak benim için önemliydi. Zira bu veriler gelişimimi görmek ve sınırlarımı zorlayabilmek adına büyük yardımcım. Uzun süre süslü sporcu saatlerine direnmemin sebebiyse anlık olarak bilgiye ihtiyaç duymuyor olmamdı. Benim için önemli olan kayıttı ve bunu rahatsız edici şekilde, belimde ekstra 150 gramlık ağırlıkla elde edebiliyordum. Koşu sonrasında tüm basit bilgileri Strava ya da benzer programlar aracılığı ile görmek mümkündü.

Ama zamanla, bu bilgilerin biri benim için kritik hâle geldi. Antrenman sonrası nabzıma baktığımda, yokuş bölümlerde anlamsız düzeylere çıktığını görüyordum. Ya da bana inandırıcı gelmeyen rakamlarda uzun süre spor yapmışım gibi veriler ortaya çıkıyordu. Bu durumla ilgili olarak tanıdığım bir kardiyoloğa da danıştım ama bedava doktor tavsiyesi ‘220-yaş’ hesabından öteye gidemedi. Ben de sağlığımı ön plana koyarak gerçek zamanlı veri gösteren komple bir spor saati almaya karar verdim.

Benim için komple saat, nabız ve GPS bilgilerini farklı sporlar için sağlayabilen cihaz anlamına geliyordu. Karar süreciyse 2015 yılının başlarına denk geldi. Gözlemlerime göre Türkiye piyasasındaki en gözde saat Garmin’in Forerunner 920xt modeliydi. Uluslararası piyasada Polar, Suunto, Tomtom gibi birçok marka bu düzeyde saat üretiyordu. Ancak pazarda oluşan fiyatlar ya da seçimler bireysel olarak ürünün sağladığı marjinal fayda ile örtüşmediğinden bu durum benim için çok da önemli değildi.

Saat seçerken asgari düzeyde ihtiyacım olan özellikleri karşılayacak, kolumda ucube gibi durmayacak ve aynı zamanda güvenilir olabilecek en ucuz saati aradım. Bu sebeple 920xt benim için tasnif dışıydı. Dizayn ve görsellik olarak Garmin’in(ABD) saatleri insana çekici gelebiliyor. En büyük iki rakipleri ise Finlandiyalı markalar Polar ve Suunto. Özellikle iş modelleri ve kafa yapısı olarak baktığınızda aralarındaki fark tamamen ülke yapılarını yansıtıyor. Finlandiyalılar daha çok sunduğu özelliğin sağladığı faydaya odaklanmışken, Amerikalı işin sosyal kısmına değiniyor. Bunlar tabii ki benim şahsi algılarım.

Seçim sürecimde ikinci el seçeneğini de göz ardı etmedim. Birçok araştırma, yurt dışı fiyatları, gelip giden arkadaşlar bulma derken şansım sahibinden.com’da yaver gitti. Polar’ın 2012’de piyasaya çıkardığı ve ilk kez GPS özelliğini saatin içine entegre ettiği RC3 GPS modelini buldum. Bu cihazı daha önce New York Maratonu esnasında kullanma şansım olmuştu. Bulduğum saat hem neredeyse kullanılmamıştı hem de mükemmel fiyatlıydı. Bu sene maratona hazırlanırken de hep bu saati kullandım, dolayısıyla Strava üzerindeki bilgilerin hepsi buradan geliyordu.

Strava demişken, Polar marka saatlerin en kötü yanı sosyal ortamın gözde uygulamalarıyla direkt bağlantıya sahip olmayışı. Ancak bu sorunu 2015 Aralık’ta çözdüler ve Strava ile kendi sistemleri Polar Flow arasında entegrasyon sağlandı.

Yine de bu durum bana çok fayda sağlamadı çünkü saatim eski model olduğundan senkronizasyonu Flow ile değil, Polar Personal Trainer vasıtasıyla yapabiliyorum. Bu sistemin Strava ile henüz doğrudan ilişkisi yok. Polar’ın son eklentisi öncesinde Flow2Strava.com adlı bir site bana yardımcı oluyordu ama şimdi o da mevta durumda. Ben de eski usüle döndüm ve .tcx dosyasını Polar’dan indirip Strava’ya yüklüyorum.

Antrenmanları kayıt altında tutmak ve neler başardığınızı görmek, ayrı bir motivasyon kaynağı ve sizi mental olarak belli bir doğrultuda tutuyor. Özetle, ben de bu kayıtları anlık gösteren saatlere aramı düzelttim. Tabii ileri düzeyde spor yapıyorsanız bu bilgiler sizin için daha kıymetli hâle geliyor. Kendinizi bir anda Big Data’nın dipsiz kuyusunda bulabiliyorsunuz.

Kim bilir, belki ilerleyen dönemde bu bölümde farklı teknolojileri ve ürünleri test edip size bilgi aktarma şansımız da olur…

*38. Vodafone İstanbul Maratonu yaklaşırken, detaylı bilgi için buradan. 

Can Demirel, Güney Amerika’nın Kuzey karakterli soğuk insanı. Plaza, tarla ve oteller üçgeninde göçebe spor hayatı deniyor. Kısıtlı zamanda yapılan egzersizlerden maksimum verim almak üzerine deneysel çalışmalarda bulunuyor, kobay olarak kendini kullanıyor. 1993 yılında başladığı spor hayatında yüzme, yelken, Amerikan futbolu ve triatlonla gerçekten uğraşmış olup şimdilerde mevsimine göre spor seçiyor. Strava profili için tıklayabilirsin.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

EMEKTARA VEDA

EMEKTARA VEDA

4 sene önce
Ölü Sezon Sürüyor

Ölü Sezon Sürüyor

4 sene önce