Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Diğer SporlarTatil Köyü

Masalarda geçen 38 yılın ardından Steve Davis, snooker’dan emekliliğini açıkladı. Artık sırada başka ilginçlikler var...

*Ben Dirs’in kaleme aldığı bu yazı, BBC’de yayımlandı.


“Tuhaf ama başarılı.” Bu, bir eleştirmenin Steve Davis’in DJ seti hakkında yaptığı yorumdu. Ayrıca mezar taşına da uyabilirdi. Çuhanın en sıkıcı adamından, avangart elektronik müziğin tepesine… ‘İlginç’ lakabı yavaş yavaş mantıklı gelmeye başlıyor.

Minehead’deki Bloc Festvali’ni dolduran kalabalık Steve Davis maskeleri giyiyordu. Setin arkasındaki adam zevkten dört köşe olmuş, kulaklık bile takmıyordu. Satın aldığı ilk albümün, 70’lerin progresif rock grubu Argent’tan Deep olması şaşırtıcı değildi. Davis hiçbir şeyi ‘öylesine’ yapmazdı. Snooker, müzik… Hepsi onun için bir takıntıydı.

Morrisey’in de bir kez dediği gibi, “Utangaçlık, hayatta yapmanız gereken şeylere bazen engel olabilir.” Hadi bunu bir de Davis’e anlatın! 58 yaşında spordan emekli oldu; artık başarılarla dolu geçmişini anarak önünde uzanan yeni hayata şöyle bir bakabilir.

Davis gençliğinde yaşadığı utangaçlığı, neredeyse ‘hastalık seviyesi’ olarak tanımlıyor. Snooker sporu da onun büyük sahnesi olmadan önce, bir sığınak görevi görmüştü.

“Utangaç olmak gerçek bir sorundu,” diyor altı kez snooker dünya şampiyonu ve Phoenix FM’deki The Interesting Alternative Show’un sunucusu.

“Ancak şanslıydım ki iyi olduğum bir şey buldum ve bu, utangaçlığın beni ele geçirmesine engel oldu. Elime bir isteka verilene kadar hiç kimseydim ve aniden birisi oldum. Bu büyük bir dönüşümdü.”

Davis, o istekayı 1969 yılında Plumstead’deki bir snooker kulübünde eline aldı. Veren kişi; yani babası Bill, ortalama bir oyuncuydu fakat teknik detaylara son derece hakimdi.

“Babam her zaman Joe Davis’in, Nasıl snooker oynuyorum? kitabını okurdu” diyor Davis. 15 kez dünya şampiyonunun tavsiyeleri hep kafasındaydı. “Kafamın üzerine bir isteka koyar ve onu hareket ettirmediğimden emin olmaya çalışırdı. ‘Bunun doğru olduğuna emin misin?’ diye sorduğumda da, ‘Evet, İncil’de öyle yazıyor’ derdi.”

“Ancak o dönemde oynadığım kulüplerde; beslenebileceğim kaliteli oyuncular oynamıyordu. Pozisyon oyununda veya taktiklerden henüz haberimiz bile yoktu. Ben tekniğim üzerinde çok fazla çalışmıştım. Babamın dikte ettiği o kurallar da bugün hâlâ aklımda: Olabildiğince sabit dur, kafanı oynatma, istekanın düz ilerlediğine emin ol.”

“Kısa sürede, snooker şiddetli bir tutkuya dönüştü. Bir kontrol delisi olan benim için mükemmel bir oyundu. Topları kontrol edebiliyor olma fikri beni büyülüyordu. Turnuvalar kazanmaya başladıkça heyecanın dozu arttı ve saplantım büyüdü.”

Davis, 70’lerin ortasında Camden Roundhouse’da Fransız art rock grubu Magma’yı izledi ve kendi sözleriyle, aklını yitirdi. Onun hakkında gerçekten enteresan olan şey, her zaman insanların düşündüğünden de enteresan oluşuydu. Magma; şarkılarını uydurulmuş bir dilde söyleyerek, tam on konsept albüm çıkarttı. Yaptıkları ‘uzay operası’yla, o dönem Genesis’in bile, The Carpenters gibi görünmesine sebep olmuşlardı.

Tabii Davis’in asıl takıntısı olan snooker hakkında söylenebilecek çok şey varken, müzik onun gizemli yanıydı. Birden bire bu kendine özgü masa oyunu, popüler bir televizyon etkinliğine dönüştü ve Davis onun en büyük yıldızlarından biri oldu.

STOCKTON - 1981: Steve Davis of England picks up a trophy at the Fiesta Club in 1981 in Stockton. (Photo by Adrian Murrell/Getty Images)
1980’lerde Steve Davis kupalara çok aşinaydı.

Davis, “Bazen bu popülerlikten uzak oyuna daha ne kadar tahammül edebileceğimi düşünürdüm” diyor ve ekliyor: “Bir kulüp takımı için oynayabilirdim ama asla bu kadar ilerleyebileceğimi düşünmezdim.”

“Fakat 70’lerin sonunda; BBC’de birisi, dünya şampiyonasını televizyonda yayınlamanın iyi bir fikir olduğunu düşünmüş. Öyleydi de. Gülünçtü… Bu kişi her kimse, hayatımın yönünü tamamen değiştirdi. Tanrı bilir o olmasa ne iş yapıyor olurdum. Bankacı, muhasebeci? Şansıma inanamıyorum.”

Doğru yer, doğru zaman ve arkasında da doğru adam vardı. “Öncesinde bir snooker makinesiydim. Benim yerime hep Barry Hearn konuşurdu. İnsanlar onun bir ürünü olduğumu düşünmeye başlamıştı. Aslında öyleydim de.”

“İnanılmaz bir pazarlamacıydı ve bunu bilinçli yapmamasına rağmen muazzam bir spor terapistiydi. İngiltere Kriket takımı 90’lı yıllarda neredeyse her şeyi kaybederken, kazanmak için Barry’yi kaptan yapmaları gerektiğini düşünürdüm. Arkadaşım, menajerim ve köşemde olmasını isteyeceğim mükemmel adamdı.”

Steve Davis, altı dünya şampiyonluğunun tamamını 80’li yıllarda kazandı. Bunun yanına altı Birleşik Krallık Şampiyonluğu ve iki Masters kupası sığdırdı. Britanya’da snooker’ın altın çağı, aynı zamanda Davis’in de altın çağıydı. Ve ‘The Nugget’ı asla gazetelerin arka sayfalarından uzak tutamazdınız.

“İlginin odağında olmak, takıntımı besledi çünkü bir anda daha önemli ve özel hissetmeye başladım. Oyunculara pop yıldızları gibi davranılıyordu. Londra’daki spor mağazalarında imza günleri düzenlerdim ve güvenlik kapıdan girmeye çalışan insanları tutmakta zorlanırdı. Şaşırtıcı seviyede bir tutkuydu, pek anlayamıyordum.”

SHEFFIELD, UNITED KINGDOM - APRIL 22: Steve Davis in action on his way to losing to Shaun Murphy during the Second Round Match of The 888.Com World Snooker Championship at the Crucible Theatre on April 22, 2006 in Sheffield, England. (Photo by Laurence Griffiths/Getty Images)
Davis’in bugün bile örnek gösterilen mükemmel tekniği babasından izler taşıyor.

Hearn, oyuncusu Davis’in snooker’a duyduğu tutkuyu paylaşan çok sayıda insan olduğunu gördü. Evet yavaştı ama bir o kadar da sürükleyiciydi.

“İnsanlar bana hep snooker’ın tıpkı Twenty20 Kriket gibi daha hızlı bir formatla oynanıp oynanamayacağını sorar. Ancak bu oyunun sevenleri daha farklı. Saatlerce oturarak iki yetişkin adamın, küçük topları kendilerinden biraz daha büyük bir deliğe, soplarla itmesini izliyorlar…

“Bir şeylerin çok hızlı olup bitmesine ihtiyaçları yok. Aksine ortada uğruna boğuşulan şeyi seviyorlar. Mesela hâlâ uzun ve iyi kitaplar okumak isteyen insanlar var. Herkes Twitter’ın başında değil.

“Snooker anlatımla güzeldir, hikâyelerle büyür. Hızlı ve öfkeli olmasına gerek yoktur. Zamanında; anlatıcının fısıldadığı bir sporun, spor olamayacağını okumuştum. Ancak fısıldamaların olduğu yerde drama vardır.

“Dennis Taylor’a karşı oynadığım 1985 Dünya Şampiyonası finalinin son frame’inde vuruş süresi olduğunu bir düşünsenize. Tüm işi mahvedebilirdi. 18 buçuk milyon insanın izlediği bir 70 dakika… Tansiyon ve acıyla dolu.”

Snooker ve drama ayrılmaz bir ikiliydi. Yakın zamanda piyasaya sürülen BBC filmi Rack Pack’i izleyenler neden olduğunu daha iyi anlayacaktır. Davis orada olan biten her şeyin doğru olduğunu içtenlikle kabul ediyor ve bundan memnun.

“Ben inek öğrenci olarak başlamıştım ve Alex Higgins korkunç bir karakterdi. İçinde nefrete benzeyen, bastırılmış bir öfke vardı. Neredeyse öldürücüydü ve o ortamdayken kendimi cesareti kırılmış hissederdim. Bana çizgi film karakteri Tazmanya Canavarı’nı hatırlatırdı; arkasında hep izler ve yıkım bırakan…

“O oyunu çok severdi ve bu enerji benim de hoşuma gidiyordu. Bir gösteri maçında oynamıştık ve eğlenceli olması gereken maç, bir anda gerginleşmişti.

“Ben masada pot yaparken, herkesin onun aynı anda dört sigara ve sayısız bira içişini izlediğini hissedebiliyordum. Oturduğu yerde, benim masada olduğumdan çok daha eğlenceliydi.

“Birden garsonu çağırdı ve bir bira daha istedi. Hiçbir şeyi sessizce yapmaz, bir gösteriye dönüştürürdü. Gelen birayı yanında duran bardağa dökmüştü fakat o bardağın yarısı zaten doluydu. Bira, Vezüv Dağı gibi kabarıp yerlere dökülüyordu fakat onun olan bitenden haberi yoktu çünkü gözleri keskin bir şekilde benim üstümdeydi.”

Ortamda daha renkli karakterler vardı fakat Barry Hearn, Davis’i pazarlamaktan memnundu. Mimiksiz, korkusuz, yok edici hatta cansız… O 80’li yılları güçlü kabuğu içinde geçirirken, masalarda da her daim savaş vardı.

2 MAY 1994: STEPHEN HENDRY OF SCOTLAND WITH THE TROPHY AFTER BEATING JIMMY WHITE OF ENGLAND IN THE FINAL OF THE EMBASSY WORLD SNOOKER CHAMPIONSHIPS IN SHEFFIELD. HENDRY BEAT WHITE 18-17 TO TAKE THE TITLE FOR THE FOURTH TIME. Mandatory Credit: Mike Cooper/ALLSPORT
Stephen Hendry’nin ortaya çıkışı, Davis hanedanlığının sonunu getiriyordu.

“Galiba bunu yaptığımı çok bilmeden, diğer oyunculara zulmediyordum. Eğer bir sporda iyiyseniz, bu kaçınılmaz. Fakat tüm bunlardan sonra biri eğer size zulmetmeye başlarsa da hazmetmesi çok kolay olmuyor. Yani Stephen Hendry’nin sahneye çıkışı, uğraşmak zorunda olduğum en büyük problemdi.”

Davis, 1989 yılında kazandığı son dünya şampiyonluğu sonrasında bir Crucible finaline daha yükselemedi. Hendry’nin 1990 yılında kazandığı ilk şampiyonluk, ilerleyen on yıllık dilimde kazanacağı yedi kupanın ilkiydi.

“Uzun süre kendi yolumda gitmiştim ve bunun bir gün sona ereceğini asla düşünmezdim. O yüzden 90’lardan ve Stephen Hendry’nin başarılarından nefret ettim. Kişisel olarak değil, temsil ettiği şeyden. Ondan, Alex Higgins’in bana duyduğu nefret gibi bir duygu besliyorum.

“Ronnie O’Sullivan geldiği zaman; Stephen artık dünyanın en iyi oyuncusu olamayacağını kabullenebilmişti. Fakat benim, Stephen’ın daha iyi olduğu gerçeğini kabullenmem neredeyse bir asır sürdü.

“Bir turnuvadan elenince, onun kazanmasını da istemezdim. Tüm kazandığım o başarılara rağmen, onun kazandıkları beni sinirlendirmeye devam ediyordu. 90’larda dünya şampiyonasının devam ettiğine inanmak istemiyordum. Stephen kazandığı an televizyonu kapatırdım çünkü onu kupayla görmek korkunçtu. Zavallıca bir düşünce içindeydim.”

Davis daha fazla turnuva kazandı ama oyunu başka bir döneme adım atmıştı. O birkaç topu pot eder ve köşesine geçip rakibinden yeni bir fırsat beklerdi. Hendry ise topları ceplere gönderir, gönderir ve gönderirdi. Ta ki bitene kadar. Hendry’nin o yıllarda oynadığı snooker’ı şu an neredeyse herkes oynamaya çalışıyor. Yani oyunu değiştiren adam O’Sullivan değil Hendry’ydi.

SHEFFIELD, ENGLAND - APRIL 24: Steve Davis of England is congratulated on his victory by John Higgins of Scotland during the Betfred.com World Snooker Championships at the Crucible Theatre on April 24, 2010 in Sheffield, England. (Photo by Laurence Griffiths/Getty Images)
Steve Davis kariyerinin son dünya şampiyonası maçını 2010 yılında John Higgins’i yenerek kazandı.

Davis; bütün o gösterişine rağmen, modern oyun için daha az ‘ateş gücü’ olduğunu kabul ediyordu: “Daha az kurşunu olan bir John Higgins gibi.”

Ve ilk Crucible maçından tam 37 yıl sonra hâlâ gençlerle eleme mücadelelerine girişmesinin; yani oyunu bu kadar uzun süre oynamasının ilk nedeni olarak, babasını mutlu etmeyi gösteriyor.

“Babam çok yakın zamanda hayatını kaybetti ve bir süredir zaten onun için oynuyordum. Snooker masasına çıkıp topları ceplere yollamak onu mutlu etmenin bir yoluydu. Antrenörüm ve bir numaralı hayranımdı. Fakat artık gitti ve dolayısıyla motivasyonum kalmadı.

“Sanıyorum ki snooker’ı benden daha fazla seviyordu. Hayatının son anına kadar oynamaya devam etti, oysa ben bunu istemiyorum. Her oyuncunun snooker’la bir sevgi-nefret ilişkisi vardır. Tüm o antrenmanlar oyunu çok sevdiğiniz içindir ancak kazanmamaya başladığınızda, zevk almak biraz zorlaşır.

“Bu yüzden Jimmy White’ın inanılmaz bir karakter olduğunu düşünüyorum. Hâlâ orada savaşıyor, her gün antrenman yapıyor, turda kalabilmek için gerekli mücadelenin içinde. Hâlâ bir şeyler kazanabileceğini düşünüyor. Ancak artık, o mohikanların sonuncusu.”

Davis hâlâ zevk için oynamaya devam edeceğini, antrenörlük ve yorumculuk yapacağını, devletten snooker’ın gelişimi için destek istemeyi sürdüreceğini söylüyor. Ancak onu yaratan oyundan bu kadar bahsetmek yeter. Hadi biraz Magma konuşalım.

“Geçtiğimiz senelerde bir müzik dükkanının raflarında onlara yeniden rastladım. Soul müziği üzerine bir alışveriş yapıyordum ve açıkçası hâlâ devam ettiklerini bilmiyordum. Albümü alıp eve gittim, dinledim ve ‘Vay canına! Bu harika, Acaba onları buraya getirebilir miyim?’ diye düşündüm.

“Ve onlara, gelip Londra’da birkaç gece çalmaları için ödeme yaptım. 14 kişi civarındalardı ve otel masrafları uçuk olmuştu.

“Kalabalığın içinde duruyor ve mekanın dolmasını bekliyordum. İçeri giren ilk adam bir Afgan paltosu giymişti ve sanki 70’li yıllara sıkışmış gibi görünüyordu. Arkasından giren kişi ise üç parçalı bir takım elbise giymişti ve iş çantası taşıyordu. Hayat böyle, tüm insanların gidiş yönü birbirinden farklıdır.

“Bir keresinde de sosyetik bir şarküterideydim. Genelde birileri yanıma gelir ve anneleri için imza isterdi. Fakat o sefer, genç bir delikanlı arkamdan koştu ve bağırdı: ‘Teknoyu seviyorum!’

“Bir gün radyo programı yapıyordum ve Bloc Festivali’nde DJ’lik yapmak için davet edildim. İnsanlar dahasını da istiyorlar. Mayıs ayında da Dalston’da olacağım.”

Barry Hearn’ün en uzak düşlerinde bile Davis’in, Batı Londra’nın sakallı hipster’larına DJ’lik yapacağını öngörmesi mümkün olmazdı. Ancak Davis hep o kendine has adam oldu ve bu yüzden de çok sevildi.

“Bu kadar uzun süredir insanların hayatlarının bir parçası olmak harika bir duygu. Kendi derinliklerime gittim ve orada içimde olduğunu tahmin edemeyeceğim şeyler buldum. Hayatım, herkesin bana çok iyi davrandığı büyük bir tatil köyü gibiydi.”

 

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kazanmak

Kazanmak

11 ay önce
Dönemler Üstü

Dönemler Üstü

11 ay önce