Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolTarihte İlk Ve Tek: İzlanda Zaferi

Türkiye, İzlanda'yı tarihinde bir kez mağlup edebildi. O karşılaşmanın devamında ilk Avrupa Şampiyonası tecrübesi yaşandı.

Aslında öyküyü anlatmaya  bir başka İzlanda maçından başlayabiliriz. Hatta iki maçtan! 1990 Dünya Kupası elemelerinde Türkiye, uzun süredir yaşamadığı bir heyecanı yaşamış ama son maça kadar taşıdığı gruptan çıkma şansını değerlendirememişti. Türkiye, SSCB ve Avusturya’ya geçilmişti. Oysa Avusturya’yı İstanbul’da muhteşem bir atmosferde 3-0 yenmişti Tınaz Tırpan’ın öğrencileri. Turnuvaya gidememe nedeni ise 4 puan bırakılan İzlanda maçlarıydı. Fatura ise teknik heyete çıkarıldı. Yeni yapılanmada ise görev Sepp Piontek’e verildi.

Sonu kötü olsa da 1990 elemelerinin ardından algılarını kıran Türkiye, 1992 ve 1994 elemelerinde eskiye ve eksiye dönerek kötü bir performans sergiledi. 92 elemelerinin bilançosu; 6 maç 6 yenilgi, atılan 1 gol yenilen 14 gol… 1994 elemlerinde rakamlar daha iyiydi ama saha içi daha rahatsız ediciydi. Avrupa’nın en zayıf takımı San Marino’yu Ankara’da son 10 dakikada gelen gollerle yenmek ve aynı rakibe deplasmanda puan vermek Piontek’in sonunu hazırladı. Diğer maçlarda yaşanan yenilgilerin de payı vardı. 28 Nisan günü Norveç’e yenilince Piontek istifaya zorlandı.

Yeni teknik direktör, artık Fatih Terim’di. Fakat henüz İmparator lakabı alamayan Terim’in üzerinde ister istemez ’emanetçi’ sıfatı da yok değildi. Terim kendi şansını kendi yarattı. 1994 elemelerinin son iki maçında beklenmedik sonuçlar alındı. İnönü’de Polonya’yı, Kadıköy’de de namağlup Norveç’i aynı skorla mağlup etti: 2-1.

Böylece Euro 96 elemelerinde takımın başına geçerken, arkasında ona ve ekibine duyulan yüzde yüz güvenle yola çıktı.

1996 elemelerine son kategoriden dahil olan Türkiye, kurada Avrupa’nın ekol ülkelerini çekmemişti ama oldukça dengeli ve tehlikeli bir grupla da karşı karşı kalmıştı. 94’ün sürprizi İsveç, Avrupa’nın yükselen değeri İsviçre, düşüşte olsa da her zaman tehdit unsuru olabilen Macaristan ve Türkiye’nin belası hâline gelen İzlanda!

Gruptaki ilk rakip Macaristan’dı. Deplasmandaki maç ‘eski Türkiye’ ile başladı, 2000’lerin Türkiye’si ile sona erdi. Devreye 2-0 geride giren Türkiye, Hakan ve Bülent’in golleriyle Budapeşte’den bir puanla döndü.

Bu maçın bir ay sonrasında ise rakip İzlanda’ydı. Alınacak galibiyet yol haritasını belirleyecek, kaybedilecek puanlar ise eski anıların hafızalarda tazelenmesine yol açacaktı.

Henüz gruptaki ikinci maç olmasına rağmen, karşılaşma öncesi heyecan düzeyi en üst düzeydi. Fatih Terim, maçtan iki gün önce gazetecilere, ”Bu bizim kader maçımız” diyerek 90 dakikanın öneminden bahsediyordu. Dönemin siyasi havasından esinlenerek ‘Ya kazanacağız, ya kazanacağız” demeyi ihmal etmiyordu. Futbolcular da hocalarından farklı değildi. Hakan Şükür, ”Galibiyet devri başlıyor” diyerek, adeta önümüzdeki 10 yılı müjdeliyordu. Takımın ağabeyleri Recep Çetin ve Gökhan Keskin de ”1994 atılım yılı olacak” kehanetinde bulunuyordu.

Milli takım kampındaki atmosfer oldukça üst düzeydeydi. Boğaz turları, eğlenceli kamp aktiviteleri… Moraller yüksekti. Zaten sezonun ilk 8 haftası sonunda Süper Lig’!in ilk 4 sırasında ‘4 büyükler’ dizilmişti. Milli takımın ağırlığını da bu 4 takımdan gelen moralli oyuncular oluşturuyordu.

Bundan tam 21 yıl önce; 12 Ekim 1994’te Ali Sami Yen Stadı’nda yağmurlu, soğuk ve karamsar bir havada oynanan maça milli takım olabilecek en kötü şekilde başladı. Zaten karşılaşma öncesinde yaşanan sakatlıklar, Terim’in kadro tercihlerinin değişmesine yol açmıştı. Buna bir de maçın henüz başında yaşanan talihsiz pozisyon eklendi. ‘Rüzgarın oğlu’ Orhan, defans arkasına atılan topa yetişmek isterken İzlanda kalecisi Kristinsson’un müdahalesiyle yerde kaldı. Acı içinde yerde kıvranan Orhan sedyeyle saha dışına çıktı. 27 yaşındaki oyuncunun ayağının kırılmıştı. O çarpışmanın tek yaralısı Orhan da değildi. Orhan ile çarpışan kaleci Kristinsson yerini 23 yaşındaki Finnbogason’a bırakınca maçın da kaderi çizildi.

İlk 45 dakikada Türkiye fırtınası yaşandı. 10. dakikada Arif’in yerden ortasında Saffet Sancaklı fileleri havalandırdı. 27’de Arif yine topu hücum alanına taşıdı. Oğuz’un pası Hakan’a, Hakan’ın pası Saffet’e geldi. Saffet de kendisinin ve maçın ikinci golünü attı. Fırtına bir an olsun dinmedi. İki dakika sonrasında yine asist Arif’ten geldi, bu sefer golü Hakan kaydetti. İlk yarı 3-0 sona erdi ama sayısız gol fırsatı da değerlendirilemedi. İkinci yarıda da değişen bir durum olmadı. Türkiye adeta tek kale oynamaya devam etti. Orhan’ın yerine oyuna giren ve ilk kez A Milli Takım formasını giyen Mutlu Topçu ortaladı, Hakan Şükür İzlanda savunmasının arasından kafayla fileleri havalandırdı. Golün dakikası 60’tı, dört dakika sonra tribünler bir gol daha gördü Belki de milli takım tarihinin en güzel ve en unutulmaz gollerinden biri. Arif’in düşürülmesiyle kazanılan serbest vuruşta topun başına Sergen Yalçın geçti. Kaleyi çaprazdan gören noktada Sergen’in orta yapacağı tahmin ediliyordu. Fakat, o eşsiz sol ayağından çıkan topu kaleye yönlendirdi. İzlandalı oyuncuların bakışları arasında skor belirlendi: 5-0.

Maçın son bölümünde, farkın da açılmasıyla genç bir oyuncusuna jest yapan Terim, onu oyuna aldı. O isim 20 yaşındaki kaleci Rüştü Reçber’di. Son dakika milli takım formasını terleten Rüştü, kariyerinde ilk kez A Milli Takım formasını giydi. O gün sahada olan isimlerin hemen hemen yarısı sekiz sene sonra Dünya Kupası’nda mücadele etti ve yarı final oynadı. Efsane kadro oluşuyordu!

Aslında skorun yanı sıra alışık olunmayan bir futbol ve saha dizilimi de vardı. Türkiye, uzun bir aradan sonra ilk defa bu kadar çok hücum oyuncusuna aynı anda sahada yer vermişti. Üstelik bu sadece sayısal bir çoğunluk değildi. Önde yapılan pres, orta sahada kurulan hakimiyet, devamlı kaleyi düşünen ve ileriye akan kenar oyuncuları…. Türkiye’nin milli takımı; çok kısa bir süre içinde 70’lerin futbolundan 2000’lerin futboluna evrilmişti. Maç sonu yazısında Doğan Koloğlu da bunu vurgulayan ifadeler kullandı:

”Bu maç Türkiye’nin unutamayacağı bir futbol örneğidir. Yeni bir milli takım doğuyor ve kulüp takımlarına örnek olacak bir düşüncenin içindeyiz”

Oynanan bu futbol, farklı skorla birleşince karşılaşma sonrasında stadyumda adeta bayram havası hakim oldu. Fatih Terim, ”Ben ilkleri severim” derken adeta 2 sene sonrasına mesaj yolluyordu. Terim, oyuncularını da hırslarından dolayı tebrik etmeyi ihmal etmedi. Saffet Sancaklı, hırs konusunda hocasına da pay vererek, “Fatih hoca bizi öyle bir hırslandırıyor ki, bir gün sahada rakip futbolcuya sert gireceğiz ve onu sakatlayacağız” diyordu. Ayhan Bermek, ise Ali Sami Yen Stadı’nı anında ‘uğurlu’ olarak niteleyip bundan sonraki milli maçların Mecdiyeköy’de oynanacağını söylüyordu. Fakat bu ‘uğur’ çok sürmedi. Ertesi ay oynanan İsviçre maçında Türkiye, beklemediği bir yenilgi aldı.

Hesaplar karışsa da her şeye rağmen yolun sonu mutlu bitti. İzlanda maçının ardından ”İngiltere’de biz de olacağız” diyen Oğuz Çetin haklı çıktı. İlk üç maçta alınan tek galibiyete rağmen, Türkiye inanılmaz bir çıkış göstererek; deplasmanda İsviçre’yi yenerek ve İsveç’e de iki maçta yenilmeyerek Euro 96 macerasına dahil oldu. Tarihinde ilk kez Avrupa Şampiyonası finallerinde yer alan Türkiye, o günden sonraki 10 yılda Avrupa futbolunun zirvesinde yer aldı. Tarihi yolculuğun başlangıcı İzlanda galibiyetinden görülebilir. Sakin yazılarıyla tanınan Zeki Çol bile o gecenin görkemi karşısında iddialı ifadeler kullanmıştı:

”Artık bitti. Budapeşte’de başlayan ayaklanma, dün akşam İstanbul’da tüm şiddetiykle sürdü…. Galiba bu gidişle gelecek bizim olacak. Gelin de bu çocukları alınlarından öpmeyin ve onlarla gurur duymayın. 22 yıla varan meselek yaşamımızın en anlamlı en görkemli gecesini yaşadık”

Zeki Çol haklıydı, ama ‘en anlamlı geceler’e her sene bir yenisi daha eklendi ve İzlanda maçı belki de diğer zaferlerin gölgesinde kaldı.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Karakter

Karakter

1 hafta önce
Kimlik

Kimlik

2 hafta önce