Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolToprak SahaTarih Yazan Eldivenler

Kaleciler, Avrupa Şampiyonası tarihinde önemli roller oynadı. Hikâyeleri ve etkileri farklı olsa da…

Futbolun içerisinde hakkında en fazla ‘edebiyat yapılan’ mevkii kalecilik olabilir. Birçok takımın başarısında ya da çöküşünde sorumlu listesinin ilk sıralarında yer alırlar çoğu zaman. Avrupa Şampiyonası tarihinde de performansları ya da kariyerleriyle bu senaryoya uygun kaleciler gözümüze çarpıyor.

Tescil

Kaleciler, uzun yıllar boyunca üç direk arasını çizgide durarak korumaya çalıştı. Görev tanımını ilk değiştiren midir bilinmez ama uluslararası sahnede bu ezberi bozan isim Lev Yashin oldu. Sovyet efsane, çizgi kadar ceza sahasının geneline de hâkim olarak, kalecilik kitabının yeniden yazılmasına vesile oldu. Gerek heybetli yapısı gerekse liderlik özellikleriyle, kalecinin takım içerisindeki rolünü değiştirdi. Ona karşı oynayan rakiplerinden hâlâ büyük övgüler alıyor ve futbol tarihinin en büyük kalecisi denince birçoklarının aklına gelen ilk isim konumunda. Ballon d’Or kazanan ilk ve tek kaleci olan Lev Yashin, bütün bu bireysel unvanlara rağmen takım düzeyinde milletler arası kupalardan hep uzak kaldı.

Kulübü Dinamo Moskova ile lig şampiyonlukları kazansa da Avrupa arenasında üstlere çıkamadı.78 kez giydiği SSCB formasıyla üç Dünya Kupası’na katılsa da en büyük başarı, yarı finaldi. Sovyet efsanenin, bu ‘beynelmilel bahtsızlığını’ dindiren kupa, bir Avrupa Şampiyonası oldu…

1960’da Avrupa Uluslar Kupası adıyla düzenlenen ilk şampiyonada Sovyetler Birliği, Çekoslovakya ve Yugoslavya’yı mağlup ederek kupaya ulaşırken, Yashin de başarının pay sahiplerinden biriydi. Kaptan her ne kadar Igor Netto olsa da, saha içinde ağırlığını hissettiren Yashin, uluslararası düzeydeki ilk ve tek kupasına ulaşmıştı. 1964’te bir kez daha Avrupa şampiyonluğu için sahaya çıksa da sonuç bu sefer onun lehine olmayacaktı.

Hanedanlık

İtalya, kendi evindeki Avrupa Şampiyonası’na katılmak adına Bulgaristan karşısına çıkarken, kalesini tecrübesiz bir isme emanet etmişti. 20 Nisan 1968’deki bu maç, Dino Zoff’un ilk A milli maçı olarak kayıtlara geçti.

1967-1968 sezonunda Napoli formasıyla iyi iş çıkaran Dino Zoff, milli takım antrenörü Ferruccio Valcareggi’nin de dikkatini çekmişti. Bulgaristan maçıyla kaleyi aldı ve 1968 Avrupa Şampiyonası’nda Azzuriler’in değişmez ismi oldu. SSCB’yi kurayla eleyen İtalya, finalde Yugoslavya karşısında zorlansa da Dino Zoff, Yugoslav ataklarını durdurdu ve maçın 1-1 bitmesinin en büyük sebeplerinden biriydi. Şampiyon, iki gün sonra oynanan tekrar maçıyla belirlendi. Zoff, kalesini gole kapadı ve İtalya, Yugoslavya’yı 2-0 yenerek zirveye ulaştı. Turnuvanın en iyi kalecisi seçilen Dino Zoff, uzun yıllar sürecek direkler arası hanedanlığının açılışını zaferle yapmıştı.

İki sene sonra Meksika’da oynanan Dünya Kupası’nda kalede Zoff yoktu. Onu milli takıma alan Valcareggi, eldivenleri Cagliari kalecisi Albertosi’ye emanet etmiş ve tartışmaları başlatmıştı. Fakat o turnuva sonrası Dino Zoff, kaleyi bir kez daha devraldı ve bırakmadı…

1980’de İtalya’da yapılan Avrupa Şampiyonası’nda genç oyunculardan kurulu takımın lideri konumundaydı. 38 yaşına gelmiş ve Juventus’taki başarılarıyla kendini kanıtlamıştı. İlk kez grup aşamasının oynandığı turnuvada İtalya B Grubu’nda yer aldı ve Zoff, oynanan üç maçta da kalesinde gol görmedi. Özellikle İngiltere ve Belçika maçlarında önemli kurtarışlara imza attı. Fakat İtalya sadece bir gol atabildi ve averajla Belçika’ya geçilerek final oynama şansını kaybetti.

İtalya, grupta ikinci olunca statü gereği üçüncülük maçı oynamaya hak kazanmıştı. Zoff’un fiyakası da bu maçta bozuldu. Çekoslovak savunmacı Ladislav Jurkemik, turnuvanın en güzel golünü, 57. dakikada İtalya ağlarına gönderdi ve Zoff’un kilidini kırdı. Buna rağmen İtalya’nın kaptanı bir kupada daha ‘turnuvanın kalecisi’ unvanına layık görüldü. Hatta iki sene sonra kaptan olarak Dünya Kupası’nı kaldıracak ve hem Avrupa Şampiyonası hem de Dünya Kupası kazanan tek İtalyan futbolcu olarak dünya futbol tarihine geçecekti…

Nankör Meslek

Kaleciliğin nankörlüğünden dem vuran futbol deyişi bol… Avrupa Şampiyonası’nın da bu kültüre hizmeti yadsınamaz. Bu kapsamda akıllara kazınan ilk isim, Real Sociedad efsanesi, 1980’lerin önemli kalecilerinden Luis Arconada…

İspanya, 1982’de kendi evindeki Dünya Kupası’nda çuvalladıktan sonra 1984’teki Avrupa Şampiyonası’na pek de umutlu gitmedi. Zaten elemelerin son maçında tartışmalı bir skorla (12-1) Malta’yı geçerek, son anda bilet almışlardı. Fakat şampiyonada ummadıkları bir başarıya imza attılar.

Önce grubun son maçında, Federal Almanya karşısında son dakika golüyle kazanıp yarı finale, ardından da turnuvanın bir diğer sürprizi Danimarka’yı eleyerek finale çıktılar. Bütün bu yükselişin arkasında ne takım oyunu ne de destansı forvet performansı vardı. Kısa boylu kaleci kavramının temsilcilerinden Luis Arconada, Rummenigge, Eljaer ve Laudrup gibi gol ayaklarına karşı koydu ve bir bakıma takımını tek başına finale taşıdı. Özellikle Danimarka maçında sınırları zorlamıştı. Fakat bu masal, finalin 57. dakikasında son buldu.

Fransa’nın yıldızı Michel Platini’nin zayıf frikiğini ‘yumurtlayarak’ içeri alan Luis Arconada, uzun yıllar bu pozisyonla akıllarda kaldı. Hatta psikolojisinin bozulduğu, futbola küstüğü gibi şehir efsaneleri de bu olayı izledi. Neyse ki 2008’de Andres Palop, Arconada formasıyla İspanya’nın kupa törenine katıldı da, efsanenin frikik öncesi performansının hakkı verilmiş oldu…

Bir diğer tek pozisyon kurbanı da dört yıl sonra yetişti Arconada’ya. Sovyet efsane Rinat Dasayev, 1988 Avrupa Şampiyonası’nın en karizmatik yıldızlarından biriydi. Özellikle Hollanda ile grupta oynadıkları ve 1-0 kazandıkları maçta harika kurtarışlarla maça damga vurdu. İkinci maçta İrlanda Cumhuriyeti’nin Liverpool’lu yıldızı Ronnie Whelan’dan yediği fantastik gol ‘nazar boncuğu’ olarak yorumlanabilirdi ama daha da inanılmazı bekliyordu Dasayev’i.

Sovyetler Birliği, Hollanda ve İngiltere’yi geride bırakıp yarı finale yükseldi ve İtalya’yı da geçerek final oynama hakkını kazandı. Finalde rakip Hollanda’ydı. Hollanda, Gullit’le ilk yarıda öne geçse de Dasayev’in performansını unutturacak bir gol değildi bu. Fakat ikinci yarıda van Basten öyle bir gol attı ki; futbolseverler, Dasayev’i o golle hatırlamayı tercih etti. Turnuvanın kalecisi seçilebilecek Dasayev, tahtını van Brukelen’a kaptırırken, “van Basten’in volesindeki kaleci” olarak yâd edilmekten hâlâ kurtulamadı…

Bir Yıldız Doğuyor

Brondby, 1990-1991 sezonunda UEFA Kupası yarı finaline kadar yükselmiş, Rudi Völler’in 88. dakikadaki golüyle final hayallerini noktalamıştı. Fakat Danimarka takımının kalecisi Peter Schmeichel için tırmanış yeni başlıyordu…

O yaz Manchester United’a transfer oldu ve ilk sezonunda 53 maça çıktı, ligin en az gol yiyen kalecisi oldu. Fakat daha büyük patlamayı 1992 yaptı. Danimarka, malum olaylar nedeniyle Yugoslavya’nın yerine Avrupa Şampiyonası’na katılan takımdı. Herkes erken bir veda beklerken, onlar finale kadar emin adımlarla gittiler. Schmeichel, özellikle yarı finalde penaltılara giden maçta, bir önceki turnuvanın ilahı van Basten’in penaltısını kurtararak büyük bir sükse yaptı. Finalde, Almanya karşısında ise özellikle ilk yarıda Reuters ve Klinsmann’ın pozisyonlarındaki önemli kurtarışlarıyla takımını ayakta tuttu. Danimarka 2-0’la kupaya ulaşırken, turnuvanın en görkemli kalecisi şüphesiz Schmeichel’dı.

‘Deli’ kalecileri listesinin ilk sıralarında rahatlıkla yer alabilecek Peter Schmeichel, 1992 ve 1993 yıllarında IFFHS tarafından dünyanın en iyi kalecisi seçildi. Milli takım kariyerinde bir daha 1992 yazı kadar yükseklerde uçamasa da Manchester United performansı, efsaneler arasına girmesi için gayet yeterli bir nedendi…

Kırk Yılda Bir

İngiltere, Gordon Banks sonrası büyük bir kaleci bunalımı yaşadı. Ray Clemence ve Peter Shilton gibi görkemli kulüp kariyerlerine sahip 1 numaralar bile, büyük turnuvalardaki ‘ulusal ihtiyacı’ karşılama konusunda yetersiz kaldı. Fakat Euro ’96, bu hayal kırıklığı zincirini parçalamış gibiydi…

Arsenal kalecisi David Seaman, hem ‘bıyıklı kaleci’ ekolünü temsil etti hem de İngiltere’nin heyecan yaratan takıma büyük katkılar verdi. ‘Ada derbisi’ İngiltere-İskoçya maçında, skor 1-0’ken Gary McAllister’ın penaltısını kurtardı ve pozisyonun devamında, Paul Gascoigne’in jeneriklik golü geldi. Gazza kadar Seaman’ın da 2-0’da payı vardı.

Grubu lider bitiren İngiltere, çeyrek finalde İspanya karşısında normal süre ve uzatmalarda üstünlük sağlayamayınca, ‘milli kâbus’ seri penaltı atışları çıktı karşılarına. Gariptir, dörtte dört yaptılar. Seaman ise Nadal’ın penaltısını kurtararak yarı final yolunu açtı. Kaleci ve penaltı kâbusunu yendiğini düşünen İngilizler, ‘bölüm sonu canavarları’ Almanlara, bir kez daha penaltılarla kaybetseler de Seaman, turnuvanın en gözde kalecisiydi. Fakat kariyerinin devamında yine rutin kaoslar vardı…

2002 Dünya Kupası’nda ‘çaylak’ Ronaldinho’dan hatalı bir frikik golü, sonra da 2004 Avrupa Şampiyonası Elemeleri’nde Makedon Sakiri’den direkt bir korner golü yedi. Seaman’ın afili başlayan Avrupa Şampiyonası kariyeri, bu sefer henüz eleme aşamasında son bulmuştu. Alay konusu oldu, bir daha milli takıma seçilemedi. İngiltere, kaleci aramaya devam ediyor…

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kesişen Yollar

Kesişen Yollar

1 gün önce
Gençliğime Mektup

Gençliğime Mektup

3 gün önce