Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

GündemTakımının Peşinde 40 Yıl

Manchester United geçen hafta İstanbul'daydı. Bülent Bahadır, 40 yıldır takımının her maçını yerinden takip eden United taraftarı Peter Bolton’la buluştu.

Replikas, Seyyah şarkısında “Seyyah oldum bu alemde, senin aşkından derbeder oldum” derken futbol sevdalılarını düşünmüyordu. Ancak bunu motto edinen taraftarların halini daha iyi anlatan başka söz bulmak zor olsa gerek. Manchester United’ın Fenerbahçe ile karşılaştığı Avrupa Ligi mücadelesi için Türkiye’ye altıncı kez gelen Peter Bolton, futbol seyyahlarından sadece biri. Daha önce Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Bursaspor maçları için Türkiye deplasmanı kovalamış 65 yaşında bir delikanlı o. Takımını asla yalnız bırakmama konusunu biraz abartmış olacak ki, Manchester United’ın Uzak Doğu hazırlık maçlarından, rezerv, U23 ve U18 maçlarına kadar yerinde takip ediyor. Camiasında oldukça ünlü olan “One Love” bayrağının da sahibi. Gittiği her maçta yanından ayırmadığı bu bayrağı tribüne asmaktan, gittiği her yerde dalgalandırmaktan gurur duyuyor. Maç için geldiği İstanbul’da kendisiyle buluşup, “tek aşkı” hakkında konuşma imkanı bulduk…

Manchester United sevdanın nasıl başladığını hatırlıyor musun?

Tabii ki… Babam Manchester United taraftarıydı ve küçükken beni Old Trafford’a götürmeye başlamıştı. Her iç saha maçına beraber gider olmuştuk ve benim için inanılmaz keyifliydi.

Deplasmanlara gitmeye de o zaman mı başladın?

Ülke içindeki yakın deplasmanlara yine babamla gidiyorduk. İçimde yanan kıvılcım sonunda beni Avrupa deplasmanlarına gitmeye yöneltti. İlk Avrupa deplasmanım, 1976 yılındaki UEFA Kupası’nda Ajax maçıydı. Her ne kadar o maçı kaybetsek de, takımımı deplasmanda desteklemek oldukça keyifliydi. O keyif benim için milat oldu ve 40 yıldır bütün deplasmanlara gidiyorum.

İş hayatı ve futbol… Bu kadar maça gitmeyi nasıl başardın?

Artık emekliyim ve maça gitme konusunda oldukça rahatım. Çalışmaya başladığımda çok iyi bir patronum vardı; babam. Hafta içi yarım gün izin almama bir şey demiyordu ve beni çok güzel idare ediyordu. Bu rahat dönem babamın emekli olması ve yeni bir patronum oluncaya kadar devam etti. Yeni patronum benim tutkumdan memnun değildi ve hayatımın en zor iki senesini geçirdim. Artık bir karar vermem gerekiyordu. Hem işi hem de tutkumu aynı anda devam ettiremezdim. Kendimin patron olacağı bir iş seçmeye karar verdim. O günden itibaren emekli olana kadar taksi şoförü olarak çalıştım.

bolton

Kendi kendinin patronu olsan da kendine izin verme konusunda zorluk yaşamadın mı?

Maç için çalışmadığım günleri telafi etmek için diğer günler daha çok çalıştım. Normalde saat 6’da başlayan mesai saatini, iki saat öne çekerek güne havaalanı yolcuları ile başlıyordum. Gün içinde de neredeyse 16 saat çalışarak açığımı kapatıyordum. Old Trafford’daki maç günleri ise hem maça gittiğim hem de çalıştığım nadir günlerden oluyordu. Özellikle Norveç’ten gelen Manchester United taraftarlarını havaalanından alıp stada götürüyordum. Bavullarını taksimde bırakıyorlardı ve birlikte maça giriyorduk. Maç sonunda ise yabancı taraftarları Londra’ya bırakmam maç günümü zararsız kapatmama yardımcı oluyordu.

Taksi şoförü olsan bile yurt dışı seyahatleri seni oldukça zorlamış olmalı.

Noel dönemindeki iki hafta, taksi şoförü olarak sene boyunca iş yapacağınız en verimli dönem. Herkes alışveriş, hazırlıklar ve ziyaretler için şehirde olur ve çok fazla taksi kullanır. 2008’de Manchester United, FIFA Dünya Kulüpler Kupası için Japonya’ya gideceğini öğrendiğimde, Noel dönemine denk gelmesi beni durdurmadı. Eşimi de yanıma alarak iki hafta boyunca Japonya’da hem tatilimizi yaptık hem de Manchester United’ı takip ettik.

Noel döneminde tatil için enteresan bir tercih olmuş Japonya…

Noel’de eşimi evde yalnız bırakmak istemiyordum ve onu ikna etmem zor olmadı. Yıllardır tutkumun farkındaydı ve Japonya’ya gittiğimizde gezeceğimizin de sözünü verdim. Japonya’da, maça gitmemiz gerekirken kaybolduk. Üzerimizde Manchester United formaları vardı. Biz nerede olduğumuzu bilmeden yürürken bir minibüs durdu ve dillerini anlamadığımız insanlar bize selam vermeye başladı. Onlar İngilizce, biz de Japonca bilmiyorduk. Bir şekilde kaybolduğumuzu ve maça gitmemiz gerektiğini anlatabildik. O uzun yolu sırf bizleri maça yetiştirmek için gittiler ve başardılar da. Evrensel dil Manchester United bizi o gün maça götürmüştü.

Sık sık yurt dışına çıkıyor ve geziyorsun. Eşinle tatil nasıl oluyor?

Eşim tanıştığımızdan itibaren benim için ilk futbolun geldiğini biliyordu ve bunu hiçbir zaman sorun etmedi. Haziran ayında evlendik, aynı ayda tatile çıkıyoruz. Haziran ayı futbol açısından kısır bir ay ve eşimle vakit geçirmek için mükemmel bir zaman.

Maçlara yalnız mı gidiyorsun yoksa bir arkadaş grubun var mı?

Old Trafford’a ve deplasmana giderken tanıştığım bir arkadaş grubum var. Çekirdek kadromuz altı kişi. 14 kişilik minibüsümüzde bu altılı hiç değişmez. Ayrıca maçların yüzde 50’sine katılan bir on kişilik grup var. Daha az zaman ayırabilenlerle birlikte genelde minibüsü doldurup yola çıkıyoruz.

Sadece Premier Lig maçlarına mı gidiyorsunuz?

Hayır, as takım, rezerv lig, 23 yaş altı ve 18 yaş altı maçlarına da gidiyoruz. Tabii as takımın maçları ile çakıştığında ilk tercihimiz as takım oluyor. Eğer yaş grupları maçları çakışırsa, aramızda konuşup kimin hangi maça gideceğine karar veriyoruz. Bu maçların dağılımında evimize olan yakınlığı da göz önünde bulunduruyoruz.

U18 maçlarından da aynı keyfi alıyor musunuz?

Tahmin edeceğinden çok daha keyifli. Bir kere geleceğin United futbolcularını görmek oldukça heyecan verici. Mesela Angel Gomes. 18 yaş altı takımımızın 10 numarası. Bu ismi bir kenara not al. Çok büyük bir yıldız olarak izleyeceksiniz Gomes’i.

Biraz da birlikte maçlara gittiğin gruptan bahseder misin?

Eşim bir keresinde en son maça gittiğin arkadaşın ne iş yapıyor diye sormuştu, “Bilmiyorum” diye cevap verdim. Aslında tabii ki biliyorum ama biz bir araya geldiğimizde asla iş konuşmuyoruz. Mesela aramızdakilerden biri tesisatçı, o hafta kaç adet boru değiştirdiğini kim merak eder ki? Bir aradayken mesleğimizin ve ne iş yaptığımızın bir önemi yok. İş gibi can sıkıcı konular yerine sadece futbol konuşmayı tercih ediyoruz.

Peki ya John? Ekibinizin en yaşlı üyesi anlaşılan.

Yaşlı John! Grubumuzun en yaşlısı, 83 yaşında. O da hâlâ ayırt etmeden tüm deplasmanlara geliyor.

Yolunuz John’la nasıl kesişti?

2004’de Şampiyonlar Ligi 3. Ön Eleme Turu’nda Dinamo Bükreş ile eşleşmiştik. John ve ben aynı tur şirketi ile görüşüyorduk. Tur şirketinden oda arkadaşı olarak tek bir isteğim vardı, sigara içmemesi. Ve John ile oda arkadaşı olduk. O günden beri bütün maçlara beraber gidiyoruz.

john

John biraz kendinden bahseder misin? Hâlâ deplasmanlara gitmen inanılmaz bir şey.

Küçüklüğümden beri ben de Peter gibi Manchester United maçlarını kaçırmadan takip ettim. 1998 yılına kadar kaçırdığım iki maç oldu. Birincisinde, ’96 yılında merdivenden düşmüştüm ve kafatasım çatlamıştı, iki kez ameliyat oldum. O dönem ne yazık ki maça gidememiştim. O kazadan sonra bazı sıkıntılar yaşadım. Sol kulağım tamamen duymuyor ve sağ kulağımla ancak işitme cihazı ile duyabiliyorum. Ayrıca o kazadan sonra kısa süreli hafızamda bazı sıkıntılar yaşıyorum. Dün yaptığımı çok çabuk unuturken geçmişteki maçlar ise hâlâ hafızamda. 1998’de eşimi lösemiden kaybettim. Cenazesinin olduğu gün maç vardı ve gidemedim. Eşimi kaybettiğim için çok üzgündüm, benim her şeyimdi. Tanıştığımızda hayatında hiç maça gitmemişti ama benimle maça gitmeye bayılırdı. Hatta bir keresinde St. Etienne deplasmanına eşimi, iki oğlumu ve kayınvalidemi alarak arabayla gitmiştik.

Her Manchester United maçında tribünde yer alan Sir Bobby Charlton ve eşini gibiydiniz siz de o zaman.

Güzel benzetme, evet. Eşimin vefatından sonra kombinemi oğluma verdim ve maçlara gitmek istemediğimi söyledim. 1999 senesinde, Manchester United Şampiyonlar Ligi finalinde Bayern Münih ile Barselona’da karşılaşacaktı. Oğlum bana bir sürpriz yapmış ve her şeyi ayarlamıştı. Başta gitmek istemesem de sonunda beni ikna etti ve gittim. İyi ki gitmişim, muhteşem bir maçtı. O maçtan sonra tekrar Avrupa deplasman maçlarına gitmeye başladım.

83 yaşında hâlâ bu azmin inanılmaz, sağlık koşulların seni zorlamıyor mu?

Artık eskisi gibi değilim, zor işitiyorum ve çok fazla ayakta duramıyorum. Premier Lig’deki deplasman maçlarına gidemiyorum çünkü deplasman tribünleri koltuksuz ve 90 dakika ayakta durmanız gerekiyor, beni oldukça zorluyor.

Avrupa maçları? Aynı durum söz konusu değil mi?

Avrupa maçlarında şöyle bir çözüm bulduk, maçlara diğer taraftarlardan erken girip, biletimizde yazan koltuğun aksine, tribüne giriş tüneli üzerindeki koltuklardan yer kapıyoruz. Bu sayede önümde ayakta duran biri olmuyor.

Peki ya işitme?

Bu duruma yıllar geçtikçe alışıyorsun, alışmak zorunda kalıyorsun. Bu sene Eylül ayındaki Feyenoord deplasmanına giderken havaalanında işitme cihazım düştü ve kırıldı. Uçağın kalkmasına sayılı saat kalmış… Ama yine de gitmeye karar verdim. Tüm deplasman boyunca hiçbir şey işitmeden geçirdim. Yine de buna değdi.

Eminim Matt Busby ve Busby Bebekleri dönemine yetişmişsinizdir. Duncan Edwards’ı canlı izleme fırsatınız oldu mu?

Sen Duncan Edwards’ı nerden biliyorsun! O dünyanın en büyük futbolcusu olacaktı. Keşke o kaza olmasaydı. Münih faciası yaşandığında 24 yaşındaydım. Duncan ise 21-22 yaşlarında. İnanılmaz yetenekli bir futbolcuydu. Cristiano Ronaldo’yu da birçok kez izleme fırsatı buldum ama Duncan’ın çok başka bir yetenek olduğunu söyleyebilirim.

onelove

Yeniden Peter’a dönelim… Bu kadar maç ve seyahat, çok masraflı olmuyor mu?

Sanıldığının aksine aslında çok masraflı değil. Aynı soruyu maça gitmeyen bir arkadaşım da sormuştu. Yaz tatiline nereye gittiğini ve ne kadar harcadığını sordum. Tenerife’ye gitmiş ve 500 pound harcamıştı. Bizim Avrupa’daki deplasmanlarda harcamamız 250 pound’u geçmiyor. Hepsi bir yana futbol benim için her şey. Elime ne geçiyorsa futbola ve eşime harcıyorum.

Deplasman hazırlıkları nasıl oluyor peki? O süreçten de bahseder misin biraz?

Deplasman maçları belli olduğunda ilk önce uçak biletlerini ucuzken almaya çalışıyorum. Bugüne kadar çok nadiren maç tarihleri değişti. Daha sonra da oteli ayarlıyoruz. Gideceğimiz ülke için aslında bir gezi planı hazırlamıyoruz. Sabah lobide toplanıp o gün beraber ne yapmak istediğimize karar veriyoruz. Sonuçta bizi bir arada tutan futbol ve futbol sohbeti, bunu nerede yaptığımızın bir önemi yok.

Daha önce çok kez Türkiye’ye gelmiş olmalısın.

Evet. Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Bursaspor maçlarına gelmiştim. En son 2012’de Galatasaray maçı için İstanbul’daydım. Yaşlı John ile maça gitmek için metroya bindiğimizde bizi inanılmaz bir atmosfer vardı. Yüzlerce Galatasaray taraftarı metronun içinde zıplayarak tezahürat yapıyordu. Başta oldukça ürkütücüydü. Ne kadar formamızı gizlemeye çalışsak da montumuzda Manchester United amblemi vardı. Birkaç taraftar bizimle sohbet etmeye başlamıştı. Bana John’un yaşını sordular. Onlardan o kadar çekinmiştim ki, 80 yaşında olmasına rağmen 90 demiştim. O yaşta bir taraftarın deplasmana gittiğine inanamadılar. Hemen yer verdiler. Sonra John’un yanındaki koltuğa sırayla geçip fotoğraf çektirmeye başladılar. Metrodan indiğimizde de bizi çember içine alarak stada rahat ulaşmamıza yardımcı oldular.

Her deplasman bu kadar rahat mı geçiyor?

Tüm taraftarlar her şeyden önce birer insan, kim 83 yaşında bir insana zarar vermek isteyebilir ki? Bela isteyen taraftarlar her seferinde bela arayan taraftarları buluyor zaten.

Biraz da şehre dönelim… Manchester’da, City taraftarının daha çok olduğu söylenir hep. Sence?

Bu tamamen bir şehir efsanesi. Hafta sonu şehir merkezinde bir yere oturup formaları sayalım istersen bir gün. 2-3 Everton, 2-3 Liverpool, 5-6 City ve 30 United formalı taraftar görürsün. Bu sezon City sadece Barcelona maçında stadı doldurabildi. United ise Zorya maçında bile stadını doldurdu. Her ne kadar taraftarlar rakip takımın adını ve nereden geldiğini ilk defa duysa da…

Kaçırdığın Avrupa deplasmanı oldu mu hiç?

Tek maç kaçırdım. Amerika’da yaşanan 11 Eylül saldırılarından sonra havacılık ve uçuş adına oldukça sıkıntılı zamanlardı. 25 Eylül’de İspanya’da Deportivo ile karşılaşacaktık. Havayolu şirketi uçuşları iptal etmişti ve o maça gidememiştim. Gitmek için elimden geleni yapmıştım ama bu hesapta yoktu.

Başka maç kaçırmadın yani? İnanılmaz!

Aslında bu maç için İstanbul’a gelmeme kararı almıştım. Eşim iki sene önce kalp krizi geçirdi ve sağ tarafı tamamen felç. Bundan önce her deplasmana gittiğimde onun yanında duracak ve yalnız bırakmayacak birilerini bulmuştum. Ama bu maç öncesi kimse müsait değildi. Ben de onunla kalmaya karar verdim. Eşim bunu öğrenince çok kızdı. “Benim için maça gitmemezlik yapmanı istemiyorum” dedi. Ve buradayım. Her zaman bana destek oldu, inanılmaz biri.

Bu tutku, maçları yerinde takip etmen, ne zamana kadar devam edecek?

Param bitinceye kadar. Şu an masraflarımı karşılıyorum ve bu beni rahatsız etmiyor. Ama ne zaman ki bilet alacak, seyahat edecek param kalmayacak, sanırım o zaman duracağım.

Röportaj: Bülent Bahadır

İlginizi çekebilecek diğer içerikler