Süper Lig’de İlk Haftanın Ardından

Süper Lig'de yaz arası ve 2018-19 sezonunun ilk haftası geride kaldı. Ligdeki tüm takımların son durumuna bir göz atalım...

16 Ağustos 2018

Fotoğraf: fcbayern.com

Ankaragücü-Galatasaray

Son şampiyon Galatasaray, geçen sezon mutlu sona çok dar bir rotasyonla ulaşmıştı. Teknik direktör Fatih Terim, belki dünyada kendisi dışında kimsenin, hatta Ryan Donk’un bile aklına gelmeyecek bir hamleyle Donk’tan büyük bir verim almasa bu sonucu elde etmek çok zor olurdu. Şampiyonlar Ligi’nin de dâhil olduğu denklemde kadroyu genişletmek, dahası direkt olarak ilk 11’e birkaç transfer yapmak şart. Fakat bu o kadar da kolay değil zira UEFA, finansal fair-play görüşmeleri sonucunda kulübe “oyuncu satışından gelecek miktar kadar harcama yapılabilir” kısıtlaması getirdi. Bu durumda, geçen sezonki kadrosunu büyük oranda korumayı başaran Galatasaray’ın eksik parçalarını tamamlamak için birkaç seçeneği var: Ya transfer sezonunun son günlerine kadar bekleyip önlerine çıkacak sınırlı sayıda oyuncu arasından seçim yapacaklar ya da eldeki bazı oyunculardan vazgeçecekler.

Geçtiğimiz yıllarda yapılan son gün transferlerinin çoğunun pek de faydası görülmemişken, bana göre oyuncu satışı daha mantıklı bir seçenek. Geçen sezon potansiyeline ulaşan Garry Rodrigues’i, üstelik Henry Onyekuru da kiralanmışken, iyi bir teklif gelmesi hâlinde uğurlamak çok mantıklı olabilirdi. Ya da beklentileri hiç karşılayamayan Feghouli elden çıkarılabilirdi. Ancak son günlerde çıkan haberlere bakılırsa bu fırsat başka bir oyuncu için geldi. Bafetimbi Gomis, Galatasaray taraftarının yıllar boyunca hatırlayacağı kadar iyi bir sezon geçirdi ancak konuşulan bonservis bedelleri gerçekse takım bu transferle bütün açıklarını kapatabilir. Jason Denayer, tahmin ediyorum bir şekilde yine kendini Galatasaray’a atmanın yolunu bulacaktır. Bu durumda 8 numaraya ve Gomis’ten boşalacak ileri uca takviye yapmak gerekecek ve 11 milyon Euro bunun için yeterli bir meblağ. Donk’un geçen sezonki sürpriz performansı son derece kritikti ancak Fernando-Donk orta sahasıyla Galatasaray hiçbir şekilde oyun kuramıyor. Yıllardır, takımdaki ilk iki sezonunda oynadığı futbolun çeyreğini oynayınca “İyiydi” dediğimiz Selçuk İnan bu sorunu çözmekten uzak. Belhanda da zaman zaman top çıkarmak için geldiğinde yaptığı pas hatalarıyla o bölgede oynayamayacağını gösteriyor. Dolayısıyla Galatasaray’ın iki yönlü bir orta saha oyuncusu transferine çok ihtiyacı var. Takımın bu sezonki karnesini bana göre en çok bu transfer belirleyecek.

Öte yandan geçen sezon 1. Lig’i ikinci sırada bitirerek direkt Süper Lig vizesi alan Ankaragücü, bütün oyuncularını gönderip sıfırdan kadro kuran takımlardan biri olmak yerine karma bir takım kurdu. Uzun yıllar Lyon forması giyen Burkina Fasolu stoper Bakary Kone ve Hollanda Ligi’nden gelen kanat oyuncusu Youness Mokhtar dışında tamamı Süper Lig tecrübesi olan sekiz oyuncu transfer ettiler ve bu sekiz oyuncu da ligin ilk haftasında 11’deydi. Bu, bir anlamda planlı bir transfer stratejisinin de göstergesi. Yaz transfer döneminin sonuna kadar birkaç oyuncu daha alacaklarını tahmin ediyorum ki İsmail Kartal da maç sonu benzer ifadeler kullandı.

Uzun yıllar sonra Ankara ekibi, takımı Süper Lig’e taşıyan oyuncuların önemli bir kısmı gibi teknik direktörleriyle de yollarına devam etti. İsmail Kartal, her ne kadar Ankaragücü öncesi kariyerinde başarısız olsa da buradaki başarısıyla Süper Lig’de bir şansı hak etmişti. İki yıl içinde Fenerbahçe’den 1. Lig’e uzanan kariyerine yeni bir yön vermek adına bu şansı iyi değerlendirmek için her şeyi yapacağını sanıyorum. Sarı-Lacivertli takımın, güçlü taraftar desteği de eklenince, ligde kalıcı olma ihtimalini kuvvetli görüyorum.

Ligin açılış maçı, rezalet bir zeminde oynandı. Fatih Terim’in Feghouli-Belhanda-Gomis üçlüsünü yedek bırakarak başladığı maçta ilk gol, ilk on dakika dolmadan savunmanın arkasına atılan topa hareketlenen El Kabir’den gelirken kalan bölümde Galatasaray, hiç iyi bir futbol ortaya koymasa da üstün olan taraftı ve skoru çevirmeyi bildi. Yukarıda da sözünü ettiğim Fernando-Donk ikilisi, iki hat arasındaki bağlantıyı kurmayı başaramazken özellikle Fernando, 8 numara gibi görev aldığı maçta Galatasaray’daki en kötü performanslarından birini ortaya koydu. Savunmadan çıkarırken yapılan top kayıpları bu maçta Galatasaray’ın başına fazla iş açmasa da bu soruna bir çözüm bulmak gerektiği net bir şekilde daha ortaya konmuş oldu. İlk maçına çıkan Henry Onyekuru da kıvrak bilekleri, hızı ve sezgileriyle özellikle iç sahada çok etkili bir koz olabileceğinin izlenimlerini verdi. Ankaragücü’nü ise kadrolarını tamamladıktan sonra tekrar değerlendirmek lazım, şu an için hazır bir görüntü sunmadılar.

Fotoğraf: DepoPhotos

Sivasspor-Alanyaspor

Sivasspor için yeni bir dönem başlıyor. Bir buçuk yıla yakın süre, Türkiye’nin en başarılı teknik adamlarından biriyle çalıştılar. Henüz 1. Lig’den Süper Lig’e yükselme mücadelesi verdikleri sırada takımın başına geçen Samet Aybaba, işbaşı yaptığı günden itibaren mükemmel bir seri yakalamış ve takımı şampiyon yapmıştı. Bursaspor’u lig şampiyonluğuna ulaştıran kadronun temelini atan, Beşiktaş’ın da tarihinin en başarılı dönemlerinden birini yaşamasında aynı işlevi gören Aybaba, Sivasspor’da da kısıtlı malzemeyle iyi bir iskelet kurmuş, özellikle Hakan Arslan ve Emre Kılınç gibi oyunculardan müthiş verim alarak takımını Süper Lig’deki ilk sezonunda yedinci yapmıştı. Şimdi Aybaba yok. Yerinde ise lige Sivasspor’la birlikte çıkan ve sezonu Sivasspor’la aynı puanda bitiren Göztepe’nin teknik direktörü Tamer Tuna oturuyor.

Tuna yönetimindeki Sivasspor, transfer sezonunu pek de güç kaybetmeden geçirdi. Geçen sezon pek verim alamadıkları Henri Saivet, John Boye, Auremir gibi oyuncularla yolları ayırdılar. Zaman zaman katkı verse de saha içinde Robinho ve özellikle de Kone ile pek anlaşamıyor gibi görünen Bifouma, giden bir diğer oyuncu oldu. Bu oyuncuların yerini Uğur Çiftçi, Aydın Karabulut gibi belli bir standardı olan oyuncular ve David Braz ve Douglas gibi iki Brezilyalı ile doldurma yoluna gittiler. Alanyaspor ile oynadıkları ilk maçta, bu oyunculardan yalnızca Douglas sahadaydı. Dolayısıyla geçen senenin mirasını koruduklarını söyleyebiliriz.

Alanyaspor’da ise Emre Akbaba transferinin belirsizliği hâkim. En iyi oyuncularını kaybedecek gibi görünüyorlar. İki sezondur takıma katkı veren bekleri Lamine Gassama da gitti. Ama dış transferde şu ana kadar iyi iş çıkardılar. Avustralya Ligi’nde gol kralı olan eski Beşiktaşlı Bobo’nun yanı sıra Eskişehirspor’un multifonksiyonel oyuncusu Kaan Kanak, daha önce Konyaspor ve Gençlerbirliği’nde başarılı bir grafik çien Djalma Campos, yıllarca Braga’da düzenli forma giyen sağ bek Baiano ve forveti yedekleyecek Emre Güral’ı kadroya kattılar. Efecan Karaca, Junior Fernandes gibi önceki dönemden kalan yetenekli oyuncuların da katkısıyla hücum tarafında ligdeki pek çok takımdan iyi bir kadroya sahipler. Fakat güven veren kalecileri Haydar’a rağmen Tzavellas-Welinton ikilisinden oluşan savunmaları ciddi sıkıntılı, nitekim geçen sezon ligin en çok gol yiyen takımlarından biri olmuşlardı. Belki çok gol atarak bunu dengelediler ve düşme stresi yaşamadılar ancak geçen sezonun devre arasında Beşiktaş’a giden Vagner Love’dan sonra, attıkları 55 golün 23’ünde direkt katkısı olan Emre Akbaba’yı da kaybederlerse bu kadar skorer bir takım olmaları çok zor olacak. Dolayısıyla bana göre transfer sezonu bitmeden stoper ve ön liberoya da takviye yapmaları gerekiyor.

İki takımın karşılaştığı ilk hafta maçı, geçen sezon bıraktığı yerden devam eden Emre Kılınç’ın harika futbolu ve son bölümdeki şık golüyle Sivasspor lehine 1-0 bitti. Kazanan taraf beni şaşırtmadı ancak açıkçası kadroları gördüğümde biraz daha gollü bir müsabaka bekliyordum. Gerek Alanyaspor’un yukarıda bahsettiğim savunma problemi gerekse Sivasspor’un Uğur Çiftçi’yi stoperde kullanması bana böyle düşündüren ana unsurlardı. Ancak Sivasspor, kalesinde pek pozisyon vermedi. Orta sahanın ortasındaki Hakan Arslan-Rybalka ikilisi geçen sezonki uyumunu sürdürdü. Alanyaspor da maça yedek başlayan Emre Akbaba’dan verim alamayınca hücumda üretken olamadı. Bugüne kadar genellikle kötü giden takımların sezon ortasında kurtarıcı olarak sarıldığı Mesut Bakkal, geçen yıl devraldığı takımı istediği seviyeye ulaştırabilecek mi, göreceğiz…

Fotoğraf: DepoPhotos

Çaykur Rizespor-Kasımpaşa

Geçen sezon sekizinci haftada devraldığı Çaykur Rizespor’la kalan bölümde sadece üç kez mağlubiyet gören ve takımını şampiyon yapan İbrahim Üzülmez, bundan sonraki teknik adamlık kariyerinin kaderini değiştirebilecek bir sezonun başında. 1. Lig’deki başarısını buraya da yansıtırsa, hayalini kurduğu Beşiktaş teknik direktörlüğü için orta vadede şansını artırır, yoksa Anadolu takımlarının teknik direktör havuzunda kalır. Peki takımı ne durumda?

Yurt dışından gelen isimlerin Armand Traore hariç hiçbirini ismen dahi tanımıyorum ve Çek milli stoper Jakub Brabec dışındakiler ilk maçta şans bulamadı. Ancak Süper Lig tecrübesi üst düzey olan Musa Çağıran, Umar Aminu, Ali Çamdalı üçlüsünün transferleri Rizespor’u bu sezon ligde tutmaya yetebilir. Geçen sezon attığı 20 golle 1. Lig’in gol kralı olan 22 yaşındaki Paraguaylı forvetleri Samudio da bana göre Türkiye’de iz bırakan yabancı oyunculardan biri olarak tarihe geçme potansiyeline sahip. Zaten 1. Lig seviyesinin üzerinde bir kadroları olduğundan takımı tamamen yenilemediler fakat ilk maç itibarıyla bu oyuncuların bir kısmının Süper Lig için hafif kalabileceğini düşünüyorum. Henüz görücüye çıkmayan yabancı oyuncular Jach, Traore, Fink ve Ujkani’nin nasıl bir performans göstereceği, Rizespor’un bu sezonki konumu adına belirleyici unsur olacak gibi.

Kasımpaşa’ya gelince; geride kalan sezonun bana göre en başarılı takımlarından biriydiler. Önceki yaz Tunay Torun, Titi, Andre Castro, Adem Büyük, Turgut Doğan Şahin gibi yıldız oyuncularını kaybetmişlerdi ve zannediyorum hiç bonservis harcamadan, neredeyse tamamı kiralık oyuncularla yola çıkıp sezonu sekizinci sırada bitirdiler. Kiralık oyuncuların neredeyse hepsinden verim aldılar, Trezeguet’ninse yıldızını parlatıp -sahip oldukları opsiyonu kullanarak- bonservisini aldılar. Tüm bu başarıya karşın az kalsın teknik direktörleri Kemal Özdeş’i harcıyorlardı ki genç çalıştırıcı bir şekilde görevinin başında kaldı. Ve şimdi, geçen sezon çözdüğü puzzle bir kez daha karşısına çıktı. Omeruo, Murillo, Mensah ve Neumayr gibi çok önemli oyuncular artık kadroda yok. Yerlerine yalnızca Abdul Khalili, Özgür Çek ve geçen yıl Mircea Lucescu tarafından A Milli Takım’a davet edilen Avusturya altyapılı Tarkan Serbest geldi. Özdeş bir kez daha başarılı olabilecek mi? Kendi adıma, öyle umuyorum.

Bu iki takımın maçı, Süper Lig’de ilk haftanın en keyifli mücadelesiydi. Çaykur Rizespor, kendi taraftarı önünde iki gol atarak galibiyete çok yaklaştı. Özellikle Samudio, dikkatle takip etmemiz gereken bir isim olduğunu maç boyunca gösterdi. İlk golü atan, ikinci golün asistini yapan oyuncu, her iki pozisyonda da farklı yeteneklerini ortaya koydu. Ancak ilk golde Kasımpaşa savunmasının hatalarından da bahsetmek gerekiyor. Veysel ve Popov’un ofsayt diye duraklamaları, video hakem uygulamasının başladığı bugünlerde büyük handikaptı. Belki koşularına devam etseler de gole engel olamayacaklardı ancak bu ezberlerin artık silinmesi gerek ve burada görev teknik direktörlere düşüyor. Bu parantezleri kapadıktan sonra, “Rizespor galibiyete çok yaklaştı” cümlesinden devam edip son 15 dakikaya gelelim. Aslında bu bölüme kadar sadece skor olarak değil, oyun olarak da işler Rizespor’un lehine işliyordu. Ancak Rizespor savunmasının üst üste yaptığı hatalar, nefis bir maç sonunun önünü açtı. Önce Khalili’nin geliştirdiği atakta Orhan Ovacıklı’nın kontrolsüz müdahalesi penaltı getirdi ve Diagne’nin vuruşuyla fark bire indi. Ardından “Savunma nasıl yapılmaz?” başlığıyla YouTube’a eklenebilecek bir pozisyonda bomboş kalan Tarkan Serbest, rahat bir vuruşla skora dengeyi getirdi.

Son dakikada ise, şimdiden ‘sezonun en iyi anları’ listesindeki yerini ayırtacak o muhteşem frikik golünü izledik. Topun başına geçen Khalili, Bayern Münih’li Mehmet Scholl’ün 2001 yılındaki Highbury deplasmanında attığı frikiği anımsattı. İsveçli orta saha oyuncusu belki Scholl gibi yere düşmedi ama topa vurduktan sonra sakatlanarak bacağını tutmaya başladı. Sonuçta ise top havada muhteşem süzülerek doksanı buldu. Gerçekten olağanüstü bir andı.

Fotoğraf: DepoPhotos

Fenerbahçe-Bursaspor

Fenerbahçe, Cumartesi günü Bursaspor’u mağlup ederken sahada kendileri adına iyi ve kötü şeyler vardı ama üç puan, kötü şeylerin detay olduğu izlenimini yaratıp iyi tarafa odaklanılmasını sağladı. Aynı Fenerbahçe, Çarşamba günü Şampiyonlar Ligi ön eleme turunda Benfica’ya elendiğinde ise bir anda diğer tarafa geçildi. İşte Fenerbahçe’nin bu sezon yaşayabileceği en büyük sıkıntı bu. Sarı-Lacivertli takımda Ali Koç’un başkan seçilmesiyle birlikte -Sportif Direktör Damien Comolli’yi de kapsayan- yepyeni bir dönem başladı. Bu değişim Fenerbahçelilerin tamamına yakınında büyük heyecan uyandırırken, yine herkes Ali Koç’a ne kadar güvendiğini, artık her hâlde ve her şartta takımın arkasında olduğunu anlatıyordu. Yeni başkan, ne seçilmeden önce ne de seçildikten sonra kısa vadeli başarıdan söz etti. Bunun taraftardaki karşılığı da yine “Olsun, yeter ki doğru işler yapılsın” idi. Evet, o günlerde öyleydi. Bugün de hâlâ öyle ama işin doğrusu biraz daha az öyle. Bu bakış açısı günden güne eksiliyor, eksilecek; Türkiye’nin gerçeği bu. Ama eğer gerçekten bir şeyler değişecekse, böyle düşünenler en azından çoğunlukta kalmaya devam etmeli.

Genellikle Türkiye’de süreç şöyle işliyor. Bir takım başarısız oluyorsa taraftarının çoğu “Ya kardeşim, bırakın bu içi geçmiş oyuncuları, koyun gençleri, hata da yapsalar biz destekleriz, en azından geleceği kurtaralım” gibi cümleler kurmaya başlıyor. Eğer gerçekten de bu süreçte bir ya da birkaç genç oyuncu şans bulursa, anında herkesten farklı yoğun bir destek ve sevgiye layık görülüyor. Ancak bu yaklaşım çok uzun sürmüyor. Önce kısık sesli eleştiriler başlıyor, sonra yavaş yavaş “Ya abicim gençsin, herkesin hayal ettiği X takımda oynama fırsatı ayağına gelmiş, bu mudur oynayacağın oyun?” aşamasına geçiliyor. Kendi adıma favori aşamam, bundan bir sonraki: “Ruhsuz”, “Saldırmıyor kardeşim” gibi soyut kriterlerin ortaya sürülüp futbolcunun itibarsızlaştırılmaya başlandığı dönem. Son aşama ise nefret objeliği. Türkiye’de sayısız genç futbolcu, bu süreci tam olarak bu şekilde yaşadı. Yalan yok, birçoğu, sonunda bu eleştirileri haklı çıkarmış da göründü. Ancak lafta değil, gerçekten destek görmeleri hâlinde birçoğunun kaderi farklı olabilirdi. Elbette çok sayıda genç futbolcu da tamamen kendi hataları kaynaklı potansiyeline ulaşamadı ama yaratılan ortamın da sağlıklı olmadığı kesin.

Phillip Cocu, Fenerbahçe’nin önceki hocalarına oranla daha hücum odaklı biri. Fenerbahçe’nin kadrosu, şu ana kadarki kısa periyotta göründüğü kadarıyla onun aklındaki oyun tarzına cevap veremiyor. Son derece doğru transferler yapıldı ancak Fenerbahçe’nin geçen ay açıkça görme fırsatı bulduğumuz mali durumu, bu kadronun bir anda baştan aşağı değişmesine imkân tanımıyor. Dolayısıyla bu değişim yavaş yavaş olmalı. Bu sezon, Fenerbahçe için iyi bir geçiş dönemi olabilir. Eğer bu geçiş sağlıklı bir şekilde sağlanırsa Sarı-Lacivertliler sene sonunda şampiyonluğa ulaşamasa da önümüzdeki yıllar için çok sağlam bir temel atabilir. Evet, Türkiye’de uzun vadeli planlar genellikle tutmuyormuş gibi bir görüntü var ama bu bir yanılgı; gerçek şu ki uzun vadeli planların çoğu bir süre sonra rafa kaldırılıyor. Yoksa Beşiktaş’ın Feda dönemini ve sonuçlarını da gördük… Fenerbahçe’nin kısa vadede başarıya ulaşması da imkânsız değil ancak bunun için birkaç farklı değişkenin pozitif noktada buluşması gerekiyor: 1- Yıllardır eksikliği duyulan ve bu sezon geri gelen taraftar desteği, olası kötü sonuçlarda kesilmemeli. Futbolcular Kadıköy’de sadece desteği hissetmeli. 2- Barış Alıcı, Eljif Elmas, Ferdi Kadıoğlu gibi genç oyunculardan birkaçı ekstra performanslar sergilemeli (Örneğin Eljif savunmanın önüne oturur mu bilmiyorum ama Cocu’nun bu planı işlerse Fenerbahçe için büyük bir kazanım olur.) 3- Kâğıt üstünde çok iyi görünen Ayew ve Slimani transferleri, sahaya da aynı şekilde yansımalı. Bu üç ihtimal gerçekleşirse, Fenerbahçe kadrodaki eksiklerine rağmen mutlu sona ulaşabilir.

Bursaspor’a gelince… Yukarıda, Sivasspor üzerine konuşurken zaten Samet Aybaba’dan bahsettim. Bursaspor için çok önemli bir kazanç ve geçmişteki şampiyonlukta da genellikle gözden kaçan büyük bir katkısı var. Ama bu sezon nasıl bir Bursaspor izleyeceğimizi henüz öngöremiyorum. Yaz transfer döneminde kadro neredeyse tamamen değişti ve bu yeni takımı henüz sadece bir maçta izledik. Batalla, Sow, Badu, Mikel Agu, Jorquera, Delarge, Titi, Sercan Yıldırım, giden oyunculardan bazıları. Yeni gelenlerden Stephane Badji, geçen sezon Kayserispor formasıyla çok beğendiğim bir isimdi. Badji’nin orta sahadaki partneri olarak düşündükleri Aytaç Kara da iyi bir transfer. Tunay Torun, Başakşehir’de boş bir sezon geçirdi ancak Aybaba’nın elinde tekrar çıkışa geçerse şaşırmam. Yeni gelen yabancılardan ise Allano Lima’yla ilgili Fenerbahçe maçındaki ilk izlenimim olumlu ancak tabii ki süreklilik sağlayıp sağlayamayacağını göreceğiz. Eğer kalan sürede iyi bir santrfor ve hücuma yönelik orta saha oyuncusu alabilirlerse 5 ila 7. sıralar arasına oynayacak bir Bursaspor görebiliriz.

Fenerbahçe-Bursaspor maçı, haftanın en zevkli maçlarından biriydi. Bunda ana etken, Cocu’nun aklındaki futbolla elindeki malzemenin yukarıda bahsettiğim uyumsuzluğuydu. Fenerbahçe hücum futbolu oynamak istedi, bunu da başardı ancak kadro buna uygun olmadığı için kalesinde de bol bol pozisyon verdi. Mehmet Topal – Josef De Souza ikilisi hücum setlerini başlatacak pasları veremeyince ya öndeki oyuncular top çıkarmak için geriye geldi ya da bekler buna yardımcı olmaya çalıştı. Bu sırada yapılan top kayıplarının ardından Fenerbahçe savunması sürekli hazırlıksız yakalandı ve Bursaspor sürekli kontratak fırsatı buldu. Özellikle son dakikalar, iki takımın da gole ihtiyaç duyduğu bir grup maçı gibiydi. Ama tabii ki maçın başrolünde, sol kanatta döktüren genç yıldız Barış Alıcı vardı.

Fotoğraf: DepoPhotos

Başakşehir-Trabzonspor

Başakşehir hakkında söylenecek çok fazla yeni söz yok. Senelerdir gördüğümüz istikrarlı yolculuklarına devam ediyorlar. Az ama öz transfer yaptılar. En büyük sorunları takımın yaş ortalaması ve bol alternatifli kadroya rağmen Emre Belözoğlu olmadığında orta sahanın işlememesiydi. Kadroları hâlen yaşlı ama genç oyunculara yöneldiler. Konyaspor’da gösterdiği performansla Udinese’ye transfer olan Bosnalı forvet Riad Bajic, en başta beklenen seviyeye gelemese de yeteneğini kanıtlamış orta saha oyuncusu Soner Aydoğdu ve büyük umutlarla başladığı Almanya kariyeri Borussia Dortmund ve Köln’de tam olarak istediği gibi gitmeyen Milos Jojic, takıma yeni katılan isimler oldular ki özellikle Jojic, 38 yaşındaki Emre’nin de rolünü paylaşabilecek, hatta yeri geldiğinde üstlenebilecek bir isim. Trabzonspor maçında da çok iyi bir futbol ortaya koydu. Bu üç transferle birlikte Başakşehir, ilk 11 seviyesinde 24-25 futbolcuya sahip, garip bir takım oldu.

Trabzonspor ise uzun yıllardır olduğu gibi çok sayıda futbolcuyu gönderip yerlerini yine isimsiz yabancılarla doldurdu. Yine teknik direktör değişikliğine gitti ve takımı üzerinde soru işaretleri olan bir isme, Ünal Karaman’a emanet etti. Kadroları şampiyonluk yarışı verecek seviyede olmasa bile fena da değil. Sakatlık durumu kafa karıştırmakla birlikte Burak Yılmaz gibi tartışılmaz bir golcüleri, ülkenin en önemli genç yeteneklerinden Yusuf Yazıcı – Abdülkadir Ömür ikilisi, Jose Sosa, Juraj Kucka gibi her Süper Lig takımında iş yapabilecek oyuncuları var. Bir başka genç yetenek Abdülkadir Parmak’ı da yavaş yavaş ısındırıyorlar. İçinde bulundukları mali tabloda ellerinde çok daha fazlasına sahip olabilecekleri bir seçenek de yoktu. Ancak ne dengeli bir kadroları ne de bu malzemeden maksimum verim alacağından emin olabileceğimiz bir teknik direktörleri var. Açıkçası Karadeniz ekibinin önünde şu an için parlak bir yol görünmüyor.

Başakşehir-Trabzonspor maçı beklendiği gibi ev sahibi takımın mutlak hâkimiyetinde geçti. Hatta Trabzonspor, ligin 18 üyesi arasında ilk haftayı kaleye şut atamadan bitiren tek takım oldu. Elbette net konuşmak için erken ama Ünal Karaman’ın görevinde çok uzun süre kalması beni şaşırtır. Başakşehir ise geçen sezon bıraktığı yerden devam etti. Emre ve Adebayor gibi önde gelen oyuncuları oyuna sonradan dâhil olmasına rağmen maçın hiçbir anında onların eksikliğini hissetmediler. Emre’nin senaryosunu yazdığı, Caiçara’nın ortasında Adebayor’un kafa vuruşuyla bitirişi yaptığı ikinci gol, ancak seneler süren istikrara sahip takımların atabileceği bir goldü. Özetle, Başakşehir bu sezonu da zirve yarışının içinde geçirecek.

Fotoğraf: DepoPhotos

Konyaspor-BB Erzurumspor

Geçtiğimiz sezona Mustafa Reşit Akçay’la başlayıp Mehmet Özdilek’le devam eden, ligi Sergen Yalçın yönetiminde bitiren ve son anda kümede kalan Konyaspor’da bu sezon Rıza Çalımbay görev yapacak. Bu tercihin doğru olup olmadığını görmek için beklemek zorundayız ancak Çalımbay son iki sezonda Antalyaspor ve Trabzonspor’da başarılı performanslar ortaya koydu. Özellikle Antalyaspor’da göreve başladıktan sonra getirdiği değişim olağanüstüydü. Konyaspor’daki tek değişim Rıza Hoca değil; Samuel Eto’o, Ali Çamdalı, Mehdi Bourabia, Volkan Şen ve kiralık süresi bitip Beşiktaş’a dönen Orkan Çınar gibi önemli oyuncularını da kaybettiler. Bu oyuncuların yerine gelen yabancılar hakkında henüz bir fikrim yok. Yurt içinden ilk 11’e yaptıkları tek transfer ise Trabzonsporlu Uğur Demirok oldu ve bunun Konyaspor savunması için iyi bir takviye olduğunu söylemek mümkün. Kayıplara rağmen Konyaspor, ligin kalburüstü kadrolarından birine sahip. Kanatlar ve forvetteki Ömer Ali Şahiner – Moryke Fofana – Mustapha Yatabare – Adis Jahovic dörtlüsü pek çok takımın rüyalarını süsleyebilecek cinsten. Geçen sezon Karabükspor’dan geri aldıkları ancak geçirdiği sakatlık nedeniyle hiç faydalanamadıkları Abdou Razack Traore’yi de yeni transfer olarak görebiliriz. Eğer Rıza Çalımbay aşısı tutarsa, Yeşil-Beyazlılar geçen sezonki sıkıntıları tekrar yaşamaz.

BB Erzurumspor için ise olumlu bir tablo çizmek oldukça zor. Kadroları Süper Lig seviyesinin altında ve birkaç oyuncu çok sürpriz performanslar sergilemedikçe teknik direktör Mehmet Altıparmak’ın işi çok zor olacak gibi görünüyor. Yine de neredeyse sıfırdan kurulmuş bir kadronun oturması için birkaç hafta daha beklemek gerekiyor.

İki takımın mücadelesi, atılan beş gole rağmen son derece sıkıcıydı. Zaten bu gollerin dördü duran toplar sonucunda geldi. Ev sahibi takımda, attığı iki golün dışında rakip savunmayı hayli bunaltan Yatabare oldukça etkiliydi. Maçın en güzel olayı ise play-off finalinde kurtardığı penaltılarla takımını Süper Lig’e çıkaran Erzurumspor kalecisi Hakan Canbazoğlu’nun buradaki ilk maçında yine bir penaltı kurtarmasıydı.

Fotoğraf: DepoPhotos

Göztepe-Yeni Malatyaspor

Göztepe, geçtiğimiz sezon yükseldiği Süper Lig’e gerçek anlamda renk getirdi. Ligi de hak ettikleri bir şekilde altıncı bitirdiler. Bu başarının ardında doğru bir planlama ve Tamer Tuna gibi takımla birlikte büyüyen, iyi bir teknik direktör vardı. Selçuk Şahin, Sabri Sarıoğlu, Andre Castro, Nabil Ghilas, Oscar Scarione, Rajko Rotman, Ömer Şişmanoğlu gibi ligi tanıyan ve birçoğu önceki takımlarında önemli roller üstlenen oyunculara ek olarak kaleci Beto, Yoan Gouffran, Adama Traore, Mathieu Peybernes gibi nitelikli yabancılar eklediler ve yeni çıkan bir takıma göre üst düzey bir kadro oluşturdular. Hatta devre arasında Andre Poko ve (Adis Jahovic satılınca) Demba Ba gibi yukarıdaki tanıma uyan iki yıldızı daha kadroya kattılar. Yetmedi, sonraki yıllarda takıma katkıda bulunabilecek Doğanay Kılıç, Kerem Atakan Kesgin, Hakan Çinemre gibi isimlere yönelmeyi de ihmal etmediler.

Sonuç olarak her anlamda çok başarılı bir sezon geride kaldı ve şimdi yeni bir yapılanma var. Drogba, Pepe gibi bir dönemin büyük yıldızları Galatasaray, Beşiktaş seviyesindeki takımlarda nasıl fark yaratıyorsa; Sabri Sarıoğlu, Selçuk Şahin gibi oyuncular da Anadolu’da aynı işlevi görüyor. Ancak yine Drogba ve Pepe örneğinde olduğu gibi bir süre sonra takımları bu oyuncuları taşıyamaz hâle geliyor. Bu anlamda Göztepe bu iki isimden ligdeki ilk sezonunda alacağını almıştı ve yolların ayrılması gayet normal. Onların yanı sıra Demba Ba, Rajko Rotman, Milos Kosanovic, Ömer Şişmanoğlu ve Tanju Kayhan da artık takımda değil. Sarı-Kırmızılılar için gençlik aşısı yaptı demek doğru olmaz ama artık kısa vadeli planı bırakıp orta vadeye geçerek bir alt yaş skalasındaki oyuncuları hedeflediler. Arjantin’den gelen Grillo tanıdığım bir oyuncu değil, onun hakkında yorum yapmak için beklemek gerekecek. Ancak ligimizin gediklilerinden Yasin Öztekin, Titi, Deniz Kadah, Berkan Emir ve Lamine Gassama da takıma katıldı ve bana göre hepsi de doğru transferler. Kadrodaki en önemli sıkıntı Jahovic ve Ba sonrası aynı seviyede bir santrfora sahip olmamaları. Ghilas geçen sezon beklentileri tam karşılayamamıştı, Deniz Kadah da belki iyi bir yedek ama Göztepe’nin aradığı golcü değil. Kulüp için en önemli soru işareti ise Tamer Tuna ile anlaşma sağlanamayınca takımın başına geçen Bayram Bektaş’ın performansı…

Yeni Malatyaspor da bana göre yaz dönemini en doğru şekilde geçiren takımlar arasında yer alıyor. Bu ligde istikrar çoğu zaman kimseyi mahcup etmedi. Elbette son haftalar yaklaştığında elektro şok misali yapılan teknik direktör değişikliklerinin de işe yaradığını sıklıkla görüyoruz ama uzun vadeli istikrar genellikle takımlara olumlu sonuç getiriyor. Yeni Malatyaspor da bu yolu izliyor. Teknik direktörleri Erol Bulut’la yola devam ettiler ve Aly Cissokho ile kira süresi dolan Doria dışında as oyuncularını korudular. Aly Cissokho benim bir dönem çok beğendiğim bir oyuncuydu, belki kariyeri düşüşteydi ama yine de Süper Lig seviyesinde kayda değer bir oyuncuydu. Yerine gelen Erkan Kaş, belki selefini aratabilir. Bunun dışında rotasyona Ömer Şişmanoğlu, Danijel Aleksic, Mitchell Donald ve Benevento’dan gelen Guilherme gibi isimler katıldı. Ömer’in iyi bir takviye olduğunu söyleyebilirim, diğerlerini de göreceğiz. Ancak her halükârda ligi geçen yıldan daha kötü bir noktada bitireceklerini düşünmüyorum.

Stajını Abdullah Avcı’nın yanında yapan Erol Bulut geçen sezon kısıtlı malzemeyle iyi bir ürün ortaya çıkardı. Hem takımını ligde tutmakla kalmayıp ligi orta sıralarda bitirdi hem de bunu yaparken kimliği olan bir ekip yarattı. O kimliğin en belirgin özelliği de elbette iyi savunma yapmak. Sarı-Siyahlılar, ilk dört sıra ve Konyaspor’un ardından ligin en az gol yiyen takımıydı. Bu sezon ligin önceki yıla oranla daha düşük skorlu geçeceğini tahmin ediyorum ve bu savunma ile Yeni Malatyaspor’un huzuru bozulmaz. Doria gitse de Sadık Çiftpınar – Arturo Mina ikilisi güven veriyor. İşin hücum tarafını ise Khalid Boutaib, Adem Büyük gibi kaliteli isimler yürütmeye devam edecek.

İki takımın ilk hafta mücadelesi, sezonun devamı için fikir veren bir maç olmadı. Zira maça kırmızı kartlar damga vurdu. Göztepe Poko ve Andre Castro’nun oyundan atılmasıyla erken bir dakikada 9 kişi kaldı, Malatyaspor’un sağ beki Chebake de furyaya katılınca maç biraz çığrından çıktı. Sonunda, bir kişi fazla oynamasının da etkisiyle galibiyete ulaşmakta zorlanmayan Erol Bulut’un ekibi sezona deplasman galibiyetiyle başlayarak moral bulurken Göztepe de yenilgiyle birlikte Galatasaray deplasmanı öncesi iki önemli oyuncusunu kaybetmenin üzüntüsünü yaşadı.

Fotoğraf: DepoPhotos

Beşiktaş-Akhisarspor

“Atanınla tutanın iyi olacak” klişesini duymayan yoktur. Beşiktaş’ın üç yıldır başarılı olan (iki şampiyonluk, iki Avrupa yürüyüşü), oturmuş bir kadrosu ve bu istikrarı sağlamış iyi bir teknik direktörü var ama şu an için atanı ve tutanı sıkıntı yaşatabilir gibi görünüyor. Bu üç yıllık periyodun ilkinde kaleci krizi meydana gelmiş, Tolga Zengin’in hataları 2016-17 sezonunun başlarında da devam edince eldivenleri Fabri teslim almıştı. Fabri’nin gidişinin ardından şu anda Beşiktaş’ın elindeki tek kaleci opsiyonu yine Tolga ve onun önüne birinin alınıp alınmayacağı henüz netleşmiş değil.

İşin ‘atan’ kısmına baktığımızda ise karşımıza Mario Gomez ile başlayıp Vincent Aboubakar ve Cenk Tosun ile devam eden bir iyi forvet serisi çıkıyor. Geçen yıl bugünlerde Şenol Güneş’in, form tutmuş Cenk’i Alvaro Negredo transferine rağmen takımdan kesmemesine övgüler yağdırıyorduk ve o Cenk, devre arasında Premier Lig yolunu tuttu. Sonrasında ise ileri uçta istikrar bir türlü sağlanamadı. Mevcut forvet rotasyonuna baktığımızda Negredo ve Vagner Love verimsiz, Cyle Larin belirsiz, Umut Nayir ve Mustafa Pektemek zaten takımın as santrforu olabilecek isimler değiller. Tüm bunların üzerine, ikinci santfor gibi oynayan Talisca’yı da kaybettiler ki Brezilyalı, gerek oluşumunda pay sahibi olduğu setler gerekse kanat ortalarındaki kafa golü tehdidiyle Beşiktaş hücumlarının yarısıydı. Aslına bakılırsa işin savunma tarafında neredeyse hiç olmayan bu oyuncunun gidişi, totalde Beşiktaş için olumlu sonuç da verebilir. Ancak önceki yıllarda olduğu gibi iyi bir bitirici alınmaz ya da eldeki forvetlerden birinin performansı artmazsa, Şenol Güneş’in ekibi Talisca’yı da çok arar.

Beşiktaş için bir handikap da artık kadronun iyice yaşlanmış olması. Atiba, Pepe ve Quaresma 35, Adriano ve Vagner Love 34, Gökhan Gönül ve Negredo 33 yaşında. Düzenli forma giymesi beklenen oyuncular içinde 30 yaşında altında sadece üç isim var. Yavaş yavaş gençlik aşılarının yapılması gerek. Ancak en başa geri dönersek, her şeye rağmen Beşiktaş’ın üç yıldır birlikte oynayıp başarılı olan oyuncuları, artık otomatikleşmiş bir sistemi ve özgüveni var. Gary Medel’le birlikte kamp döneminin yıldızı olan Jeremain Lens de sezonun büyük kazanımlarından biri olacak gibi görünüyor. Birkaç doğru takviye, Beşiktaş’ın başarısını dördüncü yıla taşıması için yeterli olabilir.

Akhisarspor’un durumunu ise sıkıntılı görüyorum. Başarılı teknik direktörleri Okan Buruk yönetiminde, Hamza Hamzaoğlu’na benzer bir istikrar tutturma yolundaydılar. Buruk, 2016-17 sezonunun 26. haftasında düşme hattından aldığı takıma kalan dokuz maçtan yedisini kazandırmış, geçen sezona da müthiş bir grafikle başlamıştı. Daha sonra serbest düşüşe geçtiler fakat bu defa da Türkiye Kupası’nı kazanarak tarihlerinin en önemli başarısına ulaştılar. Tüm bunların ardından Akhisarspor yönetimi, bu başarıyı ödüllendirmek yerine Okan Buruk’la maddi konularda anlaşamayarak yollarını ayırdı. İki taraf arası yapılan pazarlıklarda neler konuşulduğunu bilmemiz mümkün değil ancak Başkan Hüseyin Eryüksel’in medyaya yaptığı “Okan Buruk’la bundan sonra kesinlikle görüşmeyeceğiz” açıklaması şık değildi. Nitekim Okan Buruk’ın da kulüpten kırgın ayrıldığı medyada yazılıp çizildi.

Yeni teknik direktörleri Saffet Susic elbette arkasında büyük bir geçmiş taşıyor. Ancak geçtiğimiz sezon devre arasında yollarının ayrıldığı Alanyaspor’da sezon başındaki başarıyı takip eden düşüşe dur diyememişti. Akhisar’ın mevcut kadrosu, o Alanyaspor’dan daha iyi görünmüyor. Takımın geçen sezonki başarısında çok önemli rol üstlenen üç isimle yollar ayrıldı. Soner Aydoğdu Başakşehir’e, Muğdat Çelik Galatasaray’a transfer oldu ve Olcan Adın da serbest kaldı. Son iyi performansının üzerinden üç yıl geçen Josue’yi ayrı tutuyorum ama Elvis Manu, Güray Vural ve Avdija Vrsajevic önemli takviyeler. Gerçi Vrsajevic transferini anlayamadım zira Akhisar zaten ligin en iyi sağ beklerinden biri olan Miguel Lopes’e sahip. Muhtemelen ikisini arkalı önlü kullanacaklar ki Beşiktaş maçında da öyle oldu. Elvis Manu da aslında tam bir Kayserispor yabancısı. Hızlı, güçlü, zaman zaman spektaküler hareketler yapıyor ama kale önünde çok sakar. Yine de özellikle Akhisar’ın geri çekilerek oynadığı maçlarda ani çıkışlarıyla iş yapabilir. Geçen sezondan devreden diğer oyuncular arasında kalecileri Milan Lukac, sol bekleri Ömer Bayram ve tabii ki santrforları Yevhen Seleznyov takımın en iyileri. Hatta Seleznyov dünyaya Anadolu takımı forveti olmak için gelmiş ama bunu ne yazık ki 30’undan sonra fark etmiş gibi. Ama savunma ve orta sahanın kalanı lig geneline göre zayıf duruyor.

Beşiktaş, Akhisarspor’u ağırladığı maçı son derece rahat bir şekilde kazandı. Belki maç sonunda tabelada yazan skor 2-1’di ama Vodafone Park’ı dolduran Beşiktaşlılar tahmin ediyorum bir an bile gerginlik hissetmemişlerdir. Özellikle Gökhan Gönül ve Lens sağ kanadı cumartesi gecesi Taksim’den kalkan Bostancı dolmuşları gibi işletti. Oğuzhan, “150 milyon” zamanları gibi oynadı, Larin umut vermeye devam etti. Zaten uzun vadede şans bulması imkânsız görünen Necip’i saymazsak, Tolgay potansiyelinin çok uzağındaydı, Babel de attığı gole rağmen geçtiğimiz sezonlara oranla formsuz göründü. Açıkçası Akhisar adına Seleznyov dışında söylenecek olumlu bir söz bulamadım.

Fotoğraf: DepoPhotos

Kayserispor-Antalyaspor

Kayserispor’un nasıl bir sezon geçireceğini öngörmekte zorlanıyorum. Geçtiğimiz sezonun ilginç figürü Marius Sumudica artık yok. Rumen teknik adam yönetiminde takım rüya gibi bir ilk yarı geçirmiş ancak sezonun ikinci bölümünde mağlubiyetlerin ardı arkası kesilmemişti. Neticede İç Anadolu temsilcisi, ligi son dokuz maçın sekizini kaybederek bitirince değişim kaçınılmaz olmuştu. Şimdi takımın başında eski teknik direktörleri Ertuğrul Sağlam var ama değişim bununla sınırlı değil. Bir kere takımın belki de en önemli oyuncusu olan Stephane Badji’yi kaybettiler. Bonservisi Anderlecht’te bulunan Senegalli orta saha oyuncusu, bu defa Bursaspor’a kiralandı. Kayserispor ise bu boşluğu geçtiğimiz yıl ligimizde kiralık oynayan bir başka yetenekli isimle kapatmaya çalışacak: Bonservisi Atletico Madrid’de bulunan ve Kasımpaşa’da iyi bir sezon geçiren Bernard Mensah. Tabii Mensah biraz daha hücum özellikli bir oyuncu ama yanında yine yeni gelen Rajko Rotman ile birlikte dengeli bir ikili oluşturabilir. Burada tabii Rotman’ın hiç iyi bir sezonu geride bırakmadığını not düşmek gerek.

Kayserispor’un kayıpları Badji ile de sınırlı değil. Genellikle oyuna sonradan dâhil olsalar da iki kanatta çok etkili olan Güray Vural ve Ryan Mendes de giden oyuncular arasında. Özellikle Mendes, devamlılık problemi olsa da ligin en iyi kontratak oyuncularının başında geliyordu. Diğer yeni oyunculardan Tjaronn Chery bana top tekniği yüksek bir oyuncu izlenimi verdi ancak onun hakkında da yine net konuşmak için erken. Bilal Başacıkoğlu da tam alışılagelmiş Kayserispor transferi. Yabancı sınırı öncesi dönem olsaydı, şampiyonluk için çekişen takımların bir gözü onda olacaktı. Bakalım yıllardır bahsedilen potansiyeline ulaşacak mı… Antalyaspor’dan gelen Sakıb Aytaç da çok iyi bir transfer. Tiago Lopes’in oynadığı sağ bekte zaten sorun yoktu, şimdi sol tarafı da sağlama aldılar. Atila Turan hücumda çok etkili ama savunmada aksayan, geri dönüşlerde sıkıntı yaşayan tipte bir bekti. Tabii savunmanın ortasında sorunlar devam edebilir. Kana-Biyik biraz dengesiz olsa da bu seviyede kabul edilebilir bir stoper. Ancak onun yanında oynayacak oyuncuda istikrarı sağlayamadılar. Cristian Sapunaru, onu takıma getiren Sumudica’nın da ayrılması ve yaşının ilerlemesiyle soru işaretleri yaratıyor, Kucher’in de yine yaşı 36’ya geldi. Başka bir alternatif de yok gibi. Hücumda ise sorun yok. Deniz Türüç servisleri, Umut Bulut da en uçtaki mücadelesiyle faydalı olmaya devam edecek. Asamoah Gyan ve Artem Kravets’ten biri bile kendini bulsa, ön tarafa büyük zenginlik katar ama geçen sezon bu yönde pek ışık vermediler.

Antalyaspor hakkında söyleyecek çok fazla sözüm yok. Kulüp olarak çok kötü yönetiliyorlar ve bana göre küme düşmenin en önemli adaylarının başında geliyorlar. Aslında yaprak dökümüne rağmen hâlen kuvvetli sayılabilecek bir kadroları var ancak burada huzurlu bir ortam sağlanması çok zor ve tahmin ediyorum sezon içinde yine giderek eksilirler. Birkaç yıllık aranın ardından sahalara geri dönen Bülent Korkmaz da şu ana kadarki teknik direktörlük kariyerinde kısa süreli parlamalar dışında hiç başarılı olamadı. Efsane bir futbolculuk geçmişi ve saygın bir kişiliği var, Türk futbolunda liderlik dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri ancak tüm bunlar şu ana kadar onu iyi bir teknik adam yapmak için yeterli olmadı; olmayacak gibi de görünüyor.

Kayserispor, Antalyaspor’u konuk ettiği maçı bana göre her türlü kazanırdı ancak Charles’ın kırmızı kartı işlerini daha da kolaylaştırdı. Bu arada Charles’ın oyundan atıldıktan sonra hakeme fizikî müdahalede bulunması, Bülent Korkmaz’ın ilerleyen haftalarda biraz daha zorlanmasına neden olacak. Kartın doğru ya da yanlış olmasından bağımsız olarak, bir profesyonel futbolcunun bunu yapmasını aklım almıyor. Maça dönersek, Chery’nin erken gelen golüyle zaten 1-0 önde olan Kayserispor, rakibinin 10 kişi kalmasının ardından iyice rahatladı ve maçı zorlanmadan kazandı. Haftaya Bursaspor deplasmanından da iyi bir sonuçla dönerlerse, bunun vereceği moral ve özgüven sonraki haftalar için çok ama çok önemli olur. Antalyaspor için pozitif bir tablo çizemiyorum; dördüncü haftadaki Rizespor maçına kadar puan alamama ihtimalleri var.

Atahan Altınordu

Atahan Altınordu
2006'da girdiği İstanbul Bilgi Üniversitesi'nden hâlâ mezun olmadı. 2008'den bu yana spor medyasında çalışıyor.

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN