Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolToprak Saha“SUKRUUU!”

Şükrü Gülesin gerek futbolu gerek kişiliği ile ülke futbolunda büyük izler bıraktı. Yeteneğinden büyülenenlerden biri de lokanta sahibi İtalyan futbolseverdi.

Şükrü Gülesin ülke futbolunun önemli hücumcularından biri olarak futbol tarihimizdeki yerini almış durumda. Tekniği ve dönemine göre üstün fiziği ile Beşiktaş’ta alkış toplayan Gülesin, daha sonra yurt dışında, İtalya’da da önemli maçlar çıkarmıştır. Palermo ve Lazio formalarını giyen, özellikle Lazio’da Romalı seyircilerin hayranlığını toplayan efsane isim, eğlenceli kişiliği ile de birçok futbolseverin kendisini tebessümle yâd etmesine sebep olmuştur.

Bu isimlerden biri de bir dönemin önemli spor yazarlarından Kahraman Bapçum idir. Bapçum, Şükrü Gülesin’in 10 Temmuz 1977’deki vefatından sonra 12 Temmuz tarihinde Milliyet’te kaleme aldığı yazısında, Şükrü Gülesin’in keyfine düşkün hallerini ve İtalyan seyircisinde bıraktığı etkiyi, bir anıyla çok güzel anlatmış. İşte, Kahraman Bapçum’un Spor Dünyamızın 45 Yılından adlı kitabında da yer alan o yazıdaki ‘Sukru’ bölümü:

Şükrü’nün benim veya başkasının kaleminden gazetelerde yayınlanmamış bir serüvenini buraya eklemek, rahmetliye karşı bir borçtur benim için:

1974 Dünya Kupası finalleri için Münih’teydik. Boş bir günümüzde Şükrü’nün ısrarı ile bir İtalyan lokantasına gitmeye karar verdik. Sora sora bir restoran bulduk. Namık Sevik, Hüseyin Kırcalı ve Orhan Türel’i anımsıyorum. Başkası da var mıydı acaba?

Şükrü Gülesin'in Lazio günlerinden.
“Bu çocuk beni tanımaz, ama babası yaşındaki bir İtalyan SUKRU’yu unutmamıştır. “

Genç bir garson masamızı gösterdi. Şükrü, çocuğa İtalyan olup olmadığını sordu. Evet cevabını alınca, patronu görmek istediğini ve adının SUKRU olduğunu söyledi. Çocuk, “Patron babamdır” dedi ve çağırmaya gitti. Hep beraber Şükrü’ye yüklendik… “Patronu mu yiyeceğiz yahu! Adam gibi sipariş versene…” Güldü: “Siz” dedi, “Anlamazsınız. Bu çocuk beni tanımaz, ama babası yaşındaki bir İtalyan SUKRU’yu unutmamıştır. İltimaslı müşteri olmak istemez misiniz?”

Kısa boylu ve şişman baba-patronun, ellerini önlüğüne silerek koşa koşa gelişine hepimiz şaşırdık. Şükrü bile… Adam, 1.85’lik ve 110 kiloluk Şükrü’nün üzerine panter gibi sarıldı: “SUKRUUUUU!” Bizim Şükrü neredeyse kaçacak delik arıyordu. Adamın elinden güçlükle kurtuldu. O ana kadar konuşulan İtalyancayı tek tük anlamıştık. Ama herifin makineli tüfek gibi anlattıklarını Şükrü şaşkınlıkla dinlerken biz hiçbir şey anlamadan dinliyorduk. Sonra birden Şükrü patladı ve bu sefer o saldırıp İtalyan’ı kucakladı.

Masamız inanılmaz zenginlikte donatılırken, Şükrü hikâyesini anlattı: “Lazio’da oynadığım yıllarda her maç akşamı evimin kapısında bir torba bulurdum. İçinde koskoca pişmiş bir ıstakoz… Sonuna kadar afiyetle yerdik, hatta arkadaşlara ıstakoz ziyafeti vermeyi adet edinmiştim. Bu ikramcının kim olduğunu asla öğrenemedim. İşte o adam, bu adammış…”

Biz restorandan çıkıncaya kadar patron yanımızdan ayrılmadı. Ve Şükrü, o yemekte bize yüzlerce kez sordu: “Şimdi tanıdınız mı Şükrü’nün kim olduğunu?”

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kurtarıcı

Kurtarıcı

3 hafta önce
Miras

Miras

4 hafta önce
Kesişen Yollar

Kesişen Yollar

1 ay önce