Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Futbol3-3: Sporda Şiddet

Herkes tarafından 'istenmediği söylenen olaylar', pazar günü oynanan iki maçta bir kez daha karşımıza çıktı. Yaşananları üç isme sorduk...

Geçtiğimiz pazar günü, Türkiye futbolunda yine utanç verici olaylara sahne oldu. Öğleden sonra oynanan MKE Ankaragücü-Amed Sportif Faaliyetler maçıyla başladı her şey. Güneydoğu temsilcisinin 1-0 geriden gelip 2-1 öne geçmesiyle birlikte protokol tribünü karıştı ve yöneticiler büyük bir fiziksel lince maruz kaldı. Ardından akşam saatlerinde Trabzonspor-Fenerbahçe maçı başladı. Beşiktaş ve Fenerbahçe arasında adım farkıyla süren şampiyonluk yarışının son hâli ne olacak derken Fenerbahçe maçı erken kopardı. Ancak son dakikalar geldiğinde maçın bitmesi mümkün olmadı. Kale arkası tribününden sahaya atlayan bir kişi, çizgi hakemi Volkan Bayarslan’ı yumruklayarak düşürdü ve ortalık karıştı…

Biz de konuyla ilgili üç isme danıştık. Spor yazarları Bağış Erten ve Uğur Meleke’nin yanı sıra, hukukçu Zümrüt Yezdani’nin görüşlerini aldık…

1- Sporda şiddet, sizce son dönemde artış gösterdi mi?

Bağış Erten: Ben ekstra bir artış olduğunu düşünmüyorum ama sürekli olan miktarın da az olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’de son beş yıldır futbolun adil bir oyun olduğuna inancın kaybolmasından dolayı belli aralıklarla patlamalar oluyor. Bu patlamalar, inatla kapatılmaya çalışılan ama kapatılamayan bir düdüklü tencereden taşan tepkiler. Ama haklı tepkiler mi, ondan emin değilim. Özellikle Trabzon’daki durum artık başka bir seviyede diyebiliriz. Bence en büyük sorun, böyle bir olaya şaşıran çok da fazla insan olmaması.

Amedspor’a yönelik ayrımcılık ise ayrı bir vaka ve epey bir zamandır devam ediyor. Türkiye’deki siyasal atmosferin seviyesine göre de artış ya da azalış gösteriyor.

Uğur Meleke: Artış gösterdi çünkü her seferinde şiddetin eşiği yükseliyor ve şiddet eylemleri cezasız kalıyor. Amerika medeniyeti yolda bulmadı, Avrupa da bir yerden satın almadı; medeniyetin temelinde bedeller vardır, acı vardır, ceza vardır. Siz eğer New York trafiğinde 150 mille gezen insanlara ceza vermeseydiniz bugün herkes 150 mille gidiyor olurdu. Ama cezasızlık kültürü hâkim olursa gördüğünüz gibi suçun vitesi artıyor. Daha kısa bir süre önce, Kasımpaşa-Beşiktaş maçında biri sahaya girip Manuel Fernandes’e tekme attı. Ne oldu cezası? Bir yıl spor sahalarından men! O bile uygulanamadı, üç hafta sonra başka bir maça başkasının kartıyla girdiği görüldü. Beşiktaş kulübü bu adama dava açtı mı? Hayır.

Bu adam Fernandes’e sokakta tekme atsa Fernandes mahkemeye gider miydi? Evet. Ama spor sahasında tekme atan cezasız kalıyor. Burak Yılmaz’ın suratına çakı atıldı mı Rize’de? Atıldı. Çakı atan kişi hapis yattı mı? Hayır. Devamı geliyor daha şiddetli bir şekilde. Trabzon’da sahaya giren kişiye şu anda kamu davası açılsa ve on yıl hapis kararı çıksa bir sonraki maçta kimse sahaya girip hakeme vurabilir mi? Vuramaz. Ama cezasız kalırsa şiddetin biçimi değişir, türü çeşitlenir ve olaylar artar.

2- Her iki olayın ardından da saldırganlar ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakıldı. Sporda şiddeti önleme yolunda bu doğru bir yaptırım mı yoksa başka bir hukuksal yol izlenmesi mümkün mü? Kamuoyu vicdanı tatmin edilebildi mi?

Bağış Erten: Türkiye’de devlete karşı işlenmemiş olan suçlarda, müsamahakâr bir hukuk siyaseti işlediği malum, bu ilk defa başımıza gelmiyor. Böyle durumlarda tutuksuz yargılanma esas olarak görülüyor. Ama devlete karşı işlendiği söylenen suçlarda, siyasal nitelikli suçlarda gösterdikleri aşırı ehemmiyetin, aşırı önlemci tavrın biraz olsun buraya damlaması hâlinde farklı şeyler olabilirdi gibi geliyor. Tutuklama gerekçeleri aslında işlenen suçtan farklıdır; yargılanma süreci devam eden birini delilleri karartma, kaçma gibi nedenlerle tutuklarsınız ama toplumda infial yaratmak da bir tutuklama gerekçesidir. Bırakılma durumunda toplumda bir infial yaratacağı düşüncesi… Böyle durumlarda bu kullanılabilir mi, bunu hukukçular tartışmalı. Ama şurası kesin, passolig uygulamasının vadettiği bir numaralı şey olan güvenliğin bu uygulamayla da sağlanamadığı artık herhâlde fiili olarak ispatlanmıştır. Başkasının passolig kartıyla stada gelen birinin bu olayı yaratmasıyla sistemin çöktüğü tescil edilmiştir. Bunu nasıl kabullendireceğiz insanlara, artık onu bilemiyorum.

Zümrüt Yezdani: Antik Yunan’da Sanat Tanrısı Apollon onuruna spor festivalleri düzenlenirken, Osmanlı’da cirit oyununda ata doğru cirit atmak yasakken, Atatürk sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severken, biz bugün maalesef bir futbol müsabakasının hakeminin ve bir futbol kulübünün yöneticilerinin milyonların gözü önünde tekme-tokat dövülmesini konuşuyoruz. Sporda Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un yürürlüğe girmesinin üzerinden beş yıl geçti. Bu yasa hem spor kulüplerine, hem taraftarlara, hem de kolluk kuvvetlerine sporda şiddetin önlenmesi için çeşitli yükümlülükler getirirken, son yaşadığımız şiddet olayları, aslında kanunun uygulanmasında eksiklikler olduğunu ve statlarda yeterli önlemlerin alınmadığını bize gösteriyor. Kanunda spor müsabakalarından yasaklılıktan hapis cezalarına varan cezalar bulunurken bu cezalar verildi mi? Verildiyse bile uygulanması takip edildi mi? Şiddeti uygulayan bu şahıslar, sahaya inip hakemi darp edecek ya da protokol tribününde oturan kulüp yöneticilerini bayıltana kadar dövebilecek cesareti kendilerinde bulabiliyorsa, bunun temel nedenlerinden biri, daha önce yaşanan şiddet olaylarında başkalarına ibret olacak cezaların verilmemiş, verilmişse de uygulamasının takip edilmemiş olmasıdır.

Şiddet uygulayan bu şahıslar tutuksuz yargılanacak. Türk Ceza Kanunu’na göre tutuklu yargılama, istisnai bir yargılama şekli olmakla birlikte, uygulamada bu konuda bir yeknesaklık olmadığını görüyoruz. Kaldı ki böyle bir olayda dahi şartları oluşmamış bir tutuklu yargılamayı savunmak hukuki açıdan çok doğru olmayacaktır. Ancak bu tür şiddet olaylarının bir daha tekrarlanmaması için mutlaka caydırıcı uygulamalar gerekir. Üstelik Trabzonspor maçında hakeme şiddet uygulayan şahsın eyleminden ötürü herhangi bir pişmanlık duymadığı da açık. Bu nedenle bu tarz şiddet eylemlerinde bulunanların alacakları cezaların suçu işleyen açısından ıslah edici ve caydırıcı nitelikte olması, benzer olayların meydana gelmesine mahal vermemesi açısından da örnek teşkil etmesi gerekiyor. Ata dahi zarar vermekten kaçınılan bir spor felsefesinden yüzyıllar sonra, sporda şiddetin alkışlanması, kamuoyu vicdanını yaralamaktadır.

Uğur Meleke: Ben başından beri elektronik bileti destekledim çünkü ülkedeki şiddet olayların en önemli tetikleyicilerinden biri suçluyla suçsuzu ayıramamaktı. Birisi sahaya bir şey atıyor ve bütün bir tribün cezalandırılıyordu. Dolayısıyla da bu yaşananların önüne geçilemiyordu. Elektronik biletin de amacı bu insanları seçebilmekti, o yüzden uygulamanın tek bir bankadan yürüyor olması, o bankanın şubesi bile olmaması gibi kusurlarına rağmen ben elektronik bileti destekledim. Bu uygulama, dünyanın belki de en kontrollü mekanizması. Dünyanın hiçbir yerinde ben bir stada yüz taramasıyla girildiğini; stada gelen herkesin, her koltuktaki kişinin kimlik bilgilerinin bilindiği bir sistem uygulandığını görmedim.

Ama dünyanın en iyi yasasını da yazsan, onu uygulamadıktan sonra kâğıtta yazanın bir önemi yok. Bu da onun basit bir modellemesi. Beşiktaş-Bursaspor maçında da stada bir sürü Passolig’siz insanın girdiği söyleniyordu, Trabzonspor-Fenerbahçe maçında da başkasının kartıyla girildiğini öğrendik. Ben gazeteciyim, medya tribününden maç izliyorum ve başkasının kartıyla oraya girmemin imkânı yok. Peki Sarı Çizmeli Mehmet Ağa, 17 yaşında bir çocuk başkasının kartıyla tribüne girebiliyor? Bunu birinin açıklaması lazım, eğer düzgün bir şekilde yürütülmeyecekse bu uygulama neden başlatıldı?

6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Yasası 5-6 sene gündemde kaldı, güncellendiği, çağdaş hâle getirildiği söylendi, insanların görüşü alındı. 2005’lerden 2010’lara kadar konuşulduktan sonra, en sonunda çıktı. Çıktıktan sonra bakıyorsun protokol tribününde adam dövülüyor, yasada bunun karşılığında herhangi bir ceza yok. Veya Trabzonspor Başkanı hakem tehdit ediyor, karşılığı yok; Fenerbahçe Başkanı “Hakem bu stattan çıkamaz” diyor, karşılığı yok. 30 gün, 60 gün hak mahrumiyeti. Neyden mahrum oluyorsun? Hiçbir şeyden. Protokol tribününe giremiyorsun. Zaten oraya girmiyor ki adamlar, locadan izliyorlar. O zaman 6222 sayılı yasa ve Futbol Disiplin Talimatnamesi ne için var? Bunlar göstermelik olarak var olacaksa hiç olmasın. Çünkü insanları cezalandırmıyorsun. Böyle de ortaya absürt, saçma sapan, utanç verici neticeler çıkıyor.

Amedspor - Fenerbahçe Kupa Maçı
Amedspor, bu pankarttan dolayı PFDK’dan ceza almıştı.

3- Medyanın iki olaya yaklaşımını nasıl buldunuz? İki olaya da hak ettiği kadar yer verildi mi ve doğru açıdan bakılabildi mi?

Uğur Meleke: Bu hadiselerde yaptığımız en büyük hatalardan biri de “Temelinde şu duygu var”, “Temelinde şu provokasyon var” gibi açıklamalar. Trabzonsporlu yöneticiler “Trabzonspor haksızlığa uğradığı için gençleri de durduramıyoruz” gibi sözler söylüyor ki bence bu en az yapılan fiil kadar hatalı. Bunun da teşvikten, suçu ve suçluyu övmekten cezalandırılması, kamu davası açılması lazım. Aynen Ankaragücü-Amedspor maçındaki hadisenin memleketin içinde bulunduğu terör ortamıyla sebeplendirilip cezasının hafifletilmesi ya da konunun bulandırılması gibi. Orada bir kavga hadisesi var, insanlar insanları darp ediyor, sokakta böyle bir hadise olsa mahkemeye intikal eder ve cezalandırılır, tribünde olunca yanına kalır… Maalesef her şiddet hadisesini “Kökeninde şu vardı…” diye açıklamaya çalışıp bulandırıyoruz.

İki hadise farklı şekilde ele alınmış mıdır? Alınmış olabilir. Alınmamalı mıydı? Evet, alınmamalıydı. İşin özü, iki hadise de basit, saf, yontma taş devrinden kalan şiddet hadiseleridir, cilalı taş devrinden gelen kaba kuvvettir, kaba kuvvetin cezası da yargıdır, mahkemedir, hapistir.

Bağış Erten: Türkiye’de malum, tek bir medya yok, medyalar var artık. O yüzden medyaların kendi içindeki tavrına bakmak lazım. Belirli bir kesim Amedspor’a yapılan saldırı neredeyse yokmuş gibi davrandı. Bu artık mesleğe olan ihanet gibi geliyor bana. Trabzonspor konusunda da yine bulundukları konuma göre, alınacak tavra göre haberleri ele alan medya kuruluşları vardı. Sorun şu ki, medya Türkiye’deki problemlerin önemli bir parçası olarak görülüyor. Ve bu problemlerin medyaya yansıma biçimi, medyayı bütün olaylarda olumsuz bir çarpan hâline getiriyor. Yani aslında her haber; bir haber alışverişi değil, samimiyet testi oluyor. Böyle bir ortamda ne gazetecilik yapmak mümkün ne de gazetelere güvenmek…

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kurtarıcı

Kurtarıcı

1 ay önce
Miras

Miras

2 ay önce
Kesişen Yollar

Kesişen Yollar

2 ay önce