Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolSon Sözü 10’lar Söyler

Portekiz ile Fransa, büyük turnuvalarda üç unutulmaz yarı final oynadı. Finale çıkan tarafı ise Fransa’nın 10 numaraları belirledi.

Portekiz ve Fransa, 1980’li yıllara kadar Dünya Kupası veya Avrupa Şampiyonalarında istikrarsız performanslar gösterdi. Yer aldıkları kupalarda önemli işlere imza atsalar da bir süre sonra ortadan kayboldular. Fakat özellikle 1990’ların ikinci yarısında yetiştirdikleri jenerasyonlarla turnuvaların önemli şampiyonluk adaylarına dönüştüler. İşte bu dönüşümün kırılma anı, Fransa için 1982 Dünya Kupası, Portekiz adına ise Euro ’84 olmuştu. Özellikle 1984’teki oynadıkları yarı final, hem kendileri için hem de Avrupa Şampiyonası için bir milat niteliğindeydi…

Platoche Bitti Demeden Bitmez…

Portekiz, uluslararası seviyede ilk çıkışını 1966 Dünya Kupası’nda yaptı. Ev sahibi İngiltere’ye elenseler de Eusebio ve arkadaşlarının performansı kupa tarihine geçmişti. 1970’lerde ise Benfica ile kulüpler düzeyinde fena işler yapmasalar da milli organizasyonlarda sesleri pek çıkmadı. Uzun süre sonra katıldıkları ilk turnuva Euro ’84 oldu. Elemelerde, 1982 Dünya Kupası’nın üçüncüsü Polonya ve Demir Perde’nin ağası SSCB’yi saf dışı bırakarak turnuvaya katılma hakkını kazandılar. Kaleci Manuel Bento, Rui Jordao ve Fernando Chalana gibi isimlerle elemelerdeki istikrarı, Fransa’daki kupada da göstereceklerdi…

Grubun ilk maçında Federal Almanya’yla sonra da İspanya ile berabere kalıp, Romanya’yı da yenince adlarını yarı finale yazdırmayı başarmışlardı. Yarı finalde rakipleri, bir kez daha ev sahibiydi…

Fransa, 1982 Dünya Kupası Yarı Finali’ndeki Federal Almanya maçının şokunu üzerinden atmak bir süre bekledi. Neyse ki şartlanmaları -biraz da mecburi- gereken bir organizasyon vardı önlerinde: Evlerinde düzenlenecek Avrupa Şampiyonası…

Antrenör Michel Hidalgo, 1982’deki takımlarından çok az ismi değiştirerek önce birlikteliği korudu. Kaleci Joel Bats, stoper Yvon Le Roux ve orta sahanın genç ismi Luis Fernandez ilk büyük turnuvalarını kendi seyircisi önünde oynamanın avantajına sahiptiler. Yenilerden Luis Fernandez, belki de en çok fark yaratan isimdi. Tigana, Giresse ve Platini üçlüsüne dahil oldu ve yıllar sonra dahi hatırlanacak ‘Carre Magique’in (Büyülü Kare) son parçası halini aldı. Fernandez’in “Ben Platini gibi oynayamam, o da benim gibi… Giresse Tigana’nın yaptıklarını yapamaz Tigana da Giresse gibi olamaz… Ama dördümüz de uyum içerisinde birbirimizi tamamlarız” sözleriyle anlattığı sistem, Fransa’yı ‘Avrupa’nın Brezilyası’ yapmıştı. Göze hoş gelen futbol ve İtalya’da kazanma kültürünü öğrenen Platini’nin muhteşem performansıyla grup maçlarını domine ettiler. Michel Platini, grup maçlarında toplam yedi gol atarken, Yugoslavya ve Belçika maçlarında hat-trick’lere imzasını kondurmuştu. Yarı finalde Marsilya’da Portekiz karşısına çıktıklarında ise beklenmedik bir ismin maça damgasını vuracağından habersizdiler…

Fransa, 23 Haziran 1984’te Velodrome Stadı’nda oynanan maça hızlı başladı. 24. dakikada kazandıkları serbest vuruşta herkes alışılagelmiş bir durum olarak, topun başına Platini’nin gelmesini bekledi. Fakat topun arkasında, Jean-François Domergue vardı. Şampiyonaya yedek oyuncu olarak başlayan Domergue, turnuvanın ilk maçında rakibine kafa atan Manuel Amoros’un yerine ilk 11’e kurulmuş ve formayı vermemişti. Topa geldi ve Platini’yi hiç de aratmayan bir vuruşla Bento’yu avladı. Fransa, 1-0 öne geçse de Portekiz ataklarını dindirmedi. Rui Jordao, 74. dakikada durumu eşitlediğinde Fransızlar, iki yıl önceki Federal Almanya maçını hatırlamaya başlamıştı bile… Maç, uzatmalara gitti.

30 dakikalık bölümde Velodrome’daki Fransa taraftarları takımlarında gol beklerken, Jordao bir kez daha Fransa ceza sahasında belirdi ve ilginç bir voleyle Portekiz’i 2-1 öne geçirdi. Fransa, korkuyu iyiden iyiye hissetmeye başlamıştı. Uzatmaların ikinci 15 dakikasında son beş dakikaya giriliyordu ki, ‘yedek’ kendi masalına devam etti. Domergue, Platini’den gelen topu sert bir şekilde Portekiz kalesine gönderdi ve durumu 2-2 yaptı. Senaryo, 1982’deki Almanya maçını hatırlatıyordu ama filmin sonu farklı oldu. Bitime bir dakika kala orta sahanın jeneratörü Jean Tigana, büyük bir azimle Portekiz ceza sahasına girdi, topu ortaya çıkardı ve Michel Platini topun kontrol ettikten sonra “Bitti artık” vuruşunu yaparak Fransa’yı 3-2 öne geçirdi. Portekiz’in hayalleri yıkılsa da Velodrome’daki binlerce Fransız, hayatlarının en büyük rüyasını yaşıyordu…

Fransa kalecisi Joel Bats, Platini’nin golünü şöyle hatırlıyor: “Maçın uzatmalara gideceğini düşünmeye başlamıştım. Aklımda, sadece penaltılar vardı. Sonra Platini’nin golü geldi. Dizlerimin üstüne çöktüm ve sadece Velodrome’daki o duygu yoğunluğunu hissetmeye çalıştım” Noktayı Platini koymuştu ama gecenin adamı Domergue’ydi. Sürpriz adam, doğum gününde sahadaydı ve Fransa formasıyla önce ilk golünü sonra da ikinci golünü attı. Daha da garibi, kariyeri boyunca sadece dokuz maçta mavi formayı giyecek olan sol bek, bir daha gol sevinci yaşayamayacaktı.

Ünlü spiker John Motson, “Uzun yıllar böyle bir maç anlatmamıştım” sözleriyle o maçı anlatırken şunları da eklemişti: “1984’e kadar Avrupa Şampiyonası güzel futbolla anılmazdı. O kupa ve Fransa’nın oynadığı futbol, kupayı değiştirdi” Bu olumlu değişimin sembolü de Fransa-Portekiz yarı finali olmuştu. Fransa, İspanya’yı geçip şampiyonluğa ulaşsa da birçok futbolsever için esas final, Marsilya’da oynanmıştı zaten…

https://www.youtube.com/watch?v=BeHaPM91ZF4

Zizou’lu Yıllar

Fransa, 1980’lerde yükselişe geçse de, 1990’ların başında büyük bir hızla irtifa kaybetti. 1990 ve 1994 Dünya Kupası’na katılamadılar, 1992 Avrupa Şampiyonası’ndan hayal kırıklığıyla döndüler. Aslında bütün bunlar yeni bir senaryonun paçasıydı. Takımın başına Aime Jacquet getirildi ve Euro ’96 katılma hakkı kazandıklarında; Cantona, Ginola ve Papin gibi dönemin üç büyük topçusu kadroda yoktu. Onların yerini alan yıldız adayı Zinedine Zidane’dı. 1996’daki yarı final, yeni takım için büyük işti. Esas damga, iki sene sonra vuruldu. Fransa yine kendi evinde, bu kez Dünya Kupası’nda zirveye kurulmuş, Zinedine Zidane ise turnuvanın yıldızı olmuştu. 2000 yılında Hollanda ve Belçika’nın ortaklığıyla düzenlenen kupaya geldiklerinde, bir ilkin daha peşindeydiler. O döneme kadar hiçbir ülke, Dünya Kupası kazandıktan sonra Avrupa şampiyonu olamamıştı. Fransa için yeni hedef buydu…

Portekiz de tıpkı Fransa gibi 1990’ların başını boş geçse de, 1991 Dünya Gençler Şampiyonası’nı kazanan çaylaklara bel bağladı. 1996’da Avrupa Şampiyonası’na katılıp çeyrek final oynadılar, 1998’de yoklardı. Euro 2000’de ise “Bu kez olacak galiba” dedirtmeye daha ilk maçtan başladılar. Figo, Rui Costa, Joao Pinto ve Abel Xavier gibi gençler şampiyonu takımdan yâdigar isimlerle birlikte, Nuno Gomes, Sérgio Conceição ve Couto ile takviye edilmiş, turnuvanın ilk maçında İngiltere karşısında müthiş bir galibiyet alınmıştı. Bununla yetinmediler de; sırasıyla Romanya, Almanya ve Türkiye’yi geçerken gol dahi yemediler. Yarı finalde rakip, 16 yıl önce olduğu gibi yine Fransa’ydı…

Fransa, Zidane gösterisiyle gruplara iyi başlasa müthiş bir düelloya sahne olan son maçta Hollanda’ya mağlup oldular ve ikinci olarak çeyrek finale çıktılar. Çeyrek finaldeki İspanya maçı, kalplere zarar şekilde ilerlemiş; Zidane’ın frikiğiyle açılmış ve Raul’un kaçırdığı penaltıyla noktalanmıştı. Fransa’nın Dünya Kupası sonrası Avrupa tahtına çıkması zor gibi görünüyordu. Portekiz maçı da bu şekilde başladı. Portekiz adına turnuvada en büyük çıkışı yapan ‘Bebek Yüzlü’ Nuno Gomez, maçın başlarında kendinin dahi beklemediği ani bir vuruşla takımını öne geçirdi. Fransa ilerleyen dakikalarda zorlansa, Portekiz Barthez’i epey zorlasa da dönemin, adı golle anılan ismi Thierry Henry işini bir kez daha yaparak maçı uzatmalara götürdü. Uzatmalarda da kör dövüşü devam etti… Bir kez daha penaltılar düşünülmeye başlanmıştı ki sahneye kimilerine göre Zizou, kimilerine göre de hakem Günter Benkö çıktı.

Wiltord ve Trezeguet’nin ‘imece usulü’ sürdürdüğü hücumda top, Wiltord’un önünde kaldı. 13 numara, topu kaleyi gönderdi. ‘İmaj beki’ Abel Xavier topu çizgide çıkardı. Bir süre sonra da ortalık karıştı. Hakem Benkö, penaltı noktasını göstermişti. Portekizliler, iki saate yakın futbol oynamalarına rağmen enerjileri bitmemişçesine itiraz ederken, kartlar havada uçuştu. Sonra ortalık duruldu, Zinedine Zidane topun başına geldi ve Fransa’yı finale taşıdı. Portekiz karşısında bir kez daha ecel terleri döken Fransa, finalde de terlemeye devam etmiş ama bu kez de altın golle İtalya’yı geçerek, Dünya Kupası kazandıktan hemen sonra Avrupa Şampiyonası’nda da şampiyonluğa ulaşan ilk takım olmuştu.

Vedadan Hemen Önce

2006 Dünya Kupası’nda İtalya, belki de son görkemli kadrosuyla şampiyon oldu. Buffon, Cannavaro ve Pirlo’nun performansları, Grosso’nun Almanya’ya attığı gol, Avustralya maçı, Gök Mavililer adına masalın epik noktalarıydı. Fakat 2006 yazının esas kahramanı Zinedine Zidane’dı. Gruplara felaket başlayan Fransa, 2002 ve 2004’ten sonra bir kez daha elenmeyle burun buruna kalmıştı. Bir dönemin sona erdiği konuşuluyordu.  Zidane, milli takımı bırakmış ama ısrarlar sonucunda geri dönmüştü. Fakat bu dönüş, erken bir vedayla noktalanmak üzereydi. Togo maçını kazanarak ikinci tura çıktıklarında sahada Zizou yoktu. Fakat eleme aşamasında tarihe geçen performanslar zinciri örülmeye başladı. Grupların hızlı takımı İspanya karşısında şov yaptı önce, sonra turnuva başlamadan kesin favori görülen Brezilya’yı yıktı. Fransa, beklenemeyeni yapmış, adını yarı finale yazdırmıştı. Rakip, ‘yaralı’ Portekiz’di…

Portekiz, 2004 Avrupa Şampiyonası Finali’ndeki Yunanistan şokunu atlatmakla meşguldü. Dünya Kupası’nda; Meksika, Angola ve İran’ın olduğu gruptan rahat çıktılar. 1991 jenerasyonunun büyük bölümü, 2004’te, kendi evlerinde veda etmişti milli formaya. Kalan tek ‘dinozor’ Luis Figo’ydu. 2004’ten kalma Deco, Maniche ve ‘yeni çocuk’ Ronaldo’yla birlikte takımı taşımaya koyuldular. İkinci turda, mahalle kavgalarını aratmayan maçta Hollanda’yı geçtiler, çeyrek finalde ise İngiltere’yi kâbuslarına hapsederek penaltı atışlarıyla turnuvanın dışına ittiler. Birçoklarına göre ‘bitik’ Fransa’yı gözlerine kestirmişlerdi ama olmadı. Zizou, yine penaltı noktasında belirecekti. Carvalho’nun dağınık müdahalesi sonrasında Henry’yi düşürmesiyle kazanılan penaltıyı Zidane gole çevirdi ve Figo’nun son umudunu da elinden aldı…

Fakat Portekiz, Fransa’ya bu kez finalde şans getirmeyecekti. Zidane bir kez daha penaltı vuruşuyla takımını İtalya karşısında öne geçirse de Materazzi’ye attığı kafayla vedasını gerçekleştirirken, Dünya Kupası İtalya kaptanı Fabio Cannavaro’nun ellerinde yükseliyordu…

İlginizi çekebilecek diğer içerikler