Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolSon Dans

Madeira adasındaki günlerinden Euro 2016 zaferine dek Cristiano Ronaldo, yoluna çıkan her sorunu tek başına aşmak istedi. Kariyerinin son evresindeyse bazı şeyler değişti...
Feyyaz Sonbudak2 sene önce

Portekiz’e bağlı Madeira adasında, istenmeyen bir çocuk olarak dünyaya geldi Cristiano Ronaldo. Babası yerel bir kulüpte malzemeciydi ve oğlunun yeteneğini farkettiğinde onu hemen Andorinha’nın alt yapısına yazdırdı. Bu sıralarda babalık görevlerini yerine getiremediğinden mi yoksa alkol yüzünden sayılı günleri kaldığını hissettiğinden midir bilinmez, Nacional takımının kaptanı olan Fernao Barros Sousa’dan oğluna vaftiz babalık yapmasını istedi. Luca Carioli’nin Ronaldo kitabında değindiği Cristiano’nun geçmişini bu şekilde özetleyebiliriz. Zira onun geçmişini ele almadan onu yorumlamak biraz eksik kalır.

Ronaldo’nun potansiyelinin bu küçük adaya sığmayacağı ve elinde sonunda ana karaya, Lizbon’a taşacağı aşikârdı. Ancak bu geçiş hiç de kolay olmadı. Her ne kadar yetenek ve antrenman performansları bakımından sorun yaşamasa da Ronaldo mutsuzdu. Madeira’da konuşulan Portekizce, telaffuz bakımından ülkenin geri kalanından farklılık gösteriyor. 12-13 yaşındaki çocukların ne kadar acımasız olduklarını tahmin edebilirsiniz. Ronaldo aksanı yüzünden bolca alay konusu oldu ve her seferinde ağladı. Takım arkadaşları ona pas atmadığında ağladı. Maçları kaybettiğinde sorumluluğu paylaşamadı, zira ağzını açtığında onu kimse ciddiye almıyordu. Suçu hep kendisinde aradı. Daha fazlasını yapmak istedi, yapamadığında ağladı. Yeteneklerine rağmen Ronaldo’nun mutsuzluğuna katlanamayan Sporting klübü onu evine, Madeira’ya geri yolladı. Ancak vaftiz babası araya girdi. Tüm adanın anakaraya adapte olamayıp kaçanlarla dolu olduğunu anlatarak kendine güvenmesini ve her zaman başını dik tutmasını öğütledi. Ronaldo, Lisbon’a geri döndü ve bildiğiniz üzere bir daha arkasına bakmadı.

“Her zaman kontrol edilmesi zor bir çocuk olmuştu. Yenilgiyi kolay sindiremezdi. Mağlubiyet sonrası soyunma odasında sinirli olurdu. Takım arkadaşlarına güvenini kaybettiği zaman da saha içinde tüm kontrolü eline alırdı.’’ Bu cümleler Ronaldo’nun gelişiminde büyük rol oynayan Nacional kulübünün antrenörüne ait. Ronaldo’nun kariyeri ele alındığında, bu tanımlamanın önemi daha iyi anlaşılıyor. Bitmek bilmeyen bir hırs, yenilgiyi asla kabul etmeme ve tüm insiyatifi eline alması gereken durumlara hazır olmak için sonsuz bir çalışkanlık.

Tek başına bir direniş.

Teknik Direktör Fernando Santos 2016 Avrupa Şampiyonası süresince Portekiz Milli Takımı’nın yalnızca Ronaldo’dan ibaret olmadığının altını çizse de Ronaldo’nun geçmiş milli takım hadiseleri farklı şeyler söylüyordu. Özellikle Brezilya 2014’te takımın taktiksel düzenlemesinde söz sahibi olduğu, o dönemki hocası Paulo Bento’ya 4-3-3 sisteminde oynamalarını dikte ettiği haberlerinin, Portekiz gruplardan çıkamayınca ardı arkası kesilmedi. “Orta sahanın yeterince kaliteli olmadığını bile bile, kendisinin parladığı 4-3-3 sistemin oynamak istiyor’’ başlıklı manşetler atıldı. Bu yermeler biraz haksız ve acımasızdı. Zira elinizde Ronaldo gibi bir oyuncu varsa onu en tehlikeli olduğu sistemde oynatmak istemez misiniz? Ya da dünyanın en iyi oyuncusu olarak gösteriliyorsanız, en verimli olduğunuz dizilişte sahaya çıkmak? Ancak eleştirilerin doğru olanları da vardı. 4-3-3 sisteminde savunmayı tehdit edip, kanatları rahatlatan bir forvete sahip değildi Portekiz. Brezilya 2014’teki grubun ilk maçında Almanya karşısında alınan 4-0’lık yenilgi sonrası hezimeti kabullenemeyen Ronaldo, kalan iki maçta tüm ipleri eline aldı lakin 4 puan gruptan çıkmak için yeterli olmadı.

Ronaldo’nun küçüklüğünden beri kendini koruma mekanizması olarak geliştirdiği bir kabuğu var. Çocukluğundan bu yana aslan payı kendisine ait olan zaferlerin ihtişamını paylaşmasına rağmen tüm mağlubiyetlerin yükünü tek başına taşımasının bunda etkisi büyük. Portekiz milli takımının ‘takım olamama’ alışkanlığının üzerine, onu çevreleyen kadronun da yeterli olmadığını hissetti Ronaldo. Ve ister istemez kabuğuna çekilmekten başka şansı olmadığını düşündü. Kabuğunun içerisinde ne onunla dalga geçenler ne de onu yüz üstü bırakan takım arkadaşları vardı. Madeira’daydı. Ayağında bir top, gözlerinde yaşlar ve karşısında tüm dünya vardı. Ancak bu anlar Real Madrid’de nadiren yaşandı. Zira Real Madrid forması dünyanın elit oyuncularına nasip olurken, Portekiz Milli Takımı için aynı şeyleri söylemek güç. Ronaldo sırtına ne zaman kırmızı-yeşilli formayı geçirse mağlubiyetlerin tüm yükünü omuzlarına bindirileceğini bilerek oynadı. Gün geldi içine kapandı, gün geldi takım arkadaşlarına sinirlendi, gün geldi koçuyla tartıştı. Ancak sorumluluktan ve ipleri eline almaktan hiçbir zaman kaçmadı.

https://www.youtube.com/watch?v=kXihqd9ZJDs

Ronaldo birçok kez tek başına maçı çeviren oyuncu oldu, nadiren de maçı kaybettiren. Ancak onun mental olarak dönüm noktası 2016 Avrupa Şampiyonası’ydı. Portekiz’in şampiyonluğa uzanan yolculuğunda karşılaştığı tüm takımlar Ronaldo’yu nasıl durdururuz sınavından geçer not almışlardı. Belki zorunluluktan, belki de isteyerek oyun içerisindeki dominantlığından vazgeçti Ronaldo. Takım arkadaşlarının önünü açan yalancı koşular yaptı, savunmanın dengesini bozmak için orta sahaya geldi, istasyon oldu. Spot ışıklarını Nani’yle paylaştı, Portekiz’in tek tehdidinin kendisi olmadığını gösterdi. Takım arkadaşlarına güvendi, kendisine nefes alacağı alanlar yarattı ve bir an için unutulduğunda da katil içgüdüsüyle işi bitirdi. Final maçında gözyaşlarıyla sahayı terk ettiğinde, belki şampiyonluk umudunu da kaybetmişti. Ancak hiç ummadığı bir isimden aldığı katkıyla kariyer müzesinde noksan olan iki kupadan birini kazandı. Ronaldo podyumdaydı çünkü Eder bile onun paylaşmak istediği bu yüke omuz verebiliyordu. Fernando Santos’un Avrupa Şampiyonası’da sürekli vurguladığı gibi: Sandığınızın aksine o çok iyi bir takım oyuncusu. Uzun yıllar sonra Portekiz Milli Takımı’nın bir ahenk içerisinde hareket etmesi de bunun bir kanıtıydı.

2016’dan bu yana iki yıl geçti, Ronaldo 33 yaşına geldi. Ancak onu çevreleyen kadro 2016’ya göre daha yetenekli ve tecrübeli. Bakalım Ronaldo -muhtemel- son Dünya Kupası dansında bize tek kişilik bir bale gösterisi mi sunacak yoksa takımın koreografisiyle mi hareket edecek? Cevap ne olursa olsun, onun Dünya Kupası sahnesine vedasını izlemek ağzımızda farklı bir tat bırakacaktır…

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kurtarıcı

Kurtarıcı

1 ay önce
Miras

Miras

2 ay önce
Kesişen Yollar

Kesişen Yollar

2 ay önce