Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolSoluk Mavi

Son Kupa 1 zaferinden 13 yıl sonra, Porto’nun maziye dönme isteği hiç olmadığı kadar şiddetli. Son dört yılı kupasız geçen Mavilerde o geçmiş, her geçen gün bulanıklaşıyor.

Portekiz’deki en büyük rekabetinin unutulmaz örneklerinden biri… 2013 Mayıs’ında Porto, Benfica ile Dragao’da şampiyonluk için kapışıyor. Ev sahibinin üç puandan başka çaresi yok. Vitor Pereira’nın 79’da oyuna soktuğu Kelvin, son dakikada mucize bir vuruşla Mavilere 27. lig şampiyonluğunu müjdeliyor. Kendini kaybeden Vitor Pereira, dizleri üstüne çöküp ağlamaya başlayan Jorge Jesus, 19 yaşında kariyer zirvesi yapan Kelvin… Mavilerin bir daha hiç yenilmeyecekmiş gibi gözüktüğü o anlarda hiçbiri, dengelerin yavaş yavaş değişmeye başladığının farkında değil.

Beyhude yıllar

O günden bu yana, Portekiz futbolunun rengi kırmızı ve bunun Vitor Pereira’nın Porto’dan ayrılmasıyla pek alakası yok. Kadro kalitesi, sahadaki oyun, kulüp yönetimi… Son dört yılda bütün bu alanlarda rakibinin fersah fersah önünde yer alan Benfica, ilk dört kez üst üste şampiyonluğuyla bu hakimiyetini taçlandırdı. Porto taraftarı ise bekledi. Nefret ettikleri Lizbonluların farkı gitgide açmasını izleyerek, bir şeylerin değişmesini beklediler. Öfkelerini de genellikle kulübedeki sorumluya, takımın teknik direktörüne yönelttiler.

Bu dört yılda her tökezlemede fatura hocaya çıksa da, kulübü yöneten kişi 35 yıldır aynı: Büyük başkan Pinto da Costa. Kulübün kapısından henüz 20 yaşındayken giren PdC, artık 80’ine merdiven dayamış durumda, Avrupa’nın birinci liglerinde bir kulübü ondan uzun süre yöneten biri yok. Porto tarihindeki 27 lig şampiyonluğunun 20’si, yedi Avrupa Kupası’nın tamamı bu adamın döneminde geldi. Bu camianın ‘baba’sı, başkanlığı dönemindeki en uzun kupa orucunun yaşadığı dönemde koltuğu bırakmaya pek tabii ki hevesli değil. Ne var ki, takımı yeniden büyük başarılara taşımak için kesenin ağzını açacak hali de kalmadı. Meşhur Porto ekonomisi, artık UEFA kıskacında.

Güney Amerika’dan 20 bin Euro’ya futbolcu getirip binlerce katına satmasıyla nam salan Porto, hayal gücümüzde altınlarla dolu bir havuzda yüzüyor. Peki nasıl olur da finansal krizden söz edilir? Ortaya çıktı ki, bu aşırı karlı gözüken transferlerde gelen paranın çok ufak bir yüzdesi Porto’nun kasasına giriyor. Büyük payı kim alıyor? Tabii ki menajerler. Şu sıralar Portekiz’deki bütün futbolcuları Wolverhampton’a satarak hayatta kalan Jorge Mendes ve iş arkadaşları, Portekiz futbolunun gerçek sahibi. Porto ve diğer büyüklerin keşfettiği birçok gencin transferine fon sağlayarak bu oyunculara bir anlamda ortak oluyorlar. O büyük bonservislerden küçük yüzdelerle yetinen Porto, yerel başarılardan da uzaklaşınca ufukta tek bir çare gözüküyor: kemer sıkmak.

Dolayısıyla Porto, bu transfer dönemini elindeki değerleri nakde çevirerek geçirdi. Andre Silva, Ruben Neves, Bruno Martins Indi ve Laurent Depoitre’ın bonservislerinden 70 milyon Euro’luk gelirin ufak bir kısmı kasaya girdi. Tek harcamayı son üç yılını kulüpte kiralık geçiren Oliver Torres’in bonservisini alarak yaptılar. Nice ve Beşiktaş’tan geçen kiralık sezonların ardından takıma dönen Aboubakar ve Ricardo Pereira da masrafsız takviyeler…

Hoca kimdi?

Bu büyük bonservis gelirine karşın, kadronun iskeleti büyük ölçüde korunmuş halde. Ancak Porto kadrosundaki bu oyuncular son iki yılda pek çok farklı futbol tarzına alıştı. Beşiktaş Şenol Güneş’i takımın başına getirdiğinden bu yana, Porto dört farklı teknik direktöre şans verdi. Şu sıralar İspanya’nın başındaki Julien Lopetegui, Pinto da Costa tarafından kapı dışarı edilmişti. Jose Peseiro dönemindeki vasatlık, Nuno Espirito Santo’nun dümene gelişiyle yerini düzene bıraktı; ancak Santo dönemindeki Porto’nun geçen sezon boyunca bir sorunu vardı: Gol atmak.

2016’nın son bölümünde Porto, resmi maçlarda 540 dakikalık bir gol orucuna girdi. Öyle ki, hoca Espirito Santo çareyi tahta-kalemle basın karşısına geçip çalıştıkları hücum setlerini anlatmakta buldu. Ancak bu ilginç canlandırma Portekiz spor medyasında bir aydınlanma yaratmadı, aksine eleştirilerin dozu sezon sonuna kadar arttı. Benfica’nın şampiyonluğunu izleyerek geçirilen üst üste dördüncü sezonun ardından da, başkanın çözümü aynı oldu.

Yeni sezonda takımın başında Sergio Conceiçao var. Lazio-Parma-Interli bir futbolculuk kariyerinin üstüne Conceiçao hocalıkta Braga’da seviye atladı. İlk yurtdışı macerasında ise Aralık’ta sondan ikinci sırada devraldığı Nantes’ı sezon sonunda yedinci olarak bıraktı. Bu, artık çalışmadığı pek fazla Portekizli hoca kalmayan Pinto da Costa’nın gözünden kaçmadı. Fransa macerasında bu görev için hazır gözüken 42 yaşındaki Conceiçao, yine de hocalık kariyerinde bir Avrupa Kupası maçına çıkmış değil.

Bir uyum süreci daha

Yeni hoca, Nuno Santo’dan çok akıcı bir hücum devralmıyor olabilir. Ancak Porto savunma yapmayı biliyor. Geçen sezon ligde 19, Şampiyonlar Ligi gruplarında üç gol yediler. Bu sağlam geri hat güç kaybetmiş değil. Aksine, Ricardo Pereira’nın yaşı ilerleyen Maxi Pereira’nin yerine montesiyle, Casillas yeni sezonun ilk dört maçında da kalesini gole kapadı. Bunda Maicon’un yerini doldurmak için transfer edilen Felipe’nin de rolü büyük. Adı bir süredir Roma’yla anılan Brezilyalıyı Porto’dan daha büyük kulüplerde de izleyebiliriz.

Orta saha, Danilo Pereira’nın alanı. Son iki yılda Porto maçlarındaki bütün ikinci topları takımda tutan Danilo, yıllardır beklenen ama bir türlü ‘olamayan’ William Carvalho’nun potansiyeline ulaşmış hali. Sergio Conceiçao da buna güveniyor olsa gerek; iki yıldır 4-3-3’ü ezberlemiş Porto’yu 4-4-2’yle sahaya sürmeye başladı. Ortada Danilo’nun yanında Oliver Torres pas organizasyonunun merkezi. Geçen sezonun başında takımdan ayrılamadığı için depresyona giren Yacine Brahimi de her nasılsa yeni teknik adamla 11’in parçası oldu. Ancak Cezayirlinin bir maçtaki etkinliği, kendisini o gün futbola ne kadar yakın hissettiğiyle alakalı. Yine de canı istediğinde kullanmaktan çekinmediği sınırsız bir yeteneğe sahip. Birini hatırlatıyor mu?

İlerisi yeni dönemde iki kişi. Takıma dönen Aboubakar’ı 11’in değişmezi yapan Conceiçao’nun elinde, hareketli Marega ve pivot Tiquinho seçenekleri de var. Sezona fırtına gibi giren Aboubakar ayrılmak durumunda kalırsa, Portekiz basınına göre hedef Steaua Bükreş’in golcüsü Denis Alibec olacak. Ancak ileri uçta böyle bir kabuk değişimi, takımı bir başka uyum sürecine daha mecbur bırakacak.

İstikrarsız hücumu, oturmuş savunması, ve tabii ki yeni hocasıyla Maviler, 15 Eylül’de Beşiktaş’ı bekliyor olacak. Bayern Münih, Chelsea, Leicester, Basel… Porto, Dragao’daki o özel atmosferde Şampiyonlar Ligi’nin son iki sezonunda bu takımları yendi. Ne var ki, tarihte Ejderhaların evinden yenilmeden çıkabilen tek Türk takımı da Beşiktaş. Son 10 Şampiyonlar Ligi’nde yedi kere grupların ötesini gören, Kupa 1’e katılamadığı son yıl olan 2011’de güle oynaya Avrupa Ligi’ni alan bir takımı küçümsemek olmaz. Ama görünen o ki, gözler kulübe yerine protokole dönmedikçe, Mourinho ve Villas-Boas’la geçen lale devirleri mazideki soluk hatıralar olarak kalacak

İlginizi çekebilecek diğer içerikler