Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

BisikletEditoYamyam

Socrates'in 40. sayısında ana konu: Hegemonya. Girişinde ise Caner Eler'in kaleminden Eddy Merckx'in hikâyesi var.

*Caner Eler’in kaleme aldığı bu yazı, Socrates’in 40’ıncı sayısında yayımlandı. Eski sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.


“Dünyadan büyükmüşüm gibi hissediyordum, her şey sanki içimdeymiş, sanki hedefleyecek başka şey kalmamış gibiydi. İnsanlık küçüktü, tarih küçük, yeryüzü küçük, sonsuz olduğu söylenen evren bile küçüktü. Ben hepsinden büyüktüm. Müthiş bir duyguydu bu ama beni amaçsız bırakıyordu çünkü en önemli şey, olacaklara, yapacaklarıma duyduğum istekti; yapmakta ya da yapmış olduklarıma değil.”

Karl-Ove Knausgaard – Kavgam Cilt 1

Daniel Coyle’un başarılı insanların geçtiği yolları anlattığı Yetenek Şifresi adlı kitabında en ilgi çekici bölümlerden biri müzik enstrümanı eğitimi alan çocuklarla alakalıdır. 157 çocuk bir enstrüman çalmayı öğrenmek için eğitim almak üzeredir. İlk dersten önce çocuklara ne kadar süre bu müzik aletini çalmayı arzuladıkları sorulur. Bir yıldan az, ilkokul sonuna dek, liseye kadar ve hayatlarının geri kalanında gibi cevaplar üzerine gruplara tasnif edilirler. Uzun vadeli taahhüt verenler dokuz ay sonunda kısa vadeli plan yapanlardan yüzde 400 daha fazla ilerleme kaydeder. Hatta uzun vadeli hayalleri olanlar haftada 20 dakika, kısa vadeliler ise 1,5 saat çalışmalarına rağmen sonuç değişmemektedir. Çalışmayı yürüten Gary McPherson bunu şöyle açıklar: “Tamamen kendilerine dair algıları ile alakalı bir durum. Çok erken safhada ‘Ben müzisyenim’ düşüncesi belleğe işlendiği için pratik yaptıkça da kartopu çığa dönüşüyor.”

Coyle ise şöyle yazar: “Bu gelişmeyi sağlayan aslında gen veya yetenek değil. Bu küçük, uçarı ama o güçlü düşünceden, yani zihinlerinde oluşan kendilerine dair gelecek imgeleminden kaynağını alıyor. Bu imgelem o çarpıcı gelişmeyi yönlendirip hızlandıran ana unsur.”

Spor tarihinin en dominant figürlerinden Eddy Merckx hakkındaki hikâyede bisiklet o müzik enstrümanının yerini alıyor. Merckx, 1961’den 1978’e kadar süren kariyerinde toplam 525 yarış kazandı. Fransa ve İtalya Bisiklet Turu’nu beşer, İspanya Turu’nu bir kez kazanarak toplamda 11 ile tarihin en fazla büyük tur kazanan ismi…

Le Tour tarihinde 34, büyük turlar genelinde ise 64 etap ile bu listelerin hâlâ tepesinde. Tek günlük anıtsal klasik yarışları 19 kez kazandı. 1972’de efsanevi Saat Rekoru’nu kırdı. Aynı takvim yılında hem Fransa ve İtalya Turlarını hem de Dünya Şampiyonası’nı kazandı. O kadar fazla zaferi var ki beş kez kazandığı Liege-Bastogne-Liege klasiğinin rotasında ona adanan anıtın taşında yer olmadığı için bazı başarıları sığmadı. Zaten kazandıklarının tamamını görebilmek için ya VPN kullanarak ya da başına 0 koyarak Wikipedia’ya girmek gerekiyor. Merckx’in bu görkemli ama yıkıcı kazanma tarzına Fransa Turu’nun efsanevi direktörü Jacques Goddet “Merckxissimo” adını takmıştı. Aynı zamanda o yıllarda çıkık elmacık kemikleri, uzun favorileri, cilalı saçları ve şık giyimiyle Alain Delon ile Elvis Presley gibilerine benzetilen bir ikon hâline de gelmişti. İngiliz gazeteci Richard Abraham bunu daha güzel tanımlıyor: “Merckxissimo’yu sadece istatistiğe ve yarışlara indirgemek tek bir ağaca bakıp ormanı gözden kaçırmak, Mozart’ın senfonilerine bir avuç nota gözüyle bakmak gibi. Belçikalılar için David Beckham, Paul McCartney ve Winston Churchill kombinasyonu demek Merckx. O bir spor tanrısı, bir stil ikonu ve bir ulusal kahraman.”

1969’daki tarihi Fransa Turu zaferinden sonra takım arkadaşının 12 yaşındaki kızı her şeyi kazanmaya çalışan Merckx’i gördüğünde “Baba o bir yamyam” demişti. Yamyam, yani Cannibal lakabını da bu şekilde almıştı. Peki bu takma adı bir çocuğun zihninde uyandıracak kazanma isteği nereden gelmişti? İngiliz gazeteci William Fotheringham, Merckx hakkındaki Half Men Half Bike biyografisini hazırlarken yaptığı röportajda Cannibal’a bu kazanma açlığının nedenini sormuştu. Zira başarılarıyla yetinmemesini rasyonalize edememişti zihninde. Merckx’in cevabı şöyle olmuştu: “Tutku, sadece tutku. Okulda bana ne olmak istediğimi sorarlardı. Ben de bisikletçi olacağım derdim. Bunun bir iş olmadığını söylediklerinde umursamazdım. Hep bisikletçi olmayı hayal ederdim. Sadece bisiklet üzerinde rahattım.”

1945’te dünyaya gelen ve bakkal babasının zor koşullarda yetiştirdiği Eddy, bisikletçi imgeleminin peşinde çok çalışarak Belçika Kralı’ndan popüler bir figür hâline gelmiş, Rene Magritte ve Herge gibi dehaların ötesine geçmişti.

İnsan dehası farklı şekillerde kendini gösterebiliyor; sanat, bilim ve spor. Fransız gazeteci Pierre Chany bir dönem Merckx’in tüm yarışları kazanıp bisiklete zarar verdiği ile alakalı eleştirilere “Eğer böyle düşünüyorsanız Bach’ın müziğe, Moliere’in tiyatroya, Cezanne’ın resme ve Chaplin’in sinemaya zarar verdiğini söylemeniz lazım” diye karşılık vermişti. Belçikalı; acı, fedakârlık ve takat gibi kavramların özünü oluşturduğu bir sporu bir başka seviyeye taşımasına rağmen bu hegemonya nedeniyle sevgiden ziyade saygı ve hayranlık uyandırmıştı.

1969’da İtalya Turu esnasında doping nedeniyle yarıştan atılması ve kariyerini kısaltan sakatlıkların nedeni pist bisikleti kazası imparatorluğun kara günleri. Bir başka kara gün ise artık kazanmasından bıkan bir Fransız seyircinin 1975 Le Tour sırasında onu yumruklamasıydı. Aynı yarışta kaza yapıp çenesini kırmasıyla altı yıl sonra ilk defa kazanamamıştı. Çocukluk yadigarı hayal kozasının içinde insan olmayı ancak bisiklet üstünde süper kahramana dönüşerek başarabilen biri için alışılmadık bir durum. Eddy Merckx, 1975’te kaybettikten sonra bir daha büyük tur kazanamadı ancak 73 yaşında bu kez kazanmak için olmasa da hâlâ bisiklete biniyor.

Bu sayı, çocukların hayallerine tahakküm kurmak yerine onlara imkân tanıyanlar için…

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Üç Adam

Üç Adam

6 gün önce
Nefes

Nefes

3 hafta önce
1990’lar

1990’lar

3 ay önce