En Büyük Mucize

Yılın en özel spor olaylarından biri Slovenya'nın Eurobasket 2017 şampiyonluğuydu. Zafere giden ekibi onları yakından tanıyan Luka Bassin'den dinledik.

25 Aralık 2017

Eurobasket 2017’nin şampiyonunu belli edecek maçın bitimine 85 saniye var. İstanbul’a en büyük iki favoriden biri olarak gelen Sırbistan’da top, Bogdan Bogdanovic’in ellerinde. 25 yaşındaki oyuncu şampiyona boyunca maç başına 20 sayı ortalamayla oynadı ve son çeyreklerde takım arkadaşları ona ihtiyaç duyduğunda hiçbir zaman onların güvenini boşa çıkarmadı. Sacramento Kings’e giden Bogdanovic’in, Avrupa’nın NBA’e gönderdiği son büyük skorer olduğu konusunda herkes hemfikir. Hücum süresinin bitimine 10 saniye kala içeriye hareketleniyor, potanın altından dolaşıyor ve tam ters turnike için çembere uzandığı sırada bir el, Bogdanovic’in günün kahramanı olmasına izin vermiyor.

Şampiyonaya gelirken pek az otorite, madalya adayları arasında Slovenya’ya yer veriyordu. Slovenya’nın bu maçta yer alacağını öngörebilen o az sayıda kişi bile, maçın en kritik anında başrolde Gasper Vidmar’ın olmasını beklemezdi. Ama Bogdanovic’e geçit vermeyen el, ona ait.

Gasper’le ilk tanışmamızı hatırlıyorum. Basketbolculuk kariyerimin son sezonunu Slovenya 2. Ligi’nde Jance STZ adlı bir takımda geçiriyordum. Yaz aylarında aramıza 16 yaşında yetenekli bir uzun katıldı. Gelgelelim Slovenya’da daha önce rastladığım genç yıldız adaylarına hiç benzemiyordu, gördüğüm en sıra dışı oyuncuydu. Basketbolcu bir babanın oğluydu ve onunla teke tek oynayarak büyümüş, basketbolcu olarak bir kariyer hayal etmişti. Buna rağmen 18 yaşına kadar ağırlık salonuna bir kere bile girmedi. Yine de fiziği, ikinci lig seviyesinde maçları domine etmesine yetiyordu. Nezaketi izin verdiği ölçüde… Gasper, savunmaya koşarken bir rakip oyuncuya yanlışlıkla çarptığında bile durup özür dilerdi. Tüm yeteneğine rağmen, bu karakteriyle rekabetçi bir ortamda var olamayacağını düşünüyordum.

Bir sene sonra aynı takımın başında koçluk kariyerime başladım. Gasper’i ilk beşe yerleştirdim ve günden güne nasıl geliştiğini en ön sıradan izleme fırsatı buldum. Sezon sonunda kariyeriyle ilgili şüphelerim tamamen dağılmıştı. Evet, genç yaşta Fenerbahçe’yle imzaladığı büyük kontratın yarattığı beklentileri hemen karşılayamadı. Zaman zaman sakatlıklardan etkilendi, zaman zaman da faul probleminden uzak durmayı başaramadı. Ama bugün böyle büyük bir maça etki edebildiğini ve Slovenya’yı Avrupa şampiyonluğuna taşıdığını görmek benim için sürpriz değil.


Yine de elbette paramı saha içi lideri Goran Dragic’e ya da şimdiden büyük bir “kazanan” olduğunu kanıtlayan genç fenomen Luka Doncic’e yatırırdım. Dragic ile Moskova’da düzenlenen 20 Yaş Altı Avrupa Şampiyonası’nda çalışmıştım. Onunla ilgili hâlâ şaşırtıcı bulduğum bir detay vardır; U16 seviyesinde milli formayı hiç giymemişti, çünkü o yaşlarda Ilirija adındaki küçük bir takımda gelişmeye çalışan bir oyuncuydu. Diğer süper yıldızlara oranla, oyun olarak çok geç serpilmişti. Ama U18 düzeyinde yaptıklarıyla doğrudan U20 seviyesine terfi etmiş ve 2004’te Slovenya’ya bir altın madalya kazandırmıştı. Her zaman alçakgönüllüydü ve takımın yıldızıyken aynı zamanda en çok çalışan kişinin de kendisi olmasından gurur duyardı. Gerçek bir rol modeliydi. Evet, Sırbistan karşısında maç sonunda sahada değildi. Ama bana İstanbul’da Avrupa şampiyonluğuna ulaşan takımda neyin farklı olduğunu sorduklarında, ilk olarak “Goran Dragic” diyorum. Herkes onun liderliğini kabul etti, Koç Igor Kokoskov (bence yapbozun eksik parçasıydı) onun için NBA usulü bir transition hücumunu takımın A planı yaptı ve Goran da karşılığında Slovenya’yı vadedilmiş topraklara taşıdı.

Aslına bakarsanız, Slovenya bağımsızlığını ilan ettiği 1991 yılından beri yetenekli oyunculardan kurulu basketbol milli takımlarına sahip oldu. Ama bu takımlarda Dragic gibi bir lider gördüğümüzden emin değilim. Açıkçası Dragic gibi oyuncuları nasıl yetiştirdiğimiz konusu da benim için gizemini koruyor. Ya da Peter Prevc gibi bir kayakla atlamacıyı, Tina Maze gibi şampiyon bir kayakçıyı, judo ve kürek gibi sporlardaki diğer altın madalyalı sporcularımızı… Yalnızca 170 lisanslı buz hokeyi oyuncumuz varken, bu sporda nasıl olup da üst üste iki kez Olimpiyat’a katıldığımızı da anlamlandıramıyorum.

Düşünülenin aksine, Slovenya sporunda altyapıya dair her şey feci durumda. Hiçbir sporda oyuncu yetiştirmek amacıyla tasarladığımız iyi işleyen, sağlıklı bir eğitim sistemimiz yok. Koçlarımıza ve oyuncularımıza hak ettikleri paraları ödeyemiyoruz. Peki o zaman işin sırrı nerede? Belki gelenek, belki spora âşık genç bir nüfus ve de Dragic gibi üst düzey sporcuların olağanüstü tavırlarıyla bu gençlere doğru yolu gösterebilmesi… Ama somut bir şey söylemek güç. Vidmar’ın Bogdanovic’e yaptığı bloğu yeniden hatırladıkça şunu gururla söyleyebilirim: Slovenya, günümüz spor dünyasındaki en büyük mucizedir.


Luka Bassin Kimdir?

1971 doğumlu Luka Bassin, 2004 yılında sporculuk kariyerine nokta koydu ve antrenörlük yapmaya başladı. Slovenya’nın birçok yaş kategorisindeki altyapı milli takımlarında çeşitli görevler alan Bassin, 2017’de Avrupa şampiyonu olan Slovenya milli takım kadrosundaki altı oyuncuyla daha önce çalışma fırsatı bulmuştu. Bassin, şu anda Slovenya şampiyonu Petrol Olimpija’nın asistan koçlarından biri.


Cem Pekdoğru

Cem Pekdoğru
1988 Tekirdağ doğumlu. İstanbul Lisesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu. Kitap çevirmenliği ve editörlükle iştigal ediyor. Şu sıralar Socrates'in Almanca edisyonu için çalışıyor.

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN