Simone Biles’ın Dönüşü

Simone Biles, verdiği aradan geri döndü ve her zamankinden daha iyi gibi görünüyor. Şimdiden efsane olan Biles için sırada 2020 Tokyo var.

3 Eylül 2018

Fotoğraflar: Getty Images

*Bu yazının orijinali, The Guardian’da yayımlandı.


Simone Biles tepesi atmış gibi duruyor.

Hâlbuki 2016 Rio Olimpiyat Oyunları’nda yedi günde aldığı dört altın madalyayla adını muhtemelen tarihin en iyi jimnastikçisi olarak hafızalara kazırken, yüzünde tüm dünyayı aydınlatan bir gülümseme vardı. Geçtiğimiz ay Columbus’ta düzenlenen US Classic’le, yaklaşık iki yıllık bir aradan sonra yarışmalara geri dönen Biles’in yüzünde bir süre için o gülümsemeden eser yoktu.

Yer hareketleriyle başlayarak çizgileri adımladı. Sırtının üzerine doğru ters zıplayışını yaptı. Asimetrik barda ondan pek sık görmediğimiz bir düşüş yaşadı ve son aletlere geçerken hiç alışık olmadığı üzere ikinci sıradaydı.

2013’ten beri hiç mağlup olmamış Biles’a serisini devam ettirebilmek için denge aletinde en az 14.0 puan gerekiyordu. Derin bir nefes aldı ve yine hareketlerini uygulamaya koyuldu. Disiplinlerinin fıtratından gelen öngörülemezlikle ve 711 günlük molasıyla adeta dalga geçiyordu. 58.700’lük toplam skoru ona sadece bu turnuvayı kazandırmadı, aynı zamanda bu derece, Rio’da yaptığı 62.366’dan sonra tarihin en iyi ikinci toplam puanı olarak kayıtlardaki yerini aldı.



Biles’ın jimnastiğe verdiği iki yıllık ara boyunca pek çok hadise yaşandı. Artık doğrudan kendisiyle tanımlanan spor, Amerikan spor tarihinin en acı verici cinsel taciz skandalının açığa çıkmasıyla sarsıldı. Donald Trump, başkanlık seçimini kazandı ve sporu, topluma dikte etmeye çalıştığı kültür için bir araç olarak kullanmaya başladı. Bu da atletler için 1960’lardan beri görülmemiş yeni aktivist sporcular çağını başlattı.

Fakat geri dönüşünün ikinci ayağı için Boston’da Birleşik Devletler Jimnastik Şampiyonası’nda yarışırken Houston’ın banliyölerinden çıkmış 21 yaşındaki Biles için değişmeyen tek bir gerçek var: Onun tek rakibi kendisi.

Öncelikle herkesin aklında bariz bir soru var. Zaten arkasında kimsenin dil uzatmaya cüret edemeyeceği bir miras bırakmışken, Biles neden geri döndü ki?

Elbette Tokyo 2020’de, yazdığı tarihi biraz daha geliştirmek için fırsatı var. 50 yıllık bir sürenin ardından dünyanın en çok arzulanan unvanını alan en yaşlı kadın olabilir. Ayrıca 1968 Olimpiyatı’nda Çekoslovakya’lı Vera Caslavska’dan sonra üst üste iki kere olimpiyat kazanan ilk jimnastikçi olma fırsatı da var. Fakat Londra Olimpiyat Oyunları için yaş sınırını yalnızca üç ayla kaçıran Biles, olimpiyat görmeden de tarihin en iyi jimnastikçisi olarak anılıyordu zaten.

The Guardian’a konuşan atlet: “İş üzerindeyken sanki gerçek dünyada değilmişim gibi hissediyordum. Başka bir dünyadaymış gibi hissedersiniz ki zaten öyle gibidir. Hatta o noktaya gelmek için ne kadar çaba sarf ettiğinizi de unutacak gibi olursunuz.”

Olimpiyatların ardından eve döndüğünde artık onu bekleyen, yerinde durmayan, fırtınalı bir ünlü hayatıydı. Kırmızı halılar, reklam anlaşmaları ve fotoğraf çekimleri için tüm ülkeyi karış karış gezmek… Elbette Kellogg’s’un 36 şehirlik Jimnastik Şampiyonası’ndan veya ABC kanalında yayınlanan Yıldızlarla Dans (Dancing With the Stars) çekimlerinden zaman kalırsa. Sonrasında da kendisini dış dünyaya kapattığı, fedakârlıklarla dolu Rio hazırlık sürecinde ihmal ettiği ailesi ve arkadaşlarıyla birlikte üst üste tatiller yaptı tabii ki.

14 ay boyunca salonlardan uzak kaldığı dönemde bile bir şekilde geri döneceğini biliyordu. Çünkü aradan yıllar geçtikten sonra geri dönüp baktığında ‘dönseydim neler yapardım acaba’ diye düşünmek istemiyor.

“Her zaman geri döneceğimi biliyordum. Sadece bir zamanlama meselesiydi. Bu yüzden biraz sakinleştik ve suların durulmasını bekledik. Geçtiğimiz yıl ekim ayında bu kararı aldık. Aralıktaysa seyahatlerimi tamamen bitirdim ve kendimi salona kapattım.”

Uzun süredir birlikte çalıştığı bireysel antrenörü Aimee Boorman’la dostane bir şekilde yollarını ayırdıktan sonra karı koca antrenörlük yapan çift Laurent Landi ve Cecile Canqueteau-Landi’yle anlaştı. Antrenman partneri olarak da Rio’da yedek takımda yer alan Ashton Locklear ile çalışmaya başladı, emeklilik yatırımları olarak ebeveynlerinin inşa ettirdiği 5200 m²’ye yayılmış World Champions Centre adındaki spor salonu ve arkada benny blanco ve Halsey & Khalid’den Eastside başta olmak üzere sürekli çalan bir müzik de Biles’a meşhur antrenman seanslarında gücünü toplaması için yardım ediyorlar.

Fakat dışarıda geçirdiği bunca zaman sonra yeniden günde altı saat ve haftada altı gün çalıştığı eziyetli düzenine geri dönmek pek kolay değildi.

“Temel hareketlerle ve kondisyon yüklemeleriyle başladık. Ancak bu şekilde rekabet edecek forma ulaşabilirsiniz. Genelde jimnastikçiler için tatil dönüşleri en zor iş, aldıkları kiloları tekrar vermektir. Fakat, ben hiç kilo almadığım için endişelenecek pek bir şey yoktu. Ağrılarım vardı fakat onları da ancak üstüne giderek aşabilirsiniz.”

“Dönmek mental ve fiziksek olarak kolay değildi. Kendime bazı günler ‘burada ne yapıyorsun, neden buradasın, ne yaptım ben?’ tarzı sorular soruyordum fakat günün sonunda başardığım dönüş, bütün zorluklara değerdi. Aldığım karardan dolayı son derece mutluyum.”

Rakipleri için ürkütücü olabilir fakat US Classic’te de ipuçlarını verdiği üzere Biles, her zamankinden daha iyi bir seviyeye çıkmış olabilir. Büyük kesintilere rağmen üç farklı disiplini tam 1.2 puan farkla kazandı. Üzerinde durulması gereken şu ki, uyguladığı yer hareketlerinin zorluk kalibresine yaklaşabilecek bile çok az atlet var.

Halka performanslarında hiçbir değişiklik yok. Denge aleti için de ufak bir fark dışında aynı durum söz konusu, orada front tuck yerine front pike’ı eklemiş durumda. Ayrıca zaten dudak uçuklatıcı olan zemin performansına ilk turda double-double lay-out’u ve ikinci turunu da front-full to full-in’le zenginleştirdi. En sona da tabi ki bilindik hareketi double-double tuck’ı bırakıyor ve noktayı imzası the Biles’la koyuyor.

En büyük gelişmeyi de en zayıf olduğu disiplin, asimetrik barda kaydetti. Madison Kocian’ı Rio’da gümüş madalyaya ulaşan yolda çalıştıran Laurent’in de gözetiminde shaposh half ve double-double’ı cephanesine ekledi.

Biles aynı zamanda olimpiyatlardan beri yetişkinliğe doğru adımlar da attı. Ailesinden ayrıldı ve kendi evine çıktı, eski jimnastikçi erkek arkadaşı Stacey Erwin’le birlikteliğini saklamaktan vazgeçti. Aileye Lilo isimli de bir de Fransız bulldog köpeği kattı ki Lilo henüz dışarıda dolaşmak için biraz fazla afacan. Süper yıldızlığın zorluklarıysa onu şaşırtmaya devam ediyor. “Sağ elime bir olimpiyat yüzüğü dövmesi yaptırdım fakat herkes bana dövmenin sol elimde olduğunu söylüyor. Tamam gençler! Hepiniz vücudumu benden iyi tanıyorsunuz.”

Bu denli hoş karşılanmayacak bir takım değişiklikler de yaşandı. Siyasetin gölgesi, Biles ve eski takım arkadaşlarının Brezilya’da uğraşması gerekenden daha sert bir şekilde bu yılki kış olimpiyatında kendisini hissettirdi. İçinde bulunmaktansa derhal kaçmak istediği bir tımarhaneye dönmüş gibiydi.

Üzerinde durulması gereken şu ki, uyguladığı yer hareketlerinin zorluk kalibresine yaklaşabilecek bile çok az atlet var.

“Sanırım daha yüksek podyumlarda bulunduğumuz için herkes konuşmamızı bekliyor. Bence bu durum bulunduğunuz ve hitap ettiğiniz yaş gruplarına göre değişir. Biz jimnastikçiler, çok genç yaşta insanlara hitap ediyoruz. Bu nedenle de siyasi konuşmalar yapmak zorunda değiliz.”

Bir de tabi ki jimnastik dünyasında deprem niteliğinde etki yaratan Larry Nassar’ın cinsel taciz skandalı var. Biles Ocak ayında, tıbbi tedavi kisvesi altında eski Amerika Birleşik Devletleri Jimnastik Takımı doktoru tarafından tacize uğradığını açıkladı. Nassar, işlediği suçlar nedeniyle ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştı fakat özellikle de spor salonundaki ağır çalışmalarının etkisindeyken Biles, yaşananlar hakkında konuşmanın çok zor olduğunu ve dava hakkında bu röportajda konuşmak istemediğini belirtti.

Ülke turnuvasına en büyük favori olarak giren Biles, tahminler boşa çıkmazsa beş Birleşik Devletler kupası kazanan ilk kadın jimnastikçi olacak. Bu sonbaharda dünya şampiyonası için Katar’a gidecek Birleşik Devletler takımında beş kişilik yer mevcut ve bunlar Ekim’de düzenlenecek seçme kampının sonunda dolacak.

“Bu hafta dönüşümün ardından ikinci turnuvam olacak. Bu nedenle gün gün, turnuva turnuva bakıyorum ve işlerin nasıl gideceğine bakıyorum. Bu yıl için nihai hedefim dünya şampiyonası ve birkaç yıl sonra da olimpiyatlar.”

Artık daha olgun ve bilge bir insan olan Biles, üzerinde her zamankinden daha az baskı hissettiğini, başarıyı galibiyet veya mağlubiyetlerle ölçmediğini söylüyor. Tabi hiç kaybetmeyen biri için bunları söylemek kolay olsa gerek fakat ana fikri doğru.

“Herkes şampiyonun, bir şeyler kazanan veya birilerini mağlup eden kişi olduğunu düşünüyor. Fakat kendi içinde herkes şampiyon olabilir. Bu başarılarınız ve başarısızlıklarınızla nasıl başa çıktığınıza bağlı.”

Çeviri: Barış Öztürk

Socrates

Socrates

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN