Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

BasketbolSezonun Hikâyeleri: NBA

Serbest oyuncu piyasasında suların durulmasının ardından şu sıralar NBA'e bir sessizlik hâkim. Gündemin hareketli olmadığı bu günlerde, geçtiğimiz sezonun akılda kalan hikâyelerini Hasan Al yazdı...

Jimmy Butler-Minnesota Timberwolves Gerginliği

NBA’de yeni sezonun ilk hava atışının yapılmasına kısa bir süre kala Minnesota’dan gelen haberler sezonun ilk bombası olma niteliğini taşıyordu. 2017 yazında Chicago Bulls’tan Minnesota Timberwolves’a takas olan Jimmy Butler, takımla geçirdiği bir sezonun ardından yönetime mutlu olmadığını ve başka bir takıma takas olmak istediğini iletmişti. Normal şartlar altında Timberwolves’un diğer takımlarla görüşmesi ve nihayetinde takasla bitmesi beklenen bu süreç, haber değeri taşısa da alışık olmadığımız bir durum değildi. Süper yıldızların takaslarını istemesi, son yıllarda birkaç kez daha yaşanmıştı. Ancak sonrasında yaşanan sıra dışı gelişmeler, Butler ve Wolves arasındaki olayların NBA gündemini uzun bir süre meşgul etmesine sebep oldu.

10 Ekim’de gerçekleşen ve sonrasında anlatılanlarla bir mit haline dönüşen Timberwolves antrenmanı, geçtiğimiz sezonun en çok konuşulan hikayelerinden biriydi. Uzun bir aranın ardından takımla antrenmana çıkan Butler, bu antrenmanı âdeta kişisel bir şova dönüştürüyordu. Üçüncü beş oyuncularından oluşan takımla ilk beşi yenmeyi başaran yıldız oyuncu, anlatılanlara göre maçı domine etmiş ve bunu yaparken de yönetimi ve takımın genç yıldızları Karl Anthony Towns ile Andrew Wiggins’i hedef alan sözler söylemeyi ihmal etmemişti. Butler maç esnasında “kazanmak için bana ihtiyacınız var” ve “yumuşaksınız” gibi ifadelerle bağırarak takım yönetimini ve Towns-Wiggins ikilisini hedef almıştı. Butler o gün yaşananları daha sonra takım arkadaşı olacak J.J. Redick’in podcast programında şöyle anlatıyordu: “Potaya sadece bir kez şut attım. Topu potaya yalnızca bir kere yolladım. Oh evet, maçı domine ediyordum. Asistler, bloklar, top çalmalar… Ama potaya sadece bir kere şut attım.”

Bu meşhur antrenman tahmin edileceği üzere NBA gündeminin bir numaralı malzemesi olmayı başardı. Butler sosyal medyada bir mitolojik kahramana dönüşürken Timberwolves yönetimi ve oyuncuları ise onun gazabına uğramış kaybeden figürler olarak lanse ediliyordu. Pek tabii birçok caps, video ve tweet de bu olayı takip ediyordu.

Bütün bu yaşananların ardından Butler ve takım arasındaki sular bir nebze durulsa da açıklamalar yoluyla gerginlik devam etti. Sezona takımla başlayan Butler ilk on üç maçın onunda Timberwolves forması giydi. 12 Kasım’da gerçekleşen takasla Butler’ın Philadelphia Sixers’a gidişi ise iki taraf arasında yaşanan bu dramaya koyulan son nokta oldu.

Rockets-Lakers Meydan Muharebesi

20 Ekim 2018, sezon başlarken birçok basketbol severin takviminde özel olarak işaretlediği bir gündü. NBA’in en güçlü figürü LeBron James, yaz aylarında yeteneklerini bu kez Batı kıyılarına taşımayı tercih etmiş ve Los Angeles Lakers’a imza atmıştı. Lakers, sezonu Portland Trail Blazers deplasmanında açarken James, Lakers formasıyla ilk kez sahaya çıkıyordu. LeBron’un Staples Center’da yeni taraftarıyla buluşması için ise bir sonraki maçı beklemesi gerekecekti. 20 Ekim’de Los Angeles Lakers’la Houston Rockets’ı karşı karşıya getiren maçı özel yapan buydu. Ancak gece sonunda konuşulan ne LeBron’un seyircisi önündeki ilk maçı ne de maçın skoru oldu.

Başından itibaren keyifli bir mücadeleye sahne olan maçta, son 5 dakikaya girilirken skordaki denge sürüyordu. Rockets’ın yıldızı James Harden, bitime 4:13 kala içeriye yaptığı drive’da Brandon Ingram’ın faulüne rağmen basketi bulmayı başardı. Harden ve Rockets oyuncuları pozisyonun basket faul olduğunu düşünüyordu. Ancak maçın hakemi aynı görüşte değildi. Matt Boland, faulün yerde olduğuna ve basketin geçerli olmadığına hükmetmişti. Harden basket faul için hakeme itiraz ederken çalınan düdüğe ve Rockets oyuncularının itirazlarına sinirlenen Ingram, Harden’ı sert bir şekilde itti. Koşarak iki oyuncunun arasına giren maçın diğer hakemi Jason Phillips, Ingram’ı teknik faulle cezalandırdı. Harden bu itmeye karşılık vermemişti. Bu gibi olaylarda genelde başrolde olmasına alıştığımız Lance Stephenson’ın barış sağlayıcı rolünü üstlenerek Ingram’ı oradan uzaklaştırması, gerginliğin daha fazla büyümesine engel oldu. Kısa süreli bir elektriklenme yaşanmıştı ancak şimdilik işler normal görünüyordu.

Bu sırada pozisyonun içinde olmayan iki isim, Chris Paul ve Rajon Rondo, faul çizgisi üzerinde yüz yüze gelmiş ve sözlü bir tartışmaya girişmişti. İlk etapta ikilinin birbirine biraz fazla yaklaştığı bir tartışma gibi gözüken bu diyalog, Chris Paul’un parmağını Rajon Rondo’nun gözüne sokmasıyla tam bir karmaşa halini aldı. Rondo, Paul’un hamlesine savurduğu yumrukla karşılık verdi. Tansiyon bir anda oldukça yükselmişti. Chris Paul da bir yumruk denemesinde bulundu, ama başarısızdı. Saha kenarındaki güvenlik görevlileri, Lakers bench’inden asistan koçlar ve saha içindeki oyuncular karambolde bu ikiliyi ayırmak için araya girmeye çalışıyordu. Bu sırada orta saha civarında bir önceki pozisyonun gerginliğini atlatmaya çalışan Brandon Ingram, henüz sakinleşememiş olacak ki olay yerine doğru bir depar attı ve Paul’a bir yumruk da o savurdu. LeBron James, saha dışında sıkı dostu olan Paul’u oradan çekip çıkarmıştı. Araya giren diğerleri ise Ingram ve Rondo’yu olay mahallinin uzağına götürüyordu. Bütün bu olaylar olurken saha kenarında oturan tüm zamanların en ünlü boksörlerinden Floyd Mayweather, ellerini ovuşturarak yüzünde hınzır bir gülümsemeyle kavgayı takip ediyordu.

Yaşanan gerginlik sonunda olayın başrolündeki üç oyuncu da oyundan atıldı. İki gün sonra lig yönetimi tarafından yapılan açıklama ile oyuncuların alacağı cezalar da belli olmuştu. Fatura, beklendiği kadar ağır değildi. Lakers’tan Ingram 4, Rondo 3 maç ceza alırken; Chris Paul’u ise 2 maçlık bir ceza bekliyordu.

LeBron James’in Lakers formasıyla Staples Center’daki ilk maçının, yıllar sonra bu olayla hatırlanacak olması oldukça muhtemel. Maçın sonucu mu? O pek merak edilmedi. Ama yine de bilmek istiyorsanız kazanan taraf 124-115’lik skorla Houston Rockets’tı.

Derrick Rose’un 50 Sayısı

“Neler neler olabilirdi…” 2011’de henüz 22 yaşındayken MVP seçilerek bu ödülü kazanan en genç oyuncu olan Derrick Rose’un arka arkaya yaşadığı ağır sakatlıklar sebebiyle bir daha eski günlerine dönememesi, söz Rose’dan açıldığında ilk söylenen şeylerden birinin bu kelimeler olmasının en büyük sebebi. Harika geçirdiği Chicago Bulls günlerinin ardından sürekli sakatlıklarla boğuşan Rose, bu sezonun en özel hikayelerinden birinin başrolüydü.

Rose, 2017-2018 sezonunda Cleveland Cavaliers forması giyerken sezon ortasında Utah Jazz’e takaslanmış ve Jazz tarafından takıma katkı sağlamayacağı düşünülerek serbest bırakılmıştı. Eski MVP, sezonun geri kalanı için Minnesota Timberwolves ile anlaşmış ve 2018-2019 sezonuna da Timberwolves formasıyla başlamıştı.

Wolves rotasyonunda bench’ten gelme görevi üstlenen Rose aslında sezona iyi bir başlangıç yapmadı. Üstelik bu pek de alışık olmadığımız bir durum değildi. Rose’un en görkemli günlerini bilenler için izlemesi biraz hüzünlü olsa da basketbol severler onun artık eski patlayıcılığında olmadığını biliyordu. Bir daha MVP Rose’u görememe ihtimali, herkesçe kabullenilmiş gibiydi. Ancak 31 Ekim 2018 gecesi zaman makinesi birkaç yıl geriye sardı ve sezonun en unutulmaz performanslarından birine tanıklık ettik.

Utah Jazz ile Minnesota Timberwolves’u karşı karşıya getiren maçta Wolves’un sakat oyun kurucusu Jeff Teague yerine maça ilk beşte başlayan isim Derrick Rose’du. Rose, takımının ilk on iki sayısının onuna imza atarak maça oldukça hızlı bir başlangıç yaptı. Şutlarında isabet buluyor ve takım arkadaşlarını oyuna dâhil etme konusunda da iyi bir iş çıkarıyordu. İlk yarı sona ererken skor tabelasında Rose’un hanesinde 16 sayı yazıyordu.

Rose ikinci yarıda da kaldığı yerden devam ediyordu. Turnikeler, orta mesafe şutları, üçlükler, floater’lar… Bunca ameliyatın ardından dizlerinde eski günlerden kalan son parçaları gösterir gibiydi. Sürekli potaya giderek ligin en iyi savunma takımlarından birine karşı hücumu tek başına yönlendiriyordu. Hatta birkaç pozisyonda önceki sezon Yılın Savunmacısı seçilen Rudy Gobert’i çaresiz bırakarak tribünleri de iyice havaya sokmuştu.

Rose basketlerine devam ederken ilk düdükten itibaren çekişmeli geçen maçın son dakikalarında da denge bozulmamıştı. Son bir dakikaya girilirken bir sayı geride olan takımını önce attığı turnikeyle öne geçiren Rose, ardından bulduğu basketle iki sayı öne taşıyordu. Akabinde de 13 saniye kala kendisine yapılan faulleri sayıya çevirerek Timberwolves’a 125-128’lik galibiyeti getirdi. Skor tabelasında bu kez Rose’un adının karşısında tam 50 sayı yazıyordu. Bu, onun kariyerinde elde ettiği en yüksek sayıydı.

Son hücum için kenardan top çıkaran Utah Jazz’in skoru eşitlemek için bir üçlüğe ihtiyacı vardı. Önce Jae Crowder denedi, olmadı. Hücum ribaundunun ardından sol dipte Joe Ingles üçlüğü potaya yolladı. İsabet yoktu ancak seken top bu kez sağ dipte Dante Exum’a geldi. Exum şuta kalktığı sırada blok geldi ve sonunda topun kontrolünü sağlayan Timberwolves bitiş düdüğüyle maçı kazanıyor ve tribünler büyük bir sevinç yaşıyordu. Maçı kazandıran bloğu kim mi yapmıştı? Tabii ki günün kahramanı Derrick Rose…

Bitiş kornasıyla takım arkadaşlarının oluşturduğu çemberin arasında kalan Rose, gözyaşlarına hâkim olamamıştı. Ona sarılarak muhteşem gecesini kutlayanlara karşılık veriyor ama bir yandan da ağlamayı sürdürüyordu. Yüzüne örttüğü havlularda sahada durarak bu ânı sindirmeye çalışır bir hali vardı. Tribünler ise “MVP” tezahüratlarıyla ona olan sevgilerini göstermeyi tercih etmişti. Sakatlıklarla boğuştuğu son birkaç yılın ardından muhteşem bir maç çıkarmış ve kariyerinin belki de en iyi performansını ortaya koymuştu. Üstelik bu performansı daha bir sezon önce onu serbest bırakan takıma karşı sergilemişti.

Eski MVP, sezonun geri kalan bölümünde iyi performansına devam etti. Uzun bir süre boyunca ligin en iyi üçlük atan oyuncuları arasında yer aldı. Timberwolves’u play-off’a taşımayı başaramasa da bireysel olarak iyi bir sezon geçirdi ve sakatlıkların ardından belki de ilk kez bu kadar iyi gözüktü. 50 sayılık performansının ardından MVP günlerine dönmedi ancak 31 Ekim gecesi bir drama filmini aratmayacak bir senaryo ile bizlere sezonun en özel hikâyelerinden birini izletti.

Kevin Durant-Draymond Green Kavgası

Son iki sezonu şampiyon olarak tamamlayan Golden State Warriors, yeni sezona girerken de açık ara en büyük şampiyonluk adayı olarak gözüküyordu. Steve Kerr’ün ekibi neden favori olduğunu göstermiş ve sezona harika bir başlangıç yapmıştı. 12 Kasım 2018 gecesi Los Angeles Clippers deplasmanına çıkarken, bu tarihe kadar oynadıkları on dört maçı 12-2 gibi bir dereceyle geçmeyi başarmışlardı. Ancak bu maçın normal süresinin son anlarında yaşananlar, Warriors adına Final’de kaybederek şampiyonluktan uzak kaldıkları sezonun ilk kötü haberleri olacaktı.

Çekişmeli geçen maçın son yirmi saniyesine girilirken 106-106’lık eşitlik vardı. Clippers hücumunda top, bu anların adamı Lou Williams’ın elindeydi. Williams, süreyi eritmesinin ardından şutunu kullandı ancak isabet yoktu. Çemberin önünden seken topta ribaundu alan isim Draymond Green oldu. Takım arkadaşı Kevin Durant de ribaund için uygun pozisyondaydı ancak Green âdeta topu onun önünden çekip aldı. Durant, son şutu kullanmak ve takımına maçı kazandırmak adına pas istemişti ancak Green onu görmezden geldi. Topu hücum yarı sahasına taşırken Durant’in ısrarlı pas isteyişi sürüyordu. Topu sürmeye devam etmeyi tercih eden Green, üç Clippers’lının arasına girip topu kaybederken normal sürenin sona erdiğini belirten korna çalıyor ve maç uzatmalara gidiyordu.

Buraya kadar olanlar, sezon içinde sıkça karşılaştığımız bir senaryo gibi gözüküyor olabilir. Ancak takımların uzatma periyodu için bench’lerine dönüşü, aynı zamanda işlerin çığırından çıktığı nokta oldu. Son topu alamadığı için kızgın olan Durant bench’e yönelirken hayal kırıklığı yüzünden okunabiliyordu. Bench’te Durant ile Green arasında pozisyon üzerine başlayan tartışma bir anda büyümüş ve gergin bir hal almıştı. İki oyuncu da hararetli bir şekilde birbirlerine bir şeyler söylüyordu. Uzatma periyodu başlarken takım arkadaşlarının sakinleştirmeye çalıştığı bu ikili sahaya çıkıyordu fakat her ikisi de oldukça gergindi. Hayır, bu her zaman yaşanabilecek sıradan bir tartışma değildi. Bir şeyler ters gitmişti.

Maç sonrasında, uzatma periyodunda maçı kaybeden Warriors cephesinden gelen haberler oldukça ilgi çekiciydi. Görünüşe göre iki oyuncu arasındaki tartışma soyunma odasına taşınmış ve orada da devam etmişti. Durant’in Warriors ile olan kontratı sezon sonunda sona eriyordu ve daha bir yaz öncesinden onun takımda kalmayacağı yönünde haberler yapılmaya başlanmıştı. Daha sonradan Chris Haynes’in yaptığı habere göre, Green tartışma esnasında bu mevzuyu gündeme getirmiş ve Durant’e ağır sözler sarf etmişti. Durant’e defalarca “o*ospu” diyen Green; “Sana ihtiyacımız yok. Sen olmadan da kazandık. Takımdan git” diye de eklemişti.

Pek tabii bu haberler NBA medyasında oldukça hızlı bir şekilde yayıldı ve gündemin en sıcak maddelerinden biri oldu. Maç sonrasında muhabirlerin karşısına geçen Steve Kerr ve diğer Warriors oyuncuları, olayın büyütülmemesi gerektiğini ve her zaman böyle şeyler yaşanabileceğini söylüyordu.

Yaşanan olay sonrası Draymond Green’e bir maç ceza veren Warriors yönetimi, olayın üstünü kapatmak için çok uğraştıysa da bu konuda pek başarılı olamadı. Bu gerginlik uzunca bir süre konuşulmaya devam etti. Takım kimyasındaki bozukluk çok açık bir şekilde gün yüzüne çıkmıştı. Kevin Durant’in gelecek sezon nerede oynayacağı ile ilgili konuşmalar daha sık duyulurken saha içinde de işler kötüye gitti. Stephen Curry’nin de sakat olduğu bu dönemde yaşanan gerginliğin ardından oynadığı on maçın altısını kaybeden Warriors, şampiyonluk adına olumlu sinyaller vermiyordu.

Warriors sonrasında toparlayarak konferansını lider bitirmeyi başardı ancak onlar adına sezona damga vuran bu olay sürekli konuşulmaya devam etti. Klay Thompson ve Durant’in sakatlıkları olmasa belki yine şampiyonluk kupasını onlar kaldıracaktı. Bunu bilmek mümkün değil. Ancak net olan bir şey varsa sezonun önemli gelişmelerinden biri olan bu kavganın Warriors’ın sezonunu ve Durant’in takımdan ayrılma kararını etkilediği.

Harden’ın Çıldırdığı Dönem

James Harden’ın 2018-2019 sezonu, yakın tarihin en görkemli bireysel sezon performanslarından biriydi. Harden sezon boyunca hücumda durdurulamaz bir güçtü. Rekor kitaplarının birçok kategorisine ulaşılması güç yeni başarılar ekledi ve arkasında yıllar sonra da hatırlanacak bir sezon bırakmayı başardı.

Sezona iyi başlamayan Houston Rockets, Chris Paul’un da sakatlık haberiyle iyiye gidiyor gibi gözükmüyordu. Paul’un yokluğunda hücumdaki tüm yük omuzlarına binen Harden, bu dönemde vites arttırdı kelimenin tam anlamıyla hücumda çıldırdığı bir dönemi geride bıraktı. Bir önceki sezonun MVP’si, 13 Aralık’ta Lakers’a karşı 50 sayılık bir triple-double ile serisini başlatıyordu. Ardından oynadığı otuz bir maçta da 30 sayı barajının altına düşmeyen Harden, 1961-62 sezonunda altmış beş kez 30 sayı ve üstünde skor üreten Wilt Chamberlain’den bu yana en uzun seriyi elde ediyordu. Üstelik bu seriye 4 triple-double, on yedi tane 40 sayı ve üstü maç, Warriors’a karşı unutulmaz bir maç kazandıran son saniye basketi ve bir tane de 61 sayılık performans sığdırmayı başarmıştı.

Harden, bir anda ligin en çok konuşulan ismi haline gelmişti. Artık 30 sayılık performansları normal görülüyor, bir sonraki maç kaç sayı atacağına dair bahisler otuzdan açılıyordu. Takvimde bir sonraki maçın Houston Rockets ile olduğunu gören takımlar için onu durdurmak artık yapılabilir bir şey değildi. Onu sadece yavaşlatmayı ya da kötü bir gününde olmasını umabilirdiniz. Ligin en büyük bireysel hücum gücü artık ikili, hatta üçlü sıkıştırmalara alışmıştı. Harden birçok maçta özel savunma stratejilerine maruz kalıyor ama bir şekilde maçın sonunda en skorer oyuncu olmayı başarıyordu. Üstelik bu muhteşem bireysel performans Rockets adına galibiyetlere de dönüşüyordu. Harden’ın otuz iki maçlık çılgın serisi boyunca Rockets bu maçlardan 21 galibiyet çıkarmış ve Batı Konferansı’nın tepesine dönmeyi başarmıştı.

Sezon sonunda Giannis Antetokounmpo ile MVP ödülünün en büyük adayı olan James Harden’ın muhteşem sezonu, ödülün Yunan rakibine gitmesini engelleyemedi. Ancak geriye birçok özel an ve göz kamaştıran istatistik kağıtları bırakan Harden, sezonun en özel hikâyelerinden biri olmayı başardı.

Anthony Davis Draması

Anthony Davis’in Pelicans’taki geleceğine dair dedikodular, son yıllarda NBA takipçilerine yabancı bir konu değil. Davis gibi bir süper yıldızın Pelicans gibi küçük pazarlı bir takımda kariyerine devam edip etmeyeceği ve Pelicans’ın onun etrafına şampiyonluk adayı bir takım kurmakta ne kadar başarılı olduğu uzun süredir tartışılan konulardı. Geçtiğimiz sezona başlarken de durum farklı değildi. Henüz sadece dedikodu aşamasında olsa da Davis-Pelicans ilişkisinin geleceği NBA gündemini sürekli meşgul eden konulardan biri olmayı sürdürüyordu.

Sezona iyi bir başlangıç yapsa da sonrasında istikrarsız bir performans sergileyen Pelicans, yeni yılın ilk ayının ardından play-off yarışı için pek umut vermiyor, bir şampiyonluk adayı gibi gözükmüyordu. Tam da bu sırada organizasyon adına kötü haberler geldi. Takımın süper yıldızı Anthony Davis takasını istemişti. “Anthony, ona istikrarlı olarak kazanma ve şampiyonluk için mücadele etme şansı tanıyan bir takıma takas olmak istiyor”. Davis’in menajeri Rich Paul’un bu açıklamaları, Pelicans organizasyonu tarafından da doğrulanmıştı. Davis, uzun vadede takımda kalmak istemediğini ve kontratını uzatmayacağını yönetime bildirmişti.

Trade deadline’a kısa bir süre kala gelen bu takas isteği, lig genelinde bir şok etkisi yarattı. Peki şimdi ne olacaktı? Kısa süre içerisinde bir takas gerçekleşecek miydi? Yoksa Davis sezonu Pelicans ile mi tamamlayacaktı? Peki ya tamamlaması halinde takasını istemesine rağmen maçlarda forma giyecek miydi? Ortada her haliyle garip bir durum vardı.

“Sezonun geri kalanında oynamayı düşünüyor. O profesyonel biri. İyileşmesinin ardından elinden gelen en iyi şekilde oynayacak ve biz de takımımızın maç kazanması için elimizden gelenin en iyisini yapacağız”. Pelicans koçu Alvin Gentry’nin açıklamaları Davis’in oynamaya devam edeceği yönündeydi. Öyle de oldu. Ama biraz garip bir şekilde. Takasın son gününün geçmesinin ardından takıma dönen Davis tekrar rotasyona girdi. Maçlara ilk beşte başlıyordu ancak süreleri sınırlanmıştı. Neredeyse hiçbir maçta 20 dakikadan fazla süre almıyor ve birçok maçın son çeyreğini kenarda geçiriyordu. Olası bir sakatlık durumunda takas değerinin düşmesi, Pelicans yönetiminin almak istemediği bir riskti. Üstelik tribünlerle arasındaki ilişki de garip bir hâl almıştı. İç saha maçlarında artık oynamak istemediği takımın taraftarlarının karşısına çıkmak zorunda kalan Davis, ismi anons edildiğinde taraftarların tepkisine maruz kalıyordu.

Sezon ilerlemiş ve Davis’in draması devam etmişti. Sezonun son iç saha maçına üstünde “That’s all folks” (“benden bu kadar” diye çevrilebilir sanırım) yazan bir tişörtle gelen Davis, bu dramaya son bir bölüm eklemeyi başardı. Birçoklarına göre taraftara ve yönetime gönderme yapan bu tişört, mesaj vermek amacıyla giyilmişti. Maçın ardından konuşan 26 yaşındaki yıldız, “Tişörtü ben seçmedim. Giyinmeye başladığımda çoktan benim için asılmıştı. Kıyafetlerim her akşam benim için ayarlanıyor ve ne giyeceğim üzerinde bir kontrolüm yok” açıklamasını yapıyordu. 26 yaşındaki bir yetişkinin ne giyeceği üzerinde kontrol sahibi olmaması birçoklarınca inanılır bulunmasa da Davis’in açıklaması bu yöndeydi.

Bütün bu dramanın sonunu öğrenmek için haziran ayının başını beklememiz gerekecekti. Boston Celtics ve New York Knicks ile birlikte Davis’i almak için favori konumda gösterilen Los Angeles Lakers, sonunda Pelicans ile anlaşarak Davis’i kadrosuna katmayı başardı. Brandon Ingram, Lonzo Ball, Josh Hart ve dört adet birinci tur draft hakkı karşılığında takaslanan Davis, gelecek sezon LeBron James ile şampiyonluk için ter dökecek. İlk etapta eli kolu bağlı gibi gözüken Pelicans yeniden yapılanma adına önemli parçalar elde ederek takastan istediğini alarak çıkmış oldu. Bu iki takım ve bir oyuncu arasında yaşananlar ise sezonun en çok akılda kalan hikâyelerinden biriydi.  

Nowitzki ve Wade’in Veda Turu

Geride bıraktığımız sezon, başlangıçlar ve değişimler kadar vedalara da sahne oldu. NBA’in son 15 yılına damga vuran iki isim, Dirk Nowitzki ve Dwyane Wade, ligdeki son sezonlarını oynayarak parkeye veda ettiler.

Geçtiğimiz yaz “son bir dans” için Miami Heat’e dönen Wade, takımıyla bir yıllık kontrat imzalamış ve sezon sonunda emekli olacağını söylemişti. 37 yaşındaki oyuncu sezon boyunca 72 maça çıktı ve bench’ten gelerek takımına çok önemli bir katkı verdi. Sezonun bir bölümünde sıkıntılı Heat hücumunun bir numaralı yaratıcısı olmayı başardı. Zaman zaman yaptığı drive’lar ve attığı fadeaway’lerle eski günlerini hatırlatan Wade, formun geçici klasın kalıcı olduğunu oynadığı her maçta ortaya koydu.

Sezon sonunda emekli olacağına dair resmi bir açıklama yapmayan Nowitzki ise sezona sakat başlamıştı. İlk iki ayda forma giyemeyen Alman oyuncu sakatlıktan döndüğünde eski günlerinden oldukça uzakta gözüktü. İlerleyen yaşı ve zaten hiçbir zaman NBA standartlarında olmayan ayak çabukluğu, onun için sahada kalmayı zor hale getiriyordu. Nowitzki’nin süreleri oldukça sınırlıydı. Aldığı dakikalarda katkı vermekte zorlansa da gittiği her deplasmanda büyük bir sevgiyle karşılanıyordu.

Aslında bu durum her iki oyuncu için de geçerliydi. Takımlarının evinde oynayacağı bir sonraki maçın Miami Heat ya da Dallas Mavericks ile olduğunu gören basketbol severler, bunun Wade veya Nowitzki’yi canlı izleyebilmek için son şansları olabileceğinin farkındaydılar. Bu yüzden her iki oyuncu da bir veda turu şeklinde geçen sezonda gittikleri her deplasmanda çokça alkış aldı. Üstelik bir de gelenek başlatmışlardı. Futbol sahalarında görmeye alışık olduğumuz maç sonrasında oyuncuların birbirleriyle forma değiştirme merasimi, NBA’de pek sık rastladığımız bir durum değildi. Wade’in hemen hemen her maç sonunda rakip takımdan seçtiği bir oyuncuyla forma değişmesiyle başlayan bu gelenek, sezon sonuna kadar devam etti. 13 Şubat’ta Dallas’ta son kez karşı karşıya oynayan bu ikili, maç sonunda bu kez birbiriyle forma değişiyor ve kameralara NBA tarihine geçmeye aday hoş bir poz veriyordu.

Lillard ve Kawhi’nin Buzzer’ları

NBA’de bu sezon boyunca muhteşem son saniye basketlerine tanıklık ettik. Harden’ın Warriors’ı yıkan üçlüğü, Wade’in son anda savurarak yine Warriors’ı üzdüğü şut, Jeremy Lamb’in orta sahadan attığı mucizevi basket ve daha onlarcası. Ancak aralarından iki tanesi var ki diğerlerinden belirgin şekilde ayrılıyor.

Ülkemizdeki tarih eğitimine göre belirli bir tarihi çağı kapatıp yenisinin başlamasına neden olan olaylar vardır. Her ne kadar uluslararası tarih eğitiminde uzlaşı sağlanmamış olsa da yazının bulunması, kavimler göçü, İstanbul’un fethi ve Fransız Devrimi gibi olaylar, tarihi devirlerin başlangıcını simgeler. Bu mantığı NBA bağlamında düşünürsek Damian Lillard’ın Batı Konferansı play-off ilk turunda Oklahoma City Thunder’a karşı attığı son saniye basketini çağ açıp çağ kapatan bu tarihi olaylara benzetebiliriz. Lillard’ın muhteşem şutunu izlediğimizde henüz haberimiz yoktu ama sonrasında yaşananlar buna katılmanızı sağlayabilir.

Serinin beşinci maçında orta sahanın birkaç adım ilerisinden yolladığı üçlükle seriyi bitiren Lillard, rakibini evine yolluyor ve bir anlamda Oklahoma City Thunder’ın şampiyonluk adayı takım çağını kapatarak onlar için yeniden yapılanma çağının başlamasına sebep oluyordu. Bu basket, Thunder için üçüncü kez üst üste play-off’a ilk turda veda etmek demekti ve bu takımın Westbrook ile kazanıp kazanamayacağı tartışmaları artık hiç olmadığı kadar yüksek sesle yapılıyordu. Yaz aylarında önce Paul George takasını istedi. Takasla Los Angeles Clippers’ın yolunu tutan George, Thunder’a Shai Gilgeous-Alexander gibi bir genç yetenek ve birinci tur draft hakları kazandırmıştı. Ardından 11 sezondur takımın en önemli isimlerinden olan Russell Westbrook Houston Rockets’a takaslandı. Thunder’ın Westbrook karşılığında aldığı ise yine bir kucak dolusu birinci tur draft hakkı oldu. Oklahoma City Thunder önümüzdeki sezona tamamen yeniden yapılanmaya konsantre olmuş şekilde başlayacak. Lillard’ın şutu ise belki de bu durumun en büyük sebebi.

Sezonun bir diğer unutulmaz anı Kawhi Leonard’ın Philadelphia Sixers potasına yolladığı son saniye basketiydi. Leonard’ın basketi belki Lillard’ınki gibi bir organizasyonun kaderini değiştirmemişti. Ama benzer olduğu bazı noktalar vardı. Rakip takımı evine yollamak gibi.

Doğu Konferansı yarı final eşleşmesinde Sixers ile Raptors ilk altı maçta birbirlerine üstünlük sağlayamamış ve seri yedinci maça uzamıştı. Yedinci maçın son dört saniyesinde de skor tabelasında iki takım arasında fark gözükmüyordu. Birilerinin bu eşitliği bozması gerekiyordu ve bunu yapan harika bir play-off geçiren Kawhi Leonard oldu. Tepede topla buluşmasının ardından dip çizgiye dribbling yapan Leonard, Joel Embiid’in üzerinden çok zor bir şutu potaya yolladı. Havada süzülerek potaya giden ve çemberle buluştuğunda içeri girmek için biraz nazlanan top, çemberin üstündeki birkaç sekişinin ardından filelerle buluştu. Kawhi Leonard, maçı ve seriyi Toronto Raptors’a kazandırmıştı. Bu basket, aynı zamanda NBA tarihinde bir play-off serisinin yedinci maçında atılan ilk son saniye basketiydi. Sonrasında şampiyonluğa kadar uzanan Leonard ve Raptors adına sezonun en özel anı ise belki de bu şuttu.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler