Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

EditoSessiz Nehir

Socrates'in Mart 2019 sayısı bayilerde! Girişte, Caner Eler'in kaleminden İspanyol bisikletçi Miguel Indurain yer alıyor...

“Sessizlik, sözcüklerin yokluğu demek değildir. Doldurulması gereken bir boşluk değildir o. Ayrıca, çok fazla konuşuyoruz. Sessizlik bizi ürkütüyor.”

Cehenneme Övgü, Gündüz Vassaf

Bisiklet sporunda 1990’lı yıllara büyük bir kaos ve gürültü hâkimdi. Hatta bugün takım patronluğu yapan ama o günlerde genç bir bisikletçi olan Jonathan Vaughters, bahsi geçen dönem için Vahşi Batı benzetmesini kullanır. Performans artırıcı ilaçların gaddar prensi EPO’nun hükmetmeye başladığı çağdan bahsediyor. Kan torbaları, buzdolapları, doping doktorları, hızları artan bisikletçiler, bagajları iğne ve ilaç dolu soigneur’ler, polis baskınları… Bisiklet tarihinin en tartışmalı yılları belki de. Hatta 1998’deki Festina Skandalı ve EPO tespit eden kan testinin keşfi öncesinde durumun daha da vahim olduğundan söz eder Vaughters. 1990’ların ilk yarısını Cenevre Antlaşması öncesinin bisiklet versiyonu diye tanımlar. Bir muharebe dönemi…

Fransa Bisiklet Turu’nu 1991-1995 arası beş kez üst üste kazanan İspanyol bisikletçi Miguel Indurain ise bu tartışmaların uzağında İsviçre gibi kalıyordu. O kaosun ortasında sessizliğiyle dokunulmazdı sanki. Onunla ilgili görüşleri dinlediğinizde İngilizce iki kelimenin sık kullanıldığını fark edersiniz: “Enigma” ve “Elusive”. Yani, muamma (gizemli şahsiyet) ve tarifi güç kişi diye nitelendiğini görürsünüz.Sürüş tarzı ve kişiliğiyle sıkıcı bulunan bir şampiyon olmasından mı bilinmez ama hakkında en az kitap yazılan bisiklet efsanesi belki de.

Onun hakkında bir biyografi kaleme alan Alasdair Fotheringham da Indurain’in egosu yüksek, gücünü ve zaferlerini bir kırbaç gibi kullanan acımasız, patron şampiyonlardan biri olmaktan uzak olduğundan söz ediyor. Ayrıca onun yaprak kıpırdamayan sessizliğinin ardında zeyrek bir yapı da sakladığından bahsediyor. Pelotondaki bisikletçilerle arasını hep iyi tutuyormuş. Herkes tarafından seviliyormuş. Hatta sonradan birçok önemli yıldızın menajerliğini yapan eski bisikletçi Giovanni Lombardi, onun için “Bisikletçiler arasında tek bir düşmanı bile yoktu” diyor. Herkes onu “caballero” yani centilmen diye tanımlıyor. Ancak bu, hesaplı ve ihtiyatlı bir yaklaşım değil gibi. Onun doğası ve mizacı böyle deniyor. Egoların tavan yaptığı bir rekabet ortamı için fazla normal ve sade. Öyle ki bir röportajda “Cennet sizin için nedir?” sorusuna “İyi yaşamak” diyebiliyor. Sevdiği şarkılar sorulduğunda “Sözlerini anlayabildiklerim” cevabını verebilecek kadar sıkıcı bir şampiyon. “Mezar taşına ne yazılmasını istersiniz?” denildiğinde ise “Gittiğinde artık gitmişsindir” diyecek kadar nihilist tandanslı.

1964’te doğduğu Villava kasabasından çıkan muhafazakâr genç, başarının değiştiremediği nevi şahsına münhasır bir şahsiyete sahipti. Vergi rahatlığı olsun diye Monako veya Andorra’da yaşayan meslektaşlarının aksine hareket eden, Pamplona’da hemşire eşi Marisa ile yaşayan mazbut bir aile adamı.

Üstelik sessizlik ve sadelik onun lisanı gibi. Eski takım arkadaşı Jean-François Bernard, “Onunla beraberken sessizliği yorumlamayı ve anlamayı öğrendik. Yemekte sandalyesini çekerken bile ses çıkarmazdı” diye anlatıyor o günleri. Ancak Indurain bisiklet üzerinde zevahiri kurtarma konusunda hiç sıkıntı yaşamıyordu. Bilhassa da zamana karşının feriştahıydı. Sele üzerinde bir heykele dönüşüyordu. Tenhayı seven bir insan olarak bisikletiyle tek başına kaldığında daha başarılı oluyordu. 12 yılda kazandığı 16 büyük tur etabının 14’ü zamana karşı etabıydı.

Aslında rüzgâr direncine karşı sele üzerindeki oturma pozisyonu efektif olmasa da uzun uyluk kemikleriyle çevirdiği pedallara uyguladığı güç onun yel değirmenleri gibiydi. Hatta bisiklet yazarı Chris Sidwells, A Race For Madmen kitabında Indurain’i bisiklet üzerindeki bir İspanyol kalyonuna benzetiyordu. “O bir Bugatti Veyron gibiydi. Öyle bir motora sahipti ki aerodinamiğe ihtiyaç duymuyordu” diye devam ediyordu. İspanyol sporcu, Pinarello’nun kendisi için özel yaptığı Espada adlı zamana karşı bisikletiyle saat rekoru da kırmıştı. Büyük turlarda ise zamana karşılarda rakiplerine yaptığı farkı dağlık etaplardaki dirayeti ve zekâsıyla koruyordu. Ayrıca 12 yılda hiç kaza yapmamıştı. Yani kalabalık içinde de ne yapması gerektiğini iyi biliyordu. Yüzünü okumak da zordu. Acı veya sıkıntı çekip çekmediğinin anlaşılamadığı bir yüz ifadesine sahipti. Ancak beş Fransa Turu’nun yanına iki İtalya Turu, bir olimpiyat zamana karşı, bir dünya zamana karşı, saat rekoru ve sayısız başarı ekleyen Bask kökenli bisikletçinin hakkında konuşulan her şey bu kadar tek taraflı değildi. 1990’lı yıllar gibi kimyasal bir çağın tam göbeğinde 1992 ve 1993’te üst üste iki yıl Giro-Tour dublesini yapan bir sporcu hakkında şüphe olmamasına imkân yoktu.

Indurain, 1.88 boyunda ve 80 kg ağırlığında, ‘Big Mig’ lakabı takılan dev bir isimdi. Bir güç reaktörüydü âdeta. Kanın oksijen taşıma kapasitesini belirleyen VO2 Max değeri 88ml/kg/min gibi çok yüksek olan Indurain, normal insanın iki katı kadar, yani dakikada 50 litre kan pompalayan bir kalbe sahipti. Normal bir insanda dinlenme anında nabız 60-80 arasındayken onunki 28-32 arasındaydı. Big Mig o kadar da normal değildi. Ancak onun bu makinevari özelliklerinin aynı sessizliği gibi farklı şekillerde yorumlanması da mümkün. Tarihte hakkında en az konuşulan ve tartışmaya yol açan figür belki de. Üstelik bisikletin en vesveseli yıllarının kahramanı olmasına rağmen… 1996’da hiç kazanamadığı İspanya Turu’nda yine sessizce yol kenarına çekilip bisikleti bıraktı. Fransızlar boşuna ona ‘Sessiz Akan Nehir’ lakabını takmamışlar.

Bu sayı; içi boş tartışmaların ortasında bazen sessizlikle bile olsa anlamlı şeyler söyleyen ve ifade edenler için…

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

1990’lar

1990’lar

3 hafta önce
Logo

Logo

2 ay önce
Şifre

Şifre

4 ay önce