Santiago Savaşı

1962 Dünya Kupası'nda İtalya ve Şili arasında oynanan maç, evrensel anlamda oynanmış en çirkin, kirli ve utanç verici müsabakalardan biri olarak futbol tarihindeki yerini almış bulunuyor. The Guardian yazarı Simon Burnton, bu maçta ve 1962 Dünya Kupasında yaşananları kaleme aldı.

5 Nisan 2018

Sonrasında “Battle of Santiago” adı koyulacak bu maçın özetleri bile iki gün almıştı. Güney Amerika’dan gelmesi ve Britanya’da yayınlanması… Çok zorlu, sert, efsanevi sıfatlarını bu maça kazandıran iki gün… Heyecan kasırgasında kaybolmayı seven, futbolla ilgili insanlar bu maçla alakalı birçok yorum yaptı. “Bu maç, evrensel anlamda, oynanmış en çirkin, kirli ve utanç verici müsabaka olarak futbol tarihindeki yerini almış bulunuyor.” Bu sözler Frank McGhee’nin Mirror’daki yazısına ait. “Eğer abarttığımı düşünüyorsanız, televizyondan izleyin. Fakat öncesinde çocuklarınızı yatağa gönderin; çünkü korku/gerilim dalında ödül hak eden bir doksan dakika!”

David Coleman’ın BBC yayını için yaptığı açılış bile efsane. “İyi akşamlar. Az sonra izleyeceğiniz bu karşılaşma, futbol tarihinin görebileceğiniz en saçma, şok edici, iğrenç ve utanç verici maçı. İki ülkenin birbirleriyle ilk defa karşı karşıya geldiği bu maç; umarız son maçları olur. Şilililerin ulusal tezahüratı: Mantıklı ve Kuvvetli. Bugün, Şilililer mantıklı olma konusunda hazır değillerdi. İtalyanlar ise sadece güç kullandılar. Ve bu Dünya Kupası için sonuç bir felaket oldu. Eğer Dünya Kupası, bu haliyle oynanmaya ve hayatta kalmaya devam edecekse bu stilde oynayan takımlar için bir çözüm bulunması şart. Hatta, bu gece müsabakayı izledikten sonra böyle oynayan takımların turnuvadan anında diskalifiye edilmesinin elzem olduğunu düşünebilirsiniz.”

Santiago Savaşı her ne kadar hiçbir kuralın uygulanmadığı, eşi benzeri olmayan bir maç olsa da bu maçın oynandığı turnuva da bir o kadar sert olmuştu. Zira maçın öncesinde bile Şili gazetesi Clarin, bu etkinliğin Dünya Kupası’ndan daha çok bir Dünya Savaşı’nı andırdığını söylüyordu. Express, maçın sabahında “Adeta bir kan banyosuna doğru gidişin tüm işaretlerini gördüğümüz bir turnuva oluyor.” yazmıştı. “Haberler, cepheden gelirmiş gibi okunuyordu. İtalya-Almanya maçı, ‘güreş ve savaş’ kelimeleriyle betimleniyordu. Futbolcular hayatta kalmak için topun üstünden atlamaya mecburdu. Oyuncuların birbirlerini yok etme güdüsü yüzünden futbol, tamamen unutulmuştu.”

Turnuvanın ilk iki gününde oynanan sekiz maçta, dört kırmızı kart gösterilmişti. Maçlarda bacaklar, bilekler hatta kaburgalar bile kırılıyordu. İngiltere’nin bulunduğu grubun ilk maçı Arjantin ve Bulgaristan arasında oynanmıştı. İnsanların gözünde “hileyle, kavgayla ve daha birçok kirli taktikle” maçı Güney Amerikanlar kazanmıştı. Maçın İspanyol hakemi Juan Gardeazabal toplamda 69 serbest vuruş kararı vermişti; ki bu, onun 78 saniyede bir faul çaldığını gösteriyordu. Bulgaristan oyuncusu Todor Diev, kırık burun ve sıyrıklarla dolu bacaklarla Arjantinlilerin “boksörler gibi” oynadığını söyleyecekti.

İlk maçında Yugoslavya ile karşılaşan Rusya’da Eduard Dubinski’nin bacağı, Muhammed Mujic’in ona yaptığı müdahalede kırılmıştı. Yugoslav oyuncu oyundan atılmamıştı; fakat kendi federasyonu bu faul ile alakalı rahatsızlığını onu bir sene boyunca milli maçlardan men ederek göstermişti. Express, konuyla alakalı “FIFA’nın aynı ölçüde dürüstlük gösterememesi içler acısı.” yazmıştı. “FIFA’nın kendi koyduğu kurallara göre agresif oyuncuları bu tip tehlikeli hareketlerden sonra cezalandırması gerekiyor. Bu kuralları bile hiçe sayıyorlar. Ve bunu yaparak, çirkin ve kirli oynayan futbolcuların sayısının artmasına adeta çanak tutuyorlar.”

Telegraph’ın futbol mubabiri Donald Saunders ise, o senenin sonraki kısımlarında yayınlanacak kitabında, turnuvayla alakalı şu satırları kaleme almıştı: “Turnuvada henüz iki gün geçmesine rağmen takımlar, turnuvadan elenme konusunda oldukça endişeli gözüküyorlar. Bu da oyuncuların, futbolun sadece bir oyun ve Dünya Kupası’nın bu platform için en büyük vitrin olduğunu unutmalarına sebep oluyor. Maçların oynandığı dört şehirden de şiddet, sinir krizi ve ciddi sakatlık haberleri geliyor. Ve dünyanın en önemli profesyonellerinden beklenenin oldukça altında kalan bir futbol izliyoruz.”

İtalya oyuncuları ilk maçta yeterince kötü davranış göstermişlerdi. Bu sefer riskler çok daha fazlaydı: turnuvanın ev sahibi ve takımlarının maçı kaybetmesine tahammülü olmayan fanatik bir taraftar grubu ile karşılaşacaklardı. Şili için, Observer “takım için duyulan milliyetçilik duygusu etkileyici” sözlerini yazmıştı. Dünya Kupası’ndan kısa bir süre önce İtalyan gazeteleri La Nazione ile Corriere della Sera’daki yayınlanmış makalelerin başkent Santiago’ya ulaşması da var olan ateşi körüklemişti. Sebebi ise, Şili’nin bu turnuvayı düzenlemesinin “tamamen delilik”, başkentlerinin ise “telefonların çalışmadığı, taksilerin sadık eş sayısı kadar nadir bulunduğu, kablolu yayınların Avrupa’ya kol ve bacak gibi geldiği ve bir mektubun ulaşmasının tam beş gün sürdüğü” bir yer olarak nitelenmesiydi. İnsanların, “beslenme bozukluğu, alkolizm ve fakirlikle” mücadele ettiği bir yer. Corrado Pizzinelli, La Nazione’de “Santiago korkunç bir yer.” yazmıştı. “Her yerde halka açık fuhuş görebilirsiniz.” Tüm bunların sonucunda, Şili’de yaşayanlar, gelen gazetecileri ülkeden zorla kaçırtmışlardı. Fakat şanssız Arjantinli bir gazeteci Santiago’daki bir barda yakalanıp dövülmüş, hastanelik olmuştu.

Maçtaki şiddet ihtimalini ve İtalyan Futbol Federasyonu’nun hispanik kökenlerden dolayı İspanyol bir hakemin bu maça atanmasıyla alakalı şikayetini göz önüne alan FIFA, tecrübeli İngiliz hakem Ken Aston’ı atamıştı. İtalyanlar bu karardan da memnun kalmamıştı. Zira Aston, Şili’nin turnuvadaki ilk maçında da görev yapmıştı.

Maçın başından itibaren Şilili oyuncular, İtalyanlar ile atışmaya başlamıştı. Her türlü tekme ve çelme ile rakiplerini provoke etmeye devam edince, İtalyanlar da buna karşılık vermek istemişti. Karşılık verdiklerinde ise cezalandırılmışlardı. 12 saniyede ilk faul çalınmıştı. İlk kırmızı kart, maçın dördüncü dakikasında çıkmıştı. İtalyan oyuncu Giorgio Ferrini, sahayı terk etmemekte ısrar edince oyuna on dakika ara verilmişti. Polisler ise onu zorla soyunma odasına götürmüştü. The Mirror şu sözleri kaleme almıştı: “Saha bir anda savaş alanına döndü. Futbolcular topu unutup, en yakınındaki rakibine tekme atmaya odaklandı.” Profesyonel bir boksçunun oğlu Leonel Sanchez, sol kroşe ile İtalya kaptanı Humberto Maschio’nun burnunu kırmıştı ve hakem pozisyonu görmemişti. Sanchez, sonrasında da başka bir İtalyan Mario David’e de yumruk atmıştı. Mario ona karşılık verince de oyundan atılmıştı. Bu kadar suçlamaya daha fazla bir şey eklemek gerekirse, Sanchez, Jamie Ramirez’in 73. dakikada kazandırdığı serbest vuruş ile dokuz kişi kalan rakipleri karşısında takımını 1-0 öne geçirecekti. Sonrasında da Jorge Toto farkı ikiye çıkaracaktı.

Maçın hakemi Aston, Sanchez’in burun kıran yumruğuyla alakalı, “Olay sırasında arkam dönüktü.” demişti ve eklemişti, “Eğer hakem veya yardımcı hakemler görmediyse, bu konuda bir şey yapılamaz. Yardımcı hakemin gördüğünden eminim, fakat bana söylememeyi tercih etti.” Olaya en yakın çizgi hakemi Leo Goldstein’dı. Dünya Kupası’nda hakemlik yapma şansı bulmuş ve ilginç hikayesiyle öne çıkan biriydi. Holocaust sırasında hayatta kalmıştı. Gardiyanlardan biri, futbol maçını yönetecek birinin olup olmadığını sorduğunda, gerçek anlamda gaz odalarının içinden çıkarak bunu yapmıştı. Tecrübesizliğine rağmen, savaşın geri kalanında hayatta kalıp, Amerika’ya gitmişti ve burada hakemliğe devam etmişti. Yardımcıları için Aston, “Bir Meksikalı ve küçük bir Amerikalı ile adeta çıkmazda kalmıştım. İyi değillerdi, bu yüzden maç neredeyse bana karşı 22 oyuncuya dönmüştü.”

“Yumruk atan değil, yumrukları yiyen taraf bizdik. Biz İtalyanlar, kurbandık, saldıran taraf değildik.” demişti Mario David yıllar sonra ve eklemişti: “Sanchez, Maschio’nun burnunu kırmıştı ve hakem hiçbir şey yapmamıştı. Bunun yerine, karşılık vermek isteyen Ferrini’yi Sanchez’e dokunmadığı halde oyundan attı. Sonrasında Şili kalecisi, topu Sanchez’e vermişti ve o da topun üzerine oturup bacaklarının arasında tutmuştu. Topa vurmak için ona da biraz vurmak zorunda kalmıştım. Ayağa kalktıktan sonra ise bana yumruk atmıştı ve hakem hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam etti. Sonrasında Sanchez’e bacağımı uzatarak ve omzundan tutarak bir müdahalede bulunmuştum. Utanmaz Aston, beni de oyundan atmıştı. Girişteki tünelde dikilip maçı sonuna kadar seyretmiştim. Ve şunu söyleyebilirim ki, dokuz oyuncuyla bile sonuna kadar savaşmıştık.”

“Sanchez’in iyi sayılabilecek bir Rocky Marciano taklidiyle sahada nasıl kaldığını İtalyanlar ile beraber ben de anlayamamıştım. Özellikle de daha az sert bir hareketin ardından İtalyanlardan biri atılınca, şaşkınlığım daha da artmıştı.” demişti Jimmy Hill, Observer’daki yazısında ve şöyle devam etmişti: “Oyuncularda ve hakemlerde maç için kalan son kontrol kırıntısı da bu şekilde uçup gitmişti. Kurallar dışına bu denli çıkan bir oyuncunun sahada kalmasına izin verilmesi dehşet verici bir durumdu. Faturanın büyük bir kısmının oyunculara kesilmesi gerekiyor; fakat hakemler de bu korkunç kararın arkasındaki rolleri hakkında sorumluluk almalılar ve kendileriyle yüzleşmeliler.”

Aston, “Zor bir maç bekliyordum, imkânsız bir maç değil. Elimden gelenin en iyisini yapmam gerekiyordu. Maçı terk etmeyi bile düşünmüştüm. Eğer İtalyan futbolcuların güvenliğiyle alakalı sorumluluk omuzlarıma yüklenecekse, bunu kabul etmem. Bugün bile hala o zamanları düşünüyorum. Size bir şey söyleyeyim: Maçın sonuna kayıp süre eklememiştim.”

İki ülke arasındaki ilişkiler de epey gerilmişti. İtalyanlar, kendilerini Şili’deki hiçbir bara, lokantaya ve hatta süpermarkete bile giremez durumda bulmuşlardı; takım antrenmanları silahlı korumalar eşliğinde yapılıyordu. Şili Futbol Federasyonu’nun önde gelen yetkililerinden Jorge Pica da, İtalyanlar’ın maça uyuşturucu kullanarak çıktığını iddia ederek tartışmayı başka bir boyuta taşımıştı. “Sahaya, sadece Şilili oyuncuları sakatlamak için çıkmış gibilerdi. Bir rodeo gibiydi. Açıkça söyleyeyim; bence maça dopingli çıkmışlardı. Maç sonrasında yapılan testleri şu an daha iyi anlıyorum.” O sırada İtalyanlar ise, Aston’un taraflı yönetimiyle alakalı resmi şikayette bulunmuştu. Şikayetin içeriğinde Şililerin “yamyam” gibi maça çıktığı ifadesi bulunuyordu. Roma’daki Şili konsolosluğu ise İtalyan ordusu tarafından korunmaya başlamıştı.

Tahmin edilebileceği gibi, Aston’un maçı yönetimiyle alakalı en uç yorumlar İtalya’dan geliyordu. “Bir gazetecinin onun hakkında ‘isminin bile anılmaması gereken İngiliz parazit’ dediğini hatırlıyorum.” demişti David; fakat bu yorumlar burada bitmiyordu. Eski hakem ve Almanya Futbol Federasyonu onursal başkanı Peco Bauwens, “Bir İngiliz hakemin bu kadar güçsüz kaldığını hiç görmemiştim.” demişti. İngiliz hakem ise kendini şu sözlerle savunuyordu, “Kendime özsaygım var. Yoksa kolay yolu seçer ve maçı terk ederdim.”

Battle of Santiago oynanırken, Arica şehrinde ve iki kırmızı kartın gösterildiği başka bir arbede’de Yugoslavya Uruguay ile karşılaşmıştı. Şiddetin hüküm sürdüğü bir Dünya Kupası oynanıyordu. Bunun üzerine, Aston ve İtalya’nın ilk maçını yönetmiş İskoç hakem Bob Davidson, FIFA başkanı Sir Stanley Rous’u görmeye gitti. Davidson, “Bu maçı izleyen ve turnuvadaki diğer maçlarda kasıtlı yapılan hareketleri gören hakemler olarak Rous’a bu ülkeye, bu tarz durumları yönetmek için gelmediğimizi söylemek istedik.” demişti.

Mirror şöyle yazmıştı: “Sir Stanley Rous ve komitesi çabuk hareket etmez ve sert önlemler almazsa; Dünya Kupası turnuvası büyük bir yıkım ve utanca doğru sürüklenecektir. Şili, dedikoduların ve tehditlerin ülkesi haline gelmiştir.” Rous, hakemlerin ricasını dinledi ve bu tip gaddar futbolcuların en sert şekilde cezalandırılmasını kendisinin de istediğini belirtti. Görüşmeler olumlu geçmişti; fakat sonrasında FIFA Ferrini’ye bir maçtan men cezası verirken, David ve Sanchez’e kınama cezası vererek yetinmişti. 16 takımın temsilcileri Santiago’daki Carrera Oteli’ne çağrılmıştı. Kuraların çekildiği ve üst tura çıkanların kutlandığı bu resepsiyonda, Rous standartların iyileştirilmesi konusunda bir çağrı yapacaktı: “Üst düzey futbolcuların bu tip olumsuz hareketlerini gören çocuklar ne düşünecek? Bu turnuvanın ismini ve itibarını korumamız gerekiyor. Bu, kazanılan zaferlerden çok daha önemli.”

Fakat FIFA’nın sonrasında yaptığı şeyler, oldukça trajikomikti. Dört yıl sonrasında Brezilya, turnuvadaki ikinci maçında Şili ile karşı karşıya geldiğinde, Pele kötü bir şekilde sakatlanarak 1966 Dünya Kupası dışında kaldı. Kendi otobiyografisinde ise bu konuyla alakalı şu sözleri kaleme alacaktı: “Onun sözlerini duyduğumdan beri şuna inanıyorum ki; Sir Stanley Rous, hakemlerden Avrupalı takımlar tarafından oynanan “sert” oyuna müsamaha göstermesini rica etmişti. Özellikle de beni o maçta kötürüm bırakmaya çalıştıklarını gördükten sonra.”

Şili takımında bile çok az gelişme görülüyordu. Express, Çekoslovakya ve Yugoslavya arasında oynanan yarı final maçında, İsviçreli hakem kaptanları yanına çağırmak zorunda kalmış, “maçın arbedeye dönüştüğünü” ve “sert müdahaleleri bırakmaları için uyardığını” yazmıştı. Şili ve Brezilya arasında oynanan diğer yarı final maçında ise, iki kırmızı kart çıkmıştı. Turnuvanın yıldızı Brezilyalı Garrincha da onlardan biriydi. Saha kenarına doğru ilerlerken, atılan nesnelerden birisinin kafasına gelmesi sonucu kafası yarılmıştı. Maçtan sonra, soyunma odasında ise şu sözleri söylemişti: “Evet, oyundan atıldım. Ama tüm maç boyunca, tekmelendim. Herkesin bir sınırı var. Tekmelenince ben de karşılığımı verdim. Belki de hatalıydım; fakat ama neyle karşı karşıya geleceğimi biliyordum ve buna hazırlıklıydım.”

Brezilya Futbol Federasyonu ise hazırlıklı değildi. Garrincha’nın final maçında oynayıp oynamayacağı maç hakemlerinin de görüşlerini dinleyen FIFA Disiplin Komitesi’nin kararına bağlıydı. Karar verilmeden önce, Brezilya başbakanı, maçın Perulu baş hakemi Artura Yamazaki’yi arayıp, Garrincha’nın hareketiyle alakalı ifadesini yumuşatmasını istedi. Vereceği kanıtların kritik olabileceği düşünülen Uruguaylı yardımcı hakem Esteban Marino ise Yamazaki gibi davranmıştı, hatta ifade vermeye gelmemişti bile.

“Kaybolmuştu. Sanki bir Agatha Christie romanındaydık.” diye yazmıştı turnuvayı takip eden Brezilyalı gazeteci Argeu Affonso. “Agatha Chrisite futboluydu. Kaybolmuştu ve nerede olduğunu kimse bilmiyordu.” Sonrasında, Brezilyalı Dünya Kupası hakemlerinden John Etzel’e Marino’ya ortalıkta gözükmemesi için federasyon tarafından 10.000 dolar verildiği ortaya çıkacaktı. Marino ifade vermeyince FIFA, yeterli kanıt olmadığı için Garrincha’ya herhangi bir ceza veremedi. Finalde ise Brezilya, Çekoslovakyayı 3-1’lik skorla geçerken Garrincha sahadaydı. Etzel sonrasında, “Dünya Kupası’nı kazandıran kişi benim.” diyecekti; fakat bundan fazlası vardı: Marino’ya ona verilen paranın sadece yarısını verip, diğer yarısını kendine saklamıştı.

Kuralsızlık içinde yüzen bu düzen için uygun bir son.

Çeviri: Gökhan Önder Aksu

Socrates

Socrates

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN