Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolŞampiyonlar Ligi’nde Real Madrid Hanedanlığı

Real Madrid, Şampiyonlar Ligi'ni bir kez daha kazandı. Kalite, galibiyette öne çıksa da başarıda başka detaylar da mevcut...

2016-17 sezonunun en iyisini belirleyecek olan Real Madrid – Juventus finali öncesinde bir arkadaşımla maçı değerlendirdik. Arkadaşım bana önce “Sence kim kazanır?” diye sordu. Bu soru üzerine hem ben hem de kendisi fikirlerimizi söyledik. Haklı ve mantıklı gerçeklerimiz ortaktı ve ikimize de göre Juventus kağıt üstünde daha ağır basıyordu. Zor maç olacağı belliydi ama sezonun en iyisinin belirleneceği maçın öncesinde ibre devamlı İtalyanlara kayıyordu. Beş dakikalık konuşmamızın ardından bir soru daha geldi:

-Skor ne olur?
+ 3-1; Real Madrid…

Cevap istemsizce çıkmıştı ağzımdan. Çok da anlık bir tepki değildi ama nedense bir skor tahmini yapmam gerektiğinde, gözümde maç sonu skorbordun alacağı durumu düşününce, maç içinde atılacak olası golleri canlandırınca, Real Madrid’in 3-1 kazanacağını söyledim. Aklıma sebep gelmiyordu. Hatta bir öncesi sorunun cevabıyla tamamen zıttı. Finali Real Madrid kazanabilirdi ama 3-1 gibi bir skor da abartı gibi duruyordu.

Bu ilginç tahmin tutabilirdi de ama Real Madrid daha da fazlasını yaptı. Bu Real Madrid kulübünün 100 yıllık geleneğidir; daha fazlasını yapmak! Son yılların en dengeli Şampiyonlar Ligi finali 4-1 sona erdi. 2014’teki final de aynı skorla sona ermişti ama orada maçın 90 dakikalık süresi 1-1 bitmişti. 2003-2004 sezonunda 3-0 sona eren Porto – Monaco finalinden sonra ilk defa bir Şampiyonlar Ligi finali üç farklı bitti. Bunu sadece saha içi detaylarla açıklamak yetersiz. Bunun adı; kazanma alışkanlığıdır.

Hâlâ birbirimize aynı soruyu soruyoruz. Yaklaşık 18 ay önce yokları oynayan Real Madrid, nasıl oluyor da bu süreye iki Şampiyonlar Ligi zaferi sığdırabildi? Bu sadece Zinedine Zidane’ın teknik direktörlük dehası ile açıklanabilir mi? Sahaya bakınca emin olmak zor. Zidane’ın yeni bir şeyler denediğini söyleyemeyiz. O bir Guardiola değil, Klopp değil… Fakat sorunları görmek, diretmemek ve hemen ufak dokunuşlarla sorun çözmek onun en büyük artısı. Real Madrid, dünyadaki birçok takımdan farklı oynamıyor. Fakat oyuncularının hepsi her defasında kapasitelerinin yüzde 100’ünü veriyor ki, o oyuncuların büyük bir kısmı mevkilerinde dünyanın en iyisi. İki sezon önce takasta kullanılması beklenilen Keylo Navas, altyapıdan çıkmasına rağmen önce Almanya’ya gönderilen sonra da 6.5 milyon Euro’ya transfer edilen sağ bek Dani Carvajal (Galatasaray’ın Tarık Çamdal’a ödediği bonservisin yaklaşık 1.5 milyon Euro fazlası) ve Zidane öncesi eleştirilen Casemiro da artık kıtanın en iyileri arasında.

Finalde de bu tarz isimler öne çıktı. İlk golün asistini Dani Carvajal yaptı. İkinci gol Casemiro’dan geldi. Son golü, oyuna sonradan giren 21 yaşındaki Marco Asensio attı. 18 ay önce sonunu göremeyen kulüp, hemen hemen aynı oyuncularla Mayıs ayını mutlu geçirdi.

Real Madrid, üst üste ikinci kez Şampiyonlar Ligi’ni kazandı. Bu Şampiyonlar Ligi formatına geçildikten sonra ilk kez oldu. Dört yılda üç şampiyonluk, iki sene üst üstte olmaktan daha zordu, onu da başardılar. Üç farklı bir final galibiyeti de 13 sene sonra ilk kez yaşandı. Bir İtalyan takımına, üstelik son dönemlerin en iyi İtalyan takımına dört gol atmak; 18 ay önce eleştirilen odağında olan bir takımla Barcelona’nın, Bayern Münih’in, Manchester City’nin ve diğerlerinin önünde iki kez şampiyonluk kazanmak, rekorları alt üst etmek… Herkes bunları hangi takımın başarabileceğini soruyordu. Galiba bu hanedanlık, ona en çok uyan kulübe, yani Real Madrid’e nasip oldu.

Juventus ise bunun tam tersi. Finallerin kaybedeni… Bir İtalyan takımı kimliğine hiç uymayacak bir şekilde kaybediyorlar. Serie A’nın son 20 yılındaki en büyük kaybedenlerinden olan Inter bile, çıktığı az sayıda Avrupa Kupası finallerinden başı dik ayrılmasını bildi. Juventus ise, 2.Lig’e düşüp sallanmasına rağmen halen en üst seviyede kendine yer açabiliyor. Finallere yükseliyor ama bir şekilde kupayı kazanamıyor. Barcelona ile karşılaştıklarında (2015) takım henüz gelişim aşamasındaydı. O maçta favori değillerdi ve orada kaybetmeleri şaşırtıcı olmadı. Fakat Real Madrid karşısında en hazır şekilde çıktılar. Buna rağmen yine olmadı. Üstelik kazananın sadece ufak farklarla belirlenmediği bir 90 dakika oldu.  Özellikle ikinci yarıda Juventus, sahada yok gibiydi. Yine de, maçın son bölümünde Alex Sandro’nun az farkla dışarıya çıkan kafa vuruşu içeri düşseydi daha farklı bir son izleyebilirdik. Ama galiba Real Madrid yine kazanırdı, çünkü onlar kazanan bir takım olmalarına rağmen kazanma arzularından hiç vazgeçmiyorlar. Belki de dünyanın en sevilmeyen kulüplerinden biri olmasının nedeni de budur.

Maçın bittiği ana bir daha bakın. Skor 4-1; tüm stadyum kutlamalara hazır. Fakat Real Madrid beşinci gol için saldırıyor. Sağ taraftan kontraya kalkarken maç sona erdi. Avrupa’da sezon, Juventus karşısında 4-1 önde olan Real Madrid’in ayağındaki topla bitti. Belki her şeyi açıklamaya yetmeyen bir sahnedir ama bir dominasyon kurmak için de gerekli olan bu açlıktır.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler