Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Diğer SporlarRusya’da Koleksiyon Tamam

Rio 2016'da hentbol turnuvalarının sonuna yaklaşırken, Ozan Can Sülüm kadınlar ve erkekler turnuvalarında olan bitene mercek tuttu.
Ozan Can Sülüm3 sene önce

Liste yaparak çıktığınız alışverişte listenizdeki her şeyi elinizle koymuş gibi bulup, alışverişi sıkıntısız şekilde bitirirseniz acayip bir rahatlama ve mutluluk gelir ya, Rio’da hentbol tam anlamıyla öyleydi işte. Beklentinin çok üstüne çıkan zayıf takım (Brezilya-Angola), rezil olan madalya favorisi (İsveç-Karadağ), kötü maçın olmadığı bir grup aşaması, dramatik sonlar ve müthiş bireysel performanslar. Kasaya geldiğim şu anda benim alışveriş listem tamam. Gerçi böyle muhteşem iki turnuvayı da tek yazıda özetlemek zor.

Rusya’nın şampiyonluğa ulaştığı kadınlar turnuvasıyla başlamak gerek. Madalya favorilerinden biri dahi değildi Rusya. 2010’lar onlar için oldukça kötü geçmiş, ciddi bir kabuk değişiminden geçerken Avrupa hentbolundaki rolünü İspanya, Karadağ ve biraz biraz Hollanda’ya kaptırmışlardı son yıllarda. Ancak bundan tam 27 sene önce takımın başına gelen ve dün tek eksiği olan olimpiyat altınını alıp kariyerini tamamlayan koç Yevgeniy Trefilov, göreve geldiği ilk yıl olan 1999’da da aynı şeyi yapmıştı. Yaşlanan ve tam anlamıyla biten takımı devraldıktan sonra eski kulübü Lada’dan tanıdığı gençleri tecrübelilerin yanına enjekte edip, 2 sene sonra ilk Dünya şampiyonluğunu almıştı. 2013’te Avrupa Gençler Şampiyonası altın madalyasını alan oyuncuları bu takıma dahil etti ve olimpiyat altını geldi.

Rusya grupta beşte beş yaparken aslında bu kimseye pek etkileyici gelmedi. Zira eskiden uzak bir Güney Kore ve Arjantin ile aynı gruptalardı ve Hollanda’nın da rezalet başlaması onları grup lideri yaptı. Esas fırtına A Grubu’ndaydı. Londra’da madalya alan Norveç, Karadağ ve İspanya, son dünya üçüncüsü Romanya da 2012 Dünya Şampiyonu ev sahibi Brezilya, güçsüz gözüken Angola’yla birlikte aynı grupta yer alınca, odak ister istemez oraya kaydı. Angola’nın ikide ikiyle başlamasıysa belki de madalya listesini değiştirdi ve onlar gruptan çıkarken arkalarında Romanya-Karadağ ikilisini bıraktılar.

Çeyrek finallerle ilgili en büyük sürpriz sanıyorum ev sahibi Brezilya’nın grup aşamasını çok kötü oynayıp son anda çıkabilen Hollanda’ya 9 farkla yenilmesi oldu. Özellikle Hollanda kalecisi Tess Wester’in çıkardığı toplar ve biraz da ev sahibi gerginliği bunda etkiliydi. Yarı finallerde ise özellikle Fransa’nın atletik ve fiziksel üstünlüğü ön plana çıktı, yedek kaleci Laura Glauser’in anonim bir hentbol deyişi olan “Diğer sporları bilmem ama kaleci bir hentbol takımının %51’idir”i doğru çıkaran performansı Fransa’ya tarihindeki ilk olimpik finalini getirdi. Turnuvayı gol kraliçesi olarak tamamlayan Nora Mörk’ün 14 golünün yetmediği, Rusya’nın akıl almaz bir uzatma sonunda kazandığı yarı finalde de tarihte ilki başarıp üst üste üçüncü altını almak isteyen Norveç bronz madalya maçına gitti, Hollanda’yı yenip istediğini aldı.

Trefilov
Evgenii Trefilov, 27 yıldır başında olduğu Rusya’da olimpiyat altınını da kazandı ve koleksiyonu tamamladı.

Finalde son 10 dakika hariç dağ biraz fare doğurdu. Oldukça düşük skorlu geçen, son 10 dakikasına kadar tamamen Rusya’nın kontrol altında tuttuğu maçta biraz Allison Pineau, biraz da Siraba Dembele’nin varlık göstermeye çalıştığı Fransa, savunmada çizgiyi kapatamadı. Turnuvanın en değerli oyuncusu Vyahireva’nın boş atış kaçırmaması ve Fransız kalecileri ritme sokmaması altını getiren ana etkenlerden biriydi.

Erkekler ise bambaşka bir hikaye. Herkesin ortak nefreti, toplama “transfer” oyunculardan kurulu Katar’ın A grubuna Hırvatistan’ı yenerek başlaması işin sevimsizleşebileceğinin işaretiydi, neyse ki çok sürmedi. Yeni gelen ekstra oyuncu kuralıyla kalecinin yerine oyuncu dahil edilmesi ve ekstra oyunculu hücumlar oyunun hem hızlanmasına, hem de skorun daha kolay çıkmasına yol açarken, hızlı oyuna hiçbir şekilde adapte olamamış Katar -ki turnuvayı hızlı hücum golü olmadan bitirdiler-  2015’teki dünya ikinciliğinin bir nevi “özel bir şans” olduğunu da göstermiş oldu. Grubun liderlik maçı olan Hırvatistan-Fransa mücadelesi, aynı anda çeyrekte Polonya’dan kaçma maçıydı ve Fransızlar sonları bol kavgalı geçen ve 2 kırmızı kartın çıktığı maçı “akıllıca” kaybederek istedikleri eşleşmeyi aldılar.

Erkeklerin Angola’sı ise ev sahibi Brezilya oldu. Kadınlarda dünya şampiyonluğu görmüş olmalarına karşın erkeklerde herhangi bir başarısı olmayan ev sahibi, son dünya üçüncüsü Polonya’yı yenerek başlayınca, B grubu karıştı. Son Avrupa şampiyonu Almanya ve Slovenya diğerleriyle aralarına fark koyup gruptan rahat çıkarken, grubun tamam ya da devam maçı olan mücadelede son finalist İsveç’in Polonya’ya 25-24 yenilmesi onları dışarıya iterken, Polonya’ya korkunç başlangıca rağmen çeyrek finali getirdi.

Erkekler çeyrek ya da yarı finallerinde sürpriz yok, ancak tarihin en üst düzey maçlarından ikisi vardı, orası kesin. Büyük ölçüde şampiyonun çıkacağını düşündüğümüz eşleşme olan Fransa-Almanya maçında Almanya’nın son 40 saniyede iki farkı kapatması ve 1 saniye kala Didier Dinart’ın Fransızların hesaplarına göre 113 derece açılı bir şekilde girdiği şutu buzzer beater’a dönüştürmesiyle gelen final bir tarafta, şut kullanma konusunda olimpiyat rekoru kırdığı maçta 18’de 10 yapan Mikkel Hansen’in uzatmada Polonya’yı dışarıya atıp Fransa’nın rakibi olması bir tarafta. Fransa-Danimarka finali çok şey vadediyor.

Karabatic

2011’de Malmö Arena’da bu finalin Avrupa Şampiyonası versiyonu oynanmıştı. Karabatiç-Hansen savaşı şeklinde geçen, normal süresi Bo Spellerberg’in 11 metreden attığı son saniye golüyle 31-31 biten ve Fransa’nın uzatmada 37-35 kazandığı tarihin en iyi finallerinden biri. Danimarka o döneme göre daha olgun ve tecrübeli. Özellikle pivotal güç konusunda Fransa’dan öndeler, kas gücü anlamında belki Fransa kadar ön plandalar ve atletizm eksiklerini kompanse edebilecek düzeydeler. Fransa’nın en büyük silahıysa kazanma alışkanlığı, başka bir şey değil. Tarihin en çok kazanan oyuncularından oluşan iskeletleri Almanya maçında neler yapabileceğini gösterdi. 2011’deki finalden daha zayıf bir kadroyla oynayacak olmaları pek bir şey değiştirmiyor. Yavaş yavaş bir savunma uzmanına dönüşen Mads Mensah Larsen ve Jesper Noddesbö’nün savunma sertliğini bir an olsun azaltmaması gerekiyor. Fransa’nın yumuşak karnı hücum-pivot işini nasıl çözeceğini göreceğiz.

Danimarka yıllar sonra istediği şampiyonluğu almanın kıyısında. Fransa ise “Les Experts” jenerasyonunun son olimpiyat altınını bekliyor. Her ikisinin de farklı nedenlerden dolayı kazanmaya hakkı var, finalin kötü olma imkânıysa yok.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kesişen Yollar

Kesişen Yollar

2 ay önce
Selef

Selef

2 ay önce