Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Son Yorumlar

    BisikletRonde Günlüğü: Şikâyet Yok!

    Bisiklet takviminin en özel anıtsal klasiklerinden Ronde van Vlaanderen start aldı. İnan Özdemir'in kaleminden bir Ronde deneyimi...

    1

    Okey taşlarının sesi, yeşil masa örtüsü, çay içmek için masa etrafında oturan yancılar, yabancı kelimelerle bezeli bir Türkçe… Bütün bunlar bana Lille’i hatırlatıyor. 2010’da ilk kez ziyaret ettiğim, Özdemir ailesinin birçok üyesini barındıran bu Kuzey Avrupa şehrinde amcamların en çok takıldığı yerin bir Türk kahvesi olması elbette bunun ana nedeni. Ben de düzenli aralıklarla buraya geliyorum ve yıllar içinde artık çoğunu tanıdığım bu yüzlerden “Ne istersin? Çay? Biere? Viski? Ayran?” sorularını işitiyorum.

    2019 Ronde van Vlaanderen’i izlemek için geldiğim bu topraklarda yine programım aynıydı. Cuma günü Brüksel’den Lille’e geldim, şehir merkezinde dolaştım, Ata Atay’ın da favorisi olan olağanüstü kitapçı La Furet du Nord’u gezdim, amcamlarla kahveye gittim, akşam Roubaix’deki kuzenime uğrayıp iki oğluyla top oynadım. Bütün bu süreçte elbette yarış da aklımdaydı. Nerede izlemeliydim? Oudenaarde’deki finişe mi gitmeliydim yoksa yaklaşık 60 bin insanla birlikte Oude Kwaremont’da mı beklemeliydim? Ronde’yi hangi açıdan görmeliydim? Kimlerle röportaj yapabilirdim? Aylar önce telefonunu bulduğum Belçikalı eski şampiyon Johan Museeuw amansız çağrılarıma cevap verecek miydi?

    Bütün bunları düşünürken Cumartesi geldi çattı ve kendimi Antwerp yolunda buldum. Daha doğrusu, önce Lille Europe Garı’na giden bir arabadaydım ve küçük amcamın “Değişmiş mi buralar, ne diyorsun?” sorusuna cevap vermeye çalışıyordum. Bana göre değişen pek bir şey yoktu. Lille Europe Garı’nın etrafındaki inşaat bitmişti; yeni, modern binalar da dikkat çekiyordu. Ama İstanbul’da yaşayan, her beş senede bir çevresinin, mahallesinin, takıldığı mekanların baştan aşağı değişmesini izleyen biri olarak Kuzey Fransa’daki küçük makyajlardan şaşkına dönmemiştim. Dolayısıyla “Bilmem ki…” cevabını vermem kaçınılmazdı, her ne kadar tatmin edici olmasa da…

    2

    Değişim meselesi Ronde van Vlaanderen’i de tarihi boyunca meşgul etmişti. 2011’de yarışın parkurunun değişmesi büyük tartışmalara yol açmış, De Muur’ün öneminin azaltılması, Paterberg-Oude Kwaremont bölümünün belirleyici hâle gelmesi bazı geleneksel bisiklet seyircilerini kızdırmıştı. Fabian Cancellara-Tom Boonen rekabetiyle ölümsüzleşen Muur, yarışın heyecanının tepe yaptığı noktaydı. Hem ikilinin yaşlanması hem de parkurun değişmesiyle birlikte Ronde de başka bir yarış olmuştu. 2019 yarışının startının yapılacağı Antwerp’e cumartesi günü giderken de bu meseleyi deşmek istedim.

    Ronde, spor yazarlığı yapmaya başladığım 2009’dan beri sık yazdığım bir yarıştı. Eurosport Türkiye’de yorumculuk yaptığım dönemde de birkaç kez anlatma şansım olmuştu ve bu deneyimler sırasında çalışma arkadaşlarımla birlikte altını çizdiğimiz bazı anlatılar vardı. Sonuçta, büyük spor etkinlikleri büyük klişeleri de beraberinde getirir. Ronde de hep dinî bir etkinliğe, yani ayine, bazen de karnavala benzetilir ve Flamanlarla Valonların tarihsel ayrılıkları ve birleşmeleri her sene, nisan ayında bisiklet konuşulan mecraların konusu hâline gelir. Edward Pickering’in son kitabı Ronde de bu klişelerin merkezinde başlıyor. İngiliz gazeteci daha girizgâhta, “Yazmaya başlarken kafamda Ronde’yi bütünüyle tanımlayacak büyük, birleştirici bir teori bulma arayışı vardı” itirafında bulunuyor. Ama kitap ilerledikçe bunun ne kadar zor bir uğraş olduğunu fark ediyorsunuz.

    Zira Ronde’yi sığdırabileceğiniz bir çuval yok. Tarihi boyunca Briek Schotte gibi karakteristik Flamanlar tarafından da, Philippe Gilbert gibi Ardennes dağlarında yetişen, Fransızca konuşan Valonlar tarafından kazanılmış… Mussolini yıllarının simge isimlerinden Fiorenzo Magni gibi bir İtalyan tarafından da tutkuyla sevilmiş, modern dönemin büyük İsviçrelisi Cancellara’nın da favorisi olmuş. Sonuçta, değişim sadece 2011’de bulmamış yarışı. Defalarca başlangıç noktası da finişi de taşınmış ama ne olursa olsun, her Nisan ayının ilk pazar günü yüzbinlerce Belçikalıyı sokağa dökmeyi, Eddy Merckx dışında iki tekerden kimseyi tanımayan sıradan seyircileri ekran başına oturtmayı başarmış.

    Dolayısıyla Pickering’in kitabı bana bir yandan klişelerime sarılmayı bir yandan da bunlardan kurtulmayı öğretti. Onun da sık sık altını çizdiği gibi Ronde artık modern bir yarıştı, Flaman toprakları da günümüz dünyasına uyum sağlamıştı, yani ünlü tek günlük klasik farklı tipte bir anlatıyı da beraberinde getiriyordu. 1940’ların şampiyonları bu topluluğun bugününü açıklamak için artık yeterli değildi. Dolayısıyla değişimi anlatan, bununla bir sorunu olmayan bir rehber bulmalıydım kendime…

    Basın kartımı alıp Antwerp’deki Hilton’a gittiğimde iki farklı rehber gördüm. İlk olarak Groupama-FDJ patronu Marc Madiot’ya rastlamıştım. Takım toplantılarının yapıldığı odanın dışında bacak bacak üstüne atmış şekilde bekleyen karizmatik Fransız, soru almaktan pek de hoşnut değildi. Bisikletin romantik, eski dönemlerini özlediğini belirten Fransız, yine de kısa cümlelerle eski Ronde parkurunu daha çok sevdiğini belirtti bana. “Neden klasiklerde iddialı olmuyorsunuz?” şeklindeki klişe soruma ise “Bütçe meselesi” yanıtını verdi. Zira Fransa Bisiklet Turu hedefleyen bir takım kurmak, yatırımınızı Thibaut Pinot üzerine yapmak daha mantıklıydı. Senede bir gün koşulan Ronde’yi hedefleyecek bir bütçe veya buna destek verecek bir sponsor bulmak zordu. Beş dakikalık röportaj bittiğinde kulaklarımda Madiot’nun kısa yanıtları vardı. Evet, belki, göreceğiz, bakalım…

    Neyse ki aradığım rehberi bulmam uzun sürmedi. Şu sıralar Katusha-Alpecin takımının sportif direktörlüğünü yapan Dirk Demol odanın öbür köşesindeydi. Tıpkı Madiot gibi kariyerinde Paris-Roubaix zaferi olan Demol, bisikleti bıraktıktan sonra direktörlük yapmaya başlamıştı ve Tom Boonen’dan Fabian Cancellara’ya kadar birçok büyük klasikçiyi çalıştırmıştı. Yani, tek günlük klasikler onun alanıydı. Kibarca bana zaman ayırabileceğini belirtti ve 15 dakikalık bisiklet tarihi yolculuğuna başladık.

    Dirk Demol ve Katusha-Alpecin takımından Marcel Kittel

    3

    Demol, eskiyle yeniyi objektif şekilde gören spor adamlarından. De Muur’ün belirleyici olduğu parkurda Cancellara ile zafere ulaşmasına rağmen yeni parkurun organizasyon için artıları olduğu kanaatinde. “İnsanların geleneğe önem vermesini anlıyorum. De Muur müthiş bir noktaydı. Ama senaryolar biraz daha ortadaydı. Mesela Cancellara ile beraber çalışırken nerede atak yapacağımızı biliyorduk, yarışı nerede kontrol edebileceğimizin farkındaydık. Ama şimdi hem parkur hem de eldeki bisikletçi havuzu işi farklı bir yere taşıdı.” Oradan sözü günümüze getiriyor: “Eskiden 4-5 favori olurdu. Şu an bu sayı 10-15’e yükselmiş durumda. Açık bir yarış var ortada.”

    Elbette günümüzden söz etmek istiyorum ama onu yakalamışken geçmişi biraz daha deşmemek imkânsız, Favori Ronde edisyonlarını soruyorum ve beklemeden 2013 diyor. Neden mi? “O Ronde’yi nasıl kazandığımızı asla unutamam. Fabian, Harelbeke’de gücünü kanıtlamıştı ama sonrasında Ronde’de herkesi mağlup etmesini izlemek inanılmazdı. Finişe doğru giderken arkasındaki arabanın içinden onu takip ediyordum, son 10 kilometreyi saatte 50 kilometre hızla gitmişti. O anları seyrederken ‘Wow!’ diyordum. Zira kişisel olarak bir bisiklet yarışı kazandığınızda bunun ne kadar zor olduğunu biliyorsunuz. Ama birinin böyle yarış kazandığını gördüğünüzde gözlerinize inanamıyorsunuz ve sadece ‘Wow!’ diyebiliyorsunuz.

    Peki diğer favorisi neydi? 2008’i işaret ediyor ve bana başka bir pencere açıyor.

    4

    2008 Ronde, Edward Pickering’in kitabının kilit karakterlerinden birinin zaferiyle sonuçlanıyor. Stijn Devolder’in… İngiliz gazeteciye göre Devolder, klasik Flaman bisikletçi tipinin son üyesi. Nedir bu tip? Yukarıda da andığım Briek Schötte’nin 10 maddede özetlediği, temelde yaşadığı zor şartlara, mücadele ettiği yağmura çamura, günlük hayatta karşılaştığı engellere rağmen şikâyet etmeden işini yapmayı sürdüren bir 20. yüzyıl başı tiplemesi. Bahsi geçen özellikleri modern dönemde üstlenen isimlerden biri de Devolder. Zira yakın dönemin Flaman şampiyonlarından Nick Nuyens, kesinlikle o isim değil. Varlıklı bir aileden gelen, üniversitede işletme eğitimi olan, akıcı şekilde İngilizce konuşan, kitapta modern Belçika’yı temsil ettiğini ifade eden bir 21. yüzyıl şampiyonu. Her yerinden star ışıltısı fışkıran Tom Boonen da o isim değil. Devolder ise tam tersi… Onunla konuşan gazetecilerin anlattığı üzere sessiz, içine kapanık, az konuşan, işini yapan ve kariyerini iki Ronde van Vlaanderen zaferi üzerinden taçlandıran bir eski zaman bisikletçisi.

    Demol, heyecanla 2008’i anlatmaya başlıyor: “Stijn Devolder’le aynı kasabadanız, onunla birlikte aylar boyunca bu amaç için çalışmıştık. Aylar boyunca… Mesela o senenin Milan-San Remo’sunu hatırlıyorum. Daha doğrusu, Stijn o yarışa katılmamıştı ama Milan-San Remo günü antrenman yapmıştık. Meerbeke’deki final, evine 50 kilometre uzaklıktaydı. Oraya gidip geldik. Peki kazanacağına dair güvenim tam mıydı? Hayır. Ama güçlü olduğunu biliyordum. Takımımızın lideri Tom Boonen’dı ve o da çok güçlüydü. Stijn ikinci kaptan gibiydi ve yarışın ortalarına doğru tırmanışlarda Boonen için çalışmıştı. Buna rağmen zamanı gelince kendi başına gitmesini de bildi, harikaydı. Tabii, tekrar söyleyeyim, aynı kasabadan olmamız her şeyin değerini artırmıştı. Onun çocukluğunu biliyordum. 2008 ve 2013, benim Ronde’lerim bunlar.”

    Stijn Devolder

    2008 üzerinde biraz daha durmak istiyorum. Zira o yarış, yol bisikleti taktiklerinin nasıl çalıştığı yönünde de bir ders niteliği taşıyor. Demol’ün o dönem çalıştığı Quick-Step’te Devolder için kavga verdiğini okumuştum bir yerde. Zira o dönem birlikte çalıştığı, bugün hâlâ Quick-Step’in klasiklerdeki patronu olan Wilfried Peeters, 2008’de liderleri Boonen’ın kazanmasını istiyormuş. Aynı takımın üyesi olan Devolder’e yeşil ışık yakmıyormuş. Demol, bıraktığım yerden sözü alıyor ve devam ediyor: “Bütün hayatım bisikletle geçti. Şuna tüm kalbimle inanıyorum. Her zaman en iyi senaryo liderinizle kazanmaktır. Ama aynı zamanda şuna da inanıyorum ki, eğer lideriniz en iyi gününde değilse ve elinizde yarış kazanmaya hazır olduğunu kanıtlayan, bunu gösteren bir başka bisikletçi varsa B Planı’nı devreye koymalısınız. Wilfried ile arabada tartışmıştık, o ‘Hayır, hayır, hayır. Aynı planda devam ediyoruz’ demişti. Ben de ‘Tom bu sene kazanamaz. Kazanamayacak. Bu çok belli. Stijn ise hâlâ oyunun içinde” diyerek yedek planı işaret ediyordum. Birkaç kere daha bunu tartıştık ve sonunda Wilfried ‘Ok. Stijn’a söyle, eğer bacakları güçlüyse, tek başına gidebiliyorsa gitsin’ demişti. O mesajı aldıktan 10 saniye sonra Devolder atak yaptı. 10 saniyede… Diğer yandan, bahsettiğim doğal bir süreçti. Zaten bu yüzden arabada iki kişi bulunduruyorsunuz. Tartışmak, beraber karara varmak için. İki kişi yarışı okumak, bunu yalnız başına yapmaktan daha mantıklı.”

    Sohbetimizin kapanışını ise bildik bir kıyasla yapmak istiyorum. Bugünlerde herkes Mathieu van der Poel ile Wout van Aert arasında bir modern yol bisikleti rekabeti yaratmaya çalışıyor. Ama rekabet söz konusu olduğunda akıllarda hâlâ Cancellara-Boonen düellosu var. İkisiyle de yıllarca çalışan Demol’e farkları ve benzerlikleri soruyorum: “Ortak noktaları, ikisinin de doğuştan lider olmaları. İki güçlü lider, iki güçlü fizik. Her açıdan bu tip yarışlar için doğmuşlar. Farkları şu, Fabian bütün yıl boyunca odaklanamazdı. Dönemleri, belli başlı periyotları vardı. Mesela tek günlük klasiklerden üç ay öncesi… Orada odaklanmaya başlardı ve sonra gözü başka hiçbir şey görmezdi. Tom bunu bütün yıla yayardı. Fabian tek başına pedal çevirirken daha güçlüydü, Tom ise sprintlerde… Doğal yetenek açısından kıyaslarsak Fabian biraz daha yetenekliydi. Fakat Tom bir savaşçıydı ve bunu yıl boyunca gösterirdi. Fabian ise bazen iki ay boyunca görünmez olurdu.”

    Telefonu çalıyor, o noktada onun toplantısı, benim de Antwerp’ten Lille’e dönüş yolum başlıyor.

    5

    Şikâyet. Flaman tipi, eski dönem bisikletçilerden bahsedilirken bu kelime hep kullanılır. Dönüş yolculuğumda da bu tiplemenin modern yansımasını deneyimleme şansım oluyor. Lille-Antwerp otobüsü, polis tarafından kenara çekiliyor ve bir saat boyunca bütün bagajlar ve yolcular kontrol ediliyor. Bir saat sonunda, hiçbir sakıncalı şeyin bulunamamasından sonra, yola çıkmamıza izin veriliyor. Tekrar harekete geçtiğimiz dakikalarda yaşlı şoför mikrofonu alıyor ve heyecanla anonsuna başlıyor. Önce Flamanca bir açıklama yapıyor, uzun uzun. Akabinde İngilizce’ye geçiyor. “Bu süreçte tek bir şikâyette bile bulunmadınız. Hiçbir yakınma duymadım. Tek bir tane bile…Büyüleyiciydiniz.”

    O anlarda bu yazıyı kaleme almaya başlıyorum. Muhtemelen siz bu günlüğü okuduğunuz sırada ben Oudenaarde’de yağmur altında ıslanıp 2019 Ronde van Vlaanderen’i izlemeye çalışacağım. Biraz çamura batacağım, biraz yorulacağım ama tek bir şikâyetimi bile işitmeyeceksiniz. Zira süreç boyunca kulaklarımda yaşlı şöförün “Yu ar febılıs” bağırışları olacak. Belki bir Schötte ya da Devolder değiliz ama biz de en azından bir otobüs soruşturmasından alnımızın akıyla çıktık. Ronde kazanmak kadar olmasa da bu da bir başarı… Yani…

    İlginizi çekebilecek diğer içerikler

    İnsanca, Pek İnsanca

    İnsanca, Pek İnsanca

    4 hafta önce
    Üç Adam

    Üç Adam

    1 ay önce