Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolPep’in En Zor Projesi: Manchester City

Guardiola'nın saha içindeki devrimleri son yıllara damga vurdu. Şimdi ise yapması gereken saha dışında!

Pep Guardiola, önümüzdeki sezon Manchester City’nin başında olacak. Transfer resmiyet kazandığında çok şaşırtmamıştı. Beklenen ve uzun süredir konuşulan buydu. Guardiola’nın bir takımın başında çok uzun süre kalmama prensibi ve Manchester City’nin ‘kazanan’ bir teknik adamla çalışma isteği sonunda birbirleriyle kesişmişti.

Fakat Manchester City ve sahipleri, sadece kazanan bir takım yaratma niyetinde değiller. En azından öyle gözüküyorlar. Uzun zamandır yaptıklarıyla bunu hissettiriyorlar. Futbolun beşiği olarak dünya futbolunda ayrı bir yere konulan İngiltere’de hemen her takım köklü bir tarihe, tarihsel bağlara dayanan bir kitlesel sadakata sahip. Manchester City de 126 yıllık geçmişiyle o kulüplerden biri. Fakat başarı kazanma ve başarıyı kulüp geleneği haline getirme konusunda çok başarılı olamadı. Dışarıdan gelen yatırımcılarından önce kulübün sadece iki şampiyonluğu vardı. Biri 1937’de, diğeri 1968’de; yani iki ayrı kuşağa hitap eden şekilde… Avrupa’da kazanılan tek başarı da 1970 baharında müzeye dahil edilen Kupa Galipleri Kupası’ydı. Bunlar, deplasmana gemiyle giden taraftar kitlesi için çok büyük problem olmayabilir. Fakat kulübün yeni sahipleri, Ada’ya son dönemde çok sık katılan para babaları gibi değiller. Onlar bir kültür oluşturma niyetinde gibi duruyorlar. Mesela bir ‘Abramovic’in takımı’ olarak adlandırılmak, onların istedikleri bir durum değil. O nedenle, kulüp yapısında oluşturulan çatıda İspanya futbolundan ve Barcelona külüründen tanıdığımız Txiki Begiristain ve Ferran Soriano gibi isimler var. Pep Guardiola da bu çatının önemli isimlerinden biri olarak düşünülüyor. Yani sadece önde yapılan pres, rekor kıran koşu mesafeleri ve hızlı paslar değil. Ama bu yeni bir kültür inşaası da Guardiola için bile zor bir hedef.

Guardiola, Barcelona altyapısında futbola başladı. A takıma çıkmasıyla takımdan ayrılması arasında 11 sezon var. Teknik direktörlüğe de bu kulübün B takımında başladı. Sonrasında A takım… Şampiyonluk ve kupalarla geçen dört sezonun ardından bir sene dinlendi ve Bayern Münih’te dolu dolu üç sene geçirdi. Barcelona ve Bayern Münih birbirlerine benzeyen kulüpler. Kendi liglerinin en iyi takımlarından. İki kulübün de üretmekten vazgeçmeyen bir altyapı kültürü var. Bu kültür kulüplere ve kulüp içinde barınan sporculara bir kimlik ve aidiyet yüklüyor. Sadece sporcular da değil. İki kulübün de 200 bini aşan üye sayıları var. Bu baraja ulaşan dünyada sadece üç kulüp mevcut (diğeri Benfica). Bu da bir taraftar-camia refleksi doğuruyor.

Barcelona da Bayern Münih de maddi olarak güçlü kulüpler. Buna rağmen transfer çılgınlıklarına girerken çok uzaklara bakmıyorlar. İki kulübün de yerli oyunculara duyduğu güven artık bir alışkanlık haline geldi.

Barcelona’nın Guardiola ile Şampiyonlar Ligi’ni kazandığı 2009 yılında, Manchester United ile oynadığı finalde sahaya çıkan 13 oyuncudan 7 tanesi İspanya doğumluydu ve hepsi altyapıdan çıkmıştı. Arjantin doğumlu Lionel Messi’yi dahil ettiğimizde altyapıdan çıkan oyuncu sayısı 8’e yükseliyor. Bayern Münih’in son resmi maçında (Wolfsburg) ise 5 tane Alman futbolcu yer alıyor. Bu sayı birçok İngiltere kulübü için çok gelebilir. Fakat Bayern Münih’te yetersiz bulunuyor. Zaten Guardiola’ya yöneltilen eleştirilerin başında kulübü Alman kimliğinden çıkartmaya çalışması geliyor. Guardiola, belki de olması gereken bir teknik direktör bakış açısıyla sadece iyi oyuncu – kötü oyuncu ayrımı yapıyor ama kulübün refleksi bazı değerlerin ve alışkanlıkların korunmasını öncelikli görüyor. Zaten Bayern Münih’i dünyadaki birçok dev kulüpten ayıran özelliklerinden biri burada yatıyor. Bayern Münih efsanesini saha içinden oluşturan isimler, kulübü yıllardır yönetmeye devam ediyor.

Guardiola belki de oyuncuların milliyetini ayırmıyor ama onun başarılarında yerli oyuncuların, özellikle de altyapıdan gelmiş oyuncuların katkısı yadsınamaz. Türkiye’deki yabancı sevdalısı taraftarları rahatsız edebilir fakat Avrupa’daki birçok başarılı takımın başarısında yatan gerçek bu. Manchester United’ın efsane sezonu, ’92 jenerasyonundan beslenmişti. Chelsea’nin 2012 yılında Şampiyonlar Ligi’ni kazandığı gece, ilk 11’de dört İngiliz oyuncu vardı, eğer Cüneyt Çakır yarı finalde Terry’ye kımızı kart göstermeseydi sayı beşe çıkabilirdi ve bu da neredeyse takımın yarısı demek oluyor. Milan’ın 2005’in rövanşını aldığı gece (2007) sahaya adım atan İtalyan sayısı dokuzdu. Peki ya Manchester City?

Manchester City bu sezon 42 resmi maça çıktı. Bu 42 maçın en az üçünde forma giyen İngiliz oyuncu sayısı sadece üç. Bu üç oyuncudan biri de takımın bankosu olan olan kaleci Joe Hart. Yani durum Barcelona ve Bayern Münih’in tam tersi. Bu Pep’in hemen değiştirebileceği bir durum değil. Zaten Bayern Münih tecrübesi de onun bu konuda hevesli olmadığını gösteriyor.

O nedenle bu serüven; Frank Rijkaard sonrası Barcelona’ya geçmekten de, Şampiyonlar Ligi kazanan Bayern Münih’e devralmaktan da daha zor. Guardiola çağımızın taktiksel anlamda en büyük devrimci teknik adamlarından biri olabilir. Fakat her zaman buna hevesli oyuncu grubu ve camialar buldu. Bu sefer daha tersi bir atmosfer onu karşılayacak. Üstelik ondan istenen de bu atmosferi baştan aşağı değiştirmesi olabilir. Bunu başarmak gerçekten çok zor. İzlemesi ise çok keyifli olacak.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Zaman Makinesi

Zaman Makinesi

6 gün önce
Futbol Adamı

Futbol Adamı

6 gün önce
Önce Eğlence

Önce Eğlence

1 ay önce