Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

BasketbolBir İhtimal Daha Var

Basketbol Şampiyonlar Ligi CEO'su Patrick Comninos'la Skype üzerinden buluştuk, Avrupa basketbolunun nasıl gelişebileceğine dair planlarını dinledik.

Patrick Comninos’un keyfi yerinde. Basketbol Şampiyonlar Ligi’nin CEO’su, pandemi arasından önümüzdeki sezon için ligin dört yıllık kısa tarihindeki en zengin takım havuzunu oluşturarak çıkıyor. Skype’ın ucundaki enerjik tavırlarını “Biz burada her zaman mutluyuz. Avrupa basketbolunun da ihtiyacı bu” şeklinde açıklayan Comninos’un, Avrupa basketbolunun gelişimi için yazmaya hazır olduğu bazı reçeteler de var. Dışlayıcı değil kapsayıcı olmanın, farklı pazarları harekete geçirmenin, yerel başarıyı ödüllendirmenin hangi kapıları açabileceğinin farkında. Detaylar için söz Comninos’ta…


Basketbol Şampiyonlar Ligi’ne geçiş yapan birkaç takımın yöneticileriyle konuştum ve sizinle yaptıkları görüşmelerden çok etkilendiklerini gözlemledim. İnsanlar pandemi sürecinde Şampiyonlar Ligi’nin agresif bir tutum sergilediğini düşünüyor ama yöneticilerin anlattığına göre görüşmelere çok daha öncesinde başlamışsınız…

Öncelikle ortaya koyduğumuz çabayı takdir ettiklerini duymak memnuniyet verici. Her zaman söylemeyi sevdiğim gibi biz kulüpler için düzenlenen bir organizasyonuz. Bizim için kulüpleri memnun etmek birinci öncelik. Onlara hak ettikleri saygıyı ve odağı gösteriyoruz ve bu sayede takımlarını büyütmelerine, daha iyi tanıtmalarına imkân sağlamak istiyoruz. DNA’mız böyle. Dürüst olmak gerekirse, Avrupa’daki her kulübe benzer bir bakış açısıyla yaklaşıyoruz. Geride kalan yıllarda 112 farklı takım turnuvalarımıza katıldı ve bu sezon da yeni 15-20 takımı kucaklamayı planlıyoruz. Kültürümüzün bir parçası bu. Misyonumuz, kulüplerle açık ve direkt konuşmalar yapmak. Bahsettiğin doğru, Şampiyonlar Ligi’ne yeni katılan takımlarla geçmişte de iletişimimiz olmuştu. Avrupa’daki tüm kulüplerle, kuruluşumuzdan beri temas halindeyiz. Bir kıtasal şampiyonada yer almak isteyen yüzlerce kulüp var ve misyonumuz onlara açık olmak. Bir anda ortaya çıkıp birkaç hafta içerisinde takımları ikna etmediğimiz doğru. Uzun süredir süregelen iletişimin sonucu aslında bu süreç. Bahsettiğim iletişim illa ki Basketbol Şampiyonlar Ligi’ne katılıp katılmamaları hakkında değildi. Yalnızca doğal bir tavırdı bu, Avrupa’da yaratmak istediğimiz kulüp basketbolu ortamına uygun olarak Galatasaray ve Darüşşafaka gibi geçmişte EuroCup kazanmış, akabinde birer sezon EuroLeague oynamış takımlarla konuşmak önemliydi. Mevcut farklı modelleri tartıştık, bir kulüp için tek sezon EuroLeague’de oynayıp sonra geri dönme fırsatı bulamamanın ne anlama geldiğini konuştuk.

Bence görüşmelerin satır başlarından biri şuydu: Kulüplerin çoğu için güvence, istikrar gibi konular gitgide daha önemli hale geliyor. Bu da günün sonunda tam olarak BCL’in sunduğu şeyler zaten. Bu görüşmeler, pandemi krizinden dolayı ivmelenmiş olabilir ama kesinlikle iletişimimizin başlangıcı çok daha eskiye dayanıyordu.

UEFA da dahil olmak üzere spor dünyasında uzun yıllardır görev yapan biri olarak sizce Avrupa basketbolunun en büyük problemi ne?

Bir sporun gelişmesi için tüm paydaşların devrede olduğu bir yapıya ihtiyaç var. Federasyonlar, ligler, kulüpler ve basitçe spor piramidi olarak tanımladığım tüm unsurlar. UEFA’nın uzun yıllardır başarıyla yaptığı şey, her daim bu piramide saygı duyup yerel liglerde elde edilen başarılara değer biçip o takımları kıtasal şampiyonalara katılım hakkıyla ödüllendirmesi. Bu, bizim için de olmazsa olmaz. Yerel liglerin güçlü olmasının tek yolu bu. Şampiyonlar Ligi’nde yarattığımız sistem de tam olarak bu, iç rekabet. Bir iş modelinin yatırım çekebilmesinin tek yolu budur. Eğer bir yatırımcı bir kulübe kaynak sağladığında ligde başarılı olup Avrupa’da yarışma hakkı kazanacağını bilirse, yatırım yapma ihtimali artar. Ne kadar yatırım yaparsa yapsın, yerel ligi kazansa dahi Avrupa’nın en iyilerine karşı oynama şansı bulamayacağını bilirse, yatırım yapma motivasyonu kalmaz. Avrupa basketbolunun temel problemi de bu. Premier Lig’deki Leicester örneğini vermeyi severim bu konuda. Leicester örneğinin ne kadar büyük yatırım fırsatları doğurduğunu görüyoruz. Herkes, Premier Lig’de bir takım satın almak istiyor. Neden? Çünkü bir hayalleri, bir fırsatları var. Evet, bu küçük bir ihtimal belki ama spor, bu hayali sunmaktan ibarettir zaten. Bu sebeple temel yapısal sorunların başında, yukarıda bahsettiğim piramide çoğu zaman saygı duyulmaması yatıyor. Bizim için daha berrak bir yapı oluşturmak önemli. Kulüpler, bir Avrupa kupasında oynamak için ne başarmaları gerektiğini bilmeliler. Temmuz’a kadar bekleyip “Acaba bizi alacaklar mı?” diye arafta kalmamalılar. Katılım konusunda açık kurallar ve regülasyonlara ihtiyaç var. Bizim kurduğumuz düzende bu mevcut. Herkes bu sayede geleceğini öngörebiliyor ve buna göre plan yapabiliyor.

Planlamadan bahsetmişken Şampiyonlar Ligi’nin, sezonun gidişatıyla ilgili kararını EuroLeague organizasyonlarına göre çok daha erken vermesi takımların kararlarında ne kadar önemli oldu?

Bence Mart ayında verdiğimiz karar, en iyi ya da en kötü karar olmayabilir ama temel değerlerimizden, kulüplere açıklık sağlamayla bağlantılıydı. Bu sayede kulüplerin oyuncularını antrenman yapmaya devam etmek zorunda bırakmalarının önüne geçtik. Yerel ligler, Almanya ve İspanya örneklerindeki gibi, bunu bir şekilde yapabilir fakat uluslararası bir ortamda bugün sahip olduğumuz imkânlarda bile seyahat sınırlıyken pek gerçekçi değildi. Kaçınılmaz olanı geciktirmenin bir manası yoktu. İhtiyacımız olanı yaptık ve takımlara bir kesinlik sunduk: Beklemenize gerek yok, oyuncularınızı tutmanıza gerek yok. Ligler de bir bir iptal edilirken Türk Telekom gibi takımlara beklemeleri gerektiğini söylemek doğru olmazdı. Bizim için mantıklı olan buydu. Sezonu kapatıp, yeni sezon için temiz bir sayfa açmalarına fırsat verdik bu sayede. En iyi kararı verdiğimizi iddia etmiyorum ama tüm seçenekler arasında bizim için en mantıklısı buydu.

Geride kalan yıllarda gördük ki Avrupa ekonomisi basketbolu finanse etmek için kendisine yetemiyor. Bu yüzden Amerikalı yatırımcılarla alakalı gelen haberler önemliydi. Geçen yıl NBA ve Çin arasındaki krizi düşününce, Asya pazarıyla da yatırım ya da yayın hakları konusunda temaslarınız oldu mu? Gelecek planlarınız neler?

Çok yerinde bir nokta. Birkaç ay önce açıkladığımız yeni yatırımcılarımızla başlayayım. Dışarıdan bakan biri olarak Avrupa basketbolunda olup bitenlerle alakalı basit bir gözlem yapabilirsiniz. Popülarite çıtası şuradaysa (Eliyle yukarıda bir seviyeyi işaret ediyor.) yaratılan ticari değer bunun çok çok altında. Bu, iş deneyimi olan, yeni fırsatlar peşindeki herkes için mantıklı bir yatırım fırsatı anlamına gelir. Basketbol ekosistemindeki herkesin kendine sorması gereken soru da bu: Ticari değeri, popülerlik seviyesine nasıl yaklaştırabiliriz? Futbol örneğinden gidelim. Evet, futbol çok daha popüler bir spor ama futbol ve basketbol arasındaki gelir farkı, popülarite farkının katbekat ötesinde. Amerikalı yatırımcılarla konuşurken popülerlik ve ticari değerle alakalı rakamları gördüklerinde bir şeylerin daha iyi yapılabileceğine eminlerdi. Basketbol Şampiyonlar Ligi’ni büyüterek, temel değerlerine saygı göstererek, ayrıştırıcı değil kapsayıcı davranarak organik bir şekilde büyüyebiliriz. Bu da çok önemli çünkü halihazırda basketbol, kendi yaratmadığı bir parayla dolduruluyor. Bir futbol kulübü basketbol şubesine para pompaladığında bu, basketbol ekonomisinin başarısı olmuyor. Bizim için organik büyümek çok önemli, bir işin kendi kendisini destekleyebilmesi gerek.

Bir diğer önemli konu, tüm bu çabaların küresel stratejimizle nasıl örtüşeceği. Şunu unutmamalıyız ki FIBA, kıtalararası bir yönetim organı ve 213 üyesi var. Yarattığı etki ve ilgi de Avrupa’yla sınırlı değil. Geride kalan aylarda açığa kavuşan bir konu da FIBA’nın ana stratejik sütunlarından birinin kıtasal kulüp şampiyonaları olduğu. Yakın geçmişte Amerika Basketbol Şampiyonlar Ligi kuruldu, Güney Amerika’daki kuzenimiz. NBA’le Basketbol Afrika Ligi için partnerlik yapıyoruz. FIBA Kıtalararası Şampiyonası’na NBA Gelişim Ligi’nin şampiyonunu dahil ettik. Kulüp ekosistemi, BCL’in ve yatırımcıların gözünde Avrupa’yla sınırlı değil. Hep bu yönde adımlar atıyoruz ve BCL’i kıta dışında popüler hale getirmeye çalışıyoruz. Elbette bu çok daha uzun soluklu bir vizyonun ve geniş çaplı bir stratejinin parçası. Hâlâ dört yaşındayız ve aşırı karmaşık Avrupa kulüp basketbolu içerisinde kendimizi kabul ettirmeye çalışıyoruz.

Birçok büyük takım yeni sezonda Şampiyonlar Ligi’ne geçiş yaptı. En merak uyandıran ise Panathinaikos ve takım sahibi Dimitris Giannakopoulos’un açıklamalarıydı. Şampiyonlar Ligi’ne katılmayı seçmeseler dahi BCL ile ilgili çok olumlu sözler sarf etti, Cenevre ofisinizde nasıl yankılandı bu açıklamalar?

Elbette yüreklendiriciydi. Söylediğim gibi, sadece dört yaşındaki bir oluşumuz ve hedeflediğimiz zirveyle aramızda hâlâ uzun bir yol var. Bu tür olumlu açıklamaların Avrupa’nın en büyük kulüplerinden birinden gelmesi bizi onurlandırdı. BCL’in ortaya koyduğu şu, bir vizyonu ve misyonu var, daha da büyüme potansiyeline sahip ve kıtada etki yaratabilecek bir organizasyon olduğu aşikâr. Hep söylediğim gibi, Avrupa basketbolunun mevcut manzaranın değişebileceğine dair tartışmaları başlatabilir. Şu an Avrupa’daki sistemin ideal düzen olmadığını kabullenmeliyiz. Bu da kulüp basketbolunu büyütmenin önündeki engellerden biri. Kendi modelimizi anlatıp insanları bir şeylerin değişebileceğine ikna etmemiz gerekiyor. FIBA’nın yaptığı, gözle görülür bir yatırım ortaya koyup yarışmayı büyütmek ve yeni bir model ortaya koymak. Bence günün sonunda, Avrupa’da karşımıza çıkan şey, sporun nasıl gelişebileceğine dair farklı modeller ve farklı felsefeler. Biz, bu ayrımın kapsayıcı, organik büyümeyi hedefleyen tarafındayız. Birkaç kulübün bağımsız olarak büyümeye çalıştığı, kalın sınırları olan tarafta değil. Dimitris Giannakopoulos’un altını çizdiği konu da bu iki model arasındaki farklardı. EuroLeague’in bir parçası, o model hakkında fikirleri var ve birçokları gibi o da bizim modelimizin ne ifade ettiğine, vizyonumuza tanıklık ediyor ve günün sonunda kıyaslamalarını yapıyor. Bu sözler, basketbol çevreleri için önemli bir mesajdı.

Temasta olduğunuz A lisans sahibi başka kulüpler var mı?

Halihazırda misyonumuz pazara çıkıp bir A lisans sahibi takımı tarafımıza çekmek değil. Bu şekilde çalışmıyoruz. Yaptığımız, sadece organizasyonumuzu büyütmek. Alternatif ve seçim hakkı sunmak. Kendine has bir ekosistemimiz var ve burada kulüpler seçme hakkına sahip. Rekabeti büyütmek için ideal yol olmayabilir ama mevcut düzen bu ve bu şartlarda çalışmalıyız. Kulüpler seçim yapacağı zaman, bizim sorumluluğumuz, vadettiklerimizi mümkün mertebe daha çekici, daha anlamlı, daha sürdürülebilir hale getirmek. Özellikle bu dönemde önem kazanan finansal istikrara büyük önem atfeden, spesifik bir modele sahibiz. Yerel liginde başarılı olan her takımın Avrupa’da yarışma imkânına sahip olması gerektiğine inanıyoruz. Minimum bütçe sınırımız yok örneğin. Düşük bütçeli bir şampiyonu dışarıda tutmak ya da ona zorla para harcatıp takip eden beş sezon borç ödetmek istemiyoruz. Basketbol Şampiyonlar Ligi’ne katılan bir takım, rekabetçi olabilmek için güçlenmesi gerektiğini biliyor ama kulüpleri buna mecbur tutamayız. Basketbol Şampiyonlar Ligi’nde oynamak için kredi çekmelerini isteyemeyiz. Umudumuz, bir Avrupa kupasına katılmanın finansal tarafta onları güçlendirmesi, ticari değerleri artırması. Dijital stratejimiz üzerine çok çalışıyoruz ve sosyal medyada bir numaralı şampiyonaya sahibiz. Katılan kulüpler, sponsorlarına gayet güzel tanıtım fırsatları yaratabileceklerini biliyorlar. Ortaya koyduklarımız bunlar, bu tür kriz anlarında daha da önem kazanıyorlar. Yoksa gidip ağaçtan meyve toplar gibi bir A lisanslı kulüp çekmek niyetinde değiliz. Bir model sunuyoruz ve parkede hak eden herkese kucak açıyoruz.

Giannakopoulos’un dikkat çeken sözlerinden biri de birkaç yıl önceye dek EuroLeague’in bir rakibi olmadığı ama artık Şampiyonlar Ligi’nin rekabete hazır olduğuydu. Avrupa basketbolu, 2000’deki çift başlı yapıyı yeniden yaşamaya ne kadar yakın?

Vizyonumuz, tüm kulüplere açık olan, kucaklayıcı bir yarışma ortamı yaratmak. Bu yıl otuz ülkeden altmışın üzerinde kulüpten katılım mektubu ulaştı elimize. Mesajımız, değerlerimiz değişmeyecek. Çok popüler, çok üst düzey bir lig olmasa da şampiyona her zaman kapımız açık olacak. Kül kedisi hikâyelerini hepimiz severiz öyle değil mi? Kapsayıcı olmak, organik büyüme bununla alakalıdır zaten. Örneğin geçen sezonun sürprizi Macaristan’dan Falco Szombathely’yi ele alalım. Dolu salonda maçlarını oynadılar, üst düzey rakipleri ağırladılar ve şu anda Macar medyasından, Macar sponsorlardan ciddi bir ilgi var Şampiyonlar Ligi’ne. Sporunuzu büyütmenin yolu budur. Eğer Falco Szombathely ne yaparsa yapsın örneğin Galatasaray’la karşılaşma imkânına sahip olamayacaksa nasıl büyüyebilirler ki? Bizim için önemli olan, kulüplere büyüme fırsatı sunup onlara bu yönde yardımcı olarak bir şampiyonaya katılma fırsatı tanımak. Popülerlik ve gelirler arasındaki makası daraltmak zorundayız. Bu hedef uğrunda doğru olduğuna inandığımız modelle çalışmaya devam ediyoruz. Kulüplerin bu modeli daha da gelişme potansiyeline sahip olarak görmeleri beni memnun ediyor ve misyonumuz daha da zorlu hale geliyor. Her sene büyümeye devam etmeliyiz ve kulüplerimizin hayallerine, inançlarına uygun hale gelmeliyiz.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler