Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

GenelHiç UnutmamOYUNBOZAN: TRABZONSPOR ‘90

Trabzonspor, 19 Eylül 1990'da Barcelona'yı yenmişti. O tarihi günü tanıklarına sorduk.

Tarih: 19 Eylül 1990.

Yer: Trabzon, Hüseyin Avni Aker Stadyumu.

Avrupa Kupa Galipleri karşılaşmasında Bordo-Maviler, İspanyol temsilcisi Barcelona’yı ağırlıyor. Bir önceki haftasonu Trabzonspor kendi evinde Adanaspor ile berabere kalmış. Barcelona’nın efsane teknik direktörü Johan Cruyff’a Trabzonspor’un ligdeki gidişatı hatırlatıldığında, “Her maçın havası ayrıdır” diyor. “Ligin havası başkadır, kupanın havası başka.” Yine de kendinden çok emin. Bir başka gazetecinin “3-5-2” sistemiyle ilgili sorduğu soruyu “Numaralar sadece futbolcuların sırtındadır” şeklinde yanıtlıyor. “Benim bildiğim sistem; topa hakim olduğun zaman hücum, kaybettiğin zaman ise savunmadır.” Gel gör ki Cruyff’un sistemi 19 Eylül günü işlemiyor ve İspanyol devi sahadan 1-0 mağlup ayrılıyor.

‘Trabzonspor anlatısı’nın en unutulmaz maçlarındandır Barcelona galibiyeti. Aradan çeyrek asır geçti; taraftarın hâlâ dilinde. O dönem takımın başında bulunan teknik direktör Özkan Sümer; sahadaki futbolculardan Hamdi Aslan, Mehmet Soykök, Soner Boz; takımın golcüsü Hami Mandıralı ve maçı sesiyle milyonlara aktaran Ümit Aktan’la efsane maçı yıldönümünde konuştuk.

* * *

Soner Boz

Barcelona’nın şu anki konumu ne ise o zamanki konumu da oydu; güç olarak, takım olarak, kadro olarak. Kendi liginde 18-19 haftadır yenilmiyordu. Biz onlarla eşleştiğimizi ilk öğrendiğimiz zaman şok olduk; hem sevinç hem hayal kırıklığı yaşıyorduk. Televizyonda hayranlıkla seyrettiğimiz futbolculara karşı oynayacaktık, onun bizde müthiş bir heyecanı oldu.

Hamdi Aslan

Avrupa’da daha önce oynamış olsak da tecrübeli sayılmazdık. Barcelona’ya karşı forma giyecek olmanın keyfini yaşayacağız diye bakıyorduk meseleye. Burada oynadıktan sonra Barcelona’ya gideceğiz, İspanya’yı göreceğiz falan… Yani maçla ilgili büyük beklentilerimiz yoktu. Neticede o dönem Avrupa’nın en büyük oyuncuları onlardaydı. Maçın keyfini çıkarmaktı niyetimiz. Ama atlanmaması gereken, o dönem bizim takımın da bir özelliği vardı; iç saha maçlarımızda çok iyi top oynuyorduk, kolay kolay da kaybetmiyorduk. Biz çıkıp Barcelona’yı yeneceğiz diye iddia etmiyorduk; ama öte yandan da iyi bir mücadele ortaya koymak istiyorduk.

Özkan Sümer

Barcelona kurasını çektiğimiz zaman inanılmaz bir umutsuzluk oluştu. Takım olarak o dönem ürkütücü bir performansları vardı. Kesin yenileceğiz algısı vardı bizim toplumda. Takımımız da yeniydi, uluslararası deneyimi olmayan bir oyuncu grubumuz vardı. Tüm bunlar dikkate alındığında maçın kayıp hanesinde olacağı düşünülüyordu tabii.

Hamdi Aslan

Rakibin ne kadar iyi olduğunu bildiğimiz için kendimizi öyle motive etmiştik; Barcelona’ya karşı oynayacağız… Cruyyf’un takımına karşı… Düşün ki ben Cruyyf’u ‘74 Dünya Kupası’nda, sinemada izlemişim. Cruyyf herkes gibi benim için de büyük bir idol. Maç öncesi sahada ısınırken Soner’e “Topu Barcelona kulübesine at da” dedim, “Cruyff’u yakından göreyim.” Top gitti, ben baktım Cruyyf’e, gülümsedim. Baktım o da gülümser gibi oldu, eliyle attı topu bana. O saniyelik selamlaşma benim futbol hayatımda hiç unutamayacağım bir an oldu.

Soner Boz

Cruyff’un maç içerisinde çok tedirgin olduğunu hatırlıyorum, yüz ifadesi falan durgundu; bizi hiç böyle beklemiyordu. Zannediyorum ki Barcelona’lı futbolcular da bizi maçtan önce pek ciddiye almıyorlardı. Karşılarında bilinçli ve istekli bir takım gördüklerinde epey şaşırdılar. Ama o saatten sonra saha içinde ne kadar istesen de toparlayamazsın işte. Biz seyircinin de desteğiyle havaya girmiştik. Ben sağ tarafta oynuyordum. Öyle bir atmosferde futbol oynuyor olmak genç bir oyuncu olarak kendime güvenimi arttırmış olmalı ki bu da sahaya yansıyordu.

Özkan Sümer

Onlar bizi sıradan bir takım olarak görüyorlardı. Zaten kendilerini bilip de oynasalar bizim o sonucu almamız pek kolay olmazdı. Biz onların bizi hafife almalarından istifade ettik; ancak maç öncesi yoğun bir şekilde özel çalışma da yapmıştık. Ama bu çalışmalar Barcelona’nın etkinliğini yok etmeye yetecek şeyler değil de ‘kendi potansiyelimizi nasıl ortaya çıkarabiliriz, varlığımızı daha etkin nasıl kullanabiliriz’e dönüktü. Maç esnasında çocuklar umduğumun da üzerinde çok özverili ve güzel bir mücadele verdiler. Dengeli bir mücadele ümit ediyorduk ama gol atmak da müthiş oldu. Maçın sonunda medyadaki yansımalar da tabii… Görüyorsun ki Trabzonspor tarihinde hâlâ çok önemli bir yer tutuyor bu maç.

Soner Boz

Özkan Hoca her zamanki gibiydi, normalden daha farklı bir motivasyonu olmadı. Maç öncesinde gerekli çalışmaları yaptırdı, gerekli taktikleri verdi ve sahaya çıktık. Biz bireysel olarak çok hırslandık. Onlara karşı oynuyor, maça çıkıyor olmak zaten başlı başına bir motivasyon kaynağıydı. Sonra seyirciler… Onlar inanılmazdı.

Mehmet Soykök

Futbol kariyerimizde öyle bir maç oynuyor olmak dahi çok önemliydi bizim için. Çok iyi organize olduk, şartlandık. O dönemin takım arkadaşlığı çok başkaydı. Öyle ki hâlâ görüşür o jenerasyon birbiriyle. Dışarıdaki dostluk, arkadaşlık sahaya da yansıdı. Sahaya çıkana kadar karşımızdaki Barcelona idi, ama oynamaya başladıktan sonra karşımızda artık sadece ‘bir takım’ vardı. Çünkü o zaman hepimiz sorumluluk içgüdüsüyle hareket ediyorduk. Üzerimizde taşıdığımız formaydı, sıradan bir tişört değildi bizim için. O dönemin Trabzonsporlu futbolcuları, ben de dâhil, bir iç maçta yenilmek bir kenara berabere dahi kaldık mı tesislerden çıkıp şehre inemiyorduk. Utanıyorduk yani insanların yüzüne nasıl bakacağız diye. Bizden önceki jenerasyonlar da böyleydi. Onların da böyle unutulmaz başarıları vardır, Liverpool maçı gibi. Biz de o gün galip gelerek Trabzonspor’un o efsaneleriyle beraber tarihteki yerimizi aldık.

Hamdi Aslan

Sahaya çıktığımız o ilk anda herkes gibi biz de kaybetmeyi en olası sonuç olarak görüyorduk. Ancak tribünde müthiş bir taraftar vardı. Gündüz maçıydı ve 11-12 gibi tüm stat dolmuştu. Maç öyle bir atmosferde oynanıyordu ki belki de 90 dakika boyunca Özkan Hoca’yı hiç duymadım ben. Biz sahada sadece maçın coşkusunu yaşadık. Elimizden geleni fazlasıyla ortaya koyduk.

Ümit Aktan

Maçı ben anlatıyordum ve tabii çok güzel bir seyirci vardı tribünde. O seyirci takımın motivasyon kaynağıydı ama benim yine de şunu söylemem gerekir; Trabzon’un Liverpool’u 1-0 yendiği maçı da anlatmış biri olarak iki maçın atmosferini kıyaslandığımda Barcelona maçı seyirci bakımından sınıfta kalır. Liverpool maçı anlattığım, yaşadığım en unutulmaz maçlardandır.

Özkan Sümer

O zamanın taraftarı başkaydı. Bugünkü gibi takım iyi olsun da destekleyelim diye bir anlayış içinde değildi. Aksine takım iyi oynasın diye tezahüratını yapardı. Başarıda katkım olsun isterdi. Barcelona maçında taraftar başından beri oyuna dahildi.

Mehmet Soykök

Barcelona ilk sahaya çıktığında o tezahüratlar, ıslıklar, çığlıklar… O takım neye uğradığını şaşırmıştı yani. Benim karşımda Goikoetxea vardı. Genelde onu tutuyordum. İyi hatırlıyorum; topsuz alanda Goikoetxea tribünlere bakıyordu. O tribün görülmeye değerdi o gün.

Ümit Aktan

Maçın başlamasına dakikalar kala Bülent Karpat saha kenarında röportajlar yapıyordu. Cruyyf’un yardımcısıyla aşağıda İngilizce konuşuyor, bir soru sordu İngilizce, bir cevap aldı. Sonra yine bir soru, bir cevap daha. Derken röportajı tamamladı, “Şimdi” dedi, “Yukarıda Ümit Aktan’a dönüyoruz.” Fakat Türkçesi yok konuşmanın. Unuttu onu çevirmeyi. Kendi anladı ya tüm Türkiye anladı sanıyor. Halbuki ekranda İngilizce bir röportaj. Hemen sonrasında da maç başladı. Ben maçın ilk beş dakikasında hem maçı anlatmaya çalıştım, hem de aşağıda konuşulanın özetini vermeye. İşkence gibiydi bana. Biraz evvel şu şu söylendi diyorum; gol pozisyonu oluyor o arada, maça dönüyorum tekrar. “Sonra ikinci soruya da şöyle şöyle cevap verdi…” O sırada Hami alıyor topu, Hamdi’ye atıyor falan. Yani o maçın ilk beş dakikası hem maç anlatıcılığı hem tercümanlık yaptım.

Özkan Sümer

Ben o maçın heyecanı içinde hakeme yüklendim biraz bağırıp çağırarak falan. Hakemin benim lisanımı anlaması mümkün değil, o rahatlıkla da bağırıp çağırıyorum; fakat sesin yüksekliğinden, tonundan pek iyi şeyler söylemediğimi anladı ve beni dışarı atmaya doğru yöneldi. O yöneldiği an ben de yardımcım İlyas’ı (Akçay) azarlamaya başladım. Bağırıp çağıran oymuş gibilerinden. Bu taktikle atılmaktan kurtardım.

Mehmet Soykök

Maç boyunca öncelikle hep gol yememeyi düşündük. En azından diyorduk, atamasak da onları durdurabilmeli. Ondan sonra yavaş yavaş bizim ileri ucumuzda Orhan olsun, Ünal olsun, oyuna sonradan giren Hamdi olsun etkili, her an gol atabilecek oyuncularımız vardı. Dakikalar ilerledikçe durumu dengelemiş gibiydik ve gol atabileceğimizi düşünüyorduk. Attık, hatta ikinciyi de kaçırdık. Onlar da çok pozisyona girdi tabii.

Hamdi Aslan

O müthiş mücadelenin tek golünü atmak bana nasip oldu. Maç boyunca bana belki beş-altı defa top değdi; işte biri de gol oldu. Rakibi kovalamaktan top da çok yapamıyorduk ki… Ama o gol, ömürlük oldu. Şöyle ki futbol hayatımda 150’ye yakın gol attım; ama beni futbolseverlerin çoğu hala o golle hatırlıyor. Golden sonra taraftara koştum. Trabzon’un en fanatik taraftarlarının olduğu tribüne; Erdoğdulular’dı sanırım… Koşarak tellere sıçradığımda kramponlarım kaydı ve elim tele takıldı. Hemen pansuman yaptılar elime, ağrısını birkaç gün sonra duymaya başladım. O an zaten golün sevinciyle her türlü acıya dayanırdım.

Soner Boz

Galip geldiğimizde, hatırlıyorum, medya bizi kral ilan etmişti, oysa biz hâlâ birbirimize “Barcelona’yı biz mi yendik?” diye soruyorduk.

Hamdi Aslan

Maçtan sonra keyif bambaşkaydı, şampiyon olmuşuz gibi… İkinci maça biraz seyahat amaçlı gittik. Maçtan önce bile şehirde yürüyor, geziyor, alışveriş yapıyorduk. İyi bir sonuç alacağız diye bir beklentimiz yoktu açıkçası.

Soner Boz

Rövanş öncesinde ofsayt çalışması yapmamıştık, ama Barselona’da iki kere ofsayt çıkışı yapıyormuş gibi yakalandık. Topu almak için defansı öne çıkarınca adam paylaşımında boşluk oluştu ve arkaya atılan toplarla golleri yedik zaten. Yedinin ikisi o şekilde. Özkan Hoca maçtan sonra, “Size kim söyledi ofsayt çıkışı yapın diye, ben böyle bir şey söyledim mi?” diye bizi biraz fırçalamıştı. Onların taktik çalışmasına yenik düştük biz.

Hami Mandıralı

En anlamlı, en özel olan şeyin kendisi zaten o tarihte ‘Barcelona’ya karşı’ oynamaktı. Oyuncuları hayranlık duyduğumuz bir takım. Sonra Cruyff gibi bir efsane çalıştırıyor. Varlığıyla, pozitif futboluyla bir dehâ. Bizim için bu başlı başına bir değerdi. Ben Trabzon’daki maçta oynamadım. Sakattım sanırım. Ama Nou Camp’taki maçta forma giydim. Ve oradaki ilk golü attım. Kızım doğduktan iki gün sonra. Bu yüzden benim için unutulmazdır. Güzel de bir goldü, hatta Türkiye’de yılın golü seçildi. Bakın biz ikinci maçta yenildik, ama hâlâ ilk maçı konuşabiliyoruz. Çünkü o maç sayesinde Trabzonspor’un tarihinde “Barcelona’yı yendik” diye bir ibare var. Hem de en şaaşalı dönemlerinden birinde. Bu çok güzel bir şey futbol tarihimiz adına, bizim adımıza.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler