Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolSaha DışıOfisten Öneriler #5

Socrates ofisinde ne okunuyor, ne izleniyor ve ne bekleniyor? Kutay Ersöz seçimlerini yaptı.

Artık her pazar günü, Socrates ofisinden bir editör, o dönem dinlediği, izlediği, okuduğu şeylerden oluşturduğu seçkiyi, merakla beklediği bir spor etkinliği ile birleştirerek sunacak. Bu hafta görevi ben devraldım.

Ne izledim?

Son dönemde Arda Turan’ın kariyerine en başından tekrar baktım. Haliyle kendimi Youtube’da buldum ve Arda Turan hakkında yapılmış programları, belgeselleri, röportajları bir kez daha izledim. Hatta daha önce izleyemediklerimi de yakalamış oldum. Türkiye’nin en çok konuşulan, en çok tartışılan ama en sonunda en pahalı bedelle Barcelona’ya transfer olan oyuncusu Arda Turan’ın çalımlarından ve gollerinden çok hayatının çıkış noktalarını yeniden yakalamaya çalıştım.

İzledikleri arasında en çok sevdiğim Cüneyt Özdemir’in 5N 1K programı içinde yayınlanan ‘Onun Hikayesi’ oldu. En yakın tanıklarının Arda ile ilgili anılarını anlattıkları 45 dakika, beni doyurdu. Zaten bir kişi yerinde birçok kişinin kısa cümleler, araya moderatör girmeden hazırlanan bir program benim için her zaman daha akıcı olmuştur.

Onun yanı sıra Barcelona Kulübü’nün hazırladığı ve daha önce de defalarca izlediğim Bayrampaşa Dream, Atletico Madrid’in Bayrampaşa’ya gelerek hazırladığı kısa video ve Arda’nın Atletico Madrid günlerinde 32. Gün’de Umur Birand’a verdiği röportajı izledim.

Arda çok tartışılıyor. Seveni de sevmeyeni de çok. Ama 5N 1K programının sonunda da söylendiği gibi; ”Arda hayatımızdan çıkmayacak, Arda hayatımızda olmaya devam edecek”. Bu sayede buna benzer daha çok yapım izleyeceğiz gibi duruyor.

Ne dinledim?

Aslında buraya Cengiz Kurtoğlu koyacaktım. Yılbaşında yeniden sahneye çıkması ile popüler olmuş ve yeniden dinlemeye başlamıştım. Ama son dönemde ilgim yine eskisine döndü. Bir de yakın arkadaşlarımdan gelecek tepkilerden korktum. Çoğu Cengiz Kurtoğlu’nu çok fazla sahiplenir ve beni de o konuda yetersiz bulurlar, ki onlarla kıyaslandığımda haklılar da. O nedenle bu aralar çok dinlediğim başka bir grubu buraya taşıdım.

Ezginin Günlüğü, sıradan günün içinde dahi muhakkak dinlediğim gruplardan biri. Bu dönemde de Ebruli albümünü yeniden dinledim. Albümün çıktığı dönemi hâlâ çok net hatırlıyorum. Ve aradan 21 sene geçmiş olduğunu fark etmem de biraz üzdü.

1996 yılındaki albümün şu an hâlâ dinlenen ve en çok bilinen şarkısı Ebruli olsa gerek. Ebruli’nin Ali Uyandıran’ı barından klibini, şarkıdan daha çok severim. Mahallemizin yaklaşık dört yıldır kullanılmayan ve yeniden açıldığında neye benzeyeceğini bilmediğimiz o güzel istasyonu da klipte yer alıyor.

Ama Erkan Oğur’un da birçok parçada katkı verdiği albümde en sevdiğim şarkı Ebruli değil, Memleket Türküsü’dür. Ezginin Günlüğü’nün aylaklığı, başı boşluğu ve sokakta/doğada olmayı özendiren şarkıları saygıyı daha çok hak ediyor. Memleket Türküsü de o grubun temsilcilerinden…

Ne okudum?

Emre Belözoğlu, geçtiğimiz günlerde kariyerinin 500. maçına çıktı. Gerçi bu istatistiklerde devamlı bir hata çıkar ama gerçek olan bir durum var; Emre Belözoğlu son 20 yıla damgasını vuran en önemi yerli futbolcularından. Saha içinde onu izlemek büyük bir deneyim. 1990’ların sonunda, 2000’lerin başında ve şimdi 2017’de de aynı tadı veriyor.

Emre çok konuşulan bir figür olmasına rağmen çok konuşan bir isim olmadı. Muhteşem kariyeri; saha dışı davranışlarının gölgesinde kaldı. Buna sebep olanlardan biri de kendisi. Fakat artık olgunluk döneminde. Tamamen futbola odaklı ve saha dışı röportajlarında da ‘tecrübeleri aktarma’ havasını yansıtıyor. Bu sebeple olsa gerek geçtiğimiz günlerde Fanatik gazetesinden Ömer Necati Albayrak ve Aslıhan Çil’e uzun bir röportaj verdi. İki ayrı güne sığdırılan röportajı üç kere okudum. Galatasaray’dan ayrılışından başlayıp bugüne uzanan bir röportajda, Emre’nin beş numarayı nasıl aldığı, Vieri’ye her ay başında ödediği kira, 2010’da kaybettiği şampiyonluk gününe dair anıları, 3 Temmuz süreci gibi ilgi çekici konular var. Belki de bundan sonra okuduklarımızı tavsiye ederken Emre Belözoğlu’nun biyografisini bir kenara koyarız. Muhakkak olması gerek…

Ne bekliyorum?

Önümüzdeki hafta Türkiye’de Galatasaray – Beşiktaş maçı oynanacak. Şampiyonluk virajında önemli bir mücadele ama futbol olarak çok fazla beklentim yok. Her ne kadar iki takım arasında sezonun ilk yarısında oynanan maç keyif verse de bu sefer aynı coşkuyu bulacağımızdan şüpheliyim. Üstelik maç Pazartesi günü. Hem heyecanı azaltıyor hem de önümüzdeki haftaya dair bir beklenti olmaktan çıkıyor. O nedenle asıl beklentim La Liga’da oynanacak Atletico Madrid- Barcelona maçı üzerinde olacak.

İki takım son yıllarda birbirilerinin tam karşıtlarıydı. Hatta Atletico, Barcelona’yı durdurmayı başarabilen en iyi takımlardan biri olarak tüm kıtaya nam salmıştı. Fakat bu sene işler iyi gitmiyor. Biraz geride kaldılar. Barcelona da son dönemde bildiğimiz futbolun dışına çıktı. Topla uzun uzun oynamak yerine daha hızlı sonuç almayı tercih ediyorlar. Bu bazen keyif verse de, kaybedilen maçlardan sonra Luis Enrique üzerinde baskı oluşmasına neden oluyor. Belki de dünya tarihinin en iyi hücum üçlüsüne sahipler ama kadronun geri kalanı her geçen sene o seviyenin gerisinde kalmaya devam ediyor. Sonuç olarak hem Atletico Madrid hem de Barcelona açısından şampiyonluk yarışında tutunmak için önemli bir maçı izleyeceğiz. Bu sezon biraz sıkıntı yaşayan, birçok maçta zorlanan Atletico Madrid için de ayrıca bir ispat, “Ben hala bu seviyedeyim” deme maçı olacak. Güzel oyun beklemiyorum ama kaliteli bir mücadele izleyeceğimiz kesin.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kurtarıcı

Kurtarıcı

1 ay önce
Miras

Miras

2 ay önce
Kesişen Yollar

Kesişen Yollar

2 ay önce