Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

GündemRIO 2016RöportajO AN

Pulitzer ödüllü fotoğrafçı Murad Sezer'le Rio 2016 ve spor fotoğrafçılığı hakkında konuştuk.

Rio’nun eleştirilen birçok yanı var. Fotoğrafçılar için durum nasıl? Size sağlanan imkânlarda eksiklikler var mı?

Aslında imkânlar ve çalışma şartlarında bir sorun yok ama asıl problem Rio’daki suç oranı. Hırsızlık çok fazla. Özellikle de foto muhabirleri çok huzursuz çalışıyor. Oyunlar başlamadan hırsızlıklar başladı. Bir eşyanızı bırakıp arkanızı dönmeye gelmiyor; hemen çalınıyor. Giden ekipmanlar da on binlerce Euro’luk ekipmanlar. İşin ilginci de bir spor müsabakasını takip etmek için alana akreditasyon ve foto muhabiri yeleğinizle giriyorsunuz. Bu alanlarda bile hırsızlık oluyor. Hırsızlığı yapanlar foto muhabirleri değil ama bir şekilde akredite olmuşlar. Foto muhabirlerin çalışma telaşından yararlanıp ekipmanları çalıyorlar. Bunun için gördüğüm kadarıyla hiçbir önlem yok. Benim kaldığım otel Copacabana Plajı’na yakın ama burada bile gündüz saatlerinde sizi sıkıştırıp eşyalarınızı çalabiliyorlar.

Bugüne kadar altı olimpiyat izlediniz. Geride kalan süreçte neler değişti fotoğrafçılar için? Teknik açıdan özellikle…

100 metre finallerinde nasıl Usain Bolt kendi derecesini geliştirmeye çalışıyorsa haber ajansları da teknolojinin nimetlerinden yararlanarak daha hızlı fotoğraf geçmeye çalışıyor. Örneğin 2000 Sidney’de bir fotoğraf, çekildikten altı dakika sonra aboneye ulaşıyordu. Rio’da bir fotoğrafın aboneye gitme hızı iki dakikaya düşmüş durumda. Fotoğrafı bilgisayara aktarmadan da editörünüze yollayabiliyorsunuz. Artık düğmeye bastıktan beş saniye sonra fotoğrafınız editöre ulaşıyor; o da fotoğraf altı yazıp yayınlıyor. Bütün bu süreç de iki dakika içinde tamamlanıyor. Hâlâ da “Bunu daha ne kadar hızlandırabiliriz?” diye konuşuluyor.

Peki teknolojik gelişmeler spor fotoğrafçılığını nasıl değiştirdi? Eskrim ve atletizm gibi sporlarda yeni teknikler görüyoruz…

Evet, mesela çoklu pozlama teknikleri var. Fakat Reuters olarak biz görsel üzerinde manipülasyon olduğunu düşündüğümüzden bunları kullanmıyoruz. Bence kullanılabilir ama ajansın tercihi aksi yönde. Mesela AP ve Getty gibi diğer ajanslar kullanıyor çoklu pozlamayı. Aslında bu tür teknikleri kullanmak iyi bir şey çünkü bir süre sonra insanları sıkıyor hep aynı fotoğrafları görmek. Biz de Londra’da kullanmıştık çoklu pozlamayı.

Atletizm gibi hızlı sporlarla atıcılık gibi durağan sporlar arasında ne gibi farklar var? Ve ikisinin arasında sizin bir tercihiniz var mı?

Benim tercihim hızlı sporlar. Atletizm de hızlı bir spor ama boks daha hızlı. Eskrim de aynı şekilde… Fakat her iki durumda da kullandığınız ekipman aynı, sadece objektifiniz değişiyor. Ve tabii bir de konsantrasyonuz değişiyor. Atletizmde 100 metreyle 1500 metreyi çekmek arasında da çok büyük farklar var. Kendinizi o hıza göre ayarlıyorsunuz. Nasıl 100 metrede koşan bir atlet start anında transa geçiyorsa foto muhabiri için de aynı şekilde.

Yarış başlamadan bir atlet seçmeniz lazım. 100 metrede bu biraz daha kolay çünkü nasıl olsa o kazanacak diye herkes Bolt’a odaklanıyor. Ama daha başa baş geçmesi beklenen yarışlarda bu zor çünkü bir atleti seçmek zorundasınız. Yüzmede de öyle bu durum. Favori dışında biri kazanırsa büyük ihtimalle çekemiyorsunuz o anı. Ayrıca dersinizi de iyi yapmanız gerekiyor. O gün çekeceğiniz sporu ve favorileri bilmeniz lazım. Hiçbir şey bilmeden giderseniz iyi bir fotoğraf çekmeniz mümkün olmayacak.

Mesleki bir gözle bakınca fotoğraflamayı en çok sevdiğiniz spor dalı hangisi?

Boks diyebilirim çünkü bundan önceki üç yaz olimpiyatında da boks fotoğrafları çektim. Ben şiddete karşı bir insanım, özel hayatımda da şiddetten olabildiğince uzak duran bir insanım. Hatta televizyonda şiddet içeren herhangi bir dizi veya filmi bile seyretmiyorum ama boks seyretmek bana çok keyifli geliyor. Satranç oyuncusu gibiler. İçinde şiddet barındırıyor ama aynı zamanda da zekâ ve çabukluk gerektiren bir spor.

100 metre finalini takip eden fotoğrafçılardan biriydiniz. O kadar kısa sürede iyi bir fotoğraf yakalamanın gerginliği var mıydı üzerinizde?

Teknoloji sayesinde olmuyor. Bir fotoğrafçı bir fotoğraf makinesini elinde tutarken aynı anda beş-altı tane daha makineye hükmedebiliyor. Zaten kenarda durduğunuzda bir favori takip ediyorsunuz ama yerde de uzaktan kumandalı makineleriniz var. Reuters’in o gün 15-16 fotoğrafçısı vardı ama 50 tane makinesi vardı. Bir fotoğrafçı elinde tuttuğu makineyle bir anı kaçırsa bile kontrol ettiği başka makinelerle o anı yakalıyor. Çok büyük bir teknik aksaklık olmadığı için bir şey kaçırmanız mümkün değil.

Usain Bolt’un soluna bakıp gülümsediği anın fotoğrafı çok konuşuldu. Ama sanırım siz ters açıda kalmıştınız. Bunun gibi ters açıda kaldığınız için yakalayamadığınız anlar oldu mu?

Ben o gün ters tarafta duruyordum. Sadece Reuters adına bile 15 fotoğrafçı vardı o yarışı takip eden. Herkes farklı noktalarda durdu. Ben de tribünün ikinci aşamasındaydım. O fotoğraf yarı finalde çekilmişti ve Bolt yarı finalde o tarafa doğru gülümsedi. Fakat birçok insan şunu kaçırdı: Finalde de bizim tarafımıza doğru gülümsedi. Benim finalde çektiğim fotoğraflarda Bolt son metrelere girerken bize doğru bakıyor ve bize gülüyor. Fakat diğeri teknik olarak daha iyi çekildi. Madalyanın da geleceğinin belirtisiydi o fotoğraf ve bu yüzden daha sembolik oldu.

Sizi en çok tatmin eden spor fotoğrafınız hangisi?

Bir fotoğrafa indirgemek zor. Fakat spor fotoğrafı çekmeyi çok seviyorum çünkü ne zaman başlayacağı ve biteceği belli. Dünya Kupası finali bile olsa 3-5 saat içinde bitiyor ve evinize ya da otelinize dönüyorsunuz. Spor dışındaki olaylarda günlerce uzak kalabiliyorsunuz ve bu da çok konforlu gelmiyor bunca yıldan sonra. Kış olimpiyatında soğukta bekliyorsunuz ya da şimdi olduğu gibi yaz olimpiyatında güneş altındasınız ama yine de daha keyifli geliyor bana spor fotoğrafı çekmek.

Fotoğrafını çektiğiniz için kendi gözlerinizle göremediğinize üzüldüğünüz bir an var mı?

O aslında mesleki deformasyon bizde. O anı fotoğraflamış olmak paha biçilmez. Seyretmiş olmayı istemek benim için söz konusu bile değil. O anı yakaladıysam en büyük mutluluk o. Eve gidince tekrarına bile bakmıyorum, fotoğrafını çektiysem her şey orada bitiyor.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler