Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Diğer SporlarNevi Şahsına Münhasır

Ferrari’nin çıkardığı son şampiyon, F1 tarihinin en hızlı turunu atmış pilot, hırslı, taviz vermeyen ve basın açıklamalarıyla eğlenmeyi seven bir buz adam... Finlandiyalı pilot Kimi Raikonen'i Ant Arın Şermet yazdı.

Kimi Raikkonen… Ferrari’nin çıkardığı son şampiyon, F1 tarihinin en hızlı (263.587 km/s) turunu atmış pilot, hırslı, taviz vermeyen, basın açıklamalarıyla eğlenmeyi seven bir buz adam. Bunlar, bu ismi duyunca ilk aklımıza gelenler…

Kimi Raikkonen, F1 tarihinin gelmiş geçmiş en nevi şahsına münhasır pilotu. Başlarda F1’de yarışmak için gereken lisansa sahip olamayan Kimi, 2001 sezonu başlamadan önce kendisine Sauber’de bir koltuk bulmuştu. Aslında 2001 sezonunun F1’e kattıklarını NBA’in 1996 veya 2003 Draft sınıfına benzetebiliriz. Bu iki draft, NBA’e  Kobe Bryant, Steve Nash, LeBron James, Chris Bosh, Carmelo Anthony, Dwayne Wade gibi isimleri kazandırıp, Jordan sonrası dönemde marka değerini koruyarak küresel bir güce evrilmesini sağlamıştı. F1 ise o sezon Fernando Alonso, Juan Pablo Montoya ve Kimi Raikkonen’i gibi isimleri kazandı. Kimi, kariyerinin ilk Grand Prix hafta sonuna absürt bir giriş yapmıştı. 3 Mart 2001 tarihinde Melbourne’de yapılan sıralama turlarında 1.28.993’lük derecesiyle takım arkadaşı Nick Heidfeld’in 0.3 saniye gerisinde 13. cebi alıyordu. Buraya kadar her şey normal görünüyor olabilir ama aslında göründüğü gibi değil. Kimi, sıralamalar öncesi Sauber ekibine biraz dinlenmek istediğini söyleyip şekerleme yapmaya gidiyor ve uyanamıyor… Kariyerinin ilk sıralama turlarına uyuya kaldığı için karga tulumba hazırlanıyor ve buna rağmen iyi sayılabilecek bir derece elde ediyor. Absürdlükler pazar gününe de yansıyor. 13’üncü cepten başladığı yarışta harika bir performans göstererek güç olarak çok iyi durumda olmayan Sauber’ini 6.lığa taşıyıp bir puan kazanıyor. Kariyerinin ilk Grand Prix hafta sonu aslında ilerleyen süreci göstermek için iyi bir örnek olarak gösterilebilir. 2001 sezonunu tam 9 puan toplayarak 10’uncu sırada bitiren Kimi için büyük takımlar çoktan temasa geçmişti. Başarılı olan taraf ise sezon sonunda efsane Fin pilotu Mika Hakkinen’i emekliye ayıran Ron Dennis liderliğindeki McLaren’den başkası değildi. McLaren’in Kimi için çok ısrarcı olduğunu bilen Sauber takım patronu Peter Sauber, Kimi için McLaren’den yeni kamyonlar ve test tesisleri talep etmişti. Sahip olmak istediği cevher için Dennis bu teklifi kabul edip 2002 sezonu başlamadan Kimi’yi takıma kazandırmıştı. McLaren’deki ilk sezonunda zirve mücadelesinin ne olduğunu, baskıyla nasıl mücadele etmesi gerektiğini öğrendi Kimi. Bu doğrultuda 2003 sezonu kazanan bir yarışçı izlemeye başladığımız sezon olarak tarihe geçecekti. 2000-2004 Ferrari-Schumacher dönemini yıkmaya en çok yaklaşan isim oldu. 2003 sezonunun şampiyonu Schumacher’in sadece 2 puan gerisinde 91 puanla tamamlarken unutamayacağı iki Grand Prix da hep zihninde olacaktı.

İlk Zafer

Kariyerinin 3. sezonunda Avustralya’da 3’üncü olarak podyumda başlayan Kimi artık kazanmak istiyordu ve bunu başarması için çok fazla beklemesi gerekmeyecekti. Sezonun 2. yarışı Malezya’nın Sepang pistindeydi. Malezya pilotlar ve takımlar için her zaman çok zorlayıcı bir pist olmuştur, sürekli değişen hava durumu, yüksek nem, inişli çıkışlı bir pist olması…

Aynı sene F1’e adım attığı İspanyol rakibi Fernando Alonso, kariyerinin ilk polünü alarak yarışa ilk cepten başlama hakkı kazanmıştı. Kimi ise yarışa  7. cepten başlıyordu. Fakat yarışın seyri pit-stoplarda değişti. Kimi Raikkonen ve McLaren pit duvarı ekibinin üst düzey taktiksel hamleleri sonucunda yarış Fin pilotun olmuştu. Kimi Raikkonen 7.başladığı yarışın galibi oldu. Podyumda, Kimi’nin sol tarafında kalan isim ise Fernando Alonso’dan başkası değildi. Bu ikilinin heyecan dolu mücadelesi için henüz zaman vardı ama bir şeylerin olacağı o pazar akşam üzeri belli olmuştu. Bir sonraki Grand Prix için ‘F1 tarihinin en vahşi yarışı’ söylemini kullansak yanılmış olmayız. 71 turluk Brezilya yarışı 54.turda sona erdi… Yarışın podyumu eksik yapıldı… Galibi yanlış belirlendi…

Kimi için Brezilya yarışı önemli bir momentum sayılabilirdi, tabii eğer Giancarlo Fisichella’yı yarışın galibi tayin eden karar gelmemiş olsaydı… Kimi ve Fisichella o yarışın podyumunda olmayı başarabilen pilotlardı. Kimi galip Fisichella ise San Marino yarışı öncesine kadar ikinci sıranın sahibiydi;  FIA, Brezilya’da hata yaptığını fark edip galibiyeti Fisichella’ya verdi. Kimi için o an o kadar önemli görünmeyen 2 puan onu şampiyonluktan etmişti. Eğer FIA o kararı düzeltmeseydi Kimi Raikkonen bambaşka  bir noktada olabilirdi.

Bu sorunun cevabı aslında Kimi’nin kariyer başlangıcında yatıyor gibi… Kariyerine yeni başlayacak olan Kimi’ye basın mensupları; “Amacın nedir Kimi?” diye sorduklarında aldıkları cevap; “Bir şampiyonluk, sadece bu kadar.” şeklinde olmuştu. Bu cevaba bakarak, ‘şampiyon olup bırakır mıydı?’ diye düşünenler elbette olacaktır. Hele ki yakın zamanda Nico Rosberg gibi bir örnek de ortadayken. Fakat Kimi için işler o kadar basit değildi. Çocukluğunda geçirdiği bir motor kazasında motorun bir parçasının boğazına gelmesi sonucu hayatı boyunca yaşayacağı ses sorunu ortaya çıkmış(Kimi Raikkonen’in basın toplantılarında hep kısık sesle konuşmasının sebebi budur) bununla da kalmayıp annesinden kalma kötü bir mirası olan disleksiyle mücadele etmiştir. Yani Kimi için önemli olan tek şey o pistte olmak ve hızlı bir şekilde araba sürmek, pes etmek ya da kapıyı kapatıp gitmek ona göre değil. Nitekim 2005 sezonu, şampiyonluğun onun ellerinden kayıp gitmesiyle tamamlandı. Bu sefer rakibini iyi tanıyordu ama. Aynı sene, rakibi aynı yarışta yarışmaya başladığı Fernando Alonso’dan başkası değildi. Sezon boyu inanılmaz bir hıza sahip olsa da aracın dayanıklılık sorunları baş gösterince Kimi 2.kez şampiyonluktan oldu. Brezilya’da şampiyonluğu kaybettikten birkaç hafta sonra Japonya’ya giden Kimi, takımının başarısı için mücadele etmeye hazırdı. Bu doğrultuda Suzuka’da sıralama turlarına çıkmıştı. Sıramalarda işler istediği gibi gitmemiş ve 20 pilot içinde ancak 17.cebi alabilmişti. 17.cepten başladığı Grand Prix F1 tarihine geçecek ataklarla ve Kimi’ye galibiyeti, dünyanın birçok yerinden çocuğa, gence ise F1 sevgisini getirmişti. Sezonun son yarışı olan Çin’de McLaren yeterli sonucu alamasa da Kimi gücünü ispatlamıştı.

2006 sezonu McLaren’den ayrılmayı kafasına koyacak kadar kötü bir araç getirdi Kimi’ye. O sezon birçok yarışta kalan Kimi’nin Monako Grand Prix’sinde, yarış dışı kaldıktan sonra bir yata gidip şampanyasını yudumladığı an ise ‘Kimi işte’ denebilecek anların başında gösterilebilir.

2006 sezonunda Tifosi’lerin evi olan Monza’da McLaren’den ayrıldığını açıklayıp Ferrari’ye geçişi ise, ‘Artık benim zamanım’ dediği an olarak söylenebilir. 2007 sezonu ise F1’in Schumacher sonrası yeni yüzü olacak pilotun gride adım attığı yıl. Lewis Hamilton harika bir GP2 sezonu geçirip şampiyon olduktan sonra Kimi’den boşalan koltuğa son 2 sezonun şampiyonu Fernando Alonso ile birlikte geçti. Ferrari ise Kimi’nin yanına Barrichelo’nun koltuğu için yine bir Brezilyalı’ya gidip Felipe Massa’yla anlaşma sağladı.

Buzun En Kırmızı Hali

Sezona ve Ferrari kariyerine Avustralya’da baştan sona üstün götürdüğü bir Grand Prix sonucunda gelen galibiyetle başlamıştı. Kariyerine başlarken bahsettiği o tek şampiyonluk için 2007 olağan şüpheliydi. O da bu şansını kullanmak için varını yoğunu ortaya koyacak ve bir şekilde ulaşacaktı. Elbette Ferrari çok hızlıydı, şansı çok yüksekti ama yakından tanıdığı McLaren de 2007 öncesi motorunu ve aracını gerekli seviyede güncellemiş ve rekabete ortak olmuştu. McLaren için sonun, Raikkonen için şampiyonluğun başlangıcı da bu rekabette ortaya çıktı. McLaren 2007 sezonunda Alonso-Hamilton ikilisine sahipti. Hamilton her ne kadar çaylak olsa da hırslı ve galibiyete açtı; Alonso ise son 2 sezonun şampiyonu ve şampiyonluk aleviyle yanıp tutuşan bir isimdi. Bu iki hırsın mücadelesi olumluya gitmekten ziyade şampiyonluk şansını olumsuz yönde etkiledi. Macaristan’da gerçekleşen yarışın sıralama turları bunun iyice gün yüzüne çıktığı Grand Prix olmuştu. Alonso, Hamilton’ın son turu atmasını engellemek için pitte beklemiş ve Hamilton’dan bu turu adeta çalmıştı. FIA ekibi ise bu durumu görmezden gelmeyerek Alonso’ya ceza verip yarışa gerilerden başlamasında karar kılmıştı. Yarışın galibi ise Lewis’ten başkası değildi. Kimi ise sezonun tamamında Lewis ve Fernando’yu bir köpekbalığı gibi takip etmiş, sezonun son 2 yarışı olan Çin ve Brezilya’da kazanarak rakiplerini avlamıştı. Sezonu 110 puanla şampiyon tamamlarken ikinci sıra 109 puanla Lewis’e üçüncü sıra ise yine 109 puana sahip olan Fernando Alonso’ya gitmişti.

2008 sezonunda ise şampiyonluk mücadelesindeki ‘kırmızı’ Brezilyalı’ydı. Felipe Massa için 2008 sezonu; yaklaşık 15 saniye kadar şampiyonluk yaşadıktan sonra Toyota’nın Alman pilotu Timo Glock’un 2.sektörün sonunda yaşadığı sorunla beraber Lewis’e yerini kaptırarak şampiyonluğu kaybedişiyle sonuçlandı. Kimi ise sezonu 75 puanla 3.sırada noktalamıştı.

2009 sezonu F1’de eski çağın kapandığını gösteren ilk sezondu, tozu dumana katıyor taş üstünde taş bırakmayarak şampiyonluğu kazanıyordu. Jenson Button’ın kazandığı pilotlar şampiyonluğunu Red Bull’un genç ismi Sebastian Vettel yakın mesafeden takip etmişti. Kimi ise Ferrari’nin hiç varlık gösteremediği sezonun sonunda sadece Ferrari’den değil F1’den de ayrılma kararı almıştı. Her Fin pilotun atasporu olan Ralli ise Kimi’nin yeni durağı olmuştu. Ralli macerası ise kısa ve başarısız olmuştu. Ralli kariyerinde başarılı olduğu tek Grand Prix Lanterna Ralli’siydi. Asfalt zeminde takım arkadaşının yarım saniye gerisinde 2.olarak bu yarışı tamamlamıştı.

Beni Rahat Bırakın. Ne Yaptığımı Biliyorum!

2012 sezonu için Lotus, Romain Grosjean’la beraber yarışacak pilotun Kimi Raikkonen olduğunu açıkladığında F1 severler için heyecan dolu bekleyiş başlamıştı. Kimi Raikkonen’in F1 severler tarafından bu kadar sevilir yapan ana faktör, cesur ve hırslı yarış stiliydi. Altındaki araç ne olursa olsun bir rakibinin hava perdesine ya da DRS alanına girdi mi geçmeme şansı yok. Zorluk düzeyi çok yüksek olan hemen her pist, viraj ve rakibine karşı bir şekilde atak yapabilen ve bunu çok kolaymış gibi gösteren bir isim. 2005 Japonya, 2006 Bahreyn buna verebileceğimiz başlıca örneklerden sadece 2 tanesi. 2 sezonluk arasında F1 iyiden iyiye değişmiş, yarış dinamikleri, oyunun kuralları farklılaşmıştı. Serhan Acar’ın deyişiyle “Delikanlı ataklar yapılan” dönemden bir isimdi Kimi. DRS geldi mertlik bozuldu. Bu kadar değişen bir düzende eski dönemden kalma ‘yaşlı kurt’ avlarını yakalamak için gerektiği kadar hızlıydı ve podyum için çok fazla beklemesine gerek kalmayacaktı. Sezonun 4. yarışında Bahreyn’de podyumun 2.sırasındaydı. Takip eden yarışta İspanya’da da podyum başarısını gösterirken bu sefer 3.sıradan şampanyasını yudumluyordu. 2012 sezonunu 1’i galibiyet olmak üzere 7 podyum ve 207 puanla 3. sırada tamamlıyordu. Değişen F1’e hızlı adapte olmayı başarmıştı ama sorun şu ki değişen F1 değişmeyen Kimi’ye adapte olabilecek miydi? Lotus Kimi Raikkonen’i memnun edecek aracı ne seviyeye kadar sağlayacaktı.

Sezonun sondan 3. yarışı olan Abu Dabi’ye şampiyonluk umudu olmayan ama sadece yarışmak isteyen bir düşünceyle gelmişti Buz Adam. Bu noktada neden mi ‘Buz Adam’ diye hitap etmeyi tercih ettim. Cevabı; Kimi’nin telsizden verdiği epik ama bir o kadar da nevi şahsına münhasır cevabında saklı. Abu Dabi’deki yarışa Vettel-Alonso şampiyonluk mücadelesiyle gelinmiş ve gözler tamamen bu 2 isme çevrilmişti. Kimi ise belki bir podyum çıkarabilir beklentisiyle 4.sıradan yarışa başlamıştı. Yarışa o telsiz konuşmasına kadar kazalar damga vurmuştu. Startta Hulkenberg ile Bruno Senna çarpışıp, Hulkenberg yarış dışı kalmış ilerleyen turlarda ise Kimi’nin takım arkadaşı Grosjean, Rosberg’i geçmeye çalışırken bir temas yaşamış ama yarışın gidişatını etkileyen bir temas olmamıştı. Bu temastan birkaç tur sonra ise Rosberg, tur bindirme esnasında Karthikeyan’ın sırtına binerek yarışa veda etmek zorunda kalmıştı. Vettel, Senna ile çarpışıp ön kanadını kırıyor, ilerleyen turlarda lider Hamilton’ın motoru iflas ediyor ve kahramanımız Kimi liderlik koltuğunu ele geçiriyordu. Kimi’nin yarış mühendisi, liderliğini koruması için rutin olarak bilgi verecekti. Fakat Kimi yine Kimi’liğini yaptı.

-Kimi, arkandaki araç Fernando ve aranızdaki fark 5 saniye.

-Beni rahat bırak, ne yaptığımı biliyorum.

Bu konuşmadan kısa bir süre sonra gerçekleşen kaza sonucunda piste giren güvenlik aracı döneminde yarış mühendisi Kimi’ye;

-”Kimi, lastikleri koru. Arkanda Fernando var. Lastikleri koru.” diyor ve Kimi’den unutulmayacak bir cevap daha geliyordu;

-”Evet, evet, evet, evet. Hep yaptığım şey, her saniye hatırlatmana gerek yok!”

Grand Prix’nin son kısmında Kimi, ne yaptığını bildiğini ispatlıyor ve 2009’dan sonraki ilk galibiyetini alıyordu. Bu yarışa dair Guardian’dan Richard Williams’ın yazısına buradan ulaşabilirsiniz.

Kimi Raikkonen, 2013 sezonuna beklenmedik şekilde hızlı girmeyi başarmıştı. Sezona Avustralya’da galibiyetle başladığında herkesin aklında; “Acaba Kimi tekrar zirveye dönebilir mi?” sorusu gelmişti. Takip eden 10 yarışın tamamında puan alırken bunların 6 tanesinde podyumun 2.sırası Kimi Raikkonen’e aitti. Sezonu 2 kere daha podyuma çıkarak tamamlayan Kimi, şampiyon olduğu yere dönmesi yönünde bir teklif almıştı. Başarı kazanmak isteyen ve başarıya susamış bir şekilde yarışan Raikkonen 2014 sezonunda Ferrari kokpitine döndü. 2014 sezonu kariyerinin en kötü sezonu olarak tarihe geçtikten sonra Ferrari, 2015 sezonunda 4 kez dünya şampiyonu yeni pilotu Vettel ve Kimi Raikkonen için daha güçlü ve tavanı yüksek bir araç tahsis etti. Vettel’in takıma dahil olması bazı F1 klasiği sorunları da tekrar ortaya çıkardı. Schumacher’in 91 yarış galibiyeti rekoru takım emirleri olmasa acaba kaç tane eksik olurdu. Barrichello’nun ilk yarış galibiyetindeki sevincini, tutamadığı gözyaşlarını hatırlayalım. 2015 sonrası Ferrari’de Kimi için ayrılacağı 2018 yılına kadar Barrichello, Massa rolü verilmişti. Kimi gibi bir pilotun bu durumu kabul etmesi en azından direnç göstermemesi garip olurdu. Aldığı takım emirlerine verdiği tepkiler ya da verdiği telsiz cevapları unutulacak gibi değil.

Bir F1 Gerçeği:Takım Emirleri

Kimi, 2017 Monako yarışının sıralama turlarında hatasız bir tur atarak polü aldığında galibiyet özlemi sona erecek mi diye bekliyorduk hepimiz. Yarışın 39.turuna kadar da bu beklentimizle doğru orantıda bir yarış oldu. Sonrasında Kimi’nin piti esnasında biraz ‘yavaş’ kalan pit ekibi, Vettel’in pitinde elini çabuk tutmayı tercih edince Vettel liderliği ele geçirmeyi başardı. Yarışın kalan kısmında ise Vettel hata yapmayıp kazanırken Kimi çok sinirli bir ifadeyle podyumun 2.basamağındaydı. 2018 sezonuna Ferrari rüzgar gibi girip Vettel’le 2’de 2 yapmayı başarmıştı. Almanya’ya kadar her şey Vettel’in istediği gibi gitti. Yarışlar kazandı, Hamilton hatalar yaptı, Ferrari, Mercedes kadar güçlü olduğunu ispatladı. Yani her şey yolunda gidiyordu. Almanya yarışının 39.turuna geldiğimiz anda Ferrari pit duvarı ekibi Kimi’ye; “Seb’le yarış stratejileriniz tamamen farklı, anladın mı?” diyerek emir uygulamıştı. Kimi de verilen emri yerine getirip Seb’e yer verirken telsizden; “Geçmesine izin mi vermemi istiyorsunuz? Benden ne istediğinizi açıkça söyleyin.” diyerek sert bir cevapla yarışına devam etti. 52.tur ise Ferrari için gerçek bir kabustan başka bir şey değildi. Yarışı lider devam ettiren Sebastian Vettel hatalı bir taktiksel karar sonucunda lastiklerinde yaşadığı sorunla kendini kum havuzunda bariyerlere çarpmış şekilde bulup yarışa veda ediyordu. Ferrari takım emri uygulayan tek takım mıydı? Hayır! Hamilton takım arkadaşı Bottas’la mücadeleye girmek istemediğini takıma kibarca belirttikten sonra Bottas, Hamilton’a atak yapmadan yarışı devam ettirdi. Kimi, bu garip yarışta podyumu tamamlayan isim olarak Ferrari’nin az da olsa iyi hissetmesini sağlayan sonucu getirmişti.

Tarihin En Hızlı Turu, Ferrari’den Ayrılışı ve Gelecek

Ferrari için Monza pisti, derbi maçlardaki ev sahibi takım için galibiyet zorunluluğuyla aynı hırsa sahip. Ferrari’nin Schumacher’le dinletmeye alıştığı İtalya Milli Marşını kendi evinde dinletme isteği her zaman ayrı bir motivasyon. Daima bu beklentiyle geldiği Monza’ya 2018 sezonunda da aynı beklentiyle gelmişti. Sezonun en heyecanlı sıralama turlarına tanıklık ettiğimiz İtalya’da tarihin en hızlı turu rekoru tam 4 kere kırıldı ve en sonunda Kimi Raikkonen 7 numaralı kırmızı aracını 1.19.119’luk zamanla çizgiden geçirdi. Arkasında takım arkadaşı Vettel ve onun da arkasında Gümüş Oklar’dan Lewis Hamilton yer alıyordu. Kimi’nin bu başarısına verdiği tepki ise; “Teşekkürler”den ibaretti. Basın toplantısında 3.5 yaşındaki oğlu Robin’in pol pozisyonu ödülü olarak verilen lastiği çok sevdiğini ve günün asıl kazananının Robin olduğunu söylüyordu. Şimdi sırada yarış vardı ve yarış çok daha büyük bir heyecana sahne olacaktı. Yarışın daha ilk sektörü bitmeden Hamilton, Vettel’e temas etmiş, Vettel de spin atarak son sıraya düşmüştü. Yarışın kalan kısmı iki yarışa sahipti. İlki Raikkonen-Hamilton ikilisinin içinde olduğu liderlik mücadelesi diğeri de Vettel kaçıncı sıraya kadar yükselebileceğinin mücadelesiydi. Yarışın sonlarına doğru kabarcıklanma sorunu Raikkonen’in hızını ve yol tutuşunu bozmuş Hamilton da rahat bir atakla onu geride bırakmıştı. Raikkonen kalan kısımda 2.liğini koruyup podyumdaki tek kırmızı olmuştu. İtalya’da yapılan yarış Ferrari için en hızlı tura sahip olunan bir hayal kırıklığından öte değildi. Hamilton bu yarıştan başlayan 4 yarışlık bir galibiyet serisi sonucunda mental olarak Vettel’i mağlup etmiş, matematiksel olarak da mağlup etmek için Teksas’a gelmişti.

Kimi, hafta sonu boyunca en hızlı iki isimden biriydi. Sıralama turlarında 2.sırayı alıp startta atak yapma şansı doğurmuştu kendine. Beklentiler gerçeği karşılamış ve ilk virajda yarış çizgisine girmek yerine virajı daha zor bir şekilde alıp liderliğe oturmuş ve kalan 55 turda değişim olmamıştı. Bahsettiğimiz kalan 55 turda ise hiçbir şey öyle kolay olmayacaktı. Hamilton-Vettel savaşı 300 km/h ile devam ederken sonlardan başlayan Red Bull’un genç Hollandalısı Verstappen 2.sıraya kadar gelmişti. Hamilton, Verstappen’in arkasına, Vettel ise Bottas’ın arkasına takılmıştı. Vettel, Bottas’ın bir anlık boşluğundan yararlanıp 4.sırayı alıyor ve şampiyonluk şansını Meksika’ya götürüyordu. Hamilton ise önündeki Verstappen’den kurtulup Raikkonen’e karşı saldırı moduna geçip şampiyonluk peşindeydi. Kimi’nin arkasında bu hesaplar yapılırken Kimi, onu pist dışı efsane yapan soğukkanlılığı ve ‘rahatlığıyla’ kendisini de aracını da zorlamadan 5.5 sene sonra ilk galibiyetini aldı. Hamilton yarışın bitmesine 3 tur kala Verstappen’i geçmeye çalışırken Serhan Acar’ın deyişiyle; “Pazar’a gitti.” Bu hesaplamalar ve sıralamalar sonucunda ise şampiyonluk bir yarış daha bekleyecek; Kimi ise oğlu Robin’e Pirelli’nin yarış galibiyeti şapkasını götürecek ve ardından da şu açıklamayı yapacaktı: “Bu yarışı kazanmama Robin’den çok kimse sevinemez, uzun süredir benden galibiyet şapkası istiyordu.”

View this post on Instagram

Win and souvenirs for the family!

A post shared by Kimi Räikkönen (@kimimatiasraikkonen) on

Ferrari ve Sauber 11 Eylül günü F1 gündemine bomba gibi oturan bir açıklama yaptı. Ferrari’de yarışmasına kesin gözüyle bakılan Leclerc’in 2019’da mı yoksa 2020’de mi yarışacağı konuşulurken Ferrari’nin tercihi 2019’da başlaması yönünde oldu. Ferrari akademisinden yetişen Leclerc, 2014 yılında Japonya’da yaptığı kaza sonucu uzun süre komada kalıp hayatını kaybeden halefi ve arkadaşı Bianchi için yıllar önce planlanan koltuğa gelmişti. Kimi ise kariyerine başladığı yere Sauber’e, 18 sene sonra, tecrübe sahibi, eski bir şampiyon, tarihin en hızlı turunun sahibi ve aynı zamanda medyayla çok rahatlıkla eğlenebilen bir efsane olarak döndü. 2020 sonuna kadar kontratı olan Kimi, yanında yine Ferrari akademisinden yetişen Antonio Giovinazzi ile beraber yarışacak. Şu an 39 yaşında olan Buz Adam’ın 2020 sonunda emekli olacağına göre hesaplama yaparsak 41 yaşında pistlerde olmaya devam edeceğini gösteren bir tablo ortaya çıkıyor. Rubens Barrcihello’ya ait olan en çok yarışa çıkma rekorunu da kırmasına kesin gözüyle bakılıyor bu bağlamda. Sauber’de eğer, Lotus’ta başardıklarının benzerini başarabilirse birçok F1 severe unutulmaz anlar bırakacak. Bizlere bırakacağı en büyük mirası da pist üzerinde yaptıkları kadar pist dışında yaptıkları. “Yarışmaya aşık değilim. 2 sene daha buralarda dolanıp sizinle oynamak için devam edeceğim.” cevabı onu anlatmak için yeterli olabilir.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kesişen Yollar

Kesişen Yollar

4 hafta önce
Selef

Selef

1 ay önce