Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

BasketbolSayılarla 2018 NBA Final Serisi

2018 NBA Şampiyonu kim olacak? Golden State Warriors mı, Cleveland Cavaliers mı? Sayılarla bakalım.
Burak Tekin1 sene önce

(Not: Bu analizin büyük bir kısmı ilk maç oynanmadan önce kaleme alınmıştı, o yüzden gözden kaçan veya şu an atıl kalmış bazı varsayımlar/istatistikler ihtiva ediyor olabilir. Yazıdaki fikirlerin minik özetine şu tweet zincirinden erişilebilir.)

Bir film serisinin dördüncü filmi olmak epey zor bir iş; genelde çok güzel bir ilk filmi, onun kadar güzel olmasa da gene ağızda hoş bir tat bırakan ikinci film takip eder ama üçüncüsünde artık “yahu gene mi aynı şey yeter” demeye başlar seyirci. Bu bakıma dördüncü filmin omuzlarındaki yük ziyadesiyle ağırdır: Film, serisine bambaşka bir çehre getirip anlatıyı değiştirebilir/canlandırabilir (Mission Impossible: Ghost Protocol, Mad Max: Fury Road) fakat çoğunlukla tavşanın suyunun suyunun çıkmaya başladığının emaresi olur bu yapımlar (Terminator, Scream, Indiana Jones, Bourne…). Dört sene sonra başka bir final izlemeye hem Doğu, hem de Batı yakasından hiç olmadığı kadar yaklaşmıştık fakat 7. maçlarda Boston Celtics ve Houston Rockets toplam 69 üçlük kaçırıp %16.9 isabet oranı yakalayınca çoğu NBA izleyicisinin hayalleri de yerle bir oldu. Şimdi sene başından beri fragmanını gördüğümüz ama göz ardı etmek istediğimiz dördüncü filmi yine izlemek durumundayız fakat gerek Cleveland Cavaliers, gerekse Golden State Warriors daha önce olmadıkları kadar kırılgan bir durumdalar esasen. Buna ek olarak LeBron James’in daha önce çıkmadığı bir seviyede basketbol oynuyor olması da bu filme dair az biraz ümitlenme sebebi ama bu seriden bir Fury Road çıkma olasılığı hiç kuvvetli değil zannımca. Lakin bu yazıda gene diğer turlardan önce olduğu gibi sayılar eşliğinde takip edilecek hikâyelere ve olası senaryolara odaklanacağım; madem kader bize yine bu eşleşmeyi sundu, elden başka bir şey gelmiyor.

Bölüm I: Otopsi

Aslında serinin analizine başlamadan önce yarı final performanslarına değinmek lâzım; zira hem Celtics, hem de Rockets her iki takımın da nasıl durdurulacağını çok güzel bir şekilde gösterdiler. Celtics’in performansı sürpriz değildi aslında: Bir önceki yazımın ciddi bir kısmını Cavaliers’ın nasıl üçlük atacağına ayırmıştım zira üçlük isabet yüzdesinin maç kazanıp kazanmadığına tesiri bu kadar kuvvetli olan başka bir takım yok NBA’de. Nitekim bu seride de Cavaliers kazandığı maçlarda %37.4 (evinde %42.5!), kaybettiği maçlarda da %25.4 üçlük isabetiyle oynadı. Peki ne oldu da 7. maçta da %25.7’lik üçlük isabeti bulan, sadece 87 sayı üretebilen ve de trend çizgisine bakınca maçı kaybetmesi gereken Cavaliers finale yükseldi? Kendi sahasında play-off boyunca ortalama %35.8 üçlük isabetiyle oynayan ve de 106 sayı üreten Celtics kendini genelde sayı fakiri olduğu deplasmanda sandı, 7/39 üçlük ile 79 sayıda kaldı. LeBron’un 2018 play-off’unda bir klasiğe dönüşmüş efsane performanslarından birini çıkarması (35 sayı, 15 ribaunt, 9 asist) ve bunu 1 saniye bile kenara gelmeden yapması da yardımcı olmadı Boston ekibine. Zira bu seride LeBron’un kenarda olduğu 48 dakikada Cleveland ekibi sadece 84.4 sayı üretebilmiş durumda. Off court istatistiğinin 48 dakika ortalamasına bakılınca hücum açısından en değerli ikinci isim Tristan Thompson ve fakat 93.7 sayı ile LeBron’un rakamının kenarından geçemiyor. “LeBron James, Cavaliers’ın her şeyi” demek tabii ki dünyanın en orijinal tespiti değil fakat 48 dakika oynamasına rağmen Celtics’in tabutuna son çiviyi çakan hücumda Marcus Morris gibi gayet cüsseli bir oyuncuyu sırtlayıp potaya gitmesi, şahit olduğumuz büyüklüğün net bir göstergesi. Özetle, sağlam bir dış şut savunması ve de deplasmanlar, Cavaliers’ın kriptonit taşı olmaya devam etti aslında 7. maçtaki istisnai galibiyeti bir kenara koyarsak.

Bu durum Warriors için gayet güzel bir haber olmalı fakat o cephede de hiç beklenmeyen bir sakatlık, hiç beklenmeyen bir etki yarattı. Bir önceki analizimde Warriors’ın seriyi 5 maçta bitireceğini öngörmüştüm fakat Andre Iguodala’nın yokluğunun Golden State ekibini bu denli etkileyeceğini kestirememiştim (ki Warriors’ın koçu Steve Kerr de serinin sonunda benimle hemfikir olduğunu belirtti sağ olsun da kendimi kötü hissetmedim). Aslında bilene bu çok da şaşırtıcı olmamalıydı, Play-off’un ilk iki turunda sahada olduğu dakikalarla olmadığı dakikalar arasındaki Net Rating farkı en yüksek olan ikinci oyuncuydu Iguodala +9.3 ile Draymond Green’den sonra (+17.8!) On-Off Court istatistikleri, sahadaki diğer oyuncuların görünmeyen etkisinden ötürü yanıltıcı olabiliyor fakat gene de bu kategoride Iguodala’nın Curry ve Durant’ın önünde olmasını beklemezdim açıkçası. Iguodala’nın en fark yarattığı iki konu şaşırtıcı olmayan bir şekilde savunma ve de ilginç bir şekilde top kayıpları, zira o kenarda otururken takımın top kaybetme yüzdesi 12.4’ten 14.5’e fırlamış ilk iki turda. Bütün bunları şu yüzden belirtiyorum: Chris Paul gibi en önemli oyuncularından birini kaybetmiş Rockets, 7. maçta üst üste 27 üçlük kaçırmasa (bunun gerçekleşme olasılığı 72 binde bir, ya da ~%0.00139) ve toplamda da 7/44 atmasalar heyecan dolu bir final beklentisi içinde olacaktık. Fakat NBA play-off tarihinde en az 25 tane üçlük kullanıp %16’dan az isabet oranı tutturmuş olan 12 takımın 12’si de sahadan mağlubiyetle ayrılmış durumda. Rockets bütün bunlar yetmezmiş gibi serbest atışlarda da 13/22 ile oynadı 7. maçta, hâl böyleyken maçın sadece 9 sayı fark ile bitmiş olması bile aslında Houston’un zafere ne kadar yaklaştığının göstergesi. Gene lâfı fazla uzatmadan özetle, Iguodala’nın sakatlığının yarattığı tesir, biraz da Warriors’ın rotasyonunun derin olmaması (16 kişilik kadrolarında 6.5 adet pivot olması gayet ilginç) sebebiyle olsa gerek epey büyük.

Iguodalasız Warriors’ın bir diğer sıkıntısı da asist üretme konusunda. Normal sezonda buldukları basketlerin %68.5’i asistle gelmiş bir takım Warriors, play-off’ta da bu oran %63. Fakat gene aynı süreçte Steph Curry, Klay Thompson, Kevin Durant ve Green’den oluşan klasik dörtlünün yanına Kevon Looney gelince bu oran %48.6’ya, Jordan Bell gelince de %50’ye düşüyor Iguodala’lı %65.8 yerine. Bu beşler hâlâ daha gayet yüksek Net Rating’ler üretiyor, fakat Death Lineup (ölüm beşlisi) lakabını almış beşin yanına tempo, asist ve şut yüzdesi açısından pek yaklaşamıyor. Tabii bütün bunların yanı sıra istatistik gerektirmeyen bir konu daha var: LeBron makinesinin üzerine salınacak önemli bir oyuncudan da mahrum kalıyorlar, bu da Durant’ın ya da Green’in daha çok hırpalanması anlamına geliyor.

Bölüm II: Warriors’ın Iguodala harici zaafları

Bütün yazıyı Iguodala’nın belirsiz geleceği üzerine kurgulamak hatalı bir yaklaşım olur, o yüzden daha bütünsel tespitlere geçeyim bu noktada. Warriors takımının, onlara sorun çıkartabilecek iki alışkanlığını tespit etmek mümkün bu sezon. Bunların birincisi daha çok zihinsel; maçları en çok 3. çeyrekte ciddiye almak. Normal sezondaki +/- rakamlarına baktığımızda çok ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz: İlk ve son çeyrekleri 82 maç toplamında 4’er sayı geride kapamış Warriors, ikinci çeyreklerde +121, üçüncü çeyreklerde ise +371 gibi bir toplam tutturmuş durumda. Peki ya play-off yaparsak kategoriyi ne oluyor? İlk çeyrek +1, ikinci +9, son çeyrek +10, üçüncü çeyrek +130! Diğer bir deyişle Warriors rakiplere sayısal üstünlüğünün %86.7’sini 3. çeyreklere borçlu! Bu illa bir sorun demek değil, fakat finallerin psikolojisi bambaşka olduğu için ve rakipte de maçın her anına, ama özellikle son çeyreğe ağırlığını koyabilen LeBron silahı olduğu için bu “üçüncü çeyrekte kopartalım kâfi, geri kalan kısımı idare ederiz” psikolojisi Warriors’a zarar verebilir.

Bir ikinci alışkanlık ise Durant ile alakalı. Yukarıda asist yüzdesinden bahsetmiştim: Bu play-off’ta Durant’ın AST%’ının %20’den fazla olduğu (yani takım arkadaşlarının bulduğu 5 basketten en az birine asist katkısı vermiş olduğu) 9 maçın 9’unu da kazanmış durumda Warriors. Bu oran %20’nin altındaysa sadece 8’te 3 galibiyet gelmiş. Başka bir oyuncu için böyle gece-gündüz tezatında bir durum söz konusu değil. Bu durumun sebeplerine Warriors’ın isolation hücumlarının göreceli etkisizliğinde rastlanabiliyor: play-off’ta ISO hücumları en çok kullanan 6. takım olan Warriors, bu hücum tipinde serbest atış kazanma yüzdesinde 13., top kaybetme yüzdesinde ise 4. sırada. Yani ISO hücumdan sayı üretebiliyorlar üretmesine ama hem bu normalin üstünde bir top kaybı anlamına geliyor, hem de şutların girip girmemesine fazlasıyla bağlı bu.

Ki bu serinin Cavaliers adına anahtarlarından birisi Warriors’ı top kayıplarına zorlamak olacak. Playofflardaki top kaybı yüzdesine baktığımızda Golden State temsilcisi %13.2 ile en az top kaybı yapan 5. takım, hiç fena değil. Peki ya kaybedilen maçlara bakarsak sadece? O zaman Warriors %16.2 ile en kötü takıma dönüşüyor! Warriors’ı izleyenler zaten takımın saçma top kayıpları yapma ritüelinin farkındalardır, fakat kaybettikleri maçlarda ligin bütün takımlardan daha dikkatsiz olmaları ciddi bir gösterge. Bir şansları, Cavaliers’in rakibi top kaybına zorlama konusunda en kötü 3. takım olması bu play-off’taki; bu açıdan bakacak olursak Boston Celtics çok ilginç bir eşleşme olabilirdi hücum açısından epey yetersiz kalacağı muhakkak olsa da.

Bölüm III: Cavaliers’ın nefesi yeter mi?

Şu ana kadar ekseriyetle Warriors perspektifinden baktım yazıya sanırım, gözlük değiştireyim biraz zira Warriors’ın zaafları kadar Cavaliers’ın güçlü/güçsüz olduğu yanlar da önemli serinin kaderi için. Öncelikle LeBron üzerine sayfalarca yazı yazsam yetmez, takımın her türlü birinci silahı olacak ve de onun 35 sayı, 10 ribaunt, 10 asist civarında bir performans sergilemediği her maç zaten Cavaliers adına otomatik mağlubiyet. Bunun ne kadar üstüne çıkabileceği esas, ve bir o kadar da kestirilemez bir mesele. 1964’ten beri finallerde 40 sayı barajının üzerine çıkmış 45, 50 sayı barajının üzerine çıkmış sadece 3 oyuncu mevcut. En az 5 ribaunt ve 5 asist yapma şartını da eklersek bu listeye, 40+ sayı üretmiş oyuncu sayısı 22’ye düşüyor ve zaten bunların 6 tanesi bizzat LeBron James! Daha ne yapabilir, efsanesi ne boyuta gelir sorularına cevap bulma arzusu, bu sıkıcı olma ihtimali yüksek finalleri izlemek için mühim bir sebep.

Peki diğer oyuncular hepten mi fasülye? Değil, ya da olmamalı. Geçen seneki yazımın bütün bir bölümünü Tristan Thompson’ın finallerde nasıl X factor olabileceğine ayırmıştım, o da sağ olsun beni kırmayıp son maç haricinde adeta sahadan silinmişti ve hatta iki maçta 0 (sıfır) sayı bulmuştu. Thompson onun üzerine Khloe Kardashian ile birlikte bir çocuk sahibi oldu, Instagram’da bir aldatma skandalına bulaştı ve bu sene iki defa uzun süreli forma giyemediği dönemler oldu. Celtics karşısında kendine gelmiş gibi duruyordu Thompson ama zaten Celtics’e karşı hep kariyerinin en iyi maçlarını çıkardığını düşünürsek bu illa bir geri dönüş sinyali değil. Hangi Thompson’ı sahada izleyeceğimiz önemli bir soru.


Fakat Thompson’dan ziyade iki ismin rönesansı daha dikkat çekici bu seri öncesinde: Jeff Green ve Larry Nance Jr. Indiana serisini uyurgezerlikle geçiren ve de NBA yazarlarına “Neden Cedi Osman yerine bu Green oynuyor?” sorusunu sorduran Green, Kevin Love beyin sarsıntısı geçirip de Celtics’e karşı son iki maçta forma bulamayınca eline gelen fırsatı harika kullandı: 16.5 sayı, 5.5 ribaunt, 1.5 asist, 1.5 blok. Bu istatistiğin hücum kısmı ziyadesiyle etkileyici ama seri boyunca gerek Jaylen Brown’ı, gerekse Al Horford’ı ortalama hücum performanslarının altında tutmayı başardı Green. Hatta Tatum’u denklemden çıkarırsak, Bostonlu oyuncular Green savunurken kullandıkları 44 şuttan sadece 11’inde isabet bulabildiler. Nance Jr.’ın katkısı ise bambaşka bir taraftan geldi: Kritik anlarda aldığı hücum ribauntları. Hücum ribaunt yüzdesinin kariyer ortalaması %9.9 olan Nance Jr., Celtics’e karşı son iki maçtaki hücum ribauntu fırsatlarının sırasıyla %22.2 ve %25’ini değerlendirmeyi bildi. Size’ı, atletikliği ve de bu karıştırıcı niteliği Warriors’a karşı da işe yarayabilir mi? Özellikle Warriors’ın kısa beşlerine karşı neden olmasın? Jeff Green’in performansının sürdürülebilir olduğuna kesinlikle inanamasam da, Nance Jr. dan sürpriz bir enerji katkısı bekliyorum bu seride, ki bu Tristan Thompson’ın da elini rahatlatacaktır.

Bölüm IV: Eşleşmeler ve diğer savunma notları

Bu serinin senelerdir klasikleşen bir yönü de Cavaliers’ın, özellikle de maçın sonlarına doğru her hücumda Curry’yi araması, buna cevaben Curry’nin de hücumda Kevin Love’ı karşısına almaya çalışması. Tabii bu taktiğin işe yaramadığı ender bir durumda Love’ın Curry’ye yaptığı savunmanın 2015-16 sezonu şampiyonluğunu Cavaliers’a getirdiğini de unutmamak lâzım. Bu sene normal sezonda Curry’nin sadece bir maçta forma giymesi sebebiyle yeterince istatistik sahibi değiliz ama her iki takım için de merakla izlenecek bir diğer eşleşme bu olacaktır. Özellikle Love’ın savunma anlamında zaaf yarattığı anlarda onun kenarda bırakılıp bırakılmayacağı, Jordan Clarkson, Green ve Nance Jr.’ın hücumdaki performansına bağlı olacak. George Hill, Green, LeBron, JR Smith ve Thompson ilk beşi play-off’ta oynadıkları 60 dakikada, en az 20 dakika süre almış beşler arasında en iyi 3. Defensive Rating’ine, en düşük 2. top kaybı yüzdesine ve en iyi 2. eFG% (üçlük değeri ayarlı şut yüzdesi)’ye sahip. Bu beşi bu seride muhakkak sahada göreceğiz. Warriors açısından ise işler daha karışık. Iguodala’nın yerini Looney’nin aldığı modifiye ölüm beşlisi, savunma açısından tatminkâr olsa da yukarıda belirttiğim gibi şut ve asist yüzdeleri açısından Warriors standardından epey uzakta.

İlk bölümde –ve daha önceki yazılarımda- Cavaliers’ın üçlükle yaşayıp üçlükle ölmesine değinmiştim fakat Warriors’ın bunu savunma konusunda nasıl bir karneye sahip olduğundan bahsetmemiştim. Rockets’ın tarihî tuğla şovu, Warriors’u gayet iyi bir üçlük savunması yapan takım gibi gösteriyor ister istemez, o yüzden farklı bir istatistiğe, rakibe verilen boş ve bomboş üçlüklere bakmak daha iyi bir fotoğraf çekmemize yardımcı olabilir. Warriors’ın rakiplerinin kullandıkları şutların %32.6’sı boş veya bomboş üçlükler olmuş, ki özellikle bomboş üçlük şansı verme konusunda play-off’un en kötü 3. takımı durumundalar. Tabii ki Rockets ile oynamış olmak bu istatistiği de etkiliyordur; fakat her hâlükârda Cavaliers’ın işine gelen bir durum bu. Play-off’ta sıkı ve çok sıkı savunulan üçlüklerde 21/90 (%23.3) isabet sağlamış olan Cleveland ekibi, boş ve bomboş üçlüklerde bu oranı %36.3’e çıkartıyor. O yüzden geçen seriye kıyasla daha iyi bir şut performansı izleme ihtimalimiz hiç az değil.

Üçlüklerden bahsetmişken, seriye damgasını en kuvvetli vuracak oyuncu olan LeBron’un zayıf noktasına da tekrar değinelim: Hücumda her şeyi başlatan/yönlendiren oyuncu olması, LeBron’u mecburen pull-up üçlük tercih etmeye yönlendiriyor. Her ne kadar Boston karşısında %36.7 gibi bir isabet bulmuş olsa da bu şutlarda, bir önceki turda Toronto temsilcisi karşısında %21.4 isabetle oynamıştı ve de play-off ortalaması da geçen seneye kıyasa epey düşük aslında. LeBron’un bu finalde Câlût’u aşağı almak için kat etmesi gereken en son aşama, pull-up üçlüklerinde kariyer ortalamasının üstünde bir isabet oranı yakalaması diyebiliriz. NBA yazarı Brian Windhorst’un çok güzel anlattığı üzere bu sene “aktif dinlenme” konusunu iyice kavramış ve de sahada en düşük ortalama hıza sahip oyunculardan biri olmuş LeBron James’in bunu da başarmaması için pek bir sebep de yok açıkçası.

Bölüm V: Sonuç

Bir Celtics taraftarı olarak, Pazar günkü mağlubiyetten sonra Rockets da finale çıkamayınca epey demoralize olmuştum aslında, fakat basketbol harika bir spor ve de bu seriyi de izlemek için ciddi miktarda sebebimiz var aslında. Evet, 2015 Finallerinin en değerli oyuncusu Iguodala sahalara geri dönerse bu yazının ciddi bir bölümü taca çıkmış olacak belki, fakat şu an ilk etapta gözükenden daha denk güçlerin kapışmasını izleyeceğiz aslında. Cavaliers geçen sene bulamadığı ekstra katkıyı Nance Jr. ve Green gibi sürpriz ve size olarak avantajları olan oyuncularından alabilirse, geçen seneye kıyasla Kyrie Irvingsiz çok daha kötü olan kadrosuyla 2016’dan daha büyük bir sürprize imza atabilir, en azından seriyi 7 maça götürebilir. LeBron James’in her maç 50-60 sayı atma ihtimali de artık mübalağa değil, Celtics’e karşı 48 dakikanın 48’inde de mükemmele yakın oynamış bir oyuncudan bahsediyoruz. Eğer çekişmeli bir seri istiyorsak maalesef Cavaliers’ın totalde Warriors’dan daha sağlıklı olmasını dilemekten başka çaremiz yok. Eğer bu dengeleyici senaryo gerçekleşmezse, ya da Warriors takımı kendine gelir ve daha çok geçen seneki gibi oynamaya başlarsa da şu an televizyonlarda yayınlanan 500 küsur diziden birini gönül rahatlığıyla açabilirsiniz, bir sonraki gün YouTube’dan LeBron’ın neler yaptığını izlemek kâfi olacaktır zira bu finalin en mühim kısımlarını yaşamak için. Arnold Schwarzeneggerli aksiyon sahnelerine bakmak varken neden bütün bir berbat Terminator devam filmini izleyelim ki?

İlginizi çekebilecek diğer içerikler