Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolNasri’nin Vedası

Bir dönem Manchester City'yi bir üst seviyeye taşıyan Nasri, artık Premier Lig'in bir parçası değil.

*Richard Jolly imzasıyla ESPN FC’de yayınlanan bu yazının orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.

Nisan ayında Samir Nasri “Eğer Pep Guardiola’yla çalışmaya devam edersem, eğer beni isterse, kendini gerçekten çok şanslı sayabilir çünkü fazlasıyla açım,” demişti. “Onun oyun felsefesine ve istediği takım yapısına uygun bir isimim.”

Ancak şu ana kadar kendini Guardiola’nın tarzına uygun diye tanımlayan futbolcu, dostluk maçları dahil olmak üzere hala bir dakika bile forma giymedi. Hiç giymeyebilir. Şampiyonlar Ligi Play-off turunda Steaua Bükreş’e karşı oynanan maçta aday kadroya bile alınmadı. Hatta transfer dönemi kapandıktan sonra açıklanacak 25 kişilik Premier Lig kadrosunda da Samir Nasri ismine rastlama ihtimalimiz çok düşük. Ya bir takıma yollanacak -ki Beşiktaş ilgilenenler listesinde ilk sırada görünüyor- ya da boşta kalacak.

Görünen o ki, Guardiola, Nasri’ye sahip olma konusunda, Fransız’ın emin olduğu kadar emin değil. Nisan’da yaptığı açıklamanın en elle tutulur yanı, kullandığı üç kelimeydi; “eğer beni isterse”. İstiyormuş gibi görünmüyor. Hatta kendini “aç” diye tanımlaması bile garip bir şekilde ters tepti; Guardiola sezon öncesi kampta Nasri’yi fazla kilolarından dolayı eleştiriyordu.

Kibir, düşüşü hızlandırdı. Ama yine de arada kaynadığını söyleyebiliriz. Guardiola’nın Joe Hart ve Yaya Toure’yi istememesi kesinlikle daha fazla ses getirdi. Nasri rejim değişikliği sırasında verilen kurbanlar arasında sönük kaldı. Wilfried Bony ve Eliaquim Mangala ile birlikte üçüncü sıra için çekişmekle yetindi.

Fırsatları elinin tersiyle ittiğinin bir diğer göstergesiydi aynı zamanda. Nasri 2011’de City’ye transfer olduğunda, Premier Lig’de iç transferin en çok istenen isimlerinden biriydi; iki Manchester takımı da peşindeydi. O, Sir Alex Ferguson’a hayır diyen bir futbolcuydu.

Kişisel olarak, 2013-2014 sezonu harika, 2011-2012 sezonu umut vadeden, 2015-2016 sakatlıklarla dolu olarak yorumlanabilir; 2012-2013 ve 2014-2015 sezonları ise tatmin etmeyen performanslara ev sahipliği yaptı. Eğer Nasri, City’nin iki şampiyonluğuna katkıda bulunduysa, iki sezonda da takımı aşağı çekti. Sabırsız kişiliği ve meşhur deyimleriyle bilinen Roberto Mancini son birkaç ayında Nasri’nin tutarsız performansından o kadar bunalmıştı ki, futbolcuyu yumruklamak istediğini söyledi.

Nasri Mancini

Haliyle, Manuel Pellegrini hafızalarda kalacak bir şey söylemedi ama Mancini döneminin sonuna doğru takımdan kopan ve Pellegrini’nin tavrıyla yeniden hayata dönen Nasri, bir anlamda City’nin iniş ve çıkışlarını, iyi başlayan performansını yavaş yavaş kötüleştirerek kendi kişiliğinde özneleştiriyordu.

Fransa milli takımına henüz 19 yaşında seçilmesini sağlayan o parıltılar saçan yeteneğiyle ve 27’sindeyken milli takımı bıraktığında yaşadığı, onun için çizilen mükemmellik gömleğini idrak etmekte zorlanışıyla Nasri, artık potansiyeline ulaşamayan bir vaka gibi görünüyor.  Belki de Guardiola; Nasri’yle külahları değişen Didier Deschamps, Thierry Henry, William Gallas ve Mancini gibi futbol bilgeleri listesine dâhil olmuştur. Elbette ukala kişiliği – Nasri kendinden şüphe ettiği anlar yaşadıysa da onları havalı tavrıyla gizlemeyi hep başardı – ve onunla bütünleşen, davasını savunurkenki konuşma kabiliyeti, herkes tarafından sevilmesine yardımcı olmadı.

Ama Nasri’nin kalbinde temel bir paradoks var. Ben merkezli biri gibi gözükebilir ama sahada diğerlerini oynatmasını iyi biliyor. Nasri’nin Etihad Stadyumu’ndaki en iyi sezonu aynı zamanda City’nin de en verimli dönemiydi. 2013-14 sezonunda ligde tam 102 gol attılar. İkinci en iyi sezonu da onların 1950’lerden beri üst seviyedeki en üretken ikinci sezonuydu: 2011-12 sezonunda ligi 93 golle kapadılar. Bu bir tesadüf değil. Sessiz ve hakkı yeterince teslim edilmeyen David Silva, karakter olarak onun zıttı olsa da sahada benzer tarzlara sahipler. Kağıt üzerinde kanat oyuncusu olsalar da merkeze doğru sapan ve dar alanları aldatıcı ihtişamıyla birleştirip savunma arasında boşluklar yaratan oyuncular.

Kanatlarda Sterling, Leroy Sane, Jesus Navas ve Nolito gibi taç çizgisine yakın noktalarda varlık gösteren oyuncuları tercih eden Guardiola, merkeze doğru oynamayı seven kanat rollerini yıktı. Bu sebeple Silva, Kevin De Bruyne’nin yanında ikinci bir 10 numaraya ya da eski tabirle bir ikinci forvete evrildi. Sane ve İlkay Gündoğan sakatlıktan kurtulduğunda orta saha rolleri için forma savaşı kızışacak olsa da her ikisine de sahada biçilmiş net bir görev yok. Nasri’nin yetenek havuzu, özellikle Silva’nın yerine kadrodaki en yakın yedek gibi görünüyor.

Ama Barcelona’da Ronaldinho ve Deco’nun tecrübe ettiği gibi Guardiola, kendi bağlılığını paylaşmayan ya da onun talep ettiği takım içi etiğe uymayan yetenekli oyunculara kapıyı göstermeye niyetli biri. Zlatan Ibrahimovic’in de onaylayacağı üzere, fikrini yüksek sesle ifade edenler yer yer onun takımında uzun süreler kalmakta zorlanabiliyor. Toure örneği de gösteriyor ki bir önceki sezon beklentilerin altında kalan takımın yüzü olmak, o oyuncunun pek de yararına olmuyor.

Nasri bu anlamda farklı bir yerde olabilir. Yetersiz bir teselli olarak tanımlayabiliriz onun durumunu.  Onların hikayesinde cesaretlendirici olmaya en yakın nokta şu; Guardiola bir oyuncudan kurtulmak istediğinde kulübü, gelen taliplerden istediği bonservisi düşürmeye yatkındır. Ama City örneğinde Nasri için istenen fiyattan ziyade aldığı maaş asıl mesele. City bazı oyuncularına çok fazla para ödüyor. Nasri’nin Manchester’daki yıldızının en parlak olduğu 2014 yılında imzaladığı karlı kontratın bitmesine daha üç yıl var. Bugün, o yıldız sönmeye yakın halde.

Zamanında City’nin futbolunu üst seviyelere taşıyan Nasri, artık aşağılayıcı bir çöküşün acısını çekiyor. Şu açık ki Guardiola, bu konuda kendisini şanslı saymıyor.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler