Kusursuz

Henüz 14 yaşındayken tüm dünyanın hayranlığını kazanmıştı, 41 yıl sonra hâlâ kusursuzluğun simgesi. Efsane jimnastikçi Nadia Comaneci, Socrates'e konuştu.

12 Kasım 2017

1976 Montreal’de ünlendiğiniz o ilk 10.0 tam puanlık performansı anlatmaktan hiç sıkıldınız mı? Çünkü ben de size bunu sormak zorundayım…

Neyi bilmek istiyorsun ya da neyi bilmek istemiyorsun? Bence sorabilirsin.

O zaman tam o ânı anlatmanızı istesem…

Bu benim en büyük başarımdı fakat jimnastik dünyası beni Montreal’den önce de tanıyordu. Çünkü 1975’te Avrupa Şampiyonası’nda mücadele etmiştim. Olimpiyata gittiğimde ise kimse 14 yaşında bir çocuğun 10.0 tam puan almasını beklemiyordu. Takımımdan asimetrik paralelde yarışacak son isimdim. İlk müsabaka günüydü. Zorunlu tur olduğu için herkes aynı rutini gerçekleştiriyordu. Ben de antrenmanda rutini yaptım. Yere indiğimde çok iyi geçtiğini düşünüyordum. Büyük bir alkış vardı. Döndüm ve skorbordu gördüm. 073, yani numaram üstte yazıyordu. Altında ise 1.00 yazıyordu. Herkesin kafası karışmıştı. Skor tabelası bile kilitlendi, teknik bir sorun yaşadılar. Daha doğrusu, tabela 10.0 tam puanı göstermek için tasarlanmamıştı. Çünkü kimsenin bu puanı alacağını düşünememişlerdi. Sonunda da tarihi bir an ortaya çıktı.

İşin tarihi önemini farklı bir boyuta taşıyanların başında bu vardı belki de, değil mi? Mükemmelliğin beklenmiyor oluşu…

Öyle de diyebiliriz. Eğer bilgisayarlar bile skorunuzu gösteremiyorsa hikâyeniz başka bir boyut kazanıyor.

Sizi yetiştiren antrenörünüz Bela Karolyi bunu planlamadığınızı söylemişti, yani 10 tam puan almayı. “Sadece çok iyi bir seri çıkarmayı planladık. Sonra idrak ettik ne olduğunu” diye de eklemişti. Siz de aynı fikirde miydiniz?

Evet kesinlikle. Amaç bu değildi. Antrenmanlarda pek çok kez yapmıştım bu rutini. Yani çok alışkındım. Onu çok çalışarak kusursuzlaştırmıştım sadece. O günlerde, ilk başta neden bu kadar büyütüldüğünü anlamıyordum. Amacımız tabii ki tarih yazmak değildi. Büyülü bir an yaşadığımı anlamam zaman aldı. Zaten sonra, Montreal’deki oyunlarda altı tane daha 10 tam puan aldım.

Ama bilhassa o gün, spor tarihi için büyüleyiciydi, değil mi?

Zaman geçtikçe ve yetişkin bir birey oldukça idrak edebildim; en iyi performansınızı gösterebilmek için 1 dakika 10 saniyeniz var, bunu bugün ve bu an yapmalısınız. Dün değil, dört yıl sonra değil, tam o anda bu performansı göstermelisiniz. Çok küçük olduğum için hikâyeyi tamamen kavrayamamıştım. Tamam, olimpiyat büyük bir mücadeleydi, çok sayıda insan izliyordu, elimden gelenin en iyisini yapmam lazımdı ve bunu nasıl yapacağımı da biliyordum. Kendi kendime hata yapmamam gerektiğini telkin ediyordum. Olimpiyattaydık ve ben de en iyi olduğumu göstermeliydim.

Rutin öncesinde mi kendi kendinize konuşuyordunuz?

Hayır, sadece öncesinde değil, hep kendimle konuşurdum. Bu benim için bir alışkanlıktı. O zamanlar, sonuçta bir çocuk olduğum için tansiyonu çok hissetmezdim. Sadece iyi bir rutin çıkarmaya uğraşırdım. Bunun için de kendimle konuşurdum, antrenmanda ne yaptıysam onu uygulamak için. Gerginlikten değil yani.

Sizi yetiştiren ünlü antrenör çift Bela ve Marta Karolyi, rutin öncesi özel bir tavsiyede bulundular mı?

Bulunmadılar, Bela’nın zaten orada olması yasaktı, erkek antrenörlere izin yoktu. Marta da bildiklerimi iyi hatırlamamı ve dikkatli olmamı öğütledi sadece. Zaten her şey yapılan sonsuz tekrarda saklıydı. O da bu alışkanlığa güvenmemi söyledi.

14 yaşında olmanıza rağmen bilginize güveniyordu yani…

Evet, 14 yaşındayken bile sekiz yıllık bir jimnastik geçmişim vardı. Sekiz yıl uzun bir süre bence. Üstelik o yaşlarda her şeyi çok daha rahat hafızanıza kaydediyorsunuz. Ayrıca kendinizi daha rahat bırakıyorsunuz.

Sizi Karolyi çifti keşfetti, değil mi? Öyle okumuştum…

Aslında tam da keşfettiklerini söyleyemeyiz. Onlar benden haberdar olmadan önce de anaokulunda jimnastik yapıyordum. Parendeler atıyor, çeşitli hareketler yapıyordum. Bir gün beni okul bahçesinde parende atarken görüyorlar. Ondan sonra da onlarla çalışmaya başladım zaten. Tabii ki kariyerime etkileri çok büyük.

Siz sonradan idrak ettiğinizi söylediniz ancak tüm dünya o gün Montreal’de yaşanan şeyin farkındaydı ve size büyük bir ilgi gösterildi. Bununla birlikte hayatınız nasıl şekillendi?

41 yıl sonra burada olmamın sebebi jimnastik ve orada elde ettiğim başarılar. O yaştaki çoğu çocuk gibi fazla enerjimi yönlendirmek için jimnastiğe başladım. Küçük yaşta mobilyaların üzerinde zıplar, eşyaları kırardım. Annem bu durumdan memnun değildi. “İşte sana enerjini aktarabileceğin bir yer” diyerek beni jimnastiğe göndermeye başlamıştı. İlk başladığımda olimpik sporcu olma gibi bir hedefim yoktu. Atlayayım, zıplayayım, istediğim her şeyi yapıp enerjimi atayım diye gittiğim bir yerdi salon. Bu çok hoşuma gitti. Bir süre sonra, gün boyu sadece jimnastik salonuna gitmeyi ister ve başka bir şeyden bahsetmez hâle geldim. Ardından yarışmaya başladım, yarışmayı ve rekabet etmeyi de çok sevdim. Bağlandım adeta. Çünkü bence her çocuk, içinde rekabetçi bir yan taşır. Bir şeyi yapıyorsanız en iyisi olmanız gerekir.

Dokuz yaşındayken yarışmalara katılmak için seyahat etmeye başladım. Romanya’da başka hiçbir çocuk benim yaşımda bunu yapma fırsatı bulamazdı. Çok zordu. İtalya veya Kanada’da bile bunun bir örneği yoktu. Benim yaşımda pek çok çocuğun sahip olmadığı ayrıcalıklara sahiptim. Olimpiyatta mücadele ederken de durumu o an içinde kavrayabildiğimi düşünmüyorum. Oraya tarihe geçmek için gitmedim. Ama geçtim. Sonrası da aynı olmadı zaten.

41 yıl oldu dediniz. Bu kadar yıl geçmesine rağmen hâlâ ilham veren güçlü bir karakter olmanızı neye bağlıyorsunuz?

Şimdilerde birçok insanla tanışıyorum ve hepsi bana tam puan aldığımda beni nerede izlediklerini ve o an ne yaptıklarını saniyesi saniyesine anlatıyorlar. Ben de onlara “Bu 40 yıl önceydi, cidden hatırlıyor musunuz?” diyorum. Sonra düşündükçe, benim de dünya tarihindeki bazı önemli anlarda nerede olduğumu, ne yaptığımı hatırladığımı fark ettim. Beni böylesine merkeze koymaları yine de ilginç, demek ki o insanlar için önemli ve unutulmaz bir olaydı. Ama dedim ya; ben o kusursuzluğa insanlar beni hatırlasın diye ulaşmamıştım. Bunu o zamanlar fark edemedim. Bu açıdan şanssızdım belki de…

O dönemde ülkemdeki çoğu insan gibi benim de hayat standartlarım idealden uzaktı.

Kadınlar jimnastik dünyasında etkiniz çok büyük oldu. Estetik algıda, kültürel ve sosyolojik alanda çığır açtınız. Siz ne dersiniz bu konuda?

Bence biraz 10.0 tam puandan, biraz da daha önce kimsenin 14 yaşında bunun mümkün olduğunu düşünmemesinden dolayı bu etkiyi yarattım. İnsanlar bu kadar genç, minyon ve farklı estetikte birinin bunu yapabileceğine inanmıyordu. Bu bana garip geldi, tecrübesiz değildim, ne yaptığımı biliyordum. Ayrıca benden ve bilhassa da 70’lerden önce jimnastikteki fiziksel algının farklılığı da bunda etken. Ve tabii ki kültürel olarak da dünyanın o zamanki ülkeler arası ilişkilerinde farklı ve daha bilinmez konumda bir yerden geliyor olmamın da etkisi var.

Romanya’dan, ülkenizden bahsettiniz. 1989’da çok önemli bir karar verdiniz ve ABD’ye iltica ettiniz. O dönemki şartlar ve süreç nasıldı?

Tek bir sebep yoktu. O dönemde ülkemdeki çoğu insan gibi benim de hayat standartlarım idealden uzaktı. Evet, daha el üstündeydim, halkın belli bir kesimine nazaran belki farklı imtiyazlara sahiptim ama 80’li yıllarla birlikte benim için de şartlar değişmeye başladı. 1981’de Bela ve Marta ABD’ye iltica ettikten sonra gözler bana çevrildi. Romanya’dan çıkmam yasaklandı. Diğer herkes istediği yere giderken ben yasaklıydım. Bazı gelirlerimi kesmeye başladılar. Bu adil değildi. Spor için yapacak çok şeyim olduğuna inanıyordum. Benim seyahat etmem, organizasyonlara katılmam gerekirdi. Kendimi, özellikle de emekli olduğum 1984’ten sonraki dönemde iyice hapishanede gibi hissetmeye başlamıştım. Zamanı geldiğinde ve fırsat ortaya çıktığında ülkeden ayrıldım.

Ülkemi terk etmek kolay değildi. Kendimi başka bir ülkede hayal edemiyordum, Romanya benim ülkemdi ve ben oraya aittim. Ailem ve arkadaşlarım oradaydı. Fakat ayrılmam gerektiğini hissettim ve şanslıyım ki Romanya çok geçmeden tekrar özgür bir ülke oldu, ben de geri dönebildim. Hatta eşim Bart ile ülkeme dönüp evlendim. Başka bir yerde evlenebileceğimi düşünmüyordum. Bunu hayal dahi edemezdim.

Romanya’dan çıkıp sınırı geçtiğiniz sürede neler hissettiniz?

İki ya da üç gün, ne kadar sürdüğünü hatırlamıyorum bile. 27 Kasım 1989’du ama tarih, onu hatırlıyorum. Ve bir şeyi daha çok iyi hatırlıyorum ki kararım kesindi. Verdiği kararı değiştiren, şüphe duyan biri olmadım hiç. Jimnastikte de böyleydim; kendimi ve yapabileceklerimi biliyor ve sonra bunları gerçekleştiriyordum. Hep sonuna kadar gittim.

Doğrusu, geriye dönüp de öyle çok fazla düşünmüyorum. Girdiğim her yol, döndüğüm her köşe beni şu an olduğum insan hâline getirdi. O gün de öyleydi. ABD’nin Viyana Elçiliği ile temas kurup kaçışımı öyle ayarladık. Bir bölümü yürüyerek olmak üzere önce Macaristan, sonra Avusturya’ya ulaştık. Kısa süre sonra da Romanya’da devrim oldu.

Günümüze dönelim biraz da… 2016 Rio, artistik jimnastik açısından çok iyi geçti. Yeni bir yıldız doğdu ve Simone Biles’ın etkisi pek çok yönden size benzetildi. Estetik ve fiziksel güç ilişkisi açısından jimnastiğin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Simone’u olimpiyattan çok daha önce tanıyor ve takip ediyordum. Başarıları benim için sürpriz olmadı. Altın madalyalar kazanabileceğini biliyorduk. O harika bir atlet. Jimnastik artık farklı, gücünüz ve hareketinizin zorluğuna göre yüksek puanlar alabiliyorsunuz. Simone’un elde ettiği puanlar da fazlasıyla yüksekti. O kendi neslinin en iyisi, uzun bir süre yanına yaklaşacak kimse olmaz diye düşünüyorum.

Sizce işin fiziksel boyutu, artistik yanının önüne geçecek mi?

Hayır, geçmemeli. Bence bu dengede tutmamız gerekiyor. Jimnastiğin şu an olduğundan daha fiziksel bir spora evrilmesi için hiçbir sebep yok. Ben bir şekilde bu dengede kalacağını düşünüyorum. Tabii ki artık her şey 70’lerden ve 80’lerden daha farklı. Kas çalışmaları, egzersizler, beslenme, teknoloji ve diğerleri… Bunları yadsıyamayız. Ancak dikkat edin, hâlâ artistik boyut olmadan o gücün etkisini hissettiremezsiniz. Yavan kalır.

“Jimnastikte mükemmellik eşittir Comaneci” denir hep, sizce mükemmelin bir tanımı var mı?

Açıkçası bilmiyorum, çünkü herkesten önce oraya ulaştım. O kusursuz ve ulaşılamaz denen noktaya çıktım. Düşünsenize, skor tabelasında dahi gösterilmesi planlanmamış. Beklenmedik şekilde ve ilk olarak. Diğerlerinden bir adım önde olmalısınız, belki de biraz bununla alakalıdır. Ben bunu 14 yaşında yapmayı başardım. Gerçekten açıklamak zor. Ayrıca, her zaman mükemmel olmak da gerekmemeli.

Oğlunuz Dylan’ın, ününüzü çok sonraları, anaokulu günlerinde öğrendiği ve eve dönünce size bunu sorduğuna dair bir hikâye var. Bizimle paylaşır mısınız?

2010 yılıydı sanırım, 4 yaşındaydı. Anaokulundaki çocuklardan bir şeyler duymuş. Bana gelip “Anne sen çok ünlüymüşsün” dedi. Ona hikâyemi pek anlatmamıştık, madalyalarımı ya da başarılarımı göstermemiştik. Zamanı gelsin diye bekliyorduk. O yüzden çok şaşırmıştı. Montreal’den kalma fotoğrafları gösterdim ona. Beni hemen tanıdı.

Bela-Marta Karolyi çifti sizi yetiştirdi ve ABD’ye iltica ettikten sonra da artistik jimnastiği Birleşik Devletler’de bambaşka bir boyuta taşıdı. Siz böyle bir yolu tercih etmediniz. Neden?

Bir jimnastik okulumuz var. Ama bir koç olarak sorumluluk almak demek, her gün spor salonuna gitmek zorunda olduğunuz anlamına geliyor. Bu benim rolüm değil. Ben bu sporun elçisiyim. Çocuklar için bu sporun önemi hakkında sıkça konuşuyorum. Onları motive etmeye çalışıyorum ama kendimi bir koç olarak göremiyorum, isteyen olursa tavsiyelerimi veriyorum. Diğer türlü, Karolyi’ler gibi kendimi tamamen bu işe adamam gerekir. Onlar her şeye en ince detayına kadar dikkat ederler. Sizi çok çalıştırırken onlar da çok çalışırlar. Bir şeyi kusursuz yapana kadar da uğraşırlar. Mükemmellik dediğin de detaylardadır zaten, değil mi?

*Bu röportaj, Socrates’in Haziran 2017 sayısında yayımlanmıştır. Eski sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Caner Eler

Caner Eler
2006'dan beri Eurosport Türkiye'de spiker. NTV Spor ve D-Smart'ta spiker-yorumcu olarak çalıştı. Radikal, Four Four Two, GQ gibi mecralarda yazarlık yaptı. Socrates'in genel yayın yönetmeni. Aynı zamanda beIN Sports'ta basketbol yorumluyor.

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN