Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

Diğer SporlarMutluluğun Peşinde

Sakatlıkların ardından tekrar zirveye çıkan UFC dövüşçüsü Dominick Cruz, yolculuğunu Socrates'e anlattı.

Dominick Cruz, UFC horoz sıklet dünya şampiyonluğunu tekrar kazandığında MMA tarihinin en büyük geri dönüş hikayelerinden birini gerçekleştirdi.

Cruz, 2012’de şampiyonken sol dizindeki ön çapraz bağları kopardı, aynı yıl içinde sakatlığı nüksetti. İki yıl boyunca spordan uzak kaldıktan sonra 2014 Şubatı’nda spora geri dönecekti, bu kez bir kasık sakatlığı izin vermedi. Kemeri elinden alındı, unvanını kaybetti. Eylül 2014’te uzun süre sonra ilk maçına çıktı, kazandı. Aralık’ta bu kez sağ dizinin ön çapraz bağları koptu. Dominick Cruz bir yıl daha uzak kaldığı dövüş dünyasına, yeni şampiyon TJ Dillashaw’u yenerek Ocak 2016’da döndü. Destansı bir hikaye sonunda Cruz kemerine yeniden kavuştu.

Maç sonrası röportajında SB Nation muhabiri Ariel Helwani “Hayatında pek çok büyük an yaşadın, bugün Dominick Cruz’un hayatının en önemli anı mı?” diye sorduğunda herkes Cruz’un cevabını tahmin edebiliyordu. Ama Dominick kısa bir “Hayır” cevabından sonra “Hayatımın en önemli anı, mutlu olmak için kemere ihtiyacım olmadığını fark ettiğim andı.” dediğinde, Helwani dahil herkesin ağzından sönük bir şaşkınlık nidası çıkabildi ancak.

Dominick Cruz, kemer maçına çıkmadan zaten kazanmıştı. Hem de sadece maçı değil, her şeyi. Yalnızca biz fanilerin bundan yeni haberi oluyordu.

San Diego’nun güneyindeki Chula Vista’da, Alliance Training Center’da sırıtarak beni karşılayan Dominick Cruz sıkıcı süper kahramanlardan değil. Yaramaz bir çocuk ve zen ustası arasındaki yerde devamlı mekik dokuyan çok ama çok inatçı bir sporcu. Dövüş tekniği darbe almamaya odaklandığından, iki dudağının arasından dolu cümleler çıkması şaşırtıcı değil. Fakat o cümleleri kurduran, Cruz’un serbest düşüşler ve dik tırmanışlarla geçen yaşam mücadelesi.

San Diego’ya sportif başarı getiren az sayıda kişiden birisiniz, halk bunu nasıl karşılıyor?

San Diego için bu yeni bir şey. Daha önce şampiyondum, sonra sakatlandım. Kemeri bırakmak zorunda kaldım ve üç dört seneliğine San Diego ilgisini kaybetti. Şimdi kemeri tekrar kazandım.

Chargers çok iyi işler yapmadığından şimdi takımdan kurtulmaya çalışıyorlar ve Padres de iyi değil. Bu beni doğal olarak ilk sıraya çıkarıyor.

Bakalım San Diego bunu nasıl değerlendirecek, çünkü bu şehrin bir şampiyona ihtiyacı var ve bir şampiyona sahipler. Bir anlamda San Diego benim köklerimin olduğu yer, aynı zamanda kariyerimin olgunlaşmasında önemli rolü var.

Yani “Tartışmasız San Diego’lu” sizsiniz?

Evet! San Diego’da doğdum, şimdi neredeyse 10 yıldır buradayım. Koca bir on yıl. Bir yerin eviniz olması için orada ne kadar yaşamanız gerekiyor ki?

San Diego’lu olmayan pek çok MMA dövüşçüsü de buraya yerleşiyor. San Diego’ya bu ilgi sizce neden?

Biz dövüşçülerin hayatında fazlasıyla boş zaman var. O zamanın çoğunu antrenman yaparak geçiriyoruz. İyi bir sistem oluşturmak önemli, kendimizi zorluyoruz ve genellikle günde iki kez çalışıyoruz. Antremanlar arasında çoğu dövüşçü bir kaçış, bir rahatlama arıyor.  Yorgunluk ve stresten arınmak gerekiyor.

San Diego bu açıdan mükemmel. Dışarı çıkıyorsunuz, plaja gidiyorsunuz. Hava hep o kadar güzel ki yılın her günü dışarıda bir şeyler yapabilirsiniz. Dışarıda olmak huzur verici bir yenilenme süreci. Antrenman bitiyor, spor salonundan çıkıyorsunuz. Sonra 25 derece, güneşli bir hava sizi karşılayınca bulutların üzerine çıkıyorsunuz. Güzel hava, plajlar, çok sayıda sporcunun burada yaşaması ve antrenman yapması San Diego’yu MMA için ideal hale getiriyor.

cruz kafes

Sizin trash talk’unuz UFC içerisindeki en acımasızlardan biri olarak gösteriliyor.

Öyle mi? Bilmiyordum.

Hatta Reddit’te bir kullanıcı Conor McGregor’ın trash talk’unu “Anne babanızın bir partide sarhoş olup üzerinizden edepsiz şakalar yapması”, sizinkini ise “Anne babanızın sakince karşınıza oturup neden sizi sevmediğini tane tane anlatması” olarak niteliyor.

Hahaha! Harika, çok doğru!

Argo kelimeler kullanmadan nasıl böyle bir etki bırakabiliyorsunuz?

Günlük hayatımda aslında argo kullanıyorum. Yapmamaya çalışıyorum ama çok kolay değil, çünkü getto bir yanım var. Televizyonda bu yanımı evde izleyenler için öne çıkarıyorum. Bunu yaptığımda da senin dediğin gibi oluyor: Bir ebeveyn gibi konuşuyorum. Küfretmiyorum, bağırmıyorum.

Bu kesinlikle annem ve anneannemden geliyor. Anneannem tam bir psikopattı. Küçükken bana ceza verirdi, lafını hiç sakınmazdı ve hiç çekinmezdi. Beni şımartmadı, ne gördüyse onu söyledi. Büyük Buhran zamanında büyümüş ve zor bir hayat geçirmişti, beni de o kafayla büyüttü. Doğal olarak annem de aynı kafaya sahip. Süpermarkette kardeşime vurduğumda, ki bu sık olurdu çünkü zor bir abiydim, annem bana bakıp sadece “Bu bir.” derdi. Bana ne vururdu, ne bağırırdı, ne de sinirlenirdi. Bunun ne demek olduğunu biliyordum, eve gidince devasa bir ekmek tahtasıyla popoma şaplağı yiyecektim. Tamamen sakince bunu dediğinde acayip gerilirdim, ne yapacağımı bilemezdim. Bana kızsa, bağırsa anlayabilirdim ama böylesi daha kötüydü. Eve gittiğimizde de beni karşısına oturtup “Neden ceza alacağını biliyorsun değil mi?” derdi, ben de “Çünkü kardeşime süpermarkette vurdum, Anne.” derdim. “Doğru, şimdi dön arkanı.” deyip ekmek tahtasıyla vururdu. O zamanki duygusuzluğu beni nasıl etkilemişse tamamen trash talk’uma geçmiş, bu da beni çocuğuna kızan bir ebeveyn gibi gösteriyor.

Trash talk’umun ikinci bir kısmı daha var: İnsanlara hep gerçeği söylüyorum. Sizin kendinize vermediğiniz hiçbir zararı ben size vermiyorum. Sporcuların ve dövüşçülerin %95’i zaaflarına eğilmiyor. Güçlü yanlarına odaklanıp rakiplerini bununla yeniyorlar. Ben zaaflarını tam önlerine koyup yüzleşmelerini sağlıyorum, daha önce yüzleşmedikleri için de ne yapacaklarını bilmiyorlar.

Conor McGregor ve Ronda Rousey gibi dövüşçüler trash talk’ları ve karakterleriyle milyon dolarlar kazandıran maçlara çıkıyorlar. Tüm potansiyelinizi kullandığınıza inanıyor musunuz?

Ben yalnızca kendim olmaya çalışıyorum. Ronda’ya baktığımda, baskın bir karakter görüyorum. Başarısı oradan geliyor. Conor’ın hoş bir aksanı var, hep ufak skeçler oynuyor. Büründüğü role çok uygun. Ben pek bunları yapmıyorum. Bir odaya girdiğimde Ronda’da olduğu gibi tüm kafalar bana çevrilmiyor. Conor’ın oyunculuğu, aksanı, hatta esprileri bende yok.

Ben sadece gerçeği söylüyorum, mizahım da böyle. Tamamen gerçek, ama bence acayip komik. Özellikle insanlar bunu kaldıramadığında. Evire çevire yenildikten sonra biri çıkıp onlara bunu söylediğinde çıldırıyor olmaları çok matrak. Yenildin işte, ne zaman kabulleneceksin?

İlk yenilgileriyle serbest düşüşe geçen pek çok dövüşçü var, bunun sebebi ne?

Psikolojik. Bu spora göre değiller, açık ve net. Kaybettikten sonra bunu gelişmek için kullanmıyorsanız buna uygun değilsiniz demektir. Açıklarınıza bakıp kapatmaya uğraşmalısınız. Ben kariyerimi kaybettim ve tekrar aynı yere gelebildiysem benim başıma gelenler onlara olsa hayatta toparlayamazlardı herhalde. İnatçı olmak, elimizdeki tek yaşamda çakılıp kalmayı reddedip evrilmeye uğraşmak gerek. Dünyadaki varlığımızın tek amacı gelişmek.

Son zamanlarda yaşanan sakatlıklar ve ana maç değişikliklerine baktığında, MMA kamplarının hazırlıklarında hatalar görüyor musun?

Kesinlikle, eksiklikler var. Biz bu sporun yapı taşlarıyız, tıpkı Amerikan futbolunun öncüleri gibi. Onlar da deri kasklarla kafa kafaya çarpışıyorlardı. Beyin sarsıntısı ya da başka sakatlıkları bilmediklerinden, bu alanda araştırma yapacak paraya spor sahip olmadığından sağlıkları bozuldu. Şimdi ise NFL’in parası var ve bunun bir kısmı takıma, doktorlara gidiyor. MMA’in öncüleri de biziz. En çok eziyeti, en az paraya çekeceğiz. Spor büyüyene kadar olması gereken maalesef bu.

cruz kemer

Sakatlık öncesi UFC’nin birkaç yıldızından biriydiniz. Düşüş sizi ne kadar zorladı?

Hayatımı yeniden dengelemek bir yılımı aldı. Bir dövüş kampından çıktığınızda bile hayatınızı dengelemeniz gerekir ve bu sadece 12 haftalık bir süreç için. Pek çok dövüşçü kampı bitirir, maça çıkar, kazanır. Galibiyet sarhoşluğu iki üç güne geçince ne yapacağınızı bilemez halde hayatını sorgular. Sonunda da tekrar salona gidip antrenman yapmaya devam eder çünkü vücudu buna alışmıştır.

Ben kemerimle birlikte her şeyi kaybettiğimde hayatım değişti. Evet, benim için çok zor bir dönüşümdü, dibi gördüm. Ama düşüp yeniden yükselmedikçe hayatın ne anlamı var?

Urijah Faber’la olan rekabetiniz nasıl buraya geldi?

Faber’la garip bir ilişkimiz var. İlk maçımızda beni yendi. Çok gençtim, sporda yeniydim. Daha önce hiç koçum olmamıştı. Koçluğa ya da yastık antrenmanı için birine verecek param yoktu. Kendi kendimi idare ediyordum. Faber’la 2007’deki ilk maçım öncesi San Diego’ya geldiğimde Eric Del Fierro ile tanıştım. Gözlerim yuvalarından fırlayacaktı, öğrendiklerime ve antrenman yaptığım insanlara inanmakta güçlük çekiyordum. Artık plan programa kafa patlatmama da gerek yoktu. Spor salonuna gittiğimde programım hazırdı. Tüy sıklet kemeri için Faber’la maça çıkarken ilk kampımda Eric Del Fierro’nun olması bana özgüven aşıladı.

Yine de tüm bunlar yerdeki temel eksikliklerimi kapatmaya yetmedi. İyi bir güreşçiydim, ama 2007’den önce siyah kuşak bir jiu jitsu’cuyla antrenman yapmamıştım. Herhangi bir BJJ dersi almamıştım ve karşılaşacağım dövüşçünün güçlü yanı jiu jitsu’ydu. Henüz üzerine düşmek zorunda kalmadığım bir eksikti ve Faber’la dövüştükten sonra o eksiği kapatmam gerektiğini fark ettim.

Faber’a kaybetmek bana dünyanın en iyisi olmak için ne yapmam gerektiğini gösterdi. Jiu jitsu turnuvalarına katılmaya başladım, ilk siyah kuşak grappling koçum Baret Yoshida ile çalıştım. Yerde dünya üzerindeki en esaslı adamlardan, çok yetenekli ve teknik biri. Jiu jitsu kariyerime Baret Yoshida’yla başlamak gurur vericiydi.

Faber mağlubiyeti bana yerdeki eksiklerimi kapatırsam kimseye yenilmeyeceğimi gösterdi, öyle de oldu. Faber’dan hoşlanmıyorum ve aramızdaki husumete karşın o rekabet ikimizi de ileriye taşıdı. Rekabetimiz sayesinde ben gelişmeye devam ettim ve o da ilk maçta olduğu kadar iyi kaldı. 2011’de, dört yıl sonra onu yenmeyi başardım. İkinci maçta kemeri kazanmam rekabetimizi canlı tuttu ve birbirimizden hoşlanmamaya devam ettik. Bir de hep salak saçma şeyler söylüyor. Yani birden fazla etken var.

Urijah Faber’la ilk maçınız üzerinden neredeyse on yıl geçti. Rekabetiniz nasıl bir hale geldi?

Tekrar sağlığıma kavuştum, Faber iyice ihtiyarlasa da dövüşmeye devam ediyor. İlginç olacak çünkü on yıllık bir rekabete nokta koyacağız. Aslında çok komik, dövüş dünyasında en sevmediğiniz adamlar etrafınızda en çok gördüğünüz adamlar haline gelir, size kene gibi yapışırlar. Çünkü herkes sevmediğiniz biriyle dövüşmenizi görmek ister. Gayet ironik bir şekilde birbirimizi sevmeyişimiz ve uzak durma çabamız bizi bir araya getiriyor.

Bundan on yıl sonra siz ve Faber geriye dönüp baktığınızda ne göreceksiniz?

Benim kemerlerime bakacağız ve Faber da onlara dokunamadığı için üzgün ve mutsuz olacak. Belki dokunsun diye cilalamasına izin veririm!

Faber’ı sadece etrafında bulunmam nedeniyle gayet iyi tanıyorum. Her zaman parayı veya malı mülkü dert etmemesiyle böbürlenir. Böyle şeyleri kafaya takmıyor çünkü hiç eksikliğini hissetmemiş. Ben Tucson, Arizona’da bir karavanın arkasında büyüdüm. İki maaş arası annenizle yaşam mücadelesi verdiğinizde para kazanmanın, para biriktirmenin önemini kavrıyorsunuz. Hayat tarzları olarak Faber’la çok farklı yerlerdeyiz. Ben hayat standardımı açlık sınırından ayın sonunu dert etmeyecek seviyeye getirdim. Arada anneme bir tatil ısmarlamak, harcamalarına yardım etmek gibi küçük şeyleri MMA olmadan yapamazdım. Bu işten yaşanabilir bir hayat standardı çıkarttığım için minnettarım. Onun mantalitesi tamamen farklı. İkimizin de bizi başarıya taşıyan farklı bir düşünce tarzı var. Bu farklılıklar bizi bir araya getiriyor.

Birbirinizi tamamladığınızı düşünüyor musunuz?

Doğrusunu söylemek gerekirse, dünya tarihine baktığınızda en iyi rekabetler hep en güçlü insanları yaratmış. Güçlü rekabet sizi de güçlendirir. Sevmediğiniz insanlar sizi daha iyi, daha başarılı olmaya iter çünkü o insanları geçmek, yenmek, susturmak istersiniz. Bu yüzden garip bir şekilde benim Faber’ın gelişiminde, onun da kariyerimin başındaki gelişimimde payı var. Dövüş dünyasında hep bir ortak saygı var. Özel hayatlarımızdaki zıtlık rekabetin asıl çıkış noktası.

6

Sakatlık sürecinde yaşadığın gerilemelerle nasıl baş ettin?

Başınızı öne eğip sürekli çalışmanız lazım. Keşke elimde bir reçete olsaydı da herkes “Demek böyle yaptı!” diyebilseydi, ama işin özü etrafa kulak asmamaktan geçiyor. Deriniz kalın olsun. Şunu anlayın, insanlar ne yaparsanız, ne söylerseniz sizin hakkınızda fikir sahibi olacak. Tüm dünyanın istediği gibi yaşasanız dahi günün sonunda yine eleştirilecek, yargılanacaksınız. Bunu anladıktan sonra kulaklığımı takıp, kimseyi düşünmeden çalışmaya başladım. Ne yapıp yapamayacağımı benden daha iyi kimse bilemez. İnsanların sizinle ilgili bir fikri vardır, ama kimse sizi kendiniz gibi tanıyamaz.

Sıkletimdeki diğer dövüşçüler, UFC’deki herkes ya da tüm izleyicilerin hakkımdaki düşüncelerini bir kenara koydum. Sporu öğrenerek çalıştıkça, fit kaldıkça sakatlıktan dönebileceğimi biliyordum. Zaman da benim yanımdaydı, yalnızca yürümeye devam ettim. Bu biraz tepeye tırmanmak gibi, durduğunuz an aşağıya yuvarlanırsınız.

İyileşmeye çalışırken size ne ilham verdi?

Spor salonuna gelip kariyerine start vermeye çalışan çocuklar bana en büyük ilham kaynağı oldu. Gözlerindeki panik, başarılı olma, kurtulma zorunluluğu… Sınırın ötesinden, Tijuana’dan gelenler var, Arizona’dan gelip spor salonunda ya da birinin garajında uyuyanlar var. Hiçbir şeyleri yok, başaramamaktan korkuyorlar. Ben o paniğe tutundum, çünkü ben de oralardan geçtim. Bunu aklınızdan çıkarmadığınızda iş disiplininizi koruyorsunuz.

Önceki röportajlarınızda geri dönüş hayalinden vazgeçmenin geri dönebilmeniz için büyük önem taşıdığını söylediniz. Bir insan, sonunda o hayale ulaşmak için hayalinden nasıl vazgeçer?

Bu çok güzel bir soru. Belki de en zor kısım oydu. Çünkü küçükken bize hep “Hayallerine sıkı sıkı tutun ve asla bırakma.” derlerdi. Hep bunu duyarsınız. Girdiğim çıkmaz bana başka bir yol gösterdi. Hayaline sahip çıkabilmek ve vazgeçmemek için, vazgeçmem lazımdı. Nasıl bir mantık bu? Şöyle, hayalleri bırakmamaktan bahsederken denkleme benim kişiliğimi de katmamız gerekiyor. Eğer dünya şampiyonluğu ve en iyi olma hayalimi bırakmasaydım, durmayacaktım. Durmasaydım, iyileşmeyecektim. İyileşmeseydim hayalimi zaten gerçekleştiremeyecektim. Dolayısıyla iyileşebilmek için hayalimden vazgeçmem gerekti. Böylece hayalimi ayakta tutabildim.

Sadece fiziksel bir mücadele vermiyordum, zihnimi toparlayıp dikkatimi dağıtmazken bir yandan vücuduma zarar vermemeye çalışıyordum. Profesyonel bir sporcu olarak ayrıca vücudumu belli bir seviyede tutmam gerekiyordu. “Dünyanın en iyisiyim” bakışını bir kenara bırakıp yorulmak bilmeden çalışmak zordu.

Hayallerinizi bıraktığınızda öyle bir yere varıyorsunuz ki, bundan sonra yapacağınız her şey hayallerinizi bir adım öteye taşıyor. İşin sırrı bu. Bir hayalden vazgeçmek tüm hayallerinizi bir köşeye atmak anlamına gelmiyor. Bunu anlayıp evrilmeye ve gelişmeye odaklandığınızda hayallerinize ulaşabilir, onları çok daha farklı bir boyuta taşıyabilirsiniz.

Sizce günümüz spor dünyasında ve dövüş sporlarında mutlu olmak ne kadar zor?

Günümüzde hayatta mutlu olmak zor, nokta. Dünyanın gidişatı ve sosyal medya yüzünden herkesin bir fikri var, herkesin bir sözü, bir sesi var. Dünya üzerindeki her insan bir konu hakkında görüş bildirebiliyor. Eğer kabul görmezseniz ırkçı, kaba ya da başka etiketler yapıştırıyorlar üzerinize ve bu çok saçma.  Politik doğruculuk had safhadayken hayatı düzgün yaşamak çok zorlaşıyor. Gerçekten uzak bir biçimde yaşayamazsanız, insanlardan lafınızı sakınmamalısınız.

Dövüşmeyi bu yüzden seviyorum. Bu camiada politik doğrucu olmak zorunda değilsiniz. Eğer birisi salakça bir şey söylerse onun salak suratına tokadı yapıştıracağımı söyleyebilirim. Huzur verici bir şey bu. 7-Eleven‘da çalışıyor olsaydım ve patronum tembelliğimden yakınırken “Sen de şişmansın, önce gömleğindeki kahve lekesini çıkar ve sabahları saçını tara!” deseydim başım fena halde dertte olurdu! Dövüşçüler için böyle bir sorun yok, anlaşamazsak sorunu dövüşerek halledebiliyoruz.

Mutlu bir yaşam sürmek hiç kolay değil, duygu ve düşüncelerinizin çoğunu içinize atmanız bekleniyor. Kendinizi açıkça ifade edemiyorsunuz. Gerçekten buna izin yok. Öyle olunca da insanlar aklını kaçırıyor, depresyona giriyor, üzülüyor. Bundan nefret ediyorum. Mutlu olmak bu değil. İçinde bulunduğumuz zamanda mutlu olmak zor ama mutlu olmayı seçebilirsiniz.

Kariyerim darboğazdan geçerken seçmek zorunda kaldığım bir seçenekti mutluluk. Ama her şeyi kaybedene kadar bunun farkına varamadım. Gerçek mutluluğun peşine bu sayede düştüm. Dövüşürken, antrenman yaparken tüm o salgıladığım endorfin beni mutlu bir seviyede tutuyordu. İşim, kariyerim, yaşam tarzım elimden alınınca öyle ortada kaldım. Kimliğimi kaybetmiş gibiydim, bu beni çok aşağıya çekti. Eğer tüm bunları kaybetmeseydim, kendime bakışımı da değiştiremezdim. Tüm bunlar olmadan bir hiç olduğumu fark ettim ve bunun için bir şeyler yapma kararı aldım. Önümde iki yol vardı: Ya toparlanacaktım, ya da kös kös oturup kaybettiğim şeylerin yasını tutacaktım. Ben pozitif olan yolu seçtim. Başıma gelen en kötü şey, beni en güçlü ben yaptı. Karşılaştığınız zorluklardan daha zayıf ya da daha güçlü çıkarsınız, ben bu zorluklardan güçsüzleşerek çıkmayacak kadar inatçıydım.

IMG_6927

Modern yaşamda mutluluğun peşine düşmemize tam anlamıyla izin veriliyor mu?

Herkes mutlu olmak istediğini biliyor aslında. Kendim için konuşursam, ben dünya şampiyonu olmanın mutluluğa eşdeğer olduğunu düşünüyordum. Kemere sahip olmak, iyi bir araba, güzel bir kız arkadaş, harika bir ev, havalı bir köpek… Tüm bunların içimdeki o boşluğu doldurup beni hep mutlu edeceğini sanıyordum. Gerçekte, bunların hiçbiri değildi. O boşluğu yalnız ben doldurabilirdim. Günümüz toplumunun en büyük hatalarından biri, mutluluğun kendi özümüzden ve bencil olmaktan geldiğini öğretmemek. Kendi içinizde mutlu olamazsanız başka yerde hiç olamazsınız.

Bomboş bir odada yalnız oturduğunuzu hayal edin. Ne arkadaşlarınız, ne aileniz, ne para, ne de başka bir şey var etrafınızda. Sadece boş bir odada elinizde hiçbir şey olmadan hayata yeniden başlıyorsunuz. Mutlu olur muydunuz?

Bence herkes mutlu olmak için bir şeyler isterdi. Kimse “Ben bu boş odada oturup mutlu olacağım çünkü varım, buradayım.” demezdi. Kimse bunu yapmıyor. Mutluluk arayışı işte bu. Hiçbir dış etken olmadan mutlu olabilirsek gerçek, saf mutluluğa ulaşabiliriz. Sonra sahip olduğumuz her şey, hayat pastasının üzerindeki çilek haline gelir. Çünkü artık mutluyuz. Bizi mutlu etsinler diye arkadaşlarımıza, sevgilimize, eşimize muhtaç değiliz.

Mutlu olmak için kemere ihtiyacım yok. Mutlu olmak için antrenman yapmaya ihtiyacım yok. Mutlu olmak için güzel bir arabaya ihtiyacım yok. Sokakta yürürken dahi mutlu olabilirim, çünkü bomboş bir odada bir başıma mutluyum zaten. Bu sık rastlanır bir zihniyet değil, her şeyimi kaybedene kadar ben de farkına varamadım. Boş odada kendi başıma mutlu olamayacak biri olduğumu fark ettiğimde bunun değişmesi gerektiğine karar verdim. Benim yolculuğum da bu. Kendi mutluluk arayışım kimsem olmadan, kimseyi görmeden, hiçbir şeyim olmadan mutlu olabilmek. Hayat boyu sürecek bir yolculuk ve şu an bile bu yolda ilerliyorum.

Peki mutluluk mu size başarı getiriyor, yoksa başarı mı mutluluk veriyor?

Hayatımın ikinci kısmında mutluluk beni başarıya taşıdı. Daha önce ise başarı beni, mutluluk olduğunu sandığım şeye götürdü. Kariyerime dönüp baktığınızda 2012’de 26 yaşında şampiyon olan ve her şeye sahip bir Dominick görebilirsiniz. Ama ben o Dominick’e baktığımda bilmediği ve henüz kavrayamadığı o kadar çok şey görüyorum ki…

Sonrasında dizlerimi mahvettim, her şeyi kaybettim ve hiçbir şeyin tam anlamıyla hak edilmediğini, bunların hepsinin bir lütuf olduğunu anladım. Bunu anladığımda mutluluğun başarıyla değil, başarısızlıkta mutluluğu bulmayla geleceğini fark ettim. Elinizde hiçbir şey yokken mutlu olabilirseniz geri dönüp kemeri tekrar kazanabilirsiniz. Kariyerinize sıfırdan başlayıp Mizugaki’yle önemsiz bir maça çıkarak tekrar kameraların önünde röportajlar verebilirsiniz. Şimdilik sadece yolculuğun tadını çıkarıyorum. Her şeye sahiptim, hepsini kaybettim ve şimdi hepsini geri kazanıyorum.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kesişen Yollar

Kesişen Yollar

2 gün önce
Selef

Selef

7 gün önce
NHL’de Yeni Sezon

NHL’de Yeni Sezon

2 hafta önce