Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

GenelMURAKAMİ’NİN ŞARKILARI

Koşmasaydı yazamazdı, bunu biliyoruz. Peki dinlemeseydi? Haruki Murakami'nin koşarken dinlediği şarkılar...

1 Nisan 1978, öğlen 13:30 suları. Cingu Stadyumu’nun açık tribününde bir adam beyzbol izliyor. Yakult Swallows, Hiroşima Carps’a karşı. Tribünde koltuk yok; uzun, çimenlik bir yokuştan ibaret tribün. Adam uzandığı yerden bir sahaya, bir gökyüzüne bakıyor. Soğuk birasından bir fırt çekiyor. Düşleriyle meşgul. Neden sonra zihnini sıyırıp maça tekrar odaklanıyor. Tam o sırada Yakult’un ilk vurucusu Dave Hilton, sol çizgiye doğru vuruşunu yapmakta. Sopaya tam oturan topun tiz sesi stadyumu dolduruyor. “Evet” diyor o an adam, yıllardır düşündüğü bir sorunun yanıtını bulmuş gibi. “Evet, ben roman yazayım.”

Ünlü yazar Haruki Murakami’nin roman yazmaya karar verdiği an bu. Maçtan sonra eve gidip biraz kestireyim, ya da; bara gidip içmeye devam edeyim der gibi, öyle ansızın… Ama kendisine sorsanız, 32 yıl artı bir beyzbol vuruşu kadar.

Murakami’nin otuzundan sonra giriştiği yazın serüvenine eşlik eden, eşlik etmekle kalmayıp onu ayakta tutan, besleyip büyüten bir alışkanlığı var: koşmak. Yazar, 1982’den beridir uzun mesafe koşucusu. Neredeyse her sene bir on bin metre, bir yarı maraton ve bir tam maraton koşuyor. Koşmasaydım Yazamazdım diyecek denli müptela. “Koşarken neler düşündüğümü pek anımsamıyorum” diye yazmıştı aynı adı taşıyan kitabında. Koşarken zihnini yalayıp geçen düşünceler, onun için hafif bir meltem esintisi. Yine de tefekkürle ritmin temasından memnun; senelerdir koşuyor, yazıyor. Dinliyor bir de. Murakami’nin nabzını kulağından eksiltmediği melodiler belirliyor. Bu nedenle, yazarın hem fiziksel hem zihinsel ritmini kavramak için neler dinlediğine bakmak gerekiyor.

Kitaplar Şarkılar Geçidi
Yazarlığa başlamadan önce bir caz bar işleten Murakami, gençliğinden beri iyi bir caz dinleyicisi. “Cazla ilk karşılaşmam 1964 yılında, 15 yaşındayken. Art Blakey ve the Jazz Messengers, o yılın Ocak ayında Kobe’de sahne alıyordu ve benim elime de doğum günü hediyesi olarak bir bilet geçmişti. Bu gerçek anlamda ilk defa caz dinlediğim andı ve beni benden aldı. Yıldırım çarpmışa dönmüştüm.” Cazın ve yazmanın birbirine çok benzeyen çabalar olduğunu söylüyor Murakami. Çünkü ikisinin de “iyi, doğal ve istikrarlı” birer ritme ihtiyacı var. Yazara göre bu, “edebiyatta sözcüklerin ritme kavuşması için uygun düzenlemeyi bulması” anlamına geliyor. Murakami, sözcüklerinin ritmini şarkılarla buluyor.

Yazarın Portrait in Jazz adlı kitabı, sözcüklerin ezgilere karıştığı bir şarkılar geçidi. Caz ve blues tarihine bir selam duruşu adeta. Kitap boyunca Art Blakey, Billie Holiday, Louis Armstrong, Chat Baker, Fats Waller, Bill Evans Trio ve daha nice müzisyeni şarkılarıyla okuyucusuna hatırlatıyor Murakami. En çok tanınan eserlerinden birinde ise Beatles esintileri var: Norveç Ormanı adlı kitabı, efsane grubun aynı isimli şarkısından ilhamla isimlendirilmiş. Müzik her daim güçlü bir tema; metinlerini sürükleyen başlıca motif olmuş Murakami için. Dinledikleri, yazdıklarının teminatı sanki… Geçen sene de, The New Yorker için yazdığı son hikayesinin adını Yesterday koymuş; yine bir Beatles parçasının ismi. Şarkının sözlerini de hikaye örgüsünün yapı taşı olarak kullanmış. Yazarın dilimize de çevrilen son kitabı Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları’nda ise Franz Liszt’in ünlü bir piyano yapıtına zengin göndermeler var.

Dinlemeseydim Koşamazdım
Murakami’nin yazın evreni şarkılarla bezeli. Peki bu şarkıların kaçı yazarın uzun koşularına eşlik ediyor? “Koşu ritmine en uygun düşen rock müziğidir” diyen Murakami yol alırken biraz caz, çokça rock dinliyor. 1960’lı yılların New York’lu meşhur rock’n roll topluluğu The Lovin’ Spoonful, yazarın favorisi. Grubun Daydream adlı albümü yazarın en sevdiklerinden… Bu albümün yanına Eric Clapton’dan Reptile ve Rolling Stones’tan Beggars Banquet’i de iliştirebiliriz. Rolling Stones’un tüm zamanların en iyi gitar sololarından birini barındırdığı söylenen Sympathy for the Devil parçasının “Huhhuu!” şeklindeki nakaratını çok seviyor yazar. Clapton’ın farklı müzisyenlerden şarkılar da cover’ladığı Reptile albümü içinse özellikle vurguluyor; “usul usul koşulan sabahlarda dinlemek için…”

The Lovin’ Spoonful, Eric Clapton ve The Rolling Stones gibi Red Hot Chili Peppers, Carla Thomas, Otis Redding, Creedence Clearwater Revival, Beck, Gorillaz ve The Beach Boys’u da Murakami’nin koşu klasikleri arasına koyabiliriz. Müzisyenler farklı olsa da hissiyat ortak. Aynı civarlarda dolaşan duygular; aşk ve ölüm, şiddet ve ihanet, umut ve isyan.

Murakami Koşmasaydım Yazamazdım kitabında yazmak ve caz arasında kurduğu bağın bir benzerini, yazmak ve koşmak arasında da kurar. Ona göre, bir yazarda ve bir koşucuda, dehanın yanı sıra olması gereken iki önemli vasıf daha vardır: Odaklanma ve sürdürebilme gücü. Murakami otuz yılı aşkın bir süredir istikrarlı bir şekilde her gün koşarak ve her gün yazarak ‘sürdürebilme gücü’nü etkileyici biçimde ortaya koydu. Bugün 66 yaşında olan yazarın, yaşamı sürdürebilme gücünü ise müzik, edebiyat ve spordan aldığı bir gerçek. Öte yandan, ‘istikrar’ dediğimiz şey, varlığı sabitlemenin bir yolu aynı zamanda. En bilindik ifadesiyle yazmak, ölümsüzlük arzusunun; spor yapmak ise genç kalma iştahının güçlü birer dışavurumu değil mi? Murakami de her gün koşarak ve yazarak belki de yaşamını hep aynı noktada sabitlemeye çalışıyor. Bundandır ki birkaç defa triatlona da katıldığı titanyum bisikletinin gövdesinde – Brian Adams’ın hit şarkısı 18 Till I Die’dan ilhamla- “18, ölene kadar” yazıyor.

İşte Haruki Murakami romanlarından şarkılar geçidi

İlginizi çekebilecek diğer içerikler