Ali’nin Yankıları

Muhammed Ali'nin aktivist tavrı Türkiye'ye nasıl yansıdı? 1960-70 kuşağına etkisi ne oldu? Yayıncı ve yazar Ömer Madra anlattı...

28 Şubat 2018

Fotoğraf: Getty Images

Sabahlara kadar uyanık kalır ya da gecenin bir köründe kalkar onun maçını izlerdik demek istemiyorum, bunlar zaten çok klasik şeyler, herkesin bildiği. Ama bunun ötesinde Muhammed Ali’nin adının duyulmaya başladığı zamanlarda Türkiye’de başka şeyler oluyordu. 1968 Paris’inin, 68 Devrimi’nin yankıları başlamış, Türkiye’deki birçok insanı etkilemişti. O insanlardan biri de bendim. Fransa’da doğan hareket, bütün dünyada yankılanmıştı. Biz de onun etki alanında kalan genç kuşak olarak oradaydık. Muhammed Ali ortaya çıktığı zaman, hem de Muhammed Ali ismiyle ortaya çıktığı zaman, şampiyonluk meselesi bir yana, onun savaş karşıtlığı, hayatımızda duymadığımız bir kavram olan vicdani retçiliği ve siyah hakları hareketindeki etkinliğini birdenbire kendi vicdanlarımızda, kendi beynimizde hissetmiştik. Elbette ki renkli kişiliği ve o zamana kadar alışılmamış çok da iyi bir sporcu olması da hepimize ilham verdi ama bizim kuşağa etkisi -özellikle- bu aktivist tavrı oldu. Bir barış ve adalet savaşçısıydı, yarım yüzyıl sonra baktığımda da bunun hiç değişmediğini, hâlen devam eden bir misyon olduğunu düşünüyorum. Ölümünden sonra bile… Öyle geldi ve öyle de kaldı.

Türkiye’de de -dünyanın her yerinde olduğu gibi- çeşitli biçimleriyle herkesin dilindeydi. Ben küçükken anneannemle de Ali’yi konuşurdum, şimdi torunumla da konuşuyorum. En az dört kuşağı etkilemiş bir karakterden bahsediyoruz ve bunu sadece sporcu kimliğiyle yapmadı. Herkesi tek çatı altında buluşturan belki de tek insandı. Dave Zirin, benim yıllardır takip etmeye çalıştığım bir spor yazarı. Bir de kitabı var Muhammed Ali üzerine. Onun çeşitli mülakatlarından derlediği bir kitap. Ali’nin ölümü, insanların aklına hemen onun efsane maçlarını getirecektir. Ya da ırkçılık ve savaş karşıtı naralarını. Ama Zirin diyor ki asıl önemli olan şey, Ali’yi tam olarak görebilmemiz. Onun dünyanın gelmiş geçmiş en önemli sporcusu olduğunu kavrayabilmemiz için de asıl onun yankılarını kavramamız gerekecek. Öylesine dalga dalga yayılan bir yankısı var ki yaptıklarının… Amerika’da yeni yeni savaş karşıtı bir hareket yayıldığı sırada Türkiye’de de barışçı, savaş karşıtı, Amerika’nın emperyalist politikalarına karşı anti-emperyalist bir gençlik oluştu. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla simgelenen ama biz öğrenciyken Türkiye’nin her tarafına yayılmış olan o gençlik, Muhammed Ali’nin bir yankısıydı aslında.

Siyah hakları hareketinin öncüsü Martin Luther King, Vietnam Savaşı’na kendisi de karşı çıktığında, esinini Ali’den aldığını söylüyor. Bu çok önemli bir şey çünkü King, siyahların yalnızca iç politikada ezilmesine karşı değil, ABD’nin emperyal politikalarına da karşı çıkan ilk siyahi liderdi. Danışmanları dâhil herkes Martin Luther’e “Dış politikaya çok odaklanmayalım Doktor King, çünkü zorda kalırız” önerisinde bulunmuş ancak o bildiği yolda devam etmişti. Ve halkın önündeki ilk konuşmalarından birinde de “Muhammed Ali’nin dediği gibi…” diyerek ona atıfta bulunuyor. Hepimiz; yani siyahlar, koyu tenliler ve yoksullar, aynı baskı sisteminin kurbanlarıyız. Bence bütün meseleyi bu söylemiyle ortaya koyuyor Ali. Black Muslim, bugün düşünülenden çok farklı türde bir hareketti. Şimdi artık yeni hanifelik, IŞİD gibi şeyler geliyor akla, oysa bizim dönemde ABD’de fevkalade önemli bir şeydi. Geleneksel Hristiyan beyazların egemenliğine karşı bir muhalefet zırhı, hatta mızrağıydı; Türkiye’de de böyle algılandı. Şimdi çok daha farklı kavramlar geliyor aklımıza, siyasal İslam denince ama 1960’larda; savaşın en vahşi dönemlerinde, bambaşka bir anlamı vardı.

*Açık Kitap diye bir kitap yaptık Açık Radyo için, Ali’yi koymadığımı düşününce ne diyeceğimi bilemiyorum. Fark ettiğimde iş işten geçmişti. Kitap da ikinci baskıyı yapmadı zaten. Bunun pişmanlığını hep yaşadım.

Socrates

Socrates

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN