Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

BasketbolMucize

TJ McConnell, 2015 yazında yolun sonuna geldiğini düşünüyordu. Birkaç mucize, onu 'Süreç'in beklenmeyen kahramanlarından biri yaptı.
Feyyaz Sonbudak4 sene önce

Uzun bir yaz olmuştu, inişler ve çıkışlarla dolu. Tünelin sonundaki ışığı arayarak geçirdiği 2015 yılında belki de yolun sonuna gelmişti. Ya da başlangıcına…

Hayatında ilk kez resmi bir NBA maçına çıkmak için beklerken bunları düşünüyordu çünkü top bir türlü çizilen sınırların dışına çıkmıyor veya kimse faul yapmıyordu. Sanki koruyucu bir melek, TJ McConnell’ın oyuna girmesini önlüyor gibiydi; istemiyordu bunu, “Henüz zamanı değil’’ diye uyarıyordu. Ancak o kulakları tırmalayan değişiklik sesini duyduğunda parkeye adım atmaktan başka şansı yoktu. Ellerinde biriken teri bir hışımla şortuna sildi ve Isaiah Thomas’ın karşısında stense oturduğunda kendisini nelerin beklediğinden habersiz şekilde olanları seyretti.

Isaiah Thomas, topu sektirirken koçu ile göz göze geldi. Brad Stevens işaret parmağıyla havada bir daire çizdi ve ardından Thomas, hayatındaki en kolay sayılardan birini kaydetti. Sixers hücuma çıktı ancak TJ topa dahi dokunamadı. Kendini geriye koşarken buldu ve kalbi son devirde çalışan bir piston gibi atarken Brad Stevens’ın yumuşak ancak keskin sesini işitti: ”Isaiah, tekrar aynı oyun!”

Thomas, yine sayıyı buldu. O, kariyerinin en kolay sayıları bunlar mıydı yoksa bir öncekiler mi diye düşünürken TJ yeniden hücuma kalktı. Fakat oyun kurucu olmasına rağmen topa dokunmasına izin verilmiyordu. Tekrar hızlıca geriye dönerken bu kez bir gözüyle Brad Stevens’ı izlemeye başladı. Başlangıçta hiçbir şey ters gitmiyor gibiydi; Stevens, her zamanki Brad Stevens gibi kollarını çapraz biçimde kavuşturmuştu. İlk önce, sağ elinin sol kolunun dirseğinden kurtulduğu gördü. Ardından işaret parmağını fark etti. İşaret parmağı sanki TJ McConnell’ın kaderini çizercesine tekrar havada bir daire çizdi ve akabinde o keskin ses yeniden duyuldu: ”Isaiah, tekrar!”

TJ topa dokunamadığı bir diğer hücumun ardından yeniden stense çöktü. Ancak bu sefer ne Brad Stevens’ı izledi ne de onun sesine kulak kabarttı. Ne olacaksa olsundu. Tekrar aynı oyun oynanıyordu ve TJ aynı perdelere tosluyordu. Ancak bu kez sete uyanan bir takım arkadaşı yardımına koştu ve Celtics topu kaybetti. TJ bir nebze rahatlasa da her şeyi başlatan o oyuncu değişiklik sesini tekrar duydu ve kenara geldi. Oturdu, kendisine bir havlu uzatıldı, terini silerken kalbi de normal ritmine dönüyordu. Gözü, TD Garden’ın tavanındaki flamalara doğru kaydı ve kendi kendine, ”Sanırım kariyerimin son NBA maçını oynadım” dedi.

Tüm çaylakların ”NBA’e hoş geldin” anları olmuştur lakin TJ gibi draft dahi edilmeyen ve ligin en kötü takımında şans bulan biri için bununla yüzleşmek daha zordur. O an sizi, tekrardan zar zor nefes aldığınız dalgalı okyanusun içerisine itebilir. Her ne kadar 27 dakika sahada kalıp 4 sayı-4 asist üretseniz ve bunların yanında 3 de top çalsanız dahi maç bittiğinde aklınızda bunların hiçbiri yer etmez. Tıpkı bir gün bir masada yüklü miktarda para kaybetmiş poker oyuncularının, kazandıkları onca para yerine kaybettikleri o tek ve yegâne eli hatırlamaları gibi.

TJ McConnell için yol ayrımları hayatın bir parçasıydı. Onlarla birçok kez yüz yüze gelmişti, sayısız kez bir yola adım atmış ve her ne kadar yolun engebeli yerlerinde pişman olsa da asla geri dönmemişti. Onu farklı kılan özelliği de buydu: Arkasına bakmamak. Öyle olmasaydı, kendisine draft edilme güvencesi veren fakat onu en başta süre alabileceği başka bir lige göndermek isteyen takımların tekliflerini kabul ederdi. Ya da Avrupa’da bir kariyer için yapılan telkinlere kulak verirdi. Bunların hiçbirini yapmadı ve parasını cebinden ödediği, Chicago’da gerçekleşen Draft Combine’a katılmak için valizlerini topladı. Zira menajeri ”Eğer bir mucize olur da biri ayrılmak isterse onun yerini alabilecekler listesinin başında sen varsın” demişti. Ve ne talih ki o mucize gerçekleşecekti…

TJ listeye girse de onunla sadece Atlanta Hawks ilgilenmiş ve görüşmüştü. Diğer tüm adaylarla 3-4 saatlik toplantılar yapılırken TJ’e sadece 60 dakika layık görülmüştü. Zamanını ve parasını boşa harcamış hissediyordu. Yine de eve döndüğünde, draft gecesi televizyon başına geçme arzusuna direnememişti. Kumandadaki o sihirli rakamları tuşladı ve eline bir bira alıp ilk turun bitmesini bekledi. İkinci turun kısa bir süre sonra başlayacağını haber veren spikeri duyduktan sonra da acele etmedi. Nasıl olsa ikinci turun da ilk sıralarında seçilmeyeceğini biliyordu. Hatta menajeri ona draft edilmesinin bir mucize olacağını söylemişti. Haklıydı da… Draft gecesi, TJ McConnell’ın ismi asla ağızlara alınmadı, hatta belki kimsenin aklından dahi geçmedi. Sanki öyle biri yoktu ve hiçbir zaman olmamıştı.

TJ birasını bitirdi ve ikinci birasını alıp evinin avlusuna çıktı. Gözlerini boşluğa dikti, onu içine çeken ve bırakmak istemeyen boşluğa… Bir çıkmazdaydı artık. Elinde hiçbir şey yoktu. Yalnızca başladığı yere dönmekle kalmamış, başlangıcın da gerisine düşmüştü. Kendisini üç saatlik transtan çıkaran, üst üste birkaç denemenin ardından hâlâ umarsızca çalan cep telefonu melodisi oldu. Telefonu eline aldı, arayanın menajeri olduğunu gördü. Hızlı bir baş parmak hareketiyle gelen çağrıyı yanıtladı ve kulağında şu sözler yankılandı: ”Hazırlan, Brett Brown seni Sixers yaz kampında görmek istiyor.”

TJ’in önündeki NBA duvarı, diğer tüm duvarlar gibi, iki anlamlı ve iki yüzlüydü. Neyin içeride neyin dışarıda olduğu, duvara hangi taraftan baktığınıza bağlıydı. TJ -menajeri ve kendisinin görüşüyle- duvarın dışındaydı lakin Brett Brown’a göre gayet de içindeydi. Üstelik Brown’ın skalasında bir ayrıcalıklılar köşesi vardı. Brown buraya kendisini zorlamaktan sakınmayan, kararlarının arkasında sonuna kadar duran ve yeni bilgileri sünger gibi çeken oyuncuları koyuyordu. Ona göre, NBA’in daima böyle karakterlere ihtiyacı vardı. Buna karşın, Sixers teknik ekibi -Brown da dahil- TJ hakkında pek az şey biliyordu. Bu bilgileri, tıpkı diğer tüm takımlar gibi, TJ McConnell’ın adını taşıyan bir dosyadan edinmişlerdi. Ve o dosyada, TJ’in nasıl basketbol oynadığı ya da sahada nasıl mücadele ettiği yazmıyordu. Kendisine dair tek bilgi, 2015 Draft Combine’daki en küçük ellere ve en kısa kanat genişliğine sahip ikinci oyuncu olduğuydu.

Yaz kampındaki ilk maçından önce TJ, kendisini buraya getiren tek şeyin Brown’un önsezileri olduğunu düşünüyordu. “Bu bir mucize’’ dedi ve ardından ‘’Neden ben?’’ diye sordu, “Onlarca başka oyuncu ve Sixers takımında hâlihazırda dört oyun kurucu varken neden ben?”

Bu yolculuğa tek başına çıkma cesaretini göstermişti ama onu harekete geçiren, cesaret değildi. Cesaret kavramı, sadece korku duyanlar için anlamlıydı ve TJ’in de çok derinlerde bir korkusu vardı; o da kendisine tamamen inanan tek kişiyi, yani Brett Brown’u yüzüstü bırakmaktı. Sırf bu yüzden bile savaşmalıydı ve koçunun güvenini boşa çıkarmamalıydı. Her sabah erkenden uyanacak, herkesten önce salona gelecek ve her antrenmanda en fazla o çalışacaktı.

Sixers’ın sezon öncesi kampı kadrosuna girmeyi başardığında artık önünde tek bir hedef kalmıştı: 2015-16 Philadelphia 76ers takımının üyelerinden biri, yani resmi bir NBA oyuncusu olmak.

Kadronun açıklanacağı gün, oyuncular antrenman sahasında bekletiliyor ve teker teker içeri çağırılıyorlardı. Çıkış kapısına giden yol antrenman sahası üzerinden geçmediği için herkes, kimin takıma girip kimin girmediğinden habersiz şekilde koçun ofisine çağırılmayı bekliyordu. Sahadakiler azaldıkça TJ, şansının da azaldığını ve yolun sonuna geldiğini hissediyordu. Onu bu derin düşüncelerden kurtaran, boş salonda yankılanan ismi oldu. Brown’un ofisine doğru yol aldı, kapıyı açtı, kendisine inanan tek insanın, yani koçunun tam karşısına oturdu ve gözlerine bakmadan önce bir mucize diledi.

“Asistan koçlar seni takıma dahil etmek istemedi.”

Brown, fiziksel özellikleri sebebiyle hiçbir takımın düşünmediği bu çocukta bir ışık görmüş ve asistanlarının olumsuz raporlarına karşın ona bir şans vermişti. Çocuk da bu güveni boşa çıkarmamış ve her gün, her antrenman minnettar biçimde savaşmıştı. Brown da bunun farkındaydı…

”Ama ben seni tutmaya karar verdim.”

TJ McConnell şimdilik, belki de kimsenin kazanamayacağı savaşlardan zaferle ayrılmış durumda ancak bu, henüz yolun başında olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Zira kazanılan her savaşın devamında daha da büyük bir savaş geliyor ve insan yıkılana kadar bu döngü böyle sürüp gidiyor. TJ’in ne zaman yıkılacağını kestirmek ise hayli güç; çünkü ne zaman bir Sixers maçını açsanız, TJ’in yarattığı yeni bir mucizeye tanık oluyorsunuz.


*TJ McConnell’ın Celtics maçıyla ilgili anıları için takım arkadaşı JJ Redick’in podcast’inden yararlanılmıştır.

[mailerlite_form form_id=2]

İlginizi çekebilecek diğer içerikler