Meksika İşi

Yılın maçında Gennady Golovkin ve Canelo Alvarez karşı karşıya geliyor. Boksun en büyük yıldızlarından ikisi, geçtiğimiz yıl yapılan ve berabere biten ilk kapışmanın sağlamasını bu gece TSİ 03.00'te yapacak.

15 Eylül 2018

Bu yazı ilk olarak Socrates’in 42’nci nüshasında yayımlanmıştır. Socrates’in tüm sayılarına bu adresten ulaşabilirsiniz.


Mart ayında Gennady ‘GGG’ Golovkin, Kaliforniya, Big Bear’deki salonda ESPN’e konuşuyordu. “İlk maçta da zaten bana videolar geldi, vücudunda iğne izleri vardı. Tartımdan sonra bir hap aldığını izledik…’’ Terli terli, antrenmanın hemen ardından kelimeleri doğru seçmeye çalışan Kazak boksör, şaşkın değil aksine netti. Saul ‘Canelo’ Alvarez’in kanında yasaklı clenbuterol maddesi bulunmuştu. Herkesin beklediği rövanşın yapılıp yapılmayacağı belli değildi. Canelo ve menajeri Oscar De La Hoya’yı sahtekarlıkla ve ‘kirli’ olmakla suçlayan Golovkin, “Dopingli ya da değil, onunla dövüşmek istiyorum’’ diye eklemişti. Yenilgisiz boksör için bu kriz teferruattı. Sert stili sebebiyle yıllardır karşısına çıkacak rakip bulmakta zorlanan Golovkin, sonunda dans partnerini yakalamıştı, bırakmaya da niyeti yoktu. Nitekim Mayıs ayında olması beklenen maç, Canelo’nun aldığı altı aylık ceza sebebiyle ertelendi. Cezanın bitiş tarihi de göz önüne alınarak 15 Eylül (TSİ 16 Eylül) rövanş için ayarlandı.

Meksika’nın bir numarası Canelo, doping yaptığı iddialarını kabul etmedi. Yediği etten yasaklı maddeyi aldığını söyledi. Bu bir dikkatsizlikti ve kendine aitti. Nevada Atletik Komisyonu da öyle karar verdi. Kasıt olmadığı için ceza sadece altı aydı. VADA’yla (Gönüllü Anti-Doping Ajansı) anlaştı ve artık yılın her anı doping kontrolüne açıktı. Başta bu kontrollere karşı çıkmıştı ama taraftarından gelen eleştiri ve baskı sonucu kabul etti. Golovkin ile maç yapmaya girişmesi de yine aynı baskının sonucuydu. Diğerleri gibi bir süre Golovkin’den uzak durdu. Ancak 35 yaşına varmış Golovkin’in eskisi gibi görünmediği, sorunlar yaşadığı 2017’deki Daniel Jacobs maçından sonra dev eşleşmeye yeşil ışık yakıldı. Canelo’ya ve De La Hoya’nın başındaki Golden Boy Promotions’a göre zamanı gelmişti. Taraftarların isteği geç olsa da gerçekleşti.

Boks, futboldan sonra Meksika’nın ikinci sporu ve burada normal bir spor taraftarından bahsetmiyoruz. Meksikalılar en tutkulu izleyiciler ve sporun pazarını şekillendiriyorlar. Boks takvimi bile onların ulusal bayramlarına göre planlanıyor. Floyd Mayweather Jr.’ın yıllarca manipüle ettiği boks severlerle ilişkisini, Canelo’nun yurttaşlarıyla kurduğu ilişkiyle karıştırmamak gerekiyor. Öncelikle bir Meksikalı boksörün, kendini izleyicisine kanıtlaması lazım. Canelo’nun 15 yaşında başladığı profesyonel boks kariyerinde bu açıdan işi kolay olmadı.

Guadalajara’da doğan ve Juanacatlan’da büyüyen Saul Alvarez’in en genci olduğu altısı erkek, yedi kardeşi var. Abilerinin hepsi boksör. Saul, kendisindeki doğal yeteneği gören en büyük abisi Rigoberto Alvarez’in etkisiyle 11 yaşında boksa başladı. İki yıllık kısa amatör kariyerinin ardından profesyonele geçti. Ancak beyaz teni, kızıl saçlarıyla bir Meksikalıdan çok İspanyola benzetilen Saul, abisi Rigoberto gibi aşağılanmaya maruz kaldı. Rigoberto’nun lakabı, Meksika’nın tarihinde İspanya’nın istilası ve yarattığı olumsuz etkiler düşünülürse, bir hakaret olarak kullanılan ‘İspanyol’du. Saul de maço kültürün hakim olduğu izleyiciler tarafından, Canelo sözünün dişil versiyonu Canelita ve ya Canela diye çağırıldı. Ancak rakiplerini bir bir yenerek saygıyı ve kelimenin eril versiyonu Canelo (tarçın) lakabını kazandı.

Bu saygının mesafeli olduğunu vurgulamak gerek. Meksikalı bir boksör, tamamen kabul edilmek için kendi çöplüğünü temizlemeli. Yani ülkesindeki boksörleri yenmeli. Bu noktada engel olarak devreye Golden Boy Promotions ve Oscar De La Hoya girdi. Canelo’daki yeteneği ve yıldız potansiyelini gören De La Hoya, 2010’da onunla anlaştı. Meksika’yı pas geçip, onu dünya yıldızı yapmak için ABD’deki maçlara çıkardı. Büyük maçlara çıksa da, ülkesindeki Meksikalılarla karşılaşmaması prestijinde eksik halka oldu. Ancak popülaritesi arttı. Boksta olgunluk seviyesine ulaşmadan çıktığı maçta, bir tek Floyd Mayweather’a yenildi. Bununla beraber 49-1-2’lik müthiş bir kariyer kurdu. Canelo şu an boksun en büyük yıldızlarından ve Meksika’nın en popüler sporcusu. Fiziksel görünümü, kariyer tercihleri artık itibar sorununa neden olmamalı fakat tutkulu Meksikalıların, sportif beklentileri de bulunuyor. Aslında en önemlisi de bu, bir Meksikalı boksörün, geçmişi yüz yıldan öncesine uzanan Meksika Stili boksunu temsil etmesi. Canelo bu açıdan yurttaşlarını tatmin edemiyor.

Golovkin ‘Dopingli ya da değil, onunla dövüşmek istiyorum’ dedi. Bu kriz onun için teferruattı.

Öte yandan Golovkin, Meksika Stili’nin her yönünü sergiledi. Kazakistan’da Doğu Avrupa kural kitabından boksunun temelini alan Golovkin, kendini Meksika Stili’nde buldu. Her fırsatta bu stilin temsilcisi olduğunu ifade etti. 345-5’lik akıl almaz amatör kariyerinden sonra geçtiği profesyonel dünyada, agresifliği ve rakibi sürekli baskı altında tutmasıyla bunu gösterdi. Avrupa’da kendine rakip bulamaması sonucu, sadece ufak bir çantayla gittiği ABD’de, koç Abel Sanchez ile stilini zirveye taşıdı.

Kendisi de Meksikalı olan Sanchez, geçmişte Lupe Aquino, Terry Norris ve Orlin Norris’i dünya şampiyonluğuna taşımıştı. 2010’da Golovkin ile tanıştıklarında yaklaşık 10 yıldır antrenörlük yapmıyordu. Golovkin’i tanıdıktan sonra gördüğü ‘şey’ karşısında gözleri açılan Sanchez, boksa geri döndü. İlk iş ona Meksika efsanesi Julio Cesar Chavez Sr.’ın maçlarını izletmeye başladı. Hatta Chavez’in Edwin Rosario ile 1987’de yaptığı kanlı maçı yüzden fazla kez izlediler. Sanchez, zaten Chavez gibi ağır ellere sahip Golovkin’in sokak dövüşü tarzını, agresifliğini daha da parlattı. Meksika Stili’ne uyan tekniği daha da sivrildi. Orta sıklet tarihinin en yüksek nakavt yüzdesine sahip Golovkin, 38-0-1’lik bir karneye ulaştı. Bu 38 galibiyetin 34’ü nakavtla geldi.

Meksika yakın dönemde, Chavez gibi bağrına bastığı Marco Antonio Barrera, Juan Manuel Marquez ya da Erik Morales gibi şampiyonlar yetiştirdi. Hiçbiri Canelo kadar popüler olmadı ama ondan daha fazla saygı gördüler. Agresiflik ve baskı kurmanın yanında Meksika Stili’nde nakavtı aramak esas, bunun için yumruktan kaçınmamak da. Bu stilin mottolarından biri: “Bir yumruk atmak için iki yumruk yemeyi göze almak.’’ Kaçarak, iplerde değil, ringin ortasında dövüşmek. Kapışmaktan kaçmamak… Tam bir güç gösterisi, rakibi kırmak üzerine kurulu ‘erkekliğin’ kutsanması. Savunma göz ardı edilmiyor ama birincil öncelik de değil. Bu boks stilinde ortaya çıkan, boksör hüviyetinde bir dövüşçü.

Canelo’nun bu stildeki eksikleri Golovkin ile ilk maçında net gözüktü. Canelo da Golovkin gibi elleri ağır bir boksör ama ilk maçta savunmasıyla ön plana çıktı. Elleri, ayakları daha hızlı, eskivleri, baş hareketleri Golovkin’den daha iyi olan Canelo, maçın genelini iplerde geçirdi. Bu bir tercihti. Aslında ipleri iyi kullansa da bu pasiflik göstergesiydi. Canelo, teknik açıdan üstünlüğünü sergilediği ilk iki rauntta rakibini oyuna sokmadı. Mesafeyi daha iyi ayarlamaya başlayan Golovkin’in baskısı orta rauntları almasını sağladı. Son üç raundun başlarında, Golovkin’i ringin ortasında karşılayan Canelo etkiliydi. Nihayetinde genelde Canelo savunmada kalıp, kontra aradı. Fakat tek tek vuruşlar dışında kombinasyon kurmakta zorlandı. Her daim atak görünen Golovkin’di. Böylece pek çoklarınca maçı kazandı. Ancak maç resmi olarak berabere bitti. Üç hakemden biri olan Adelaide Byrd’ün akılalmaz puanlamasıyla 118-110 Canelo demesinin bunda payı büyüktü.

Las Vegas’taki T-Mobile Arena’da puanlar açıklandığında, çoğunluğu Meksikalı-Amerikalılardan oluşan kalabalığın Canelo’yu yuhalamasının nedeni pasif dövüşüydü. Şunu söylemek gerek, iki taraf da birbirinin en sert yumruğuna dayandı. Meksika Stili açısından eleştirilse de, Canelo’nun cesareti su götürmezdi. Boksu teknik ve taktik olarak yerli yerinde olsa da, Meksikalıları tatmin edemedi. Meksikalı yıldızları yenmesiyle ‘Mexecutioner’ lakabını alan, buna rağmen Meksikalıların izlemekten en fazla keyif aldıkları boksörlerden Manny Pacquiao gibi, Golovkin alkışlanan taraftı.

İkili artık birbirinin yapabileceklerini, gücünü, tekniğini biliyorlar. Tanıştılar. Rövanşta ilk maçtaki temkinlilik olmayacak ve daha da keyifli bir maç izleyeceğiz. Doping mevzusundan sonra da, iki boksörün birbirine duyduğu saygı ortadan kalktı. Canelo, “Ona sözlerini yedireceğim’’; De La Hoya “Canelo çok sinirli. Ve bu bir savaş olacak’’ dedi. Abel Sanchez ise, “Canelo eğer dövüşmek istiyorsa, nakavt olacaktır” diye karşılık verdi. Bunlar sadece söz. Maçı satmak için her şey söylenebilir ancak bu maçın satılmaya ihtiyacı yok. Her ne kadar Floyd gibi kaostan beslenen boksörler olmasalar da, daha sessiz işini yapan karakterleri benimseseler de yaşananlar bir husumeti yeşertti. Artık ikilinin sıkıntısı kişisel. Rövanş böylece, ilk maçın da ötesinde yoğun bir atmosfere büründü.

Peki rövanşta gerçekten bizi ne bekliyor? Golovkin’in saldırgan stili değişmez ama ufak düzenlemeler yapacaktır. İlk maçta atamadığı gövdeye vuruşları daha çok görebiliriz. Canelo’nun kondisyonunu bu şekilde alabilir ve önceki maçlarında yaptığı gibi baş bölgesini bu şekilde açabilir. Canelo’nun engelleyemediği sola kaçışlarını daha çok durdurabilir ve yolunu kesebilir. Canelo ilk maçın belirleyicisiydi. Yapacağı değişiklikler bu maçı da yönlendirecek. Kondisyonunu artırmaya çalıştığını söyleyen Meksikalı, böylece vuruş sayısını da artırmayı deneyecek. Ringin ortasında Golovkin’i karşısına aldığında daha iyiydi. Ama 45 saniye dışında bunu sürdüremedi. Rauntları almak için bu süreyi artırması gerekiyor. Kondisyonu yükseltirken daha hafif olmasını beklediğimiz Canelo, gücünden kaybedecek. Daha iriyken vuruşları Golovkin’i sarsmamıştı. Şimdi daha hafifken güç avantajı Golovkin’e geçecek. Durumu dengelemesi ve değiştirmesi için, kazanacağı ekstra hızla, mükemmel bir maç çıkarmalı. Canelo’dan Meksikalı savaşçı performansı görmemiz kolay değil ancak rauntları almak için daha atak olacağı kesin, bu da Golovkin’e hem sorun hem de fırsat yaratabilir. Hiçbir şey kestirilemez ama tüm veriler orta sıkletin tarihine geçebilecek bir maç izleyeceğimizi vaat ediyor. Belki de Marvin Hagler-Tommy Hearns savaşının bir benzeri bizleri bekliyor.

Canelo kazanırsa, Meksika boksuna Juan Manuel Marquez’in Manny Pacquiao’yu nakavtından sonra en büyük hediyeyi verecek ve itibarı sağlamlaşacak. Golovkin kazanırsa WBA, WBC, IBO kemerlerini savunup,  21 kezle, Bernard Hopkins’in unvan koruma rekorunu geçecek ve orta sıkletin efsaneleri arasına girme yolunda emin bir adım atacak. Ne olursa olsun, Meksika boksu kazanacak.

Yücel Tuğan

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN