Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolToprak SahaMatador

Arjantin’in 1978’deki Dünya Kupası zaferi, birçok kez diktatör Jorge Rafael Videla ile özdeşleştirildi. Bu gölgeden kendini kurtaranların başında ise Mario Kempes vardı…

İtalyan hakem Sergio Gonella’nın düdüğü, 120 dakikanın sonunu getirmişti. Estadio Monumental’de 70 bin Arjantinlinin sevinç çığlıkları hâkimdi. ‘Sert çocuk’ Alberto Tarantini, dizlerinin üzerine çökmüş, istavroz çıkartarak minnetini sunuyordu. Ayağa kalktı ve dizleri üzerinde cenin pozisyonu almış, dua eden kaleci Ubaldo Fillol’ü gördü. Gözyaşları içerisinde arkadaşının yanına gitti ve sarılarak zaferi onunla paylaştı. Bir süre sonra beklenmedik bir misafir onlara katılacaktı. Victor Dell’Aquila, iki kahramanının yanına geldi ve vücudunu onların üzerine bıraktı. 12 yaşında geçirdiği kazadan sonra iki kolunu da kaybeden taraftarın futbolcularla bütünleşmesi, tarihin en dokunaklı fotoğraflarından birini ortaya çıkarmıştı: El Abrazo del Alma (Ruh Kucaklaşması).

1978 Dünya Kupası, tüm dünyada hâlâ bu kucaklaşma ile hatırlanabilirdi ama siyaset buna izin vermedi. Ortadan gizemli bir şekilde kaybolan insanlar, Mayo Meydanı’nda çocuklarını arayan anneler ve işkenceler… Jorge Rafael Videla önderliğindeki diktatör rejim, 1976 yılından başlayarak ülkeyi kaosa sürüklemişti. Videla, kupada da başrole kurulacaktı. Arjantin’in finale çıkışı hatta finaldeki galibiyeti, mantıklı gerekçelerle ‘şikeli’ olarak kabul gördü. Kupa, belki de modern futbol tarihinin en ‘kirli’ organizasyonu olarak anılmaya devam ediyor. Fakat cuntanın sisinden kurtulup futbol aleminde parlayanlar da yok değil. Listenin ilk sırasında, futbolseverlere ilham veren ‘gerçek’ kupa kahramanlarından, Diego Armando Maradona’nın deyimiyle “Arjantin futbolunu dünyaya tanıtan” Mario Kempes var.

5 Mart 1972… Ailesinin akraba ziyareti nedeniyle Bell Ville’deki evlerinde yalnız başına oturan genç, telefonun çalmasıyla irkildi. Ayağa kalktı ve ahizeyi kaldırdı. Hattın diğer ucundaki ses, Instituto Atletico Central Cordoba kulübünün sekreterine aitti. Beş gün sonra oynayacakları hazırlık maçında kendisini deneyeceklerini söyledi ve telefonu kapadı. Yanında çalıştığı marangoz, Instituto’nun başkanı ile ahbaptı. Bu iyiliği büyük ihtimalle o yapmıştı…

17 yaşındaki genç topçu adayı, biletini aldı ve üç saatlik otobüs yolculuğu ile Cordoba’ya ulaştı. Teknik direktör Armando Rodriguez, çevresinde topladığı genç oyunculardan kendilerini tanıtmalarını istemişti. Sıra ona geldiğinde, kendine olan güvensizliği devam ediyordu. Ağzından bir yalan çıktı:

— Ben, Bell Ville’den Carlos Aguilera.

Antrenör Rodriguez, muhitin adını duyunca kafasını kaldırdı:

— Kempes diye birini tanıyor musun? Orada yaşıyormuş ve çok iyiymiş. Ona fenomen diyorlar.

— Hayır efendim, tanımıyorum…

Mario Kempes’in profesyonel futbol macerası bu ufak yalanla, Carlos Aguilera ismiyle başladı. 10 Mart’taki maçta iki gol attı ve Instituto takımına girdi. Yetenekleri, onu iki yıl sonra Rosario Central’e taşıyacaktı. İlk yılında 25 gol atarak gol kralı oldu. Sırada Dünya Kupası vardı…

MATADOR

Arjantin Kaptanı Antonio Rattin’in İngiltere maçında oyundan ihraç edilmesi ve sahayı bir türlü terk etmeyişi, 1966 Dünya Kupası’nın en önemli anlarındandı. Arjantin-İngiltere rekabetinin fitilini ateşleyen bu olaya radyo başında tanıklık edenlerden biri de 12 yaşındaki Mario Kempes idi. O günden itibaren, Dünya Kupası onun için büyük anlam ifade etmeye başladı. 1970 yılında artık televizyonun başındaydı, 1974’te ise yeşil sahada…

Rosario ile yaptığı çıkış, 20 yaşındaki hücumcunun 1974 Dünya Kupası’nda Arjantin Milli Takımı kadrosunda yer almasını sağladı. Fakat bir sorun vardı; antrenör Vladislao Cap, Kempes’i ilk 11’de düşünmüyordu. La Plata’daki kamp devam ederken antrenörünün yanına gitti ve konuşmaya başladı:

— Eğer ilk 11’de başlamayacaksam takımda kalmak istemiyorum.

— İmkânsız.

Menotti, Kempes’in Valencia transferini şu sözlerle yorumlayacaktı: “Onsuz yapamayacağım tek futbolcu. Arjantin futbolu kaybını hissedecektir.”

Kempes, antrenman sahasını terk etti ve çıkışını yapmak için federasyon binasına doğru hareketlendi. O esnada arabasıyla tesislerin civarında turlayan bir federasyon görevlisi, onu gördü ve ikna çalışmalarına başladı. Kısa süre sonra Mario antrenman sahasına döndü ve Cap’ın karşısına çıktı: “Ben burada sadece kadroda yer alan bir futbolcu olmak istemiyorum. Evet, bu da harika bir şey ama oynamayacak olmak beni öldürüyor.”

Arjantin, 15 Haziran 1974’te Polonya karşısında kupanın ilk maçına çıktığında, uzun saçlı genç ilk 11’deki yerini almıştı. Fakat kaçırdığı gol dışında pek etkili olamadı. Grupta kalan iki maçta da senaryo değişmedi. İkinci turda kızağa çekildi ve 1970 Dünya Kupası’na katılamayan Arjantin, 1974’te de umduklarından çok uzak şekilde kupayı tamamladı.

1974, Kempes’in kariyerinin dönüm noktalarından olacaktı. Vladislao Cap, milli takımdan ayrıldı ve onun koltuğuna Cesar Luis Menotti oturdu. Rosario’daki performansını sürdüren Mario Kempes, 1974-1975 sezonunda kariyer rekoruna imzasını atarak 35 golle sezonu noktaladı. Ertesi sezon ise 21 gol attı ve İspanya’dan Valencia, sene sonunda Rosario’nun kapısını çaldı.

Bugünlerde tüm Avrupa’ya yayılmış olsalar da o dönemde Arjantinli futbolcuların Avrupa girişimlerine bu kadar sık rastlanmıyordu. Bu nedenle Kempes’in milli takıma alınıp alınmaması yönünde tartışmalar başlamıştı bile. Menotti de durumdan endişeliydi. 1976 yazında, Kempes’in Valencia transferini şu sözlerle yorumlayacaktı: “Onsuz yapamayacağım tek futbolcu. Arjantin futbolu kaybını hissedecektir. Dünya Kupası’na kadarki iki yılda milli takımın onu gençliğine, potansiyeline ve deneyimine sahip bir oyuncu yetiştirmesi imkânsız.”

Mario Kempes, bu endişelerle birlikte İspanya’nın yolunu tuttu ve ilk iki sezonunda ligde toplam 52 gol atarak üst üste gol krallıkları yaşadı.

Mario Kempes, bu endişelerle birlikte İspanya’nın yolunu tuttu ve ilk iki sezonunda ligde toplam 52 gol atarak üst üste gol krallıkları yaşadı. Üstelik Güney Amerika futbolunun o dönemdeki en büyük fobisi olan fiziğe dayalı Avrupa futbolu hususunda da tecrübe kazanmıştı. Göreve geldiği dönemde Avrupa’da oynayan Arjantinli futbolcuları izlemek için bir ekip kuran Menotti, Kempes’in performansı ile derin bir nefes almıştı ki kupaya doğru bu sefer yurt içinden, hesapta olmayan ‘ufak’ bir sorun baş gösterdi: Argentinos Juniors ve genç milli takım formasıyla harikalar yaratan yeniyetme yıldız Diego Armando Maradona… Birçokları, onun milli takıma alınması için Menotti’ye baskı yapmaya başlamıştı.

Mario Kempes, her ne kadar İspanya’da gol kralı olsa da harika bir bitirici değildi. Onu özel kılan, rakip yarı alanda topu alarak, kaleye doğru yaptığı büyüleyici driplingler ve koşulardı. O dönem genç bir futbolsever olan Arjantinli yazar ve tarihçi Dr. Klaus Gallo, Kempes’in stilini şu sözlerle anlatıyordu: “Uzun saçlı, seksi bir futbolcuydu ve çok çok güçlüydü. Kempes ne zaman topu alsa ve orta sahadan kaleye doğru o güçlü koşularına başlasa, gol şansının yaklaştığını hissederdiniz.” Mario Kempes ise 2014 yılında FIFA’ya verdiği röportajda şunları söyleyecekti: “Kendi pozisyonumu yaratırdım. Çözülmesi güç bir forvetten ziyade, bir orta saha oyuncusuydum. Ne zaman 9 numara oynasam çuvallardım. Geriden geldiğim zaman daha çok açık alan bulur, topla daha çok haşır neşir olunca da daha iyi bir oyun görüşü kazanırdım. Bu da en çok sevdiğim şeydi.”

Menotti de bu farklı stili kullanmanın yollarını aramış ve çareyi; Daniel Bertoni, Oscar Alberto Ortiz, Jose Valencia ve Leopoldo Luque’nin oluşturacağı forvet üçlüsünün arkasında Kempes’i 10 numara olarak kullanmakta bulmuştu. Genç Maradona’yı milli takıma almak, bir bakıma Kempes’in 9 numara oynamasından başka çarenin olmaması demekti… Kupaya kısa bir süre kala Alfredo Di Stefano ile yemekte buluşan Menotti, efsaneden de teyidi alacaktı: “Uzun yıllardır Kempes kadar yaratıcı futbol oynayan birini görmedim.” Henüz Avrupalı rakiplerine karşı direncinin yeterli olmadığını düşündüğü Maradona’yı milli takıma almama kararını vermişti Menotti. Arjantin’den bir forvet olarak ayrılan Mario Kempes, ülkesine 10 numara olarak dönmüştü.

Arjantin, kupadaki ilk maçında 2 Haziran 1978’de Macaristan karşısına çıktı. Mario Kempes; 10 numarası, uzun saçları ve bıraktığı bıyıkla dikkat çekiyordu. Maçı 2-1 kazandılar. Belki Menotti’nin istediklerini yapmıştı ama birçoklarının ondan beklediği golü bulamamıştı. İkinci maç Fransa’ya karşıydı. Arjantin yine Estadio Monumental’den galip ayrıldı ama Kempes yine tabelaya ismini yazdıramadı. Fransız savunmacı Marius Tresor, o maçla ilgili yıllar sonra şunları anlatıyordu: “O turnuvada onu durdurabilen çok az savunmacı vardı. Gururla söylemek isterim ki bunlardan biri de bendim. Onu, Christian Lopez ile birlikte tutuyorduk. Devamlı, ‘O da diğer futbolculardan farksız biri’ diyerek birbirimize cesaret veriyorduk. Yüzünü kalemize dönmesine izin vermemeliydik, çok tehlikeli ve güçlüydü.”

Taraftarın ona taktığı lakapla ‘Matador’ Kempes, savunmalara kâbus yaşatsa da golle buluşamamıştı. Başkent Buenos Aires’teki son maçlarında İtalya’ya 1-0 yenildiler. Hem takım hem de Mario büyük eleştiriler altında ikinci grup maçları için Rosario’nun yolunu tutuyordu…

BIYIKLARINDAN KURTULMALISIN!

“Hey Mario, neden bıyıklarından kurtulmuyorsun? Göreceksin şansın açılacak. Valencia’da ne sakalın ne de bıyığın vardı. Rosario’ya gittiğimizde neden tıraş olmuyorsun? Göreceksin, tekrar gol atmaya başlayacaksın.”

Futbol, totemlerin bol olduğu bir dünyaydı ve Menotti de bütün saha içi dâhiliğine rağmen futbolda totemlerin yerini yadsımıyordu. 10 numarasına, İtalya maçı sonrasında bu öneride bulundu. Uzun kamp döneminde tıraş olmaya vakit bulamayan ve turnuvaya kirli sakal-bıyık kombiniyle  giriş yapan Kempes, antrenörünü dinledi ve Rosario’daki ilk maçları olan Polonya karşılaşması öncesinde alışılmış ‘sinekkaydı’ imajına geri döndü. Rosario’nun Kempes için farklı bir anlamı da vardı…

“Hey Mario, neden bıyıklarından kurtulmuyorsun? Göreceksin şansın açılacak.”

“İkinci turun benim için anlamı büyüktü. Maçları, daha küçük bir şehir olan Rosario’da oynayacaktık. Bu, birçok güzel gol attığım stadyuma geri dönüş anlamına geliyordu.”

Yıllar sonra Arjantin’in 1978 macerasının anlatıldığı belgeselde bunları söyleyen Kempes, Polonya maçında Rosario’nun ona iyi geldiğini kanıtladı. İki gol attı ve 2-0’lık galibiyeti getirdi. Özellikle attığı ilk goldeki şık kafa vuruşu, geri döndüğünün kanıtı gibiydi. Maçtan sonra ‘sigara tiryakisi’ Menotti’nin esprisi hazırdı: “Tıraş zamanı gelmiş Mario!”

Kempes, o maçta sadece rakip kalede değil, kendi kalesinde de etkili oldu. İlk yarıda, skor 1-0 iken Polonyalı Gregorz Lato’nun kafa vuruşu filelere giderken Kempes topu eliyle çıkardı, Polonya penaltı kazandı ve kaptan Kazimierz Deyna’nın vuruşunu Fillol kurtardı. İbre tekrar Arjantin’e dönmüştü ama Kempes sarı kart dahi görmemişti. Bu tartışmalı kararı gölgede bırakacak maça az kalmıştı…

Arjantin, diğer maçında Brezilya ile berabere kaldı ve final şansını zora soktu. Final grubundaki son maçta Peru karşısına çıktıklarında en az dört farklı galibiyet gerekiyordu. Kempes’in iki gol attığı maçta Peru’yu 6-0 yendiler. Hollanda’nın olduğu ilk gruptan lider çıkan Peru’nun farklı mağlubiyeti, “Bu işte Videla’nın parmağı var” yorumlarını getirdi. Hatta Videla’nın misafiri olarak Arjantin’de bulunan ABD’nin dış işleri ‘cambazı’ Henry Kissinger’ın maçtan önce Videla ile beraber Peru soyunma odasında görüldüğü söyleniyor, Videla’nın Peru hükümeti ile siyasal suçluları takas anlaşması yaptığı konuşuluyordu. Bütün bu ‘karanlık’ söylentiler eşliğinde, Arjantin final için Hollanda karşısına çıkacaktı…

Mario Kempes, dünya futbol tarihine geçmesinin en büyük sebebi olan finalde iki gol attı ve Arjantin, 3-1’lik sonuçla ilk kez Dünya Kupası’na ulaştı. Kötü başladığı turnuvayı altı golle gol kralı olarak bitirmiş, Menotti’yi “Maradona’yı neden almadın?” eleştirilerinden kurtarmıştı. Fakat başrolünde olduğu kupaya bir kez bile dokunamayacaktı. “Daniel Passarella, saha içinde devamlı dirseklerini sağa sola sallardı. Kupa töreninde de aynısı oldu. Kupayı aldı ve hiçbirimizin ona dokunmasına izin vermedi. Bir kez bile dokunamadım.” Zaten pek de umurunda değildi. Takım ve tüm ülke kutlamalara devam ederken Mario Kempes, o gece 300 kilometre yol yaparak Rosario’daki ailesini ziyarete gitti. Uyuyakalmışlardı. O da kahvesini içti ve yatağa girdi. Dünya Kupası’nın kahramanı, zaferi böyle kutladı.

Kempes, tıpkı Osvaldo Ardiles gibi, Videla diktasının kupada (özellikle de Peru maçında) etkili olduğunu kabul etmedi. Takım arkadaşlarından ise farklı düşünenler vardı. Ricky Villa, “Siyasete alet edildik” diyor, golcü Luque de “Zaferimizle gurur duymuyorum” ifadesini kullanıyordu. Tabii ki yıllar sonra…

VALENCIA-DI STEFANO-FALKLAND

Dünya Kupası dönüşünde Valencia’da da gol sıkıntısı yaşayan Kempes, buna rağmen sezonun en önemli maçında sahneye çıkacaktı. Kral Kupası finalinde Real Madrid’i 2-0 yenerek kupayı kazanırlarken iki gol atan ‘Matador’ yine kahramandı. Takip eden sezonda ise egolar çarpıştı. Takımın başına, birkaç yıl evvel Menotti’ye Kempes ile ilgili övgü dolu sözler söyleyen ‘yaşayan efsane’ Alfredo Di Stefano getirildi. Valencia, onun yönetiminde Kupa Galipleri Kupası finaline ulaşmıştı. Mario Kempes, dokuz golle bu turnuvanın da en golcüsü durumundaydı. Glasgow Rangers ağlarına gönderdiği frikik ve Nantes maçında yaptığı aşırtma vuruş, dokuz golün içinde taraftarı en çok coşturanlardı. Fakat Di Stefano ile uyumu bir türlü yakalayamayışı çok konuşuldu.

Arsenal ile oynayacakları final öncesinde Di Stefano’nun taktik gereği Kempes’i yem olarak kullanması ve rakibi şaşırtmak için daha geride görev vermesi, bardağı taşıran son damla oldu. Valencia, penaltı atışları sonunda kupaya ulaştı. Kempes, seri penaltılarda kaçıran tek Valencia futbolcusuydu. “Di Stefano’nun taktiği nedeniyle maçta çok az topla buluşmuştum. Penaltı anı geldiğinde o kadar soğuktum ki…”

Başarısına rağmen, sezon sonunda Di Stefano’nun görevine son verildi. Kimileri, ego savaşından tek bir galip çıktığını düşünüyordu. 1983’te Mondial’e verdiği röportajda Kempes, “Di Stefano antrenör olmak için psikolojik yeterliliklere sahip değil. Sezon boyunca olduğum yerde kalmamı istedi. Benim serbest oynayıp topa dokunmam lazım. Mesela Menotti, bunu çok iyi çözen biri” sözleriyle Di Stefano’yu eleştirse de 2012’de ESPN tarafından hazırlanan Mario Gol Kempes belgeselinde aralarındaki buzların eridiği belliydi: “Di Stefano iyi bir antrenördü ama bazen o kadar hızlı konuşurdu ki takımdaki Arjantinliler bile bir şey anlamazdı.”

Mario Kempes, sadece yetenekleri ile değil, imajıyla da genç futbolseverlerin ikonu durumundaydı.

1970’lerin ortasında parlayan ve sonlarında zirveye çıkan Kempes, 1980’lerle birlikte düşüşe geçti. 1980-1981 sezonunda sakatlandı ve bir daha eski formuna ulaşamadı. O sezon sonunda River Plate’in yolunu tuttu ve kariyerinin ilk lig şampiyonluğuna ulaştı ama etkisi kaybolmaya başlamıştı. Yine de Menotti’nin ona güveni tamdı. 1982 Dünya Kupası kadrosunda bir kez daha yer bulacaktı, hem de Maradona ile birlikte.

Kempes, hiç sorun çıkarmadan İspanya’da 10 numarayı Maradona’ya verdi. Zaten ‘sihirli numarayı’ taşıyacak performansından da uzaktı. Milli takımdaki son golünü 1978 Finali’nde atmıştı. İspanya’daki Dünya Kupası da imdada yetişemedi. Arjantin, Brezilya ve İtalya’ya yenilerek ikinci turda veda ederken Kempes de milli takım kariyerini golsüz geçirdiği bu kupayla sonlandırıyordu. 1982’deki başarısızlığın sebebi ise ona göre Falkland’daki savaştı. “1978’dekinden daha iyi bir takımımız vardı ama savaş her şeyi altüst etti. Macaristan maçından önce Ardiles’in kuzeninin savaşta öldüğünü öğrendik. Arjantin’de kamp yaparken gazetelerde 50-0 galip olduğumuz yazıyordu ama İspanya’ya geldiğimizde gerçeği öğrendik; Falkland’daki savaşta 100-0 mağluptuk. Kaybettiğimizin ve savaşın şiddetinin farkına varmıştık.”

FUTBOL GÜNAHI

‘Matador’ o yaz İspanya’da kaldı ve tekrar Valencia forması giydi. Birkaç yıl evvel ülkenin en iyi futbolcularından biri olarak gösterilirken artık basında onla ilgili haberlerde “Gol atamayan golcü” başlığı vardı. Fakat Kempes, futbol azmini uzun yıllar korudu. Avusturya, Şili ve son olarak da Endonezya’da futbol oynayıp sahalara veda etti. Kariyerinin sonlarında yaşanan belki de en ilginç olay, 8 Şubat 1995’teki Rosario Central-Newell’s Old Boys maçıydı. Efsanesine yakışır bir veda isteyen Rosario, bunu ezeli rakipleriyle yapacakları bir maçla süslemek istemişti. Kempes’in şık kafa golüyle her şey güzel başlamıştı ama sahaya atılan şişeler maçın tamamlanmasına engel oldu. ‘Vefa Derbisi’, hakem tarafından 90 dakika dolmadan bitirildi.

‘Matador’ futbolu bıraktıktan sonra kısa bir süre antrenörlük yaptı ama sahada hissettiği tutkuyu kulübede bulamadı. Şu sıralar ESPN’de yorumculuk yapıyor. Doğduğu yer Cordoba’daki stadyuma kendi adının verilmesini çok da büyütmeyen efsanenin en takdir edilmesi gereken özelliklerinden biri ise geçmişte yaptıklarına toz kondurmayan futbolculardan olmayışı. 1990’ların sonunda Batistuta ile kendisini kıyaslamasını isteyenlere “Ceza sahasında onun gibi etkili değildim. Benim dönemim bitti. Belki şu an oynasam profesyonel bile olamazdım” cevabı veren Kempes’in hâlâ devam eden “Messi mi, Maradona mı?” tartışması ile ilgili yorumu da kendine has: “Maradona uzun süre önce futbolu bıraktı. Messi ise bizi büyülemeye devam ediyor. İkisini kıyaslayamazsınız. Çünkü ayrı dönemlerde ve ayrı takım arkadaşlarıyla oynadılar. Buna son vermemiz lazım. Ayrı dönemden iki yıldızı karşılaştırmak bir futbol günahıdır.”

Bu yazı, ilk olarak Socrates’in Ağustos 2017 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Bütün sayılarımıza, buradan ulaşabilirsiniz.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Kesişen Yollar

Kesişen Yollar

2 gün önce
Gençliğime Mektup

Gençliğime Mektup

3 gün önce