Çıplak Kral

Mark Williams önce dünya şampiyonu oldu sonra soyundu... Üçüncü Crucible zaferini, ikincisinden tam 15 yıl sonra kazanan renkli ismin kariyer yolculuğunu hatırlıyoruz.

12 Mayıs 2018

Fotoğraflar: Getty Images

2018 Dünya Snooker Şampiyonası’nın final mücadelesi sona erdiğinde, Mark Williams için sözünü tutma zamanıydı. Crucible Tiyatrosu’nun koridorlarında yarı çıplak bir şekilde belirdiğinde, üzerinde sadece turnuvanın logosunu taşıyan bir bez parçası vardı. Az önce oynanan muazzam maç mı yoksa bu yaşananlar mı daha inanılmaz diye düşünen bir güruh ona alkış tutuyordu. Snooker tarihine geçen bir maçın üstüne, tarihe geçen bir başka an yaşanmaktaydı. Crucible daha önce Alex Higgins’in zil zurna sarhoş basın toplantılarını da görmüştü ama bu onları bile unutturacak cinstendi. Snooker bir anda 80’lere geri dönmüş, Britanya için kitlelerin afyonu olduğu günlerden bir demet sunmuştu. Williams, eğer dünya şampiyonu olursa basın toplantısını anadan doğma bir şekilde yapacağının sözünü verdiği için bu durumdaydı. Oyunun en büyük turnuvasında yeniden zirveye çıkmak Galli yıldız için o kadar zorlu görünüyordu ki böyle ekstrem bir iddiada bulunabilmişti.

Williams, eğer dünya şampiyonu olursa basın toplantısını anadan doğma yapacağının sözünü verdiği için bu durumdaydı.

Aslında 1998 yılında prestijli Masters’ı kazanarak, snooker’ın elitleri arasına giren ve bir süre boyunca dünyanın en iyisi olan Williams için geride kalan 15 yıl epey beklenmedik geçmişti. En iyilerden biri olduğu beş senelik periyotta tam altı tane büyük turnuvada şampiyon olmuş ve dünya 1 numarasına yükselmeyi başarmıştı. 1992 yılında birlikte profesyonel olduğu, kendisinden daha başarılı olması beklenen Ronnie O’Sullivan ve John Higgins dahi bu yükselişe cevap vermekte çok zorlanmıştı. Hatta Williams durumu biraz daha abartıp, 2002-03 sezonunda snooker’ın üçlü tacını (Dünya, Birleşik Krallık ve Masters Şampiyonluğu) aynı yıl tamamlayan üçüncü oyuncu bile olmuştu. İşlerin tam bu noktada geriye doğru gitmeye başlayacağını ise hiç kimse tahmin edemezdi.

İki buçuk başlı hakimiyet

2000’li yıllar snooker için 70’ler, 80’ler ve 90’lardan biraz daha farklı bir senaryoyu beraberinde getirdi. Önceki 30 senede oyunu sırasıyla üç kişi hakimiyetine almış ve diğer herkesi yan parçalara dönüştürmüştü. Ray Reardon, Steve Davis ve Stephen Hendry’nin üç on yıllık dönem halinde sürdürdüğü hükümdarlık günleri bittiğinde işleyiş biraz daha değişecekti. Sahip olunan yetenek havuzu ve oyuncu derinliği, artık tek bir kişinin sporu domine etmesini namümkün kılmıştı. Burada da devreye Ronnie O’Sullivan, John Higgins ve Mark Williams üçlüsü girdi. Williams’ın, “Ronnie ve John benden çok daha öndeler, sadece onlarla aynı yıl oynamaya başladığım için birlikte anılıyorum” açıklamasını yapmasına neden olan şey ise devam etmeyen istikrarıydı. 2003 sonrası, sahneden uzunca bir süre çekildi ve dönemdaşlarının büyüyüşünü uzaktan takip etti.

Aradan geçen yıllar denkleme bambaşka yeni yıldızları dahil edecekti. Shaun Murphy, Neil Robertson, Mark Selby ve Ding Junhui gibi yaşı genç ama potansiyeli yüksek isimlerin ortaya çıkmasıyla Williams için işler biraz daha zorlaştı. 2008 yılında dünya sıralamasının kritik eşiği olan ilk 16’nın dışında kaldı. Artık, geçmişte kolaylıkla kazandığı turnuva zaferlerini mumla arar bir haldeydi. Hâlâ salonlara anons edilirken, “Tarihin en iyilerinden birisi!” şeklinde çağırılsa da buna kendisi pek inanmıyordu. Aynaya baktığında gördüğü şey, içi doldurulamamış bir potansiyelden fazlası değildi.

Williams’ın yokuş aşağı giden kariyerine ilk isyan girişimi 2010’da başladı. İki sıralama turnuvası zaferi elde etti ve yeniden dünya sıralamasının zirvesine tırmandı. Henüz 35 yaşındaydı ve bu noktada gelebilecek bir kalkınma, onu özlediği ve olması gereken statüye yaklaştırabilirdi. Fakat karşısında altı aylık cezasından dönen, kendini kanıtlamaya son derece aç bir John Higgins buldu. Bu gerçekten büyük bir talihsizlikti. Zira Higgins, Williams’ı ilk olarak 9-5 geriden gelip 10-5’le Birleşik Krallık şampiyonluğundan etti. Sonra da 2011’deki Crucible yarı finalinde, yine bir geri dönüşle saf dışı bıraktı. Üstelik o maçı kazanan tecrübesiz Judd Trump’la oynanacak finalin ciddi favorisi olacaktı. Nitekim Higgins de finali alıp dördüncü dünya şampiyonluğuna ulaştı. Galli yıldız ciddi farkla önde olduğu o iki maçın kaybından sonra, altı yıllık bir duraksama dönemine daha girdi.

Birlikte profesyonel olan Ronnie O’Sullivan, John Higgins ve Mark Williams üçlüsü, 2000’lerde snooker’ın süper gücüydü.

Gamsız hayat

Mark Williams’ın lakabı, snooker sahnesine çıktığı ilk günden beri ‘Galli Pot Makinesi’. Williams oyununu zor potlardaki başarısı ve yumuşak vuruşlarla süslediği seri inşa becerisi üzerine kuran bir isim. Birçoklarına göre tarihin gördüğü en iyi pot oyuncusu ve imkânsız görünen pozisyonlarda dahi isabet bulabiliyor. Seri içinde ise oldukça kendine has bir stili var ve çoğu rakibinden az bant kullanarak, genelde küçük falsolarla pozisyon alıyor. Fakat bu beceri, Williams için kimi zaman bir lanet oldu ve dağıtıcı vuruşu geciktirmesi sebebiyle kazanması gereken çok fazla frame’i 60 sayı dolaylarından kaybetti. O sebeple de yüzlük seri adetinde Higgins, O’Sullivan ve alttan gelen birçok başka ismin gerisinde kaldı. Ama bu eksiğini de zekasıyla kapatıyordu…

Oyunun en güçlü taktiksel oyuncuları sorulduğunda, cevaplar genelde çok benzeşir; bu mevzuda Steve Davis, John Higgins ve Mark Selby gibi sert isimler biraz daha öne çıkar. Fakat Williams da azımsanmaması gereken bir taktisyen olduğunu kısa süre önce herkese tekrar gösterdi. Belki tek ziyarette frame kazanma konusunda ondan çok daha iyileri var ama küçük serilerle, bölük pörçük giden frame’leri oynama konusunda pek fazla rakibi yok. Ronnie O’Sullivan’a göre Williams snooker masalarındaki en kurnaz oyunculardan. Tüm bunlar onu hem agresif hem de taktiksel oynayarak kazanabilen, genel deyişle bir ‘maç oyuncusu’ yapıyor. Günümüzün snooker’ında kazanmanın yolu da işte tam olarak buradan geçmekte. Özellikle de dünya şampiyonasının seanslara ayrılmış formatında, ‘maç snooker’ı oynayabilmenin önemi büyük. Hiç kimse tüm seanslarda iyi oynamayı başaramaz. 

Joe Perry, “Eğer kariyerime yeniden başlasam ve bana bir oyuncunun maç esnasındaki mizacına sahip olma şansı verilse, hiç düşünmeden Mark’ınkini seçerdim.” diyecek kadar bu özelliğine hayran.

Kötü oynayıp, kötü oynadığını; hata yapıp, hata yaptığını unutmak da Mark Williams’ın en önemli meziyetleri arasında yer alıyor. En yakın arkadaşlarından Joe Perry, “Eğer kariyerime yeniden başlasam ve bana bir oyuncunun maç esnasındaki mizacına sahip olma şansı verilse, bir an bile düşünmeden Mark’ınkini seçerdim.” diyecek kadar bu özelliğine hayran. Geçtiğimiz hafta sosyal medyada benzer minvalde yüzlerce yorum vardı. Özellikle de yarı final ve final maçları esnasında sayısız kritik hata yapmasına rağmen her seferinde geri dönüşüyle, Williams ruh hali kontrolü departmanında rüştünü bir kez daha ispatladı. Ona kolaylıkla snooker dünyasının en gamsız karakteri diyebiliriz. Eğer Williams’ı takip eden bir Twitter kullanıcısıysanız, bu rahatlığının günlük hayatına da sirayet ettiğini kolaylıkla görebilirsiniz. Belki de bu yüzden, yaşadığı sayısız hayal kırıklığından döndü ve sonunda istediğini almayı başardı.

Yeniden doğuş

2003’te Ken Doherty’yi mağlup ettiği final, Mark Williams’ın Crucible Tiyatrosu’nda çıktığı son kupa maçıydı. Aradan geçen yıllar içinde bunu kafasına birçok kez koydu ama epeyce başarısızlık yaşadı. Hatta 2016-17 sezonu biterken dünya şampiyonası elemelerinde kaybetti ve emekliliği düşünme noktasına kadar geldi. Burada devreye eşi Joanne ve yakın dostu, kendisi gibi profesyonel snooker oyuncusu olan Lee Walker girdi. Joanne’e göre hayat arkadaşı hâlâ en iyi oyununu oynayacak seviyedeydi ve başarılı olmayı küçük marjlarla kaçırıyordu. Dolayısıyla eşine devam etmesi için gerekli motivasyonu üretme konusunda yardımcı oldu. Walker ise Williams’ın oyununa çok daha somut bir dokunuş yaptı ve onu antrenör Stephen Feeney ile tanıştırdı. Feeney’nin buluşu olan SightRight antrenman metodu, oyuncuların vuruş hazırlığını ve pot muhakemesini daha iyi yapması üzerine kuruluydu. Bu çalışma, son yıllarda pot becerisi oldukça gerileyen Williams için biçilmiş kaftandı. Öyle ki 40’lı yaşlarının ortasına yaklaşırken, 20’lerindeki gibi pot yapabilmeye başlamıştı.

2017-18 sezonunun iyi geçeceğinin sinyalleri, ilk olarak Tayland’da düzenlenen 6 Kırmızı Dünya Şampiyonası’nda geldi. Mark Williams burada ulaştığı şampiyonluğun ardından, yıl biterken Kuzey İrlanda Açık’ı da kazandı. Bu esnada eşi Joanne hastanedeydi ve bir noktada final maçına çıkamaması dahi söz konusu olmuştu ama buna gerek kalmadı. Hem Joanne iyileşmiş hem de Mark, 2011’den beri ilk sıralama turnuvası zaferine gitmişti. Güçlü ivme 2018’in ilk aylarında da devam etti ve Williams’ın kariyerindeki 20. sıralama turnuvası Berlin’de geldi. Üstelik yola beraber çıktığı O’Sullivan-Higgins ikilisi de zaferlere imza atıyor, 92 jenerasyonunun geri dönüşü snooker manşetlerini süslüyordu. Her ne kadar son dönemde oyundaki kazanma yaşları artmış olsa da, bu olanlar mantık sınırlarını zorlamaktaydı.

Mark Williams, üçüncü dünya şampiyonluğunu Lee Walker ve Stephen Feeney ile kutluyor.

Snooker’ın baharı nisan ayında, sezonun son turnuvası için Sheffield’a ayak basıldığında gelir. 1977’den beri oyunun zirvesine ev sahipliği yapan Crucible Tiyatrosu, 2018’de de dünyanın en iyi oyuncularını kapısını açtı. O isimlerden birisi de, kendisini yeniden ilk 16’nın içinde bulan Mark Williams’tı. Her ne kadar son ayları kazanarak geçirse de, Galli yıldız pek fazla kişinin şampiyonluk favorisi değildi. Gözler burada son dört yılda üç şampiyonluğu olan Mark Selby ve sezon içinde beş sıralama turnuvası kazanan Ronnie O’Sullivan’ın üzerindeydi. John Higgins, Ding Junhui, Judd Trump ve Shaun Murphy gibi isimlere de Williams’tan biraz daha fazla şans veriliyordu.

Kendisine oldukça ters gelen Ronnie’nin ikinci turda Ali Carter’a mağlup olmasıyla Williams için ilk umut ışığı belirdi. Bu, çeyrek finalde avantajlı olması anlamına geliyordu ve Carter’ı zorlanmadan geçerek kendisini son dört içine attı. Burada son yılların Crucible gediklisi Barry Hawkins’e karşı yılın maçlarından birisini oynayacaktı. Hawkins baştan sona önde götürdüğü maçta bir an bile Williams’ı silkeleyemedi ve bunun cezasını son seansta çekti. İki solağın kapışmasının galibi Mark Williams olmuştu. Finalde ise eski bir dost bekliyordu…

Ustalara saygı kuşağı

İlhamını Manchester United’ın meşhur 92 sınıfından alarak bu şekilde anılan snooker’ın süper üçlüsü; muazzam kariyerlerinde kazanılması gereken her şeyi kazandı.  Geriye dönüp baktığımız zaman özgeçmişlerinde bir eksik bulmak da hayli zor. Belki tek eksiği aralarındaki karşılaşmalar özelinde arayabilir ve zorlama olmayan bir sonuca ulaşabiliriz. Şöyle ki 2018’e kadar Ronnie O’Sullivan, John Higgins ve Mark Williams üçlüsünün birbirlerine karşı oynadıkları sadece bir dünya şampiyonası finali vardı. 2001’de Roket ilk dünya şampiyonluğu yolunda Higgins’i mağlup etmiş, bu 92 jenerasyonunun ilk ve son Crucible finali olarak kayıtlara geçmişti. Masada toplam 11 dünya şampiyonluğu varken kupa maçlarında denk gelmeyişleri kaderin bir cilvesi gibiydi. Sanki tüm bu senaryo, son finali daha görkemli kılmak için özellikle kaleme alınmıştı.

Mark Williams, Barry Hawkins’i güç bela geçerek finale kaldığında bekleyen rakip John Higgins’ti. Bundan yedi sene önce onu Crucible yarı finalinde durdurarak ikinci baharını yaşamasını engelleyen adam, yine Williams’a çelme takmak için hazırdı. Her ikisi de basın toplantılarında birbirini övüyor ve rahat görünmeye çabalıyordu. Fakat içlerinde nasıl bir fırtına koptuğunu hissetmek mümkündü. Turnuvanın son pazar günü, tünelin ucunda belirdiklerinde müthiş bir uğultu yükseldi. Yarı finalini erkenden bitiren Higgins biraz daha dinlenmiş görünüyordu fakat maçını cumartesi gece yarısı tamamlayan Williams’ın da adrenalin avantajı mevcuttu. Finalin ilk seansına sanki masadan hiç ayrılmamış gibi 4-0’la başladı.

Ancak John Higgins snooker’ın gördüğü en iyi geri dönüş uzmanlarındandı ve bu final esnasında da her geriye düşüşünde dönmeyi başardı. Williams bir ara 14-7’yi görmüş ama ‘Wishaw Büyücüsü’ lakaplı rakibinin skoru 15-15’e getirmesine engel olamamıştı. Öyle bir durumda birçok başka oyuncu, hatta belki Ronnie O’Sullivan bile maçın ellerinden kayıp gitmesine engel olamazdı. Fakat gamsız Galli, geride kalan 16 gün boyunca yaptığını yaptı ve yine hayal kırıklığına kapılmamayı başardı. Hatta skor 17-15’ken kaçırdığı maç topu ve kaybettiği frame dahi onun endişeli görünmesine neden olmadı. 34’üncü frame’de maçı kapatırken yaptığı seriyle de çelik gibi sinirlerini bir kez daha kanıtladı. Bu zaferle birlikte, Mark Williams 15 yıl aradan sonra dünya şampiyonu olarak bu alandaki rekoru geliştirdi. Sırada önce kısa bir kutlama ve ardından da sözünü tutmak vardı.

Evet, basın toplantısında soyunmak Mark Williams’ın standartları için bile fazlaydı. Fakat kendisine pek inanmadan geçen bunca senenin sonunda, yine kendisine çok inanmadan verdiği bir sözü gerçekleştirmenin hazzı muhtemelen buna değmiştir. Sonuçta o hayatındaki en önemli maçtan bir gece önce kebap, esnasında da şekerleme yiyebilecek kadar rahat bir adam. Dolayısıyla vücudunun -neredeyse- tamamını görmemize pek fazla aldırış etmemiş olsa gerek. Artık o, Crucible’ın ilk ve tek çıplak kralı ve bu unvanı ondan almak hiç kolay olmayacak…

Aras YETİŞ

Aras YETİŞ
İstanbul Bilgi Üniversitesi'nden mezun oldu. 2015'ten beri Eurosport Türkiye'de spikerlik ve Socrates'te editörlük yapmakta. Tenis ve snooker'la ilgileniyor.

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN