Makus Talih

Pedro ve Ricardo Rodriguez, Meksika tarihinin en önemli pilotlarından ikisiydi. Rodriguez Kardeşler'in hikâyesini Atahan Cankan yazdı.

27 Ekim 2017

Foto: Getty Images

Sergio Perez, son yıllarda istikrarı ve elde ettiği sürpriz podyumlarla göz dolduruyor. Formula 1’de zirveye oynama şansını her ne kadar 2013 yılında McLaren’le geçirdiği başarısız sezonun ardından heba etse de, önünde hala uzun bir yol var. Ne var ki Perez, Formula 1’de izini bırakan ilk Meksikalı değil. Perez’den elli yıl önce Formula 1 pistlerinde fırtına gibi esen Pedro & Ricardo Rodriguez kardeşler, 60’larda Meksika’nın Formula 1’deki ilk medar-ı iftiharlarıydı. Ancak kader onları, uğruna hayatlarını adadıkları şeyi yaparken yakaladı ve aramızdan alıp götürdü. Arkalarında birçok soru işareti ve tamamlanmamış bir hikâye bırakarak…

Birçok spor efsanesinin çocukluğu fakirlik, olanaksızlık ve trajedilerle beraber anılır. Belki de onların hikayelerini daha da özel yapan şey, bu sıfırdan zirveye çıkma mücadelesidir. Rodriguez Kardeşler’de ise durum biraz farklı. Tek parti dönemi Meksika’sında iki yıl arayla dünyaya gelen Pedro ve Ricardo, yaşıtlarına göre oldukça konforlu bir çocukluk geçirirler. Babaları Pedro Natalio, başkent Mexico City’nin önde gelen iş adamlarındandır ve çocuklarının motor sporlarına olan ilgisine kayıtsız kalmayarak, onların bu uğraşısına büyük bir finansal destek sağlar. Pedro ve Ricardo’nun elinde ülkenin en iyi okullarında okuyup kendilerine fazlasıyla yetecek bir kariyer inşa etme şansı varken onlar, tutkularını konfora tercih edip yarışmaya başlarlar.

Rodriguez Kardeşler’in ülke çapında isimlerini duyurmaları çok uzun sürmez. İki teker üzerinde başlayan kariyerlerinde, daha 18 yaşına gelmeden ulusal şampiyonluklar kazanarak binek otomobillere geçiş yaparlar. Öyle ki 1958 yılında Ferrari’nin radarına giren Ricardo, Le Mans 24 Saat’te yarıştırılmak istenir ancak yarış organizatörleri, 16 yaşındaki Ricardo’nun çok genç olmasını bahane göstererek bunu veto eder. Ricardo’nun yarışamaması üzerine Ferrari, büyük kardeş Pedro’ya şans verir ancak yarış, Kırmızılar için 12. saatin başlangıcında radyatördeki problem nedeniyle sona erer. Her şeye rağmen Rodriguez’ler, Enzo Ferrari’nin gözüne girmeyi başarır ve ilerleyen yıllarda hem Formula 1, hem de Le Mans 24 Saat koltukları için öncelikli opsiyon haline gelir.

İki kardeş de, 60’lı yılların başında Ferrari motorlu North American Racing Team (NART) çatısı altında onlarca yarışta boy gösterir. Öyle ki Sebring 12 Saat ve Nürnburgring 1000 Kilometre gibi birçok prestijli dayanıklılık yarışında aynı aracı paylaşır ve kazanırlar. Takvimler 1961’i gösterdiğinde Enzo Ferrari, Pedro’ya Formula 1’de yarışmasını teklif eder ancak Kuzey Amerika’daki dayanıklılık yarışlarında yer almaktan mutlu olan Pedro, ülkesinden ayrılmak istemez ve bu teklifi reddeder. Ancak Rodriguez ailesinin diğer üyesi, önüne konan teklifi reddedemez ve 1961 İtalya Grand Prix’sinde Ferrari’nin beş pilotundan biri olarak piste çıkar.

Sıralama turları bittiğinde pole pozisyonunda, Phil Hill’le beraber şampiyonluğun en büyük iki adayından biri olan Wolfgang von Trips varken, Ricardo inanılması güç bir başarıya imza atarak, ilk kez oturduğu kokpitte Ferrari’sini ilk çizgiye yerleştirmeyi başarır. Richie Ginter ve Phil Hill’le ilk iki çizgiyi kapatan Ferrari’nin pazar günkü yarışta kendi taraftarı önünde gövde gösterisi yapması beklenirken, Formula 1 tarihinin en büyük trajedilerinden biri vuku bulur. Henüz ilk turda Jim Clark’la temas eden von Trips aracın kontrolünü kaybederek tribünlere girer ve kendisiyle birlikte 16 kişi olay yerinde hayatını kaybeder. Şahit olabileceği en korkunç görüntüyü henüz ilk yarışında karşısında bulan Ricardo, 13. turda yaşadığı mekanik problem nedeniyle yarışı bırakmak zorunda kalır ancak elde ettiği ilk çizgi startı ve aracı garaja çekmek zorunda kalana kadar gösterdiği performans, Enzo’yu tatmin etmek için yeterli olur ve 1962 sezonuna as pilot olarak başlar.

Pedro ve Ricardo Rodriguez kardeşlerin  Mexico City’deki bronz heykelleri…

1962 hem Ferrari, hem de Ricardo’nun istediği gibi başlamaz. Sezonun ilk ayağı olan Hollanda Grand Prix’sine 11. sıradan başlayan Meksikalı, uzun süre Jack Brabham’la tekerlek tekerleğe mücadele ettikten sonra spin atarak yarış dışı kalır. Bunun üzerine sezonun ikinci yarışı Monaco’da kızağa çekilen Ricardo, kendi aracında Willy Mairesse’i yarışırken izlemek zorunda kalır. Belçika Grand Prix’siyle yeniden koltuğuna kavuşan Ricardo, damalı bayrağı dördüncü sırada görerek Formula 1’de ilk kez puan alma başarısı gösterir ve kariyerinin en iyi sonucuna ulaşır.

Spa’da elde ettiği üç puanın ardından Le Mans 24 Saat’e katılmak için Fransa ve İngiltere yarışlarına gitmeyen Ricardo, Almanya’da asıl kokpitine kavuşur ve altıncı olarak puan almayı başarır. Sezonun 7. yarışı İtalya’da ise yaşadığı mekanik problem nedeniyle yarışı tamamlayamaz. Ne var ki o gün Monza’da yarışı izleyen kimse, Ricardo Rodriguez’i kırmızı aracın içinde son kez izlediğinin farkında değildir. Nitekim Ricardo, sezonun non-championship olarak adlandırılan, resmi takvimde yer almayan yarışlarından Meksika Grand Prix’sine katılmak için Enzo Ferrari’den izin ister ancak bu isteği kabul edilmez. Kendi evinde yarışmayı çok arzulayan Ricardo, çareyi Rob Walker’ın Lotus’unda bulur ve ismini start listesine yazdırır. Kendi taraftarı önünde galip gelme hayaliyle yanıp tutuşan Ricardo, ilk antrenman seansının sonunda o taraftarları tarifi mümkün olmayan bir yasa boğar. Meşhur Peraltada virajı öncesinde arka kanadında sıkıntı yaşayan Ricardo Rodriguez, aracın kontrolünü kaybederek bariyerlere çarpar ve kaza yerinde hayatını kaybeder. Formula 1’de yarış galibiyetleri ve şampiyonluklar elde etmesine kesin gözüyle bakılan Ricardo, henüz 20 yaşında ve yapabileceklerinin neredeyse hiçbirini yapmaya fırsat bulamadan aramızdan ayrılır.

Kardeşini kaybetmesinin ardından büyük bir bunalıma giren Pedro, uzun süre pistlerden uzak kalır. 1963 sezonunda ait olduğu yere döndüğünde ise, kariyerinin en büyük fırsatını karşısında bulur. Colin Chapman, Pedro’ya ABD ve Meksika yarışlarında Jim Clark’a eşlik etmesini teklif eder ve iki sezon önce Enzo Ferrari’nin teklifini geri çeviren Pedro; Formula 1’deki ilk yarışına çıkmayı kabul eder. Pedro, takım arkadaşı Jim Clark’ın iki yarışta da podyum gördüğü ABD ve Meksika’da önce motor, ardından da süspansiyon problemleriyle finiş göremez. Formula 1’deki ilk puanını ertesi sezon katıldığı ilk ve tek yarış olan Meksika Grand Prix’sinde, Ferrari’yle elde eder.

1965 ve 1966 sezonlarında gridde kendine arada sırada yer bulabilen Pedro; 1967’de Formula 1’de neredeyse ilk kez tam bir sezon geçirir ve sezona sürpriz bir galibiyetle başlar. Brabham ve Lotus’un ardından gridin en iyi aracı olan Cooper’la sezona başlayan Pedro; Güney Afrika’nın Kyalami pistinde dördüncü sırada başladığı yarışı, Jack Brabham ve John Love’ın yaşadığı problemlerle kazanmayı başararak kendisinin ve ülkesinin Formula 1’deki ilk yarış galibiyetini elde eder. Sezonun geri kalan bölümünde dört yarıştan puan çıkarmayı başaran Pedro, sezon sonunda Cooper’dan ayrılarak BRM’in yolunu tutar ancak dayanıklılık problemleri, o sezon üç kez podyuma çıkma başarısı gösteren Pedro’nun sezonunu fazlasıyla kötü yönde etkiler.

1968 sezonunda Formula 1’de istediğini tam olarak elde edemeyen Pedro, 11. kez katıldığı Le Mans 24 Saat’te, Lucien Bianchi’yle paylaştığı Ford GT40’la zafere ulaşarak kariyerinin en büyük başarısına ulaşır. O yıla kadar 1960’lardaki efsanevi Ferrari-Ford rekabetinin ‘’kırmızı’’ cephesinde yer alan Pedro Rodriguez’in, ilk ve tek Le Mans 24 Saat galibiyetini ‘’mavi’’lerle alması da son derece ironiktir.

1969 sezonunda Reg Parnell, Ferrari ve NART olmak üzere üç farklı takımda yarışan Pedro, tahmin edilebileceği üzere sezon içerisinde tempo bulamaz ve sadece iki yarıştan puan çıkartarak kariyerinin en ‘’garip’’ sezonunu geride bırakır. 1970 sezonunun başında John Surtees’in ani şekilde takımdan ayrılmasıyla boşalan BRM koltuğuna getirilir ve kariyerinin ikinci ve son galibiyetini Spa’da elde eder.

1971, aslında Pedro’nun kariyerinin en iyi sezonu olabilecekken büyük bir kabusa dönüşür. Sezona iddialı şekilde giren BRM; Jackie Stewart ve François Cevert ortaklığındaki Tyrell’ın ardından en hızlı ve dayanıklı araç olarak göze çarpar. Pedro, sezonun 4. yarışı Hollanda’da ikinci olarak podyuma çıkar. Ancak bu podyum, Pedro Rodriguez’in kariyerindeki son podyum olarak tarih sayfalarındaki yerini alır. Nitekim Interserie adı verilen binek otomobil şampiyonası için Nürnburgring’e giden Pedro, lider götürdüğü yarışta bir rakibine tur bindirmeye çalışırken kaza geçirerek hayatını kaybeder. Ricardo’nun ölümünden dokuz sene sonra, bir Rodriguez daha tutkusunun peşinden giderken hayata gözlerini yumar.

Pedro ve Ricardo Rodriguez, 1960’lı yılların gördüğü en yetenekli pilotlardan ikisi olarak değerlendirilir. O döneme tanıklık edenler, Ricardo’nun gerçek potansiyelinin birden çok dünya şampiyonluğu kazanması olduğu konusunda hemfikir. Kardeşine göre daha mütevazı yeteneklerle donanmış olan Pedro da, Formula 1’de iki kez yarış kazanmış bir pilot olarak büyük bir saygıyı hak ediyor. Meksika’nın Formula 1’deki ilk yıldızları belki de olması gerekenden erken kaymış olabilir ancak Rodriguez Kardeşler’in isimleri başta yaşamları boyunca gururlandırdıkları ülkelerinin Formula 1 pisti olmak üzere tüm dünyada ölümsüzlüğe kavuşmuş durumda…

Socrates

Socrates

  • BUNLARA DA BİR GÖZ ATIN