Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

BasketbolGündemLakers Bebeklerinin İlk Adımları

Kobe'nin vedasının ardından Lakers, genç yıldız adayları ve ligin en genç koçuyla yeni bir sayfa açıyor.
Orkun Çolakoğlu3 sene önce

Los Angeles Lakers içinde Kobe Bryant isminin yer almadığı bir kadro listesiyle bir NBA sezonuna en son girdiğinde, şu an umutlarını bağladığı oyunculardan D’Angelo Russell ve Brandon Ingram henüz doğmamıştı; Julius Randle 1, Larry Nance Jr 2, Jordan Clarkson ise 3 yaşındaydı. Ben henüz aklım ererek NBA izlemeye başlamamıştım. Bugünün Socrates okurlarının önemli bir bölümü belki daha okumayı sökmemişti bile. 21 yıl öncesinden bahsediyoruz. Bazen çeyrek, bazen üçte bir ömür süresi.

Kobe’nin emekliliğiyle birlikte giden yalnızca, sanki hep o formanın içinde olacakmış gibi gelen bir yüz ve 21 yıllık bir aşinalık değil. Lakers’la ilgili bazı ezberler ve kabuller de Bryant’la birlikte uzaklaşıyor. Örneğin, Lakers’ın genç oyunculara sabır gösteremeyeceği, yeniden yapılanmayla uğraşamayacağı, sürekli play-off içinde ve iddialı olması gerektiği gibi ezberler… Aşil tendonu kopmuş ve 30’lu yaşların ikinci yarısına geçmiş bir oyuncunun hala bir takımı sırtlayabileceğine dair dogmalar… Anlamsız, gerçekçilikten uzak beklentiler… Hepsi takımın elindeki tek büyük ismin ardından kapıdan çıkmış gibi.

Mevcut Lakers kadrosunda Kobe Bryant gibi bir süperyıldızı geçin, All-Star düzeyinde bir oyuncu bile yok. En azından şimdilik. Sadece gelecek vaat eden, yetenekli bazı gençler var. Potansiyellerinin ne kadarını gerçeğe dönüştürebileceklerini zaman gösterecek. Zaman ve sabır şu aşamada en çok ihtiyaç duydukları şeyler. Şanslılar da, çünkü bu sezon kimse onlardan play-off yarışında koşmaları gibi şeyler beklemiyor. Lakers uzun bir aradan sonra üzerinde gerçekçilikten uzak bile olsa bir beklenti oluşmamış halde sezona giriyor. Yine bolca maç kaybedileceğini herkes baştan kabullenmiş durumda. Çocuklar ileriye dönük ümit verici bir şeyler gösterseler yetecek.

Bir diğer şansları, artık bir koçla çalışacak olmaları. Hem de, kendileri gibi genç ve gelecek vaat eden biriyle.

Aslında son iki yılda da takımın koç pozisyonunu işgal eden birisi vardı ama yaptığı işi koçluk diye tanımlamak herhalde dünyanın diğer koçlarına haksızlık ve ayıp. Byron Scott elindeki gençlere teknik-taktik anlamda yardımcı olabilmenin yanından geçmediği gibi, örneğin benzer yönlerden yetersiz kalan Scott Brooks’un Oklahoma City’de yaptığı gibi hiç değilse oyunculara pozitif bir yaklaşım gösterip, özgüvenlerine katkı sağlamayı da beceremedi. İki yıl boyunca Scott’ın yapabildiği tek şey, görevini oyunculuk günlerinde bir çaylakken kol kanat gerdiği Kobe’nin oradaki varlığına borçlu olduğunu idrak edebilmekti ve abartılı biçimde buna yönelik davrandı.

Yeni koç Luke Walton’ın antrenörlük kariyerinde henüz kayıtlara işlenmiş bir maç yok ama bu biraz da kuralların azizliğinden. Bilindiği gibi kendisi geçen sezon Steve Kerr’ün rahatsızlığı nedeniyle Golden State Warriors’ın başında bulunamadığı sürede onun yerini almıştı ve takımı 39-4’lük bir dereceyle teslim etti. Elbette bu büyük ölçüde Warriors kadrosunun kalitesinden kaynaklanan bir başarıydı ama Walton’ın daha önce koçluk günleri için hiç hazırlık yapmadığını sanmayın. Bill Walton’ın oğlu olarak basketbol yaşantısının içine doğması ve büyürken etrafında hep bu dünyadan figürlerin bulunması bir tarafa, oyunculuğunda da Arizona Üniversitesi’nde Lute Olson, Lakers’ta da Phil Jackson gibi iki büyük isimle çalışmıştı ve 2011 lokavtında gönüllü olarak, Memphis Üniversitesi’nin başında bulunan, Arizona’dan eski takım arkadaşı Josh Pastner’ın asistanlığını yapması, kendisini oyunculuk sonrasına hazırladığının ve bir hedefi olduğunun göstergesiydi.

luke-randle

Üç sayılık atışlar için 22 yıl önce değil, daha iki yıl önce “üçlük atarak şampiyon mu olunur” diyen Scott’ın basketbola bakışı ne kadar eski kafalıysa, Walton da bir o kadar yeni anlayışa adapte ve zaten o anlayışın en üst düzey temsilcisinden geldi. Hücumda hareket ve alanı açmak, Lakers’ın Walton yönetimindeki öncelikleri olacak. Bu bakımdan, teknik donanımı yeni çağın basketboluna çok uygun olan D’Angelo Russell kendini bir kabustan bir rüyaya geçmiş gibi hissediyor olmalı, ki zaten demeçlerinde sürekli bir memnuniyet dışarı vuruyor. Russell ve takım arkadaşlarını şekerci dükkanına sokulmuş çocuklara çeviren bir diğer konu da, Walton’ın oyunculara yaklaşımı. Onun kendileriyle konuşurken kullandığı dili, idmanlarda oyuncu olarak yer alışını, takıma oturtmaya çalıştığı basketbolu hayranlıkla anlatıyorlar. Dışarıdan bakan biri bunun sert disiplinden çıkıp, ipleri gevşek tutan bir öğretmenin öğrencisi olmanın getirdiği rahatlığa bağlı mutluluk olarak yorumlayabilir. Aslında samimi biçimde, başarılı olmak için çok daha elverişli koşullara geçtiklerini düşünüyor ve bunun için sevinç duyuyorlar.

En fazla seviniyor gibi gözüken ve mutluluğu oyununda da karşılık bulan isim Russell. Aslında istatistiklere ve belli maçlara bakıldığında, 19 yaşındaki bir oyuncu için geçen yılki performansı da hiç fena değildi. Hakkındaki algıyı olumsuz etkileyen birinci şey, takım arkadaşı Nick Young’ın nişanlısı Iggy Azalea’yı aldatmasıyla ilgili bir itirafını Young’ın bilgisi olmadan Snapchat’e koyarak sebep olduğu skandaldı. Bununla birlikte, draftın 1 numara seçimi Karl-Anthony Towns’ın akranlarının çok ötesinde performansı ve 4 numarada seçilen Kristaps Porzingis’in ortaya koydukları, Lakers’ın ikinci sıradan aldığı Russell’ı geriye itti. Kobe Bryant’ın veda turnesine dönüşen bir sezonun ve lig genelinde alay konusuna dönüşen bir koçun demode sisteminin yarattığı engellerse pek göz önüne alınmadı. Şimdiyse direksiyonun kendisine teslim edildiği ve liderleri arasında yer aldığı bir takımla yola çıkıyor. En önemlisi, kendisini medyaya karşı suçlu olarak öne atmayacak ve ona güvenen, onunla diyalog kuran bir koçun rehberliğinde…

Bu yılki draftın 2 numaralı seçimi Ingram ise basketbol yeteneği bazında belki de Russell’dan daha büyük bir potansiyele sahip. Fiziğiyle hatırlattığı Kevin Durant’i karşısına kıyas çıtası olarak dikmek haksızlık ama Ingram’ın kollarının sıradışı uzunluğu, bu uzunluğun savunmada kazandırdığı avantajlar, şut kabiliyeti, potaya gitme becerisi ve pas verebilmesi onu da özel kılıyor. Durant kadar özel bir skorere çok büyük ihtimalle hiç dönüşmeyecek fakat modern oyunda neredeyse elzem hale gelen, pozisyon kalıplarının dışındaki forvetlerden biri olmak için her şeye sahip.

trio-lakers

Öne çıkan yönleri skor üretimi olan ama her ikisi de -en azından henüz- savunmada yetersiz Randle ve Clarkson’ın, şimdilik takımın geleceği olarak görülen Russell-Ingram’ın yanında ne kadar daha kalacakları belirsiz. Aynı pozisyonu oynayan ve daha iyi tamamlayıcı oyuncu özelliklerine sahip Nance Jr’ın varlığı, kolejde bir yıldız olan ama oyununu NBA’e adapte etmekte bocalayan Randle’ı gerektiği halde feragat edilecek ilk oyuncu konumuna sokabilir. Ayakları hareketli, şutu gelişen ve atletik Nance ligde son yıllarda aranan 4 numara profiline çok daha uygun. Clarkson ise, 2 numara pozisyonunda zayıflayan bir ligde, yeni salary cap ölçütlerinde gayet makul kontratıyla değerli bir parça ve Russell’la aralarında hızla gelişen bir kimya var.

Saha içinde ve saha dışında bu gençleri tamamlamak için Lakers’ın bazı tecrübeli oyunculara da ihtiyacı vardı. İlk tercihleri değil ama alabildikleri, Luol Deng ve Timofey Mozgov oldu. Yeni salary cap’in standartlarında bile kaşları havaya kaldıran miktarlar ödeyerek… Her ikisi de 30’lu yaşlarında, bir tanesi diz problemleri nedeniyle geçen sezonu neredeyse oturarak geçirmiş iki oyuncuya dörder yıl için toplam 136 milyon dolar vermenin çok iyi bir karar gibi gözükmediği açık. Diğer taraftan takımların kontrat kararlarını, sadece oyuncunun değerini değil, diğer koşulları da göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekiyor. Lakers, geçen yıl LaMarcus Aldridge tarafından pek de ciddiye alınmadıktan sonra, bu yaz da yıllardır kadroya katmak için bir aday olarak gösterildiği Kevin Durant’ten görüşme randevusu dahi alamadı. Takımın derecesi gelişim göstermezse bundan sonra da benzer kalibrede oyuncuların aklını çelemeyeceklerinin ve en azından belli bir noktaya kadar ellerindeki çekirdekle yürümeleri gerektiğinin farkına vardılar. Ellerindeki gençlere iyi bir takımın temelini oluşturmaları hususunda inandıkları için, bundan sonra halihazırdaki takımın ihtiyaçlarına göre alışveriş yapmaları gerekiyordu. Savunmada çember savunabilecek, hücumda iyi perdenin ardından kuvvetli devrilebilecek bir pivot ve 3-4 oynayabilecek, şut tehdidi olan, iyi savunmacı bir forvet bu ihtiyaçların başında geliyordu. “Nasılsa salary cap’i korumak bir işimize yaramayacak” kararına vararak, ucuz ürünü bulmaya değil, bir an önce alışverişi tamamlamaya yönelik hareket ettiler.

Yazıdaki iyimser hava sizi yanıltmasın; bir mucize yaşanmadığı takdirde Lakers bu sezon da muhtemelen play-off yarışı içinde bile kalamayacak. Ancak şu aşamada onlar için başarı kriteri bu değil. Dedik ya, ezberler kapıdan çıkıp gitti. “Lakers sürekli play-off hedeflemeli” gibi içi boş kabuller artık yok. Tekrar bir basketbol takımına benzemek, biraz olsun heyecan vermek, gençlerin ileriye dönük iyi işaretler vermesi ve 30’a yakın galibiyet almak. Bebek Lakers için şimdilik bu kadarı kafi.

İlginizi çekebilecek diğer içerikler