Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

GündemYorumKurşun Pas ve Dünya Şampiyonları

Eczacıbaşı, FIVB Dünya Kulüpler Şampiyonası'nda üst üste ikinci kez şampiyon. Bu başarı, aslında göründüğünden çok daha büyük bir anlam taşıyor.

Eczacıbaşı Filipinler’in başkenti Manila’da organize edilen FIVB Dünya Kulüpler Şampiyonası’nda geçen yılki gibi yine mutlu sona ulaştı. Daha önce bu organizasyonda art arda şampiyonluk yaşayan bir kulüp olmamıştı. Peki bu sonucu nasıl okumak gerekiyor? Bu biraz hangi çerçeveden baktığınızla ilgili.

Konu sportif olsa da ben meselenin kültürel ve sosyolojik boyutunu irdelemenin daha faydalı olacağına inanıyorum. Türkiye’de kadın olmanın giderek daha da zorlaştığı zamanlardan geçiyoruz zira. 2014 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Hacettepe Üniversitesi kanalıyla bir araştırma gerçekleştirdi. Buradan çıkan ve kamuoyu ile paylaşılan verilerin neredeyse bütünü tüyler ürperticiydi. En çarpıcılarından bazıları şöyle;

– Ülkede kadınların yüzde 38’i yaşamlarının bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor.
– Kadınların yüzde 26’sı 18 yaşını doldurmadan evlendiriliyor.
– 2014 yılında 294 kadın erkek şiddeti nedeniyle yaşamını yitirmiş.

Çok açık ki böyle bir ekosistemde, alanı ne olursa olsun başarılı kadınların yetişmesini beklemek normalde pek de gerçekçi değil. Tam da bu yüzden Eczacıbaşı’nın, daha genel anlamda da Türkiye kadın voleybolunun başarısı çok daha değerli. Üstelik bu başarı anlık ya da tesadüfi değil. CEV Şampiyonlar Ligi’nde son altı sezonda dört kez Türk takımları şampiyon oldu ve son yedi yıldır finalde hep bir Türk takımı vardı. FIVB Dünya Kulüpler Şampiyonası’nın son yedi sezonunda da üç farklı takımımız tam dört birincilik elde etti.

Peki kadınlar için bu kadar zor bir ülke nasıl dünyanın en önemli kadın voleybolu ülkesi olmayı başardı? Bugün dünya şampiyonluğu ile gururlandığımız Eczacıbaşı Spor Kulübü aslında her şeyin başladığı yer. 1966 yılında Şakir Eczacıbaşı’nın ‘sporda marka olma ve her zaman büyük hedefler peşinde koşma’ vizyonuyla kurulan Eczacıbaşı Spor Kulübü’nde dünya devi olma süreci, 1972’de efsane antrenör Cengiz Göllü’nün kadın takımının başına gelmesiyle başlıyor. Şakir Eczacıbaşı-Cengiz Göllü önderliğinde kazanılan üst üste 17 Türkiye şampiyonluğu ve 1980’de Avrupa’nın 1 numaralı kupasında oynanan final, Türk sporunun şu andaki övünç nişanesi olan kadın voleybolunun da en güçlü kilometre taşları. Eczacıbaşı’nın açtığı bu yolda zamanla hem sosyal sorumluluk hem de başarıyla gelen reklam katma değerinin anlaşılması Emlak Bankası ve Vakıfbank gibi önemli müesseseleri de işin içine çekti ve voleybolumuz tüm sağlıklı organizasyonlar gibi çok kutuplu bir yapı hâline geldi. 2000’lerin ortalarıyla Fenerbahçe, 2010’larla da Galatasaray gibi iki dev spor kulübünün yarışa dahil olmasıyla hâlihazırda devam eden altın çağ başlamış oldu.

Bu bereketi sadece mega bütçelere ve yıldız yabancı oyunculara bağlamak büyük bir yanılgı olur. Evet, milli takım bazında arzu edilen uluslararası başarılar henüz elde edilmiş değil belki ama bunun sebebi kaliteli Türk oyuncular yetiştirememekten ziyade yapılanma ve planlama eksiklikleri. Eczacıbaşı başta olmak üzere büyük takımlar genç oyunculara ve altyapılara hatırı sayılır derecede yatırım yapmayı sürdürüyor. Bu sayede çok daha fazla genç kız spor yapma, iyi bir eğitim alma ve birey olma şansını yakalıyor.

2011 yılında Beşiktaş voleybol altyapı oyuncusu Nurcan İbrahimoğlu antrenman dönüşünde üzerinde şort olduğu için İETT otobüsünde darp edildi. Bu ve bunun gibi düzinelerce kadına şiddet vakasına inat Türkiye Kadın Voleybol Ligi, Erkek Basketbol Ligi ile beraber ülkenin son dönemde dünyaya verdiği en güzel fotoğraf.

Bu fotoğraf daha fazla like’ı hak ediyor

İlginizi çekebilecek diğer içerikler