Socrates Web Beta v1.0

 
Futbol Basketbol Tenis Bisiklet Diğer Sporlar

FutbolSaha DışıVideoKupa Filmleri #1: Annemler Tatilde

Socrates, Dünya Kupası boyunca içinde kupa hikâyeleri barındıran filmleri izliyor, yorumlarını derliyor. Kupa Filmleri serimizin ilk durağında, Brezilya yapımı Annemler Tatilde var.

2014 Dünya Kupası öncesinde bir kredi kartı reklamında, Brezilya’da berbere giden Paolo Rossi ve karttaki ismini görünce 1982’deki çocukluk kâbusuna dönüş yapan berberin hikâyesi anlatılıyordu. 1982 yazını anlatan o kısa bölüm o kadar etkileyiciydi ki; kıyafetlerden mekânın dokusuna kadar 1982 yılına götürüyordu sizi. Bir reklam filmi için yeterince iyi bir sahneydi.

İşte o reklamdan birkaç yıl evvel izlediğim Annemler Tatilde filmi de bir buçuk saatlik Brezilya tarihinde Dünya Kupası yolculuğu etkisi yaratmıştı. Aslında dikta rejiminden kaçan ebeveyni tarafından dedesine bırakılan ve aynı gün onun da öldüğünü öğrenen ufak bir çocuğun dramını konu alan film, bir yandan da 1970 Dünya Kupası’nın ülkede nasıl bir etki bıraktığını da muazzam bir şekilde anlatıyordu.

Komünist öğrenci birliğinde izlenen Çekoslovakya-Brezilya maçında Çekoslovakya’dan Brezilya’ya çark ediş, “Tostao ve Pele aynı takımda oynar mı?” tartışması, diktatörlük tarafından komünist olduğu gerekçesi ile görevden alınan antrenör Saldanha’ya dair tartışmalar, radyo ve televizyonlardan Brezilya maçını takip edenler nedeniyle boşalan sokaklar… Herhâlde Dünya Kupası’nı konu alan filmler içinde en etkilendiğim iş Annemler Tatilde. En çok hoşuma giden kısmı ise; futbolcu kartlarında sol bek Everaldo’nun kartının bulunmaz, nadide bir parça olmasıydı. Çünkü Everaldo, o takımın en gösterişsiz ve en sıradan kariyere sahip futbolcusuydu…  – İlhan Özgen


Sporu konu alan filmlerin bazılarında saha içine fazla odaklanıldığını ve bu durumun filmi yavan hâle getirdiğine inanırım. Annemler Tatilde filminde beni en memnun eden noktaların başında, futbol-hayat dengesinin iyi belirlenmesi vardı. Küçük Mauro’nun gözünden diktatör Medici yönetimindeki Brezilya’nın 1970 Dünya Kupası zaferi sırasında nasıl bir sosyal gerçeklikle karşı karşıya olduğunu anlayabiliyoruz filmi izlerken. Restoranlardaki futbol tartışmalarında da faşist/komünist tartışmalarından kesintilere rastlamak mümkün. Örneğin diktatör Medici tarafından kupaya kısa bir süre kala sol görüşlü olduğu için görevden alınan teknik direktör Saldanha’dan bahsedilirken “Onsuz nasıl şampiyon olacağız?” sorusuna “Ama o bir komünist” cevabının sunulduğunu görüyoruz. Tıpkı bu topraklarda da bir dönem her muhalif görüşe komünist yaftası yapıştırıldığı gibi…

Diktatör rejiminden saklanmak zorunda kalan ailesi tarafından dedesinin evine bırakılan, ancak berber dedesi hayatını kaybedince onun mahallesindeki Musevi toplulukla yaşamak zorunda kalan Mauro, bir yandan onların kurallarına karşı koymaya çalışırken bir yandan onlarla vakit geçirmeye ve içten içe onları sevmeye başlar. İlk zamanlarda kimsenin yanına almaya yanaşmadığı ufaklık bir süre sonra her öğünü başka birinin evinde, yeni katıldığı topluluğu tanıyarak geçirir. Bu geçiş süreci de iyi işlenen temalardan biriydi bence.

Kaleciliğe gönlünü kaptırdıktan sonra Mauro’nun “Ceza sahasını terk etmemeyi öğrenmeliydim” repliği de benim ilgimi çekti. Zira Brezilya’nın 1970 Dünya Kupası finalindeki gollerinin tamamı filmde geçmese de yedikleri tek gol ekranda yer buluyor. O golde kaleci Felix’in ceza sahasının dışına çıkarak İtalyan Boninsegna’ya kolay bir gol fırsatı vermesi de güzel bir dokunuş olmuş.

Özetle, ilk yarısında dramanın daha yoğun olduğu, ikinci bölümde Dünya Kupası heyecanıyla biraz daha tebessüm ettiren ancak finali yine bir nebze yürek burkan bir film Annemler Tatilde. -Buğra Balaban


Uzun süredir izlemek istediğim ama her seferinde ertelediğim bir filmdi Annemler Tatilde. Hem gittikçe yaklaşan 2018 Dünya Kupası ile birlikte filmin isminin ofiste sık sık anılması hem de kendi üzerimde kurduğum -iyi ki kurmuşum- ‘artık izlemeliyim’ baskısı hafta sonu bu filmi bana izlettirmeye yetti de arttı bile.

Politik nedenlerle alt-üst olmuş dönemlerin, hatta o dönemlerde yaşayan ailelerin konu edildiği pek çok film veya belgesel mevcut elbette. Brezilya’lı yönetmen Cao Hamburger’in bu filmi ise hem her şeyin küçük bir çocuğun gözünden anlatılmış olmasıyla hem de hoş bir Dünya Kupası sosuyla diğerlerinden ayrışıyor.

Filmi izlerken merakımı cezbeden konuların başında sıkıntılı dönemden geçen Brezilya halkının Dünya Kupası’na olan yaklaşımı geliyordu. Brezilya maçları sırasında yansıtılan atmosfer; boş sokaklar, dolu mekanlar, televizyon başındaki aile bireyleri dönemi ziyadesiyle hissettirirken benim de bir önceki cümlede bahsettiğim merakımı giderir nitelikteydi. Musevi kesimin çocuğa davranış şekli ve komünistlerin Çekoslovakya ile Brezilya arasında oynanan maçta atılan gollere gösterdikleri tepkiler de filmle ilgili akılda kalıcı sahnelerdi bana göre. Bir kalecinin yalnızlığı ve bir çocuğun neden kaleci olmak isteyeceği ile ilgili anlatımlarsa dikkatimi çeken ve hoşuma giden başka bölümlerdi.

Son cümleyi de filmin müziklerine ayırmazsam haksızlık olur diye düşünüyorum. Tam zamanında duyduğumuz, çok hoş müziklerdi. Bulabilirsem, bir süre playlist’imin üst sıralarında bulunacaklar gibi… – Kaan Demirel


Bir kitabı kapağına göre nasıl yargılıyorsak, bir filmin afişi ve ismine göre de onun hakkında ön yargı edinmemiz kaçınılmaz. İzleyeceğim filmler hakkında incelemeleri veya yorumları okumayı tercih etmem. Ancak filmin afişini kesinlikle incelerim. ”Annemler Tatilde” filmi de türkçe çevirisiyle birlikte yanlış bir önyargı oluşturma hatasına düşmüş. İlk bakışta, arabanın camından dışarıyı seyreden çocuğun surat ifadesinden tanımadığı bir ortamda bulunduğunu anlayabiliyorsunuz lakin gözünüz filmin ismini okuduğunda yapımın farklı bir mecraya ait olduğu yanılgısına düşebiliyorsunuz. Portekizce’den tam çevirisi aslında ”Annemlerin Tatile Gittiği Yıl’’. ”Annemler Tatilde”den ziyade, ”Annemlerin Tatile Gittiği Yıl” ismi filmin işlediği sürgün, politika, çok kültürlülük temalarına çok daha uygun.

Film, ana kahramanımız 10 yaşındaki Mauro’nun kaleciler hakkındaki monoloğu ile açılıyor. Bir futbolseverseniz film sizi içine çekmeye ilk dakikadan başarıyor. Hemen arkasından apar topar valizini mavi vosvosun bagajına yükleyen Mauro, ebeveynleriyle birlikte dedesine, Sao Paolo’ya doğru yola çıkıyor. Ebeveynleri Mauro’ya dedesinin apartmanının önünde son bir kez sarılırken ”tatile” çıkmak zorunda olduklarını ve Dünya Kupası’nda başladığında döneceklerini söylüyorlar. Hali hazırda Dünya Kupası’nı iple çeken Mauro için zaman artık çok daha yavaş geçmeye başlıyor…

Her ne kadar insanların politik görüşü ve etnik kökenleri farklılık gösterse de Dünya Kupası başladığında tüm ülkenin tek bir çatı altında toplandığını hissedebiliyorsunuz.

Brezilyalı yönetmen Cao Hamburger, kullandığı kadraj ve ışıklarla filme biraz Avrupai görsel dil katmış. Ancak filmin ana konularından biri olan diktatörlük rejimini nasıl ele aldığı en çok etkilendiğim kısımdı. Film, her ne kadar fazlasıyla politik mesajlar içerse de yönetmen bize bu göstergeleri 10 yaşındaki bir çocuğun gözünden seyrettiriyor. Mauro insanların korktuğunu hissediyor ancak neden olduğunu bilmiyor ve sorgulamıyor. Bir grup insanın dövülüp, göz altına alındığına şahit olduğunda bile neden sorusuna cevap aramıyor. Zira, tek düşündüğü şey, ”acaba ailemin başına da aynı şeyler mi geldi?”

Her ne kadar insanların politik görüşü ve etnik kökenleri farklılık gösterse de Dünya Kupası başladığında tüm ülkenin tek bir çatı altında toplandığını hissedebiliyorsunuz. Filmde bolca karşılaştığımız solcular, yahudiler ve diğerleri 90 dakika boyunca herşeyi unutup, Pele gol atınca birbirlerine sarılıyorlar. Ve yönetmen, tüm insanların ortak bir paydada birleşebilmelerinin Brezilya’nın ulus kimliğini oluşturduğunu gösteriyor. Tüm bunlar gerçekleşirken kahramanımız Mauro’nun aklında her zaman ailesi var. Final maçının önemi tüm Brezilya adına aşikar olsa da kahramanımız için anlamı ‘bitiş çizgisi’. Babasının ona verdiği ”Dünya Kupası’nda geri döneceğiz” sözünün son kullanma tarihi. Mauro bir yandan Brezilya’nın 3. Dünya Kupası zaferini beklerken, diğer yandan da mavi vosvosun yollarını gözlüyor. Yollarda bırakın arabayı, insanlar bile göremeyince zaferin tadını dahi çıkaramıyor kahramınız. En sevdikleriniz yanınızda olmayınca, mutlulukları onlarla paylaşamayınca tüm herşeyin önemini yitirdiğini, Mauro boş sokaklarda yürürken midenize inen bir yumruk gibi hissediyorsunuz.

Filmdeki sergilenen oyunculuk takdire şayan. Özellike Hanna karakterini oynayan Daniela Piepszyk inanılmaz iş çıkarmış. Ek olarak Cao Hamburger’in zenci konusunu ele alışı çok ince ve zekice. Eğer Dünya Kupası’na farklı ve özel bir pencereden bakmak isterseniz ”Annemlerin Tatile Gittiği Yıl” pardon, ”Annemler Tatilde”yi Dünya Kupası öncesi kaçırmayın derim. – Feyyaz Sonbudak

İlginizi çekebilecek diğer içerikler

Süper Lig Treni

Süper Lig Treni

5 gün önce
Futbolun Yeni Çağı

Futbolun Yeni Çağı

3 hafta önce